2 Ağustos '03
Sayı: 30 (120)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşbirlikçi sermaye iktidarı ABD'nin kirli savaş jandarmalığına soyunuyor
  İşbirlikçiler gençlerimizin kanını pazarlıyor!
  Sermaye devleti suç ortaklığına hazırlanıyor!
  AB uyum yasalarının gerçek yaşamda geçerliliği yok!
  Terör devletinin tahkimatı "ince" yöntemlerle sürüyor...
  Özelleştirilmesi planlanan KİT'ler en kârlı ve verimli sanayi kuruluşları...
  TEKEL işçileri özelleştirme saldırısına karşı mücadele ediyor...
  İşçi eylemlerinden...
  Deprem öldürmez devlet öldürür...
  Toplu görüşme değil toplusözleşme!..
  Avrupa Birliği daha fazla işsizlik, yoksulluk ve sefalet demektir...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri/2
  Yeni bir soygun fonu: İşsizlik sigortası
  Irak direnişi emperyalist işgalcileri cephe gerisinde zorluyor
  "Yol haritası" aldatmacasıyla Filistin halkı teslim alınamayacak!
  Almanya'nın Kongo çıkartması...
  Latin Amerika: Amerikan emperyalizmi için büyüyen sorunlar
  Küba'ya boyun eğdiremiyorlar!
  Sağlık-İş Genel Başkanı'nın incileri ve sendika ağalarının gerçeği
  Faaliyetlerden...
  İşbirlikçi olmak istemedim
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
AB uyum yasalarının gerçek yaşamda geçerliliği yok!..

Baskı, işkence ve infazlar sürüyor!

AB’ye uyum yasaları çıkarıladursun, temel insan hak ve özgürlüklerine dönük saldırılar yoğunluğundan zerrece bir şey kaybetmiyor. Polis ve jandarma başta olmak üzere devletin kolluk güçleri tarafından gerçekleştirilen sokak ortasında infazlar, tecavüz, işkence vb. uygulamalar devam ediyor. Ağırlıklı olarak Kürdistan’da yaşanan hak ihlalleri, Türkiye’nin neredeyse tüm bölgelerine yayılmış durumda. Bu denli yaygın ve sürekli biçimde yapılıyor olması hak ve özgürlüklere yönelik saldırıların bir devlet politikası olarak sistematik biçimde yürütüldüğünü kanıtlıyor.

İHD’nin Haziran ayı insan hakları ihlalleri raporu bu gerçeği özlü biçimde ortaya koymaktadır. Rapora göre Haziran ayında sadece devlet güçlerince ve sadece İstanbul’da gerçekleştirilen hak ihlalleri tablosu şöyledir:

Bu rakamların sadece İstanbul’la sınırlı olduğunu yeniden belirtelim. Kürdistan’da bu rakamlar bir kaç misli artmaktadır. Ayrıca kirli savaş yöntemlerine dayalı uygulamalar hızından hiçbir şey yitirmeden devam etmektedir. Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan sadece birkaçı olayı vermekle, bu tablonun boyutlarını ve rakamların içerdiği vahşiliği gözler önüne serelim.

Amerikan usulü işkence!

Ardahan’ın Göle ilçesinde oturan Mehmet Yeşil adlı kişi nüfus cüzdanını almak için gittiği Çayırbaşı Jandarma Karakolu’nda devlete küfrettiği gerekçesiyle başına çarşaf geçirildikten sonra işkenceye maruz kaldı. Mehmet Yeşil uğradığı bu işkenceden dolayı 5 günlük işgöremez raporu aldı.

Bu olay Irak’ta ABD askerlerince başlarına çuval geçirilen kirli savaş “uzmanları”nın gerçek vasıflarına da ayna tutuyor. ABD askerlerince kendilerine uygulanan muameleyi yıllardır bölge halkına uygulayan bu işkenceci-katliamcı unsurların vasıfları da aynıdır. CİA yetiştirmesi bu kirli savaş görevlileri ABD’li şeflerinden geri kalmıyorlar.

