2 Ağustos '03
Sayı: 30 (120)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşbirlikçi sermaye iktidarı ABD'nin kirli savaş jandarmalığına soyunuyor
  İşbirlikçiler gençlerimizin kanını pazarlıyor!
  Sermaye devleti suç ortaklığına hazırlanıyor!
  AB uyum yasalarının gerçek yaşamda geçerliliği yok!
  Terör devletinin tahkimatı "ince" yöntemlerle sürüyor...
  Özelleştirilmesi planlanan KİT'ler en kârlı ve verimli sanayi kuruluşları...
  TEKEL işçileri özelleştirme saldırısına karşı mücadele ediyor...
  İşçi eylemlerinden...
  Deprem öldürmez devlet öldürür...
  Toplu görüşme değil toplusözleşme!..
  Avrupa Birliği daha fazla işsizlik, yoksulluk ve sefalet demektir...
  Birleşik Metal-İş genel kurulları ve metal işçilerinin görevleri/2
  Yeni bir soygun fonu: İşsizlik sigortası
  Irak direnişi emperyalist işgalcileri cephe gerisinde zorluyor
  "Yol haritası" aldatmacasıyla Filistin halkı teslim alınamayacak!
  Almanya'nın Kongo çıkartması...
  Latin Amerika: Amerikan emperyalizmi için büyüyen sorunlar
  Küba'ya boyun eğdiremiyorlar!
  Sağlık-İş Genel Başkanı'nın incileri ve sendika ağalarının gerçeği
  Faaliyetlerden...
  İşbirlikçi olmak istemedim
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Birleşik Metal-İş genel kurulları ve
metal işçilerinin görevleri/2

Birleşik Metal üyesi işçilerin görevleri

Buraya kadar Birleşik Metal’in son üç yılının tablosunu ortaya koyduk. Hiçbir sendika yöneticisi mızmızlanmalar dışında bu tabloyu reddedemeyecektir. Ama yöneticilerimiz haklı olarak hemen bir soruyu yönelteceklerdir: “Peki bu tabloda hiç mi işçilerin payı yok?”. Elbette mücadeleden yana kimi sendikacılar dışında, onlar bu soruyu günah keçisi bulmak amacıyla soracaklardır. Ama hangi amaçla sorarlarsa sorsunlar sonuna kadar haklılar! Nihayetinde onları biz seçiyoruz. Onların uzlaşmacı tutumlarına tepki vermediğimiz için rahat davranıyorlar. Sendikamıza yeterince sahip çıkmadığımız için onlar “sahip” çıkıyorlar! Biz sessiz kaldığımız için onlar “uzlaşmacılığı” sürdürüyorlar.

Tabii ki bunları onları aklamak için söylemiyoruz. Bir sendika yöneticisinin görevi işçilerin çıkarlarının pazarlığını yapmak değildir. Eğer işçiler bilinçsizse bilinçlendirmek, örgütsüzse örgütlemek ve saldırılara karşı mücadele yolunu tutmak herkesten önce onların görevidir. Ama onlar biz sessiz kaldığımız için bu görevlerini “unutmakta”dırlar. Biz bu görevlerini kendilerine hatırlatmadığımız için sordukları soruda haklılar!

Birleşik Metal yöneticileri demokratik sendika olmakla övünüyorlar. Metal işkolundaki diğer sendikalardan farklarını “demokratiklik”le açıklıyorlar. Elbette Birleşik Metal diğer iki sendikaya göre demokratiktir. Temsilciler seçimle işbaşına gelmektedir vb. Bazen de tabana sormakla övünüyorlar! Ama örneğin Isuzu’da 240 işçi işten atıldığında, hem atılan işçilere ve hem de geride kalanlara nasıl tutum alınacağı sorulmuş mudur? Hayır sorulmamıştır! Ama bazen soruyorlar da! Örneğin girdi-çıktı dayatmasıyla yüzyüze kalan bir fabrikada baştemsilci işçilere şöyle soruyor: “arkadaşlar dışarıda işsizlik var, açlık var, ne diyorsunuz”! Baştemsilci demek istiyor ki “bak direnirsek kendimizi kapıda buluruz”. Sonra bu fabrikadan 9 işçi atılıyor. Şube yöneticilerinden hiç ses yok, baştemsilci ise atılacak işçisayısı konusunda pazarlık yapıyor. Sonra atılan işçilerden birisine “senin için çok direndik” diyor. Peki MESS sözleşmeleri imzalanırken işçilere sorulmuş mudur? Kısmen evet! Peki ne olmuştur? Merkez yönetimi bildiğini okumuştur!

