8 Mart '03
Sayı: 09 (99)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşın faturasını onlara ödetmek ve hesap sormak için mücadeleyi yükseltelim!
  Savaşı engelleme görevi aksatılmamalıdır!
  Emperyalist savaş bahanesiyle demokratik haklar gaspediliyor, devlet terörü tırmandırılıyor
  Savaş çığırtkanlarının "ulusal çıkar" yalanı
  Ordu Pentagon'un, ekonomi İMF'nin emrinde!
  Yeni bir tezkere hazırlanıyor!
  ABD'nin Kürt kartı...
  1 Mart eylemi üzerine...
  1 Mart mitingi ve sendikalar
  1 Mart mitingi ve gençlik...
  Emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı bölge halklarıyla dayanışmayı yükseltelim!
  Partiyi her alanda ve her açıdan güçlendirmek için!..
  "Emperyalistler, işbirlikçiler 6. Filo'yu unutmadık!.."
  Beytepe'de 1 Mart çalışması ve eyleme katılım
  ODTÜ'de 1 Mart eylemine yönelik çalışma
  Eylem ve etkinliklerden...
  Emperyalizme uşaklığın utanç fotoğrafı
  8 Mart etkinliklerinden...
  Cenevre'de emperyalist savaşa karşı yürüyüş...
  Cezayir'de iki günlük genel grev
  Tezkerenin reddi ve Güney Kürdistan...
  İnsan haklarına aykırı eğitim mi?
  Geleceği olan bir pazar: Savaş
  Doğan medya neden savaş istiyor?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Ben savaş istemiyorum!”

Ben işçi bir ailenin ilk çocuğuyum. Yaşım 12. Ortaokula gidiyorum. Ben de her çocuk gibi savaş gibi kötü bir olaydan etkileniyorum. İlk defa savaşı göreceğim. Ama ben bu duyguyu yaşamak, görmek istemiyorum. Kuru bir ekmek ve soğan da yesem savaşı yaşamak istemiyorum. Savaş insanlara huzursuzluk getirir. Ama kuru ekmek-soğan da yesem huzurum var. Benim babam bir inşaat ustası. Ama çalışmıyor. Savaşın verdiği zararlardan biri olan işsizliği yaşıyor. Belki çoğumuzun ailesi böyle.

Türkiye savaşa girmesin, insanlar ölmesin istiyorum. Hep şeker yiyebilsinler. Ben böyle bir dünyada yaşamımı kurmak, ailemle birlikte yaşamak istiyorum. Ben ilk defa size yazıyorum. Savaş günümüzde en yaygın konuşulan, düşünülen şey. Ben size düşüncelerimi, içimden geleni söylüyorum. Bir örnek vermek istiyorum, çok ilginç. Bir yardım kurumu insanlara yiyecek dağıtıyordu. Bir sürü insan, o karın kışın soğuğunda hiç aldırmadan bir lokma ekmek için çırpınıyorlardı. Bir kadın kendini çeken kameralara kendini göstermemek için, utandığı için elini yüzüne kapatıyor ve susuyordu. Ben o haberi izlerken şunu söyledim: “Sen neden utanıyorsun ki, seni bu hale getirenler utansın”. Babam bana “aferin” dedi, çok gururlandım. Bir yandan da üzüldüm. Pazarımız kurulduğunda kadın-erkek, ccedil;oluk-çocuk pazar artıklarını topluyorlar. Sokakta kalanlar, açlar, işsizler, işsizlikten kendini öldürenler... Ben bu devlete soruyorum. Neden tüm bunlar olup biterken bir şey yapılmıyor? Daha nereye kadar sürecek bu kavga? Açlık, yoksulluk, işsizlik... Bıktık artık!

Televizyonda, okulda, sinemada, yolda, evde, okulda hep savaş konuşuluyor. Çocukların psikolojisi bozuluyor. Ben okumak istiyorum. Çocukluğumu yaşamak istiyorum. Herşeyden önce ölmek istemiyorum. İçimde hep bir korku var. Ben savaş istemiyorum. Her gece dua ediyorum ve edeceğim. Ne olur bu savaş olmasın!

Yürekli Çocuk Tiyatrosu’ndan Tuğçe/Adana



PANEL

İşçi sınıfına kölece çalışma koşullarını
dayatmanın yeni adı:
İş güvencesi yasası ve yeni iş yasa tasarısı

Panelistler
* Özden Demirel (Öncü İşçi Platformu temsilcisi)
* Şehmuz Kaya (Genel-İş 6 No’lu Şube yöneticisi)
* Şiar Rişvanoğlu (Avukat)
* Cavit Olgun (ATO Yönetim Kurulu üyesi)

Yer: Adana Tabipler Odası Toplantı Salonu
Tarih: 9 Mart 2003 (Pazar günü) Saat: 14:00



Dağıtım sektöründeki büyük rant ve sömürü...

Ben aralıklarla dