2 Ağustos '03
Sayı: 30 (120)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşbirlikçi sermaye iktidarı ABD'nin kirli savaş jandarmalığına soyunuyor
  İşbirlikçiler gençlerimizin kanını pazarlıyor!
  Sermaye devleti suç ortaklığına hazırlanıyor!
  AB uyum yasalarının gerçek yaşamda geçerliliği yok!
  Terör devletinin tahkimatı "ince" yöntemlerle sürüyor...
  Özelleştirilmesi planlanan KİT'ler en kârlı ve verimli sanayi kuruluşları...
  TEKEL işçileri özelleştirme saldırısına karşı mücadele ediyor...
  İşçi eylemlerinden...
  Deprem öldürmez devlet öldürür...
  Toplu görüşme değil toplusözleşme!..
  Avrupa Birliği daha fazla işsizlik, yoksulluk ve sefalet demektir...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri/2
  Yeni bir soygun fonu: İşsizlik sigortası
  Irak direnişi emperyalist işgalcileri cephe gerisinde zorluyor
  "Yol haritası" aldatmacasıyla Filistin halkı teslim alınamayacak!
  Almanya'nın Kongo çıkartması...
  Latin Amerika: Amerikan emperyalizmi için büyüyen sorunlar
  Küba'ya boyun eğdiremiyorlar!
  Sağlık-İş Genel Başkanı'nın incileri ve sendika ağalarının gerçeği
  Faaliyetlerden...
  İşbirlikçi olmak istemedim
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Irak direnişi emperyalist işgalcileri
cephe gerisinde zorluyor

C. Kaynak

Saddam Hüseyin’in oğullarının öldürülmesi ile birlikte Irak’ta rahat bir nefes alma olanağı elde etmiş olduğunu sanan ABD emperyalizmi, birkaç gün aradan sonra bunun boş bir yanılsama, bir sama. alevi olduğunu gördü ve kendisini aynı noktada buldu.

Bush ve Blair yönetimlerinin
kıvranmaları sürüyor

Bush yönetimi ve Tony Blair hükümetinin Irak sorununu gündemden düşürme veya en azından yükünü hafifletme çabaları sonuçsuz kalmaya devam etmektedirler. Dolayısıyla, basın konuyu haftalardır mekani. bir tekrarı andıran aynı yöntemle işlemeyi sürdürmekte. Irak’ta öldürülen Amerikan askerlerinin sayıları; Bush ve Blair’in kendi ülkelerinin kamuoyları önünde karşılaştıkları -ölçeği ve sayıları her gün kabaran- sıkıntıların envanteri; işgal güçlerinin Irak’ta mevcut duruma bir alternatif bulmakta yaşadıkları çaresizlik, yapılan tüm değerlendirmelerin değişmez bel kemiğini teşkil etmektedir.

Bu tekrar, arasıra ‘Irak’ta cehennemde yaşadıklarını’, ‘hiyerarşileri tarafından kurbanlık koyun olarak orada terk edildiklerini’ bağıra bağıra anlatan Amerikan askerleri ile yapılan röportajlarla takviye edilere., Irak’a özgürlük taşımayı vaad etmiş ABD emperyalizminin kendisini içinde bulduğu iç karartıcı manzaranın tasvirini tamamlamaktadır.

İngiltere kamuoyunda David Kelly’nin intihar etmesinden sonra yeni bir boyut kazanan Irak sorunu artık yeni kavramlarla tartışılmaya başlandı. Basın toplantılarında Tony Blair “Eliniz kana bulaştı mı bulaşmadı mıı” veya “Ne zaman istifa etmeyi düşünüyorsunuzı” türünden sorularla karşılaşmaktadır. İstifa talepleri sadece soru olarak başbakana sorulmamakta, İşçi Partisi sorumluları ve hükümetten istifa etmiş eski bakanlar bunu talep de etmektedirler. Basın Irak’ta ölen İngiliz.askerlerinin ailelerinin başbakana hitaben yazdığı “Sayın Tony Blair’i birey olarak oğlumun ölümünden sorumlu tutuyorum!” başlığını taşıyan mektuplar yayınlamakta.
ABD Kongresi’nin Dışişleri Komisyonu, 29 Temmuz günü, Irak konusunda Bush idaresinin teorisyeni ve Pentagon’un iki numarası Paul Wolfowitz ile Hazine Müşteşarı Joshua Bolten’i dinledi. Senatörlerin sorularına cevap vermek.e güçlük çeken ve basına sızan bilgilere göre zor anlar yaşayan iki sorumlu, ne işgalin mali yükü ve ne de süresi konusunda kendilerini ne söyleyeceklerini bilemez konumda buldular. Delaware demokrat senatörü Joseph Biden bağırmak zorunda kaldı: “Burada, bu masa etrafında bulunanlardan kim yıl sonuna kadar Irak’taki gücümüzü 100 bin askerin altına düşüreceğimizi düşünüyorı Siz ne zaman bizimle samimi olmaya başlayacaksınızı”.