Birleşik Metal’de zaman zaman tabana danışılmaktadır! Ama bu, yöneticilerin bazen ağızlarına doladıkları “sınıf sendikacılığı” için yeterli midir? Her saldırıda uzlaşma yolunu seçen bir sendikal anlayış sınıf sendikacılığı olabilir mi?

Elbette bu soruları sendika yöneticilerinden yanıt almak için değil, metal işçilerinin yüzyüze oldukları görevlere ışık tutmak için soruyoruz. Bu görevleri kısa başlıklar altında ele alalım.

Uzlaşmacı sendikal anlayışa karşı
sınıf sendikacılığı!

‘80’li yıllardan bugüne uzlaşmacılığı ve sınıf işbirliğini esas alan bir sendikal anlayış egemen hale geldi. Bu, sendikal hareketin zayıflamasını, işçi sınıfının örgütlülüğünün dağılmasını ve geniş örgütsüz işçiler içerisinde sendikalara duyulan güvenin sıfırlanmasını beraberinde getirdi. ‘89 bahar eylemleri ve ‘90-91 metal direnişleri sınıf hareketine yeni bir ivme kazandırdı, ancak sonraki yıllarda bu uzlaşmacı-sınıf işbirlikçi çizgi sınıf hareketine büyük zararlar verdi.

Bugüne kadar Birleşik Metal’de de uzlaşmacı anlayış hakim anlayış oldu. Birleşik Metal’in son üç yılına ve öncesine damgasına vuran uzlaşmacı sendikal çizgi, metal işçilerinin örgütlülüğünün zayıflamasına, bir dizi hak kaybına yol açtı. “Ücret sendikacılığı” olarak niteleyebileceğimiz bu anlayış nedeniyle sendikalar yalnızca ücret ve mali haklarla ilgilenen örgütler durumuna geldiler. Ne var ki, sermayenin saldırıları karşısında ücretlerin iyileştirilmesi de mümkün olmadı. Bu sendikal anlayışta talepler doğrultusunda mücadele etmek değil, “müzakere” etmek vardır. Bu anlayış nedeniyledir ki, sermayenin yönelttiği saldırılar göğüslenememektedir.

Metal işçilerinin önünde uzlaşmayı değil mücadeleyi esas alan “sınıf sendikacılığı” anlayışına sahip çıkma görevi duruyor. Sınıf sendikacılığı kendisini yalnızca toplusözleşme yapmakla sınırlamaz, işçi sınıfına yönelen her saldırıya (ideolojik, sosyal, siyasal) karşı sınıfın birleşik mücadelesini esas alır. Grevi bir yük olarak görmez, işçi sınıfının mücadele silahı olarak etkin bir biçimde kullanır. Ülkemizde işçi sınıfının hak grevi, genel grev, dayanışma grevi, siyasal greve gitmesi yasaklanmıştır; uzlaşmacı sendikal anlayış işçilerin önüne hep bu yasakları koymaktadır. Oysa sınıf sendikaları gücünü yasalardan değil işçilerin örgütlülüğünden alır ve fiili-meşru mücadeleyi her türlü yasanın üzerinde tutar. İşçilerin sendikal kararlara aktif olarak katılmasını esas alır ve bürokratik yozlaşmaya karşı mücadele eder.

