03 Mayıs'03
Sayı: 17 (107)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşçi sınıfı kazanılmadan 1 Mayıslar kazanılamaz!
  İstanbul'da 1 Mayıs...
  Ankara'da 1 Mayıs...
  Ankara'da 1 Mayıs'a yoğun gençlik katılımı...
  Türkiye'de 1 Mayıs...
  İzmir'de 1 Mayıs...
  1 Mayıs eylemlerinden...
  Irak halkının direnişi işgalcilerin planlarını bozacak!
  Irak'ta yeni bir Vietnam sendromu korkusu
  Kölelik yasası TBMM Genel Kurulu'na geliyor...
  Özelleştirme yağmasına karşı topyekûn mücadeleye!
  1 Mayıs dünya ölçüsünde yaygın ve kitlesel gösterilerle kutlandı
  Almanya'da 1 Mayıs...
  Dünyada 1 Mayıs...
  Depreme değil çürümüş düzene isyan!
  Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan...
  1 Mayıs çalışmalarından...
  1 Mayıs çalışmalarından...
  1 Mayıs çalışmalarından...
  İsviçre'de Ekim Gençliği kampı...
  Devrim davasının yenilmez neferi Hatice Yürekli'yi andık...
  İmparatorluğun şeytani dehası: Irak yeniden ayağa kalkacak mı?
  Bıji 1 Gulan!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Bîji 1 Gulan!
Yaşasın 1 Mayıs!

1 Mayıs işçi-emekçi bayramı, birlik mücadele ve dayanışma günü kutlu olsun!

Bu yılın 1 Mayıs bayramını çok sarsıcı günlerin yaşandığı bir süreçte, dünya, Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan’da önemli gelişmelerin meydana geldiği veya gelmeye başladığı koşullarda kutluyoruz. Bu, kuşkusuz işçi, emekçi ve ezilen halkların mücadeleri açısından yeni değerlendirmeleri, mücadele anlayışı ve tarzlarında yeni yaklaşımları gerekli kılmaktadır. Öncelikle “ulusal” mücadeleler ile enternasyonal mücadeleler arasındaki ilişkiler ve bunun somut biçimleri konusunda daha etkili ve sonuç alıcı çözümler üretmek gerekmektedir. Bu, hem ilkesel açıdan, hem de pratik zorunluluklar bakımından böyledir.

Çokça vurgulandığı ve tekrarlandığı gibi, ABD emperyalizmi rakipsiz ve kendisinin tek başına egemen olduğu bir dünya politikası, böyle bir dünyada olası rakiplerin ortaya çıkmasını önleyici bir “çağdaş Roma İmparatorluğu” haline gelme stratejisini izliyor. Bu stratejinin temel bir basamağı olan Irak saldırısını ve işgal hareketini gerçekleştirdi. Bu işgal hareketinin sonuçları ve etkileri, salt Irak, Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda dünya güç ilişkilerini ve dengelerini de etkileyecek, daha doğru bir ifadeyle yeniden biçimlendirecek özelliklere de sahiptir.

ABD, dünya egemeni olarak kendini tek “kanun koyucu”, tek kural belirleyici güç olarak dayatırken, diğer emperyalist devletler buna karşı etki, pay kapma ve “kanun koyucu” konum elde etme, yani hegemonya kavgasında saf dışı kalmama çabası içindedirler. Bu, yeni bloklaşmalar, yeni ittifaklar ve hegemonya mücadeleleri anlamına geliyor. Irak savaşı öncesinde ve sonrasında bu durum bütün çizgileriyle ortaya çıktı ve giderek daha da şiddetlenme eğilimindedir. Irak’ın yeniden sömürgeleştirilmesi sürecinde bu eğilim ve çatışmalar yeni boyutlar kazanacaktır. Irak, hem bu çelişkilerin alacağı biçim, hem de ABD’nin sömürge imparatorluğunun “yerel” düzeyde somutlaşması açısından bir laboratuvar, bir model işlevini görecektir.