Rahatsızlık ve endişe sadece muhalefet tarafından dile getirilmemekte. Kongre’nin Dışişleri Komisyonu Başkanı ve Indiana cumhuriyetçi senatörü Lugar da, “Savaş öncesi döneme kadar dayanan bürokratik duyarsızlık, politik ihtiyatlılık ve gerçekçi olmayan beklentilerin çakışması sonucu Irak’ta hangi yöne doğru ilerlediğimizi pek bilmeyen bir kon.mda olduğumuz intibasını veriyoruz” diyerek aynı kanıyı paylaşmaktadır. Bush yönetiminin bu sıkıntılarına New York Times’in “Irak’ta bize yardımcı olmaları için müttefiklerimize yalvaralım!” çağrısını içeren makaleler eklendiğinde, ABD emperyalizminin Irak’ta paçasının iyice tutuşmaya başladığı görülüyor.

Irak’ın işgalinin ilk aylarının yaşandığı ve direniş hareketinin başlangıç evresinde olduğu bir dönemde, ABD emperyalizmi ve onun koltuk değneği İngiltere’nin ne kadar rahatsız oldukları birçok aland. görülmektedir. Asker kaybetmeye tahammül etmiyorlar, işgalin mali yükünü fazla kaldıramayacaklarını söylüyorlar, petrolü ihraç etmekte karşılaşılan güçlüklere ve yaşanan gecikmeye, biraz gizlice de olsa, aynı şekilde sitem ediyorlar. Oysa, her geçen gün acil çözüm gerektiren sorunlar ağırlaşmakta, direniş eylemleri sistematikleşmektedir. Bunun yanı sıra, Bush idaresi ve Tony Blair hükümetinin mut bağladıkları, medet umdukları gelişmeler bir türlü yaşanmamakta.

BM ve NATO’ yu kullanma
çabaları sonuçsuz

ABD emperyalizmi çıkmaza çare bulmak için yoğun bir faaliyet içindedir. Konuya ilişkin inisiyatifleri bir çok cepheden geliştirmeye çalışmaktadır: Birleşmiş Milletler Örgütü’ne sığ.nma, NATO’yu devreye sokma, müttefiklerinin gönüllü katkılarına çağrıda bulunma vs. Haftalardır bu alanda yapılan gizli veya açık temaslar en ufak bir sonuç vermediler.

İşgal güçlerine Irak’ı yönetmekte tam yetki tanıyan 1483 sayılı kararın özüne sadık kalınarak sorunun BM’ye devredilmesi imkansız gibi görünüyor. 1483 sayılı karar çerçevesinde sorunun BM.6;ye havale edilmesi özetle şu anlama gelmektedir: Irak’ın petrolünü işletme, satma ve gelirini kullanma yetkisi ABD ve İngiltere’ye bırakılacak, sorunun geriye kalan tüm kapsamı da işgal güçlerinin sorumluluğundan çıkartılarak BM’nin başına bir bela olarak terkedilecektir. Kimse karşılığı olmayan böyle bir riski göze alamaz, hele de bu riskin ne olduğunun iyi bilindiği ve görüldüğü bir dur mda.

Bu yönde yapılan nabız yoklamaları olumsuz sonuç verdikleri için, Washington konuyu resmen Güvenlik Konseyiine getirmeyi ve gündeme koymayı dahi göze alamamakta, sözlü tekrardan ileri gidememektedir. ABD’ye .öz veren Hindistan ve Pakistan bile verdikleri sözden geri dönmek zorunda kaldılar. BM’nin açık ve net bir kararı olmadan Irak’a asker göndermeyeceklerini açıkladılar.

NATO’ya yüklenmek istenen misyon da yaklaşık benzer sorunlarla yüzyüzedir. Irak’a saldırı gerçekleşmeden önce ABD’nin dayatmaları NATO’yu tarihinin en ciddi krizi ile yüzyüze bırakmış ve bir oturumda.üç veto oyu kullanılmasına yol açmıştı. Kaldı ki NATO’nun en güçlü üyelerinden ikisi Almanya ile Fransa Irak konusunda iddia sahibi bir politika izlemeye çalışıyorlar. Birkaç ay önce ABD ile ilişkilerinin gerginleşmesini göze alan birçok NATO üyesi ülke, bugün çok daha elverişsiz koşullarda Washington’un taleplerine olumlu cevap vermekten yana değiller.