Kuşkusuz bir sendikanın kendisine sınıf sendikasıyız demesi yetmez. Bunu gerçekleştirmek ancak işçilerin sendikalarına sahip çıkmalarıyla, örgütlü davranmalarıyla mümkündür. Şimdi önümüzde önemli bir fırsat olarak sendika kongreleri var; kongre kürsüleri uzlaşmacılığa karşı mücadelenin araçları olmalıdırlar.

Bürokratik yozlaşmaya karşı taban örgütleri

Sendikalarda yaşanan bürokratik yozlaşmanın gerisinde, sendikaların iç örgütlenmelerindeki zaaflar önemli bir yer tutmaktadır. Bürokratik işleyiş ve mekanizmalar sermayenin sendikalar içerisinde denetim kurabilmesini ayrıca kolaylaştırmaktadır. Öyle ki işçinin 2-3 yılda yapılan kongrelerde delege seçmek, delege olmak dışında hiçbir hakkı bulunmamaktadır. Bir sendikanın gerçek bir işçi örgütü olabilmesi ve sermayenin denetimi dışına çıkabilmesi için herşeyden önce tabanın karar mekanizmasına aktif katılımının sağlanması gerekir. Oysa ülkemizde sendikaların hemen hepsinde işçilerin karar süreçlerine katılması bir dizi bürokratik engelle sınırlanmıştır. Hatta kimi sendikalarda sendikasının kararlarına müdahale eden işçi kendisini kapı önünde bulmaktadır. Türk Metal gibi kimi sendikalarda, patron-sendikacı işbirliğiyle sendikasını sogulayan işçiler işten atılmaktadırlar. Demek ki, bürokratik mekanizmaların varlığı sendikaları sınıf örgütleri olmaktan uzaklaştırmakta, onları sermayenin denetim araçlarına çevirmektedir.

Taban örgütleri bürokratik yozlaşmaya karşı işçi sınıfının en önemli silahıdır. Birleşik Metal’in işleyişinde işyeri komiteleri bulunmakla birlikte bu komitelerin danışma aygıtları olduğu söylenmekte, işyeri sorunları konusunda dahi karar hakkı bulunmamaktadır. Mevcut haliyle bile bu komiteler işletilmemekte, yalnızca komite üyelerinin temsilcilik panolarında isimleri bulunmaktadır. Sendikaların birer sınıf örgütü olabilmeleri için, taban örgütlerinin yaratılması ve tabanın kararlara katılması hayati bir önem taşımaktadır. Bu nedenle metal işçilerinin önünde işyeri komitelerinin örgütlenmesi ve bürokratik yozlaşmaya karşı mücadele görevi durmaktadır.

Mücadele programı temelinde
ilkeli bir muhalefetin örgütlenmesi

Sendika kongreleri koltuk eksenli kavgalara ve pazarlıklara konu olmaktadır. Hatta tartışmalar çoğunlukla kişisel tartışmalara dönüşebilmektedir. Oysa kongreler sendikal mücadelenin sorunlarının tartışıldığı ve çözüm yollarının arandığı kürsüler olmalıdır. Fakat uzlaşmacı sendikal anlayış kongreleri basit bir formalite olarak görmektedir. Kongre sürecinin başladığı tarihten kongrenin yapıldığı güne kadarki süreç koltuk pazarlıkları üzerinden işlemekte ve kongre günü de aynı pazarlıklara konu olmaktadır. Oysa genel kurullar sendikaların en üst ve en yetkili organlarıdır. Bir sendikanın mücadele programı kongrelerde belirlenmeli, genel kurullar sendikaların birer sınıf örgütü olarak yeniden inşasına hizmet etmeli ve uzlaşmacı sendikal anlayışlarla sınıf sendikacılığı anlayışının karşı karşıya geldiği kürsüler olarak kullanılabilmelidir.

