2 Ağustos '03
Sayı: 30 (120)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşbirlikçi sermaye iktidarı ABD'nin kirli savaş jandarmalığına soyunuyor
  İşbirlikçiler gençlerimizin kanını pazarlıyor!
  Sermaye devleti suç ortaklığına hazırlanıyor!
  AB uyum yasalarının gerçek yaşamda geçerliliği yok!
  Terör devletinin tahkimatı "ince" yöntemlerle sürüyor...
  Özelleştirilmesi planlanan KİT'ler en kârlı ve verimli sanayi kuruluşları...
  TEKEL işçileri özelleştirme saldırısına karşı mücadele ediyor...
  İşçi eylemlerinden...
  Deprem öldürmez devlet öldürür...
  Toplu görüşme değil toplusözleşme!..
  Avrupa Birliği daha fazla işsizlik, yoksulluk ve sefalet demektir...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri/2
  Yeni bir soygun fonu: İşsizlik sigortası
  Irak direnişi emperyalist işgalcileri cephe gerisinde zorluyor
  "Yol haritası" aldatmacasıyla Filistin halkı teslim alınamayacak!
  Almanya'nın Kongo çıkartması...
  Latin Amerika: Amerikan emperyalizmi için büyüyen sorunlar
  Küba'ya boyun eğdiremiyorlar!
  Sağlık-İş Genel Başkanı'nın incileri ve sendika ağalarının gerçeği
  Faaliyetlerden...
  İşbirlikçi olmak istemedim
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Terör devletinin tahkimatı “ince” yöntemlerle sürüyor...

İstanbul Emniyeti gözünü retinalarımıza dikti

29 Temmuz tarihli Star gazetesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bir kampanyası haber yapılmıştı. Kampanyanın startına Celalettin Cerrah da katılmış. O kadar insancıl bir kampanya ki sormayın gitsin. Emniyet Müdürlüğü bütün İstanbul’da özel bir hastane ile anlaşıp ücretsiz göz taraması yaptırıyor. Başlangıç olarak da Gazi Mahallesi’nde bir liseyi seçmişler. Amaçları halkla polis arasındaki ilişkileri geliştirmekmiş! Yalanınızı sevsinler...

Şu bildiğimiz işkenceciler mi, halk sağlığına önem veriyorlar? Onların tek amacı sermaye devletine bekçilik yapmaktır. İlişkilerinin iyi olmasını istedikleri tek kesim, karşısında kuyruk salladıkları burjuvazidir. Bu sınıfın çıkarlarını korumak pahasına, insanlığın her türlü değerini bir çırpıda feda ederler. Hakkını arayan herkes polisin copundan, askısından, elektriğinden nasibini fazlasıyla alır. Her sokak eylemi çeviklerin terörüne maruz kalır. Bir yerde işçiler, emekçiler, gençler bir hak arama eylemi yaptığında, meşru bir tepki ortaya koyduğunda sermayenin azgın bekçi köpeklerinin vahşetiyle karşılaşırlar.

Şimdi siz mi bu halkı düşünüyorsunuz? Göz taramasıymış! Şuna açık açık retina kaydı alıyoruz desenize. Yoksa MERNİS, tamamlanmış olmaz. Yoksa çok güçlü bir arşiv programı olan Promiste boşluklar kalır.

Başlangıç için seçilen yere ve kesime bakar mısınız! Gazi Mahallesi ve her an polis terörüne maruz kalan Gazi gençliği... Gazi’yi seçiyorlar, zira Gazi gibi mahallelerin gençliği devlet için “potansiyel terörist”tir. Daha hiçbir şey yapmadan fişlenmelerini, hem de en sağlam biçimde, yani son teknikle retinaları üzerinden fişlenmelerini nasıl da sağlık taraması diye yutturmaya çalışıyorlar!

“Demokratikleşmeler”in son sürat gittiği, faşist baskı ve terörün cirit attığı bir dönemde bu tür arşivlemeleri “sağlık taraması, halka hizmet” diye ancak sizi tanımayanlara yutturabilirsiniz. Promis’i, hani 5-6 yıl önce ABD Kongresi’nde Türkiye’ye verilip verilmemesi birkaç kez gündeme alınıp tartışılan güçlü fişleme programını, unutturabilir misiniz? MERNİS projesi, kendi başına bir fişleme projesi değil mi?

Ya da mesela 10 milyarın üzerindeki para işlemlerinin bankalar aracılığıyla yaptırılması yasasının çıkarılmasını, gerçekten kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak diye yutturabilir misiniz? Milyar dolarların hortumlandığı, aklandığı bir ülkede, bu kadarı sadece işçi ve emekçileri doğdukları andan itibaren izleme, yaşamlarını arşivleme işine yarar. Ki sonra olur da bir gün kişi hak aramaya kalkar, dolayısıyla “suçlu” durumuna düşerse, dönüp arşivden nerede ne yemiş, ne içmiş, kimlerle ilişkisi olmuş, hangi kitapları okumuş, hangi marketlerden alışveriş yapmış, nerelerde gezmiş –tek bir numarayla hepsi tespit edilebilsin.

