ARSIVANA SAYFA
 
24 Haziran '00
SAYI: 23
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan...
TİS'ler ve sınıfın sorumluluğu
Tarımda yıkım programı başladı
Tüm çalışanlara işgüvencesi!
TİS sürecinde mücadeleyi yükseltelim!
İşçi sınıfı yasakları çiğneyerek grev hakkını...
Belediyelerde grev hazırlığı
Sistemli ve disiplinli bir çalışmayla başardık
İEP'in derinleşen zaafiyeti
EXSA grevi büyük bir coşkuyla başladı
Adana'da sınıf çalışmasının güncel gerekleri
Yerel sınıf çalışmasında yüklenilmesi gereken halka
Norm kadro yönetmeliği
Hazırlık öğrencileri ve yazokulu süreci
Programda tarım ve köylü sorunu/1
Polis zihniyetli bürokratları başımızdan...
Devrimci tutsaklar onurumuzdur, onurumuzu...
Hücrelere girmeyeceğiz, direneceğiz!
Yaşamın hücreleştirilme sine ve...
ABD politikasının iflası
ABD'nin yeni dış politik açılımlarının arka planı
Opel'de binlerce işçinin iki günlük grevi
Komünist militanlardan parti programı üzerine...
Burjuva basından seçmeler
Mücadele Postası
 
Tüm başlıklar






 
 
Sistemin kanayan yarası YTÜ...

Hazırlık öğrencileri ve yaz okulu süreci


Yıldız Teknik Üniversitesi hareketli günlere gebe. Hazırlık öğrencilerinden 480 kişi sınıfta bırakıldı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde hazırlığa başlayan her öğrenci bu hazırlık sınıfını geçmek zorunda. Hazırlıkta bir yıl sonunda yapılan sınav sonucu kişi, kalmışsa eğer, iki durumla karşı karşıya kalır. Bu arkadaşlar paraya sahipseler, yaz okuluna gelirler ve iki ay süren yaz okulu sonucunda final sınavına girme hakkı kazanırlar. Ayrıca Eylül’deki sınava da girme hakları vardır. Parası olmayanlar ise, sadece Eylül’deki sınava girebilirler. Yani parası olana iki hak, parası olmayana tek hak. Bu sınavlarda başarısız olan öğrencinin YTÜ’yle ilişiği kesilir ve YÖK’ten haber beklemeye başlar.

Geçen yıl, yani ‘98-99 öğretim yılında durum buydu. Fakat geçen yıl yaz okuluna başlayan öğrenciler, daha yaz okulu başlamadan toplantılar düzenlemeye, birbirleriyle sımsıkı iletişim kurmaya başladılar. Yapılan toplantılar 150-200 kişilik katılımlarla başlıyor, çözüm aranmaya çalışılıyordu. Toplantı, öğrencilerin kendi inisiyatifinde gelişiyordu. Ve birlikte hareketi engelleyecek talepler toplantıda eritiliyor ve bu saldırının eğitim hakkımıza yapılan bir zor kullanım olduğu, özelleştirme politikalarının ilk adımı olduğu açıklanıyordu.

Fakat bu yılki toplantılar hem gerçekleştiriliş, hem de kişi sayısı bakımından, birçok şeyin yanlış yapıldığını ortaya koyuyordu. (Bu da, araştırmalarımız sonucu, sene içinde yapılan toplantılarda bazı kişilerin sahiplenme duygularıyla ilgiliymiş.) Ve adeta örgütlü insanlar örgütsüz insanlar önünde büyük bir engel oluşturuyordu.

Yapılan ilk toplantıda yaz okulu parasının kaldırılması talebi gündeme geldi ve bunun dilekçeye yazılması konusunda fikir birliğine varıldı. Bu fikir bir diğer toplantıda “arkadaşlar bu böyle olmadı” denilerek, hem de örgütlü bir kişi tarafından, tamamen tepeden değiştirilmiş ve oradaki insanlara bu kabul ettirilmiş.

Şimdi değiştirilen maddeye bakalım: Yaz okulu fiyatlarının kaldırılması maddesi yerine düşürülmesi denmiş. Toplantılarda kendini herhangi bir siyasi gruba bağlamayan insanların bile yaz okulu ücretinin kaldırılmasını savunduğu bir ortamda, “çok uçuk bir talep” diye bu haklı istem örgütlü insanlar tarafından geri çekiliyor! Gerçekten çok ilginç ve şaşırtıcı bir durum.