Öte yandan bu savaş ve yeni sömürgeciliğin biçimlenişi sürecinde ortaya çıkan bir diğer eğilim de emperyalist savaş karşıtı harekettir. Bu hareketin bütün boyutlarıyla çözümlenmesi gerektiği kanısındayız. Bu, geliştirilecek devrimci enternasyonalizmin doğru kavranması ve hareketin sağlıklı yürütülmesi açısından zorunludur. Bu konu başka bir değerlendirme konusudur. Şimdilik şu kadarını belirtmekle yetinelim: İçindeki farklı eğilimlere, hatta farklı etkenlere ve dinamiklere sahip olmasına rağmen savaş karşıtı haraket, işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların dünya ölçeğindeki mücadeleleri açısından önemli öğelere işaret etmektedir. Bir kez daha ortaya çıktığı ve kanıtlandığı gibi; emperyalist saldırganlığa, küresel baskı, hegemonya ve sömürüye krşı emekçiler, ezilen halklar ve gruplar dünya ölçeğinde ortak mücadele geliştirmeden, bunun ortak platformlarını ve örgütlerini yaratmadan, var olanları ise sürece yanıt verecek nitelik ve düzeye çıkarmadan başarılı olmak mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, “ulusal” mücadeleler ile “küresel” mücadeleler ortak bir dalgada buluşturulmadıkları sürece geçici başarılar belki de mükündür, ama bunu etkili ve sürekli bir zafere dönüştürmek mümkün değildir.

Gelinen noktada çok yönlü çelişki ve çatışmaların odaklaştığı Ortadoğu’da bu yaklaşımın çok daha yakıcı olduğunu düşünüyoruz. Ancak ne yazık devrimci sosyalist akım bölgemizde son derece zayıf ve etkisizdir, yine ne yazık yakın gelecekte politik bir akım olarak siyaset sahnesinde etkili bir yer alma olasılığı da hemen hemen yok gibidir. Burada nesnel temeller değerlendirildiğinde, Türkiye ve Kürdistan devrimci sosyalist hareketleri Ortadoğu’daki devrimci mücadelelerde öncü bir rol oynayabilirler mi sorusu aklımıza geliyor! Bu soru aynı zamanda bir umudu, bir dileği de anlatıyor. Ancak genelde ve bölgede yaşanan sosyalizmin bunalımı henüz aşılamadığından bu dilek ve umut yakın gelecekte yine de dilek ve umut olarak kalacağa benziyor.

Kuşkusuz bu böyledir diye sosyalistler eli kolu bağlı oturamazlar, tersine sorunlarını ve kendilerini hızla aşmak, kendilerini çözüm seçeneği olarak örgütleyip gündeme koymak görevleriyle karşı karşıyadırlar!

Gerçekten de dünyamızın olduğu gibi bölgemizin de kendi sorunlarını çözmüş, kendilerini aşmış ve geleceğe iyi hazırlanmış bir sosyalist harekete ihtiyacı var; hem de çok şiddetli düzeyde...

Kuzey Kürdistan’da İmralı tasfiyeciliğinin egemen olmasına, bilinçleri katletme operasyonunu sistematik bir biçimde gerçekleştirmesine rağmen ulusal kurtuluş sorunu bütün ağırlığıyla orta yerde duruyor. Tasfiyeciliğin boyutları da ortaya çıkanların çok çok ötesindedir. Çözülüş ve sağa savruluş ulusal kurtuluş için çok ciddi bir handikap niteliğindedir. Yine emperyalist merkezlerden medet uman anlayışlar revaçta ve devrimci yurtsever, emekçi seçeneklerin gelişmesi önünde engel oluşturmaktadır. Düşünce ve siyaset düzlemindeki bu bozulma ve savruluş, Güney Kürdistan’daki gelişmelere bağlı olarak durulacak ve netleşecektir.