ABD emperyalizminin ateşle dansa durduğu bir dönemde bu dansa şevkle katılan bir uşak devletin faşist uygulamalara ağırlık vermesi, kendini tahkim etmesi hiç şaşırtıcı değil. Nihayetinde o şimdiden kendi sonunu görüyor ve bunu geciktirmek istiyor. İşçi ve emekçilere, genç kuşaklara da daha uyanık olmak, bu tür uygulamalara karşı tepki göstermek, sermaye iktidarını küle çevirecek ateşi körüklemek düşüyor.



‘96 şehitleri Ali Ayata’nın mezarı başında anıldı...

“ÖO şehitleri ölümsüzdür!”

Faşist sermaye devleti devrimci tutsaklara boyun eğdirme üzerinden belirledi hep zindan politikalarını. Bu politikları sistemli bir baskı ve katliamlarla hayata geçirmeye çalışsa da, devrimci iradeye çarparak tuzla buz edildi her seferinde.

Faşist rejim her fırsatta yeni saldırılarla çıktı tutsakların karşısına. Bu kez 14 Temmuz genelgesi ile gündemleşti saldırı. Tarih ‘96 Mayısını gösterdiğinde, devrimci tutsaklar bir kez daha “hücrelere girmeyeceğiz” diyerek açlığa yatırdılar bedenlerini. 12 yiğit devrimcinin ölümsüzleşmesiyle püskürtüldü katil devletin saldırısı.

Ali Ayata 12 kızıl karanfilden birisiydi. 27 Temmuz 2003 günü TUYAB’lı aileler büyük zindan direnişini anmak için toplandılar Sarıgazi Mezarılığı’ndaki Ali Ayata’nın mezarı başına.

Anma tüm devrim şehitleri için saygı duruşu ile başladı, basın açıklamasının okunması ile devam etti. “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Yaşasın SAG ve ÖO direnişimiz!”, “ÖO şehitleri ölümsüzdür!”, “ÖO şehitleri onurumuzdur!”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!”, “Katil devlet hesap verecek!”, “Yaşasın devrimci dayanışma!”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!” sloganları sık sık atıldı. “96 SAG ve ÖO şehitleri ölümsüzdür!” yazılı bir pankart açıldı. Marşlar ve şiirler okunarak anma bitirildi.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul



TAYAD’ın “Tecride hayır!” eylemi...

“F tipi cezaevlerinin kaldırılması ve tecrit uygulamasına son verilmesi” isteği ile topladıkları 100 bini aşkın imzayı Meclis’e ulaştırmak için Türkiye’nin çeşitli illerinden yola çıkan TAYAD’lı aileler, 28 Temmuz’da ulaştıkları Ankara girişindeki turnikelerde polis tarafından durdurularak, otobüslerle ve polis eşliğinde TAYAD binasının bulunduğu Toros Sokak’a getirildiler. Aileler, “Çözün... Tecridi kaldırın” pankartı ve sloganlarla Abdi İpekçi Parkı’na yürüdüler.

Yoğun güvenlik önlemleri altında ve üstleri aranarak parka alınan tutsak yakınları, yaptıkları basın açıklamasından sonra, 100 bin imzayı meclise götürmek istedi. Ancak polisin yine engel çıkarması üzerine imzalar bir grup temsilci tarafından Meclis’e iletilebildi. Yaklaşık 10 klasörden oluşan dilekçeleri teslim eden 20 kişilik TAYAD heyeti Abdi İpekçi Parkı’na döndü. Buradan açıklama yapmak üzere Yüksel Caddesi’ne yürümek isteyen ailelerin etrafı panzer ve robokoplarla sarılarak, yürümeleri yine engellendi. Bekleyişini sürdüren kitle, “Sonuna, sonsuza, sonuncumuza kadar direneceğiz!”, “Yaşasın ölüm orucu direnişimiz!” , “Anaların öfkesi katilleri boğacak!” sloganlarını yükseltti. Bunun üzerine 25 kişilik bir grubun basın açıklaması yapmak üzere Yüksel Caddesi’ne gitmesine izin veildi.

Eylem için İzmir’den yola çıkan TAYAD’lılar ise Afyon’da faşist bir güruhun saldırısına uğradılar. Burada bir açıklama yapan tutsak yakınları, jandarma ve polis tarafından provoke edilen saldırganların 29 kişiyi yaraladığını, otobüs şoförününse bıçakla yaralandığını duyurdular. Saldırıdan Afyon Valisi ve kolluk güçlerinin birinci dereceden sorumlu olduğunu belirttiler.