Yaz okulu parasının düşürülmesi ne demek? Yaz okulu parasını meşru kılmak -yani siz bizi sömürün tamam, ama daha az sömürün lütfen!- ve bu parayı kabul etmek demek. Tabii ki yaz okulu ücreti, kaldırılmasını talep etmekle hemen kaldırılmayacak, ama sorun da salt para sorunu değil ki. Sorun eğitim sistemi. Eğitim sistemi bir ülkenin genel politikasının özele yansıması demek. Yani sözün özü; sorun daha az ya da daha çok para ödemek değil ki. Sorun sistem sorunu. Bu aşağılık sistem var olduğu sürece, bu sorunlar da ortadan kalkmayacak. Biz de insanlara bunu anlatmak zorundayız. Yani bizim talebimiz olan parasız eğitim, yine bu sistem içinde olduktan, burjuva kalıbını hiçbir biçimde aşmadıktan sonra neye yarar ki? Çıkacağı yer aynı değil mi? Sorun burada ödün vermemek. Siz rektörlüğe zaten yaz okulunun parasız olması talebiyle giderseniz; bu diğer alt talepleriniz ya da sizin şu an istediğiniz ücret düşürülmesi, burs vs. kendiliğinden, bu yaz okulunun parasız olma talebinin getirisi olarak ortaya çıkacaktır.

Toplantılar ve duyurular sonrası hazırlanan dilekçelerin rektörlüğe hep beraber verilmesi kararlaştırılıyor. Dilekçelerin toplanması süreci başlatılıyor. Dilekçelerin toplanması sona erdiğinde, 480 öğrenciden 240 kadarı dilekçe yazıyor. Bu dilekçelerin toplanmasında ya da sınıf konuşmaları sonucunda sindirme politikasının ürünleri olan polisler gelip taciz soruları soruyorlar, kimlik kontrolü yapıyorlar. Sözde kitleselliği kıracaklar.

Artık rektörlüğe yürüme günü gelip çatıyor. Dersten çıkan öğrenciler ilk önce alkışlarla bölümlerinin önünde toplanıyorlar. Konuşmalar ve alkışlarla kitle yavaş yavaş toplanmaya başlıyor. Öğrenciler rektörlüğe doğru yöneliyorlar. Üst sınıflardan 6-7 kişi de bu kitleye katılıyor ve rektörlüğün önüne yaklaşık 60 ya da daha fazla bir kitleyle gidiliyor. Daha önce 5 temsilci seçilmiş olmasına rağmen, özel güvenlik birim şefinin talebi üzerine, 3 kişi içeriye alınıyor. Rektörün orada olmadığı ve yarın için randevu verebilecekleri söyleniyor. Dilekçeler teslim edildikten sonra dışarıya çıkıyor arkadaşlar.

Toplantıda temsilcisi olarak seçilen, fakat üç kişi sınırına takılıp içeriye giremeyen bir arkadaş kitleye diyor ki; “arkadaşlar rektör yokmuş, yarın yine kitleyle buraya geleceğiz.” Fakat hemen müdahale içeriye girenlerden geliyor ve diyorlar ki, “hayır kitleyle değil, temsilciler gelecek.” Bu söylemde tabii ki özel güvenlik şefinin içerideki tehditleri özel bir yer tutarken, görüşmeye giren arkadaşların ilk seneleri olması ve deneyimsiz olmaları da, büyük bir etken olarak göze çarpıyor. Burada verilmesi gereken; “Hayır, biz yarın da kitleyle geleceğiz; çünkü bunlar bizim meşru taleplerimizdir ve bu insanlar verdikleri dilekçenin sonucunu merak ediyorlar, yarın da böyle geleceğiz” cevabı olmalıydı. Zira meşru hakları olan bir kitleye, hem de üniversite içinde, üstelik rektörlük seçimleri yaklaşırken müdahale edilmesi, ortamı daha da politize edecek bir davranış olurdu. Bu müdahalenin sonuçlarını taşıyamayacağı için, rektörlük hiçbir şey yapamazdı. Deneyimsizlik çok göze çarpan bir olguydu, zira ne söylenirse kabul ediliyordu.

Ertesi gün tekrar bu üç temsilci rektörlüğe gittiler. İçerideki görüşme sonucu rektör bazı talepleri kabul ederken, tam bir oyalama taktiği sürdürdü. Kabul edilen taleplere gelince;

1) Yurtlar yaz okulu boyunca açık tutulacak;

2) Yaz okulu için yeni fiyatlar belirlenecek;

3) Bu fiyatlar elden geldiğince bursla beslenecek (yani rüşvet verilecek öğrenciye);

4)%90 olan devam zorunluluğu aşağı çekilecek;

5) Ve notlar okunurken tolerans gösterilecek.

Rektörlükle yapılan konuşmanın getirdiği şeyler bunlar. Peki bunların kabulü neyi değiştirecek?

Yaz okulu için yeni fiyatlar belirlenmesi onun meşruluğunun bir ispatı olacak. 8 ayda kavratılamayan İngilizce, 2 aylık yaz okulunda mı kavratılacak? Bu parayı da öğretmen maaşları için aldıklarını söyleyenler, yaz okulu final sınavına neden yaz okuluna gelmeyen öğrencileri almıyorlar? Yaz okulu finaline girmek için yaz okuluna gelmek zorundasın, yaz okuluna gelmenin koşulu da para. Bu, paralı eğitim anlayışı değil de nedir?