İstanbul’un göbeğinde güpegündüz infaz!

AB’ye uyum çerçevesinde yapılan düzenlemelerle polisin arama ve yakalama uygulamalarına bazı sınırlamalar getirildiği söyleniyordu. Oysa İstanbul’da geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay vesilesiyle de görüldüğü üzere, polis bırakalım arama yapmak için hakim kararı beklemeyi İstanbul’un göbeğinde insanları güpegündüz infaz ediyor.

24 yaşındaki İbrahim Demirci, evine çok yakın bir noktada “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle polis tarafından kafasından vurularak öldürüldü. Yapılan tıbbi incelemeler Demirci’nin yakalandıktan sonra başına silah dayanarak öldürüldüğünü gösteriyor.

Çocuklara jandarma dayağı!

Devlet teröründen her zaman olduğu gibi çocuklar da nasibini almaya devam ediyor. Urfa’nın Bozova ilçesine bağlı Küpeli köyünde jandarmanın köylülere yaptığı işkence süreklileşti. Daha önce köylülerin cezaevine girmesine sebebiyet veren jandarmanın şimdi ise köydeki çocukları dövdüğü köylülerce duyuruldu. Köylülerin anlatımına göre 10 Temmuz sabahı köyü basan jandarmalar, köydeki 14 ve 18 yaşındaki 10 erkek çocuğunu köyün okulunda topladı, çocuklara köylülerin kullandığı silahların yerini soran jandarmalar yanıt alamayınca yanlarında bulundurdukları sopalarla saldırdı. Ölesiye dayak atılan çocuklar daha sonra serbest bırakıldı.

Çocuklara yönelik şiddet sadece dışarıda değil cezaevlerinde de sürüyor. Son olarak Aydın E Tipi Cezaevi’nde 15 aydır tutuklu bulunan 15 yaşındaki A.D. işkence sonucu felç edildi.

Zihinsel engelliler dahi hedef!

Polis ve jandarma terörü çocuklarla da sınırlı değil. Zihinsel engelli insanlar dahi devletin kolluk güçlerinin kurşunlarına hedef. Mardin’in Derik ilçesinde oturan zihinsel ve konuşma özürlü Kazım Özgen, İlçe Jandarma Komutanlığı’na 30 metre mesafede “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle askerler tarafından silahla vurularak öldürüldü. Özgen’i teşhis eden Dağpınar Mahallesi Muhtarı Erdal Özgen, şunları anlattı:

“Kazım’ın kimliğini teşhis için beni çağırdılar. Olay yerine gittiğimde Kazım Özgen’in elleri kafasına kenetlenmiş bir şekilde olduğunu gördüm. Dizlerinin üzerine çökmüş bir vaziyetteydi. Nöbetçi kulubesinden yaklaşık 30 metre uzaklıkta olduğunu ve sırtının nöbetçi kulübesine dönük olduğunu gördüm. Özgen’in alnından giren kurşun kafasının arka kısmını tamamen parçalamıştı”.

Hak ve özgürlükler için devrimci
mücadeleden başka yol yok!

Örnekleri çoğaltmak mümkün. İşkence, infazlar, kayıplar, yasaklar vb. ülkenin her yanında, yaş, cinsiyet, bölge ayrımı yapmaksızın tüm emekçi halk üzerinde uygulanıyor. AB’ye uyum yasaları adı altında koparılan fırtına bir aldatmacadan öteye geçmiyor. Halkın kanıyla karılan bu düzen kan ve işkence üzerinde yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Bu haliyle de mevcut tabloyu değiştirecek en küçük bir demokratik hak ve özgürlük adımının dahi emperyalistlerden ve sermaye iktidarından beklenemeyeceğini, ancak ve ancak emekçi halkın devrimci mücadelesiyle olanaklı olabileceğini bir kez daha gösteriyor.