Bütün bu handikaplara rağmen Kürdistan ulusal sorunu özünde bir emekçi sorunudur. Bugün temel sorun, emekçi çözümü bir çizgi ve örgütlü mücadele düzeyinde geliştirmektir!..

Kuşkusuz Güney’de halkımızın ulusal istemlerini, haklarını ve kazanımlarını, iktidarlaşma çabalarını, egemen çizgi karşısında halk inisiyatifini ve denetimini geliştirme girişimlerini desteklemek gerekiyor. Bunu emperyalizmin hesapları ve politikaları konusunda halka doğru bilinç taşıma görevleriyle birleştirmek gerekiyor. Kuzeyde bağımsız ideolojik-politik duruşu ve bunun gerektirdiği aydınlatma ve emekçi çizgiyi geliştirme, etkin kılma çabalarını sürdürmek gerekiyor... Ne var ki bunlar tek başına yetmiyor:

Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini dünya emekçi ve ezilen halklarının ortak mücadeleleriyle birleştirdiğimiz ölçüde görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmiş oluruz.

Stratejik olarak Kürdistan ulusal kurtuş mücadelesinin yeri, dünya emekçi ve ezilen halklarının yanı ve onların ortak mücadeleleriyle buluşmaktır. Kürdistan halkının, emekçilerinin geleceği bu yaklaşımda saklıdır!

1 Mayıs işçi-emekçi bayramının anlamı ve özü budur!

Birlik, mücadele ve dayanışma kavramlarından anladığımız da bundan başkası değildir!

Bîji 1 Gulan!
Yaşasın 1 Mayıs!

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları



Ankara’da İşçi Kültür Evleri’nin 2. Geleneksel Dayanışma Pikniği...

“Savaşa ve sömürüye karşı birlik ve dayanışma!”

Savaşa ve sömürüye karşı birlik ve dayanışmayı yükseltmek için söyleyeceğimiz türkülerde sesimize ses, halayımıza omuz vermek isteyen tüm dostlara çağrı yaparak çıkarmıştık davetiyelerimizi... 27 Nisan Pazar günü hava koşullarının belirsizliğine rağmen 100 civarında dost çağrımıza yanıt verdi. Marşlar ve türkülerle çıktık yola.

Gün boyunca kolektif bir ruhla hareket ettik. Ormanda yerleştiğimiz alanın ortasına “İşçi Kültür Evleri” yazan pankartımızı astık. Program çerçevesinde yaptığımız hazırlıklarla başladı pikniğimiz. Ortak soframız, halaylarımız, güne yaydığımız oyunlar, etkinlik programımızla ve Ölüm Orucu Şehidi Hatice Yürekli anmasıyla dolu dolu geçti bir gün...

Etkinlik programı, Mamak İşçi Kültür Evi Tiyatro Topluluğu’nun Hasan Hüseyin’in şiirinden oyunlaştırılan bir sokak oyununu sergilemesi ile başladı. Ardından bir şiir dinletisi sunuldu. Ardından 1 Mayıs’ın güncel anlamı üzerinden planladığımız söyleşiye geçtik. Emperyalizmin Ortadoğu’daki saldırganlığı, Irak’ın işgalinin ne ifade ettiği ve sermaye iktidarının biz işçi-emekçilere yönelik saldırılarıyla birlikte 1 Mayıs’a tüm bunların bilincinde olarak alanlara çıkmanın gerekliliği vurgulandı.

Ardından ölüm orucu ve devrim şehitleri için yapılan saygı duruşu ile parti ve devrim şehidi Hatice Yürekli’nin anmasına başladık.TKİP kurucu üyesi Hatice Yürekli’nin komünist kimliği ve uğrunda tereddütsüz ölünecek bir davanın savaşçısı olduğu anlatıldı. Ardından Habip Gül ve Ümit Altıntaş şahsında Ulucanlar şehitlerini anlatan bir şiir dinletisiyle anmaya devam edildi. Direniş türküleri ve halaylarla bitirdik programımızı.

Mamak İşçi Kültür Evi çalışanları