Yaz okulundaki fiyatları ödeyemeyecek durumdaki öğrencilere burs verilecekmiş ve görüşmeye çıkan arkadaşlara burs sözü verilmiş. Şimdi burada sorulması gereken tek soru şu: Madem çoğunluğa burs veriyorsunuz, o halde neden yaz okulunu parasız yapmıyorsunuz? Burs rüşvet değil de nedir? Bu taktiği daha önce de uyguladılar. Ortam hafif gerginleştiğinde hemen bursun arkasına sığındılar. Bu üniversite sınavından sonra da harçlarda gündeme gelmedi mi? Ve artık yavaş yavaş bu burslar her öğrenciye çıkmamaya başlamadı mı? Uyanmak lazım bu uykudan artık. Üniversiteler adım adım satılıyor ve biz de bu satılabilirlik içindeki taleplerimizle; değil onun önünü kesmek, adeta yardım ediyoruz.

% 90 olan devam zorunluluğu aşağı çekilecek. Böyle bir şey neden yıl içinde yapılmadı ve hazırlık öğrencileri neden bir yıl boyunca her türlü kültürel faaliyetten uzak, adeta birer koyun muamelesi gördüler? Çünkü korkuyorlar. Çünkü hazırlık öğrencisinin ve tüm öğrencilerin düşünmesinden korkuyorlar. O kadar sıkboğaz, ders, vize ve final sınavı yoğunluğu var ki, üniversite gençliği başka bir şey düşünsün istemiyorlar.

Bir başka rüşvet teklifi de notlara tolerans gösterileceği yalanı.

Yukarıdaki maddeler ve yorumları ışığında sorulması gereken birkaç soru var. Toplantılar yapılıyor. Amaç hiçbir öğrencinin kalmaması(!). Şimdi yukarıda söylenen şeyler yapılsa dahi, bu yaz okulunda sınıfta kalan olmayacak mı? Şimdi siz devam zorunluluğunu çektiniz aşağı, az bir ücret de ödediniz, burs da çıktı size, notlarınız da daha toleranslı okundu... Bunlar hiç kimsenin kalmayacağı garantisini veriyor mu size? Oraya görüşmeye çıkan arkadaşlarda hiçbir art niyet aramadan soruyoruz bu soruları. Yarın o dilekçenin altına imza atanlardan bir kısmı kalırsa, bunu nasıl açıklayacaksınız insanlara? Sadece kuru bir “elimizden geleni yaptık” mı diyeceksiniz? Yukarıdaki talepler gerçekleşmeyecek talepler değil, hepsini yaparlar ve rektörlük seçimleri olduğu için daha bir sürü şey de yaparlar. Fakat bu bazı insanların kalacağı gerçeğini değiştirir mi? Bunların hepsi düşünülmesi gereken sorular.

Haklı olan sizdiniz unuttunuz mu? Haklı olan onlar değil.

Bu istemler bu sistemi aşar, daha somut şeyler isteyerek kazanım elde edelim diye yola çıkarsanız, bu elde ettiğiniz adım adım sistemin onaylanmasına çıkar ve kazanım derken birçok şeyi kaybedersiniz. Devrimcinin görevi kitlenin önünü açmaktır, tıkamak değil. Biz de biliyoruz bu sistem içinde parasız eğitimin olmayacağını, ama sorun da tam burada işte. Bu istemlerin meşruluğu sosyalizmin meşruluğudur. Elbette bu düzen buna izin vermeyecektir. Bu noktada bunu kitlelere göstermek de her sosyalistin birinci ödevidir.

Burada kazanım elde ettik yanlışına düşülmemeli. Burada istediğimiz geri talepler birebir kayıptır ve yalnızca bu düzen içinde var olmaya dayanan istemlerdir. Biz bu düzen içinde erimeyeceğiz.

Yıldız Teknik Üniversitesi daha hareketli günler yaşayacaktır ve biz de bir an önce bu yanlış bakışaçımızı ve tutumlarımızı değiştirmek zorundayız. Diğer yapıların da bu konuya duyarlılık göstermesini istiyoruz. Dikkat çeken bir diğer konu da, bu okuldaki diğer siyasetlerin -birkaçı dışında- bu konuya hiç ilgi göstermiyor olmalarıdır. Şaşırmamak elde değil.

Güzel günler göreceğiz çocuklar... Umutluyuz, inançlıyız. Bakalım ilerki süreçte Yıldız gençliği daha neler yapacak.
Eğitim haktır satılamaz!
Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!
YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!

YTÜ Ekim Gençliği