Onun için, ABD’nin NATO üzerinde yapmaya başladığı hesaplar da resmen onun gündemine konmuş ve tartışmaya açılmış değil. İlkin NATO’nun Irak’ta görev üstlenen Polonya’ya yardımcı olması ge.ekir dendi, ardından ABD sorumluları konuyu biraz daha açık bir biçimde dile getirdiler ve şimdi de NATO Genel Sekreteri bu görevi devralmış bulunuyor. Bu dolaylı çağrılara, artan ısrarlara rağmen Nato’nun diğer üyeleri talebe sarılarak konuyu örgütün gündemine almaya yanaşmamaktadırlar.

“Gönüllü müttefikler” bile ayak sürüyor

ABD emperyalizminin umut bağladığı diğer olasılık, müttefıklerin gönüllü katkılarına gelince, o da fos çıkmaya başlamışa benziyor. İspanya, İtalya, Polonya ve benzeri devletler Irak’a az sayıda da olsa a.ker sevk edeceklerine, istikrarın sağlanmasında işgal güçlerine yardımcı olmaya çalışacaklarına dair söz vermişlerdi. Onlar verdikleri sözden vazgeçmiş değiller. Fakat, genelde katkılarının sembolik bir düzeyi aşmasına yanaşmamaktadırlar. Üstelik o kadar yavaş davranıyor, ortamı inceleyecek öncü bir ekip gönderme, malzeme taşıma, iklime alışma türünden prosedüre başvuruyorlar ki, sanki verdikleri sözden pişman olm ş bir halleri var. Her halükarda, gönüllü müttefiklerden ABD’nin yarasında merhem olacak, onun acısını dindirecek bir destek olmayacaktır.

Irak direnişinin potansiyel gücü
işgalcileri ürkütüyor

Bu durumda iddialarından feragat etmek için henüz erken olan ABD emperyalizmi açısından Irak sendromunun ilk acılarını sineye çekmeken başka bir seçenek kalmıyor. Fakat bunun faturasının ağırlaşmaktan başka bir persp.ktifi yoktur. Muhtemelen ABD Kongresi’ni en çok rahatsız eden ve Bush’un bakanlarını azarlamaya kadar götüren geleceğin korkusudur. Çünkü, henüz hakkında ciddi bir değerlendirme yapmak için yeterli bilginin olmadığı direniş hareketi giderek güçlenmek ve yayılmak durumundadır. Bugüne kadar tanık olunan ve düzenli bir seyir kazanmış durumdaki eylemler genellikle belli kentlerde ve Bağdat çevresinde görülmektedirler.

Fakat ülkenin güneyinde, Şiiler’in nüfusun çoğunluğunu temsil ettikleri bölgelerde, İngilizler’in Basra’da verdikleri kayıplar hariç, benzer eylemlere rastlanmamaktadır. Bu demektir ki Şiiler h.nüz işgal güçlerine karşı aktif bir direniş başlatmış değiller. Elbette, bu tavır işgale seyirci kalma olarak tanımlanamaz. Şii sorumlular camilerde ve mitinglerdeki konuşmalarında işgali sert bir dille kınamakta, derhal son bulması.ı talep etmektedirler. İşgal güçleri bugüne kadar kendileri ile aktif işbirliği yapan bir Şîî sorumlu ortaya çıkaramadı, bayraklaştıramadılar. İran üzerinde yoğunlaştırılan baskılar ve estirilen ter&ou.l;r, Paul Bremer’in atadığı geçici Konsey’de Şiiler’in temsil oranı Irak Şiileri’nin ABD güçlerine karşı biraz daha ihtiyatlı davranmalarının kısmi bir açıklaması olabilir. Fakat bu geçici bir urumdur. Emperyalist işgal Irak halkını işbirliği ile direniş arasında seçenek yapmaya zoruluyor. Saddam diktatörlüğüne karşı fırsat buldukça direnen, ağır bedeller ödeyen Şîîler Washington 6;un uşaklığına soyunmayacaklarını saldırının başladığı andan itibaren gösterdiler.

Bu demektir ki Irak halkının önünde çok daha geniş bir direniş perspektifi, bir güç rezervuarı duruyor. Oysa, iki ay içinde 50 civarında asker kaybetmekle avaz avaz bağıran, tüm dünyaya imdat çığ;lıkları atan, Güney Amerika ve Afrika’nın en yoksul ülkelerini kendi barbarlığına alet etmek, kalkan olarak kullanmak için baskı yapan, rüşvet teklif eden ABD emperyalizminin önünde Irak’ta her gün derinleşen bir uçurum oluşuyor.