Önümüzdeki kongre süreci, koltuk pazarlıklarını sınıfın çıkarlarının üzerinde tutan bürokratik-uzlaşmacı sendikal anlayışa karşı mücadelenin yükseltildiği bir süreç olarak işletilmelidir. Metal işçilerinin önünde sınıf sendikacılığı temelinde ilkeli bir muhalefetin örgütlenmesi görevi durmaktadır. Metal işçileri her türlü koltuk pazarlığının dolgusu olmaktan kaçınmalı, güncel talepleri ekseninde oluşturacakları mücadele programı temelinde bir araya gelmelidirler. Bu bakış açısıyla delegelerini belirlemeli, delegeler kongrelerde sınıf sendikacılığı perspektifiyle hareket etmelidirler.

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) olarak Birleşik Metal üyesi işçileri ve kongre delegelerini aşağıda genel hatları çizilen talepler ekseninde birleşmeye çağırıyoruz:

a) Sendikal bürokrasi karşısında:

- Profesyonellik sınırlanmalı ve profesyonel sendikacıların ücretleri ortalama işçinin ücretlerini aşmamalıdır.

- Sendika kongreleri en çok iki yılda bir yapılmalıdır.

- İşyeri komiteleri karar organları olarak tanınmalı, bu komitelerin işyeri sorunlarına ilişkin aldığı kararlar şube yönetimi açısından bağlayıcı olmalıdır.

- İşyeri komitelerinin üyeleri seçimle belirlenmeli ve işçiler tarafından görevden alınabilmelidir (geri çağırma hakkı).

- İşyeri temsilcilerinin seçimsiz belirlenmesine izin verilmemeli, seçimle belirlenmeleri zorunlu olmalı ve gerektiğinde işçiler tarafından geri alınabilmelidir.

- Şube Temsilciler Kurulu tarafından alınan kararlar bağlayıcı olmalıdır.

- Genel Temsilciler Kurulu kararları sendika genel merkezi için bağlayıcı olmalıdır.

- Kongre tartışmaları işyerlerinden başlayarak yürütülmeli, tüm üyelerin tartışmalara aktif katılımı sağlanmalı ve delegeler bu tartışmalar sonrasında seçilmelidir.

b) Mücadele perspektifi:

- Her türlü uzlaşmacı anlayış mahkum edilmeli ve fiili-meşru mücadele esas alınmalıdır.

- Ücret sendikacılığı mahkum edilmeli, sermayenin ideolojik, siyasal, sosyal ve ekonomik tüm saldırılarına karşı mücadeleci bir çizgi izlenmelidir.

- Tabanın söz ve karar hakkı esas alınmalı, sendika yönetimlerinin inisiyatifi tali olmalıdır

- İşten atmalar, ücretsiz izinler, hak gaspları karşısında mücadeleci bir tutum alınmalı, işçilerin aleyhine olacak hiçbir uzlaşmaya imza atılmamalıdır.

c) Güncel mücadele taleplerimiz:

- Kölelik Yasası iptal edilsin!
- Kıdem Tazminatı Fonu Yasa Tasarısı geri çekilsin!
- Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
- 7 saatlik iş günü, 35 saatlik çalışma haftası!
- Kesintisiz iki günlük hafta sonu tatili!
- Parça başı, akord, primli, taşeron, geçici, mevsimlik, sözleşmeli vb. çalışma biçimleri yasaklansın!
- Tüm çalışanlar için genel sigorta! (işsizlik, sağlık, kaza, emeklilik, yaşlılık vb.)
- Sendikal ve siyasal örgütlenmenin önündeki tüm engeller kaldırılsın!
Sınırsız örgütlenme, toplanma, söz, basın, gösteri ve grev hakkı!
- Özelleştirmeler durdurulsun, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı ve Kamu Personel Rejimi Yasa Tasarısı geri çekilsin!
- İMF-TÜSİAD yıkım programları iptal edilsin!
- Emperyalistlerle yapılan açık-gizli tüm anlaşmalar geçersiz sayılsın!
- Tüm dış borçlar geçersiz sayılsın!
- Her düzeyde parasız eğitim, herkese parasız sağlık!

Bağımsız Devrimci
Sınıf Platformu (BDSP)