03 Mayıs'03
Sayı: 17 (107)


  Kızıl Bayrak'tan
  İşçi sınıfı kazanılmadan 1 Mayıslar kazanılamaz!
  İstanbul'da 1 Mayıs...
  Ankara'da 1 Mayıs...
  Ankara'da 1 Mayıs'a yoğun gençlik katılımı...
  Türkiye'de 1 Mayıs...
  İzmir'de 1 Mayıs...
  1 Mayıs eylemlerinden...
  Irak halkının direnişi işgalcilerin planlarını bozacak!
  Irak'ta yeni bir Vietnam sendromu korkusu
  Kölelik yasası TBMM Genel Kurulu'na geliyor...
  Özelleştirme yağmasına karşı topyekûn mücadeleye!
  1 Mayıs dünya ölçüsünde yaygın ve kitlesel gösterilerle kutlandı
  Almanya'da 1 Mayıs...
  Dünyada 1 Mayıs...
  Depreme değil çürümüş düzene isyan!
  Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan...
  1 Mayıs çalışmalarından...
  1 Mayıs çalışmalarından...
  1 Mayıs çalışmalarından...
  İsviçre'de Ekim Gençliği kampı...
  Devrim davasının yenilmez neferi Hatice Yürekli'yi andık...
  İmparatorluğun şeytani dehası: Irak yeniden ayağa kalkacak mı?
  Bıji 1 Gulan!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan... Darağacına dimdik yürüdüler, devrim davasına bağlılıklarını haykırdılar...

Partili mücadelemizde yaşıyorlar!

Dünyanın bir dönemine damgasını vuran devrimci gençlik hareketinin Türkiye cephesinde önderliği üstlenenler arasında yer alan bu üç yiğit devrimcinin unutturulamayanlar kervanına katılmasında, idamları kadar, bıraktıkları mirasın da önemli bir payı olduğu açıktır. Bu mirası özetle, devrimci örgütlenme ve mücadele geleneği olarak tanımlayabiliriz. Denizler’in geleneksel sol akımla yollarını ayırmalarının temelini ve bıraktıkları mirasın esasını oluşturan bu öz sayesindedir ki, Türkiye devrimci hareketi zamanla bilimsel-tarihsel kanalına, işçi sınıfı devrimciliğine ulaşmıştır.

Bu girişi “Denizler’in mirasına sahip çıkmak”tan aslında neyin anlaşılması gerektiğini vurgulamak için yaptık. Geleneksel devrimci akımlar tarafından, miras, öncülerinin görüş, düşünce ve tarzlarını aynen sürdürmeye çalışmak olarak algılandığı için buna ihtiyaç duyduk.

Düzenin bu üç yiğit devrimciyi, Deniz, Hüseyin ve Yusuf’u idam sehpasında katlederek sona erdirmek istediği dönemin baskın özelliği, devrimci değerlerin yükselişidir. Ancak bu, dünya çapında etkin ‘68 gençlik hareketi kapsamında Türkiye’de de devrimci gençlik hareketinin yükselişi değildir sadece. Düzen açısından çok daha tehlikeli olmak üzere, işçi sınıfı ve emekçilerin saflarında da devrimci değerler, devrimci düşünce ve örgütlenmeye eğilim hızla güçlenmektedir.

Bu nedenledir ki, Denizler’i idama götüren faşist darbecilerin, devrimci gençlik örgütleriyle birlikte ilk kapattığı ve yönetici ve üyelerine yönelik kovuşturma, tutuklama, işkence ve infazlarla yıldırmaya, yok etmeye çalıştığı örgütlerden biri de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’dur.

Türkiye’de ‘68 hareketi, devrimci gençliğin reformist-legalist soldan koparak devrimci örgütlenme ve mücadeleye girişmesini ifade ederken, işçi sınıfının da düzen sendikacılığından koparak devrimci sendikal örgütlenme ve mücadeleye girişmesi anlamına geliyordu. Kamu emekçileri de en yaygın sendikal ve demokratik örgütlenme düzeyine bu dönemde ulaşmıştı. Türkiye Öğretmenler Sendikası, 1969 yılında düzenlediği Devrimci Eğitim Şurası’nda, bu düzende devrimci bir eğitimin uygulanamayacağını, devrimci eğitim emekçilerinin “devrim için” eğitim vermesi gerektiğini karara bağlıyorlardı.

İdam sehpasına Marksizm-Leninizm’i selamlayarak yürüyen Deniz Gezmişler’in, düşünceleri gereği, DİSK ve TÖS başta olmak üzere hemen tüm işçi-emekçi örgütleriyle doğal ilişkileri bulunuyordu. Hatta, bu tür örgütlenmelerden yoksun bulunan kır yoksullarıyla dahi bir takım iletişim kanalları yaratılmış durumdaydı. Dev-Genç’in, öğrenci gençliğin örgütlenmesi ve mücadelesinin yanı sıra, grevlerle, toprak işgalleriyle, işçi yürüyüş ve mitingleriyle de yakından ilgilendiği biliniyor.

Gerek gençlik hareketi cephesindeki devrimci örgütlenme ve mücadeleye bu yöneliş, gerek işçi ve emekçi hareketindeki yükseliş ve devrimci gençlik örgütleriyle bu doğal ilişkisi, düzen sahiplerini fazlasıyla huzursuz etmeye yetmiştir.

‘71 darbesi, işte bu koşullarda hazırlandı ve gerçekleştirildi.

Hedef, önderlerini katlederek, örgütleri kapatarak, üyelerini kovuşturarak, devrimci gelişmenin önünü kesmekti.

Denizler bunun için katledildiler.

Ancak; o kısacık ömürlerinde olduğu gibi, idam sehpasına yürürken de sergiledikleri tutumla, son sözleriyle verdikleri mesajla, Onlar, düzenin bu hedefini baştan baltalamışlardı. Bu sözlerde, bu tutumda belirgin biçimde öne çıkan, devrime olan sonsuz inanç ve bu inancın sağladığı müthiş özgüvendir. En küçük bir tereddüt göstermeden, inançları uğruna kendini feda cesaretidir.

Bugün, düşünce ve örgütlenme olarak ne kadar büyük bir mesafe katedilmiş olursa olsun, genç devrimciler için Denizler’den alınacak, öğrenilecek ve devam ettirilecek çok şey var. Öncelikle de onları idam sehpasına dimdik yürüten inanç ve özgüven...



Türkiye halkının devrimci
savaşımını bastırmak...

“Ortadoğu, emperyalizmin sömürü alanı durumundadır. (...) Emperyalistler Türkiye’yi (de) Ortadoğu’da ve özel olarak da Türkiye’de denetimi sağlayacak ve gerektiği zaman da (kendi) çıkarlarını korumak için müdahalelere elverişli bir askeri bölge olarak seçmişlerdir. (...) Türkiye, stratejik önemi ve karşı-devrimci bir üs olma özelliği nedeniyle emperyalistlerin üzerinde ciddiyetle durmalarına neden olmaktadır. (...) Ve (Türkiye) Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için önemli bir arabulucudur. Doğal olarak emperyalistler ve uşakları Türkiye halkının devrimci savaşımını bastırmak ve ne pahasına olursa olsun Türkiye’nin Ortadoğu’daki gerici politikasını sürdürme çabasındadırlar.” (Hüseyin İnan, idam hücresinde...)



Daraağaçlarında Marksizm-Leninizme ve devrime bağlılıklarını haykırdılar..

Devrimci yiğitlikleri ve adanmışlıklarıyla
yeni kuşaklara yol gösteriyorlar!..

Deniz Gezmiş: “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!”

Yusuf Aslan: “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”

Hüseyin İnan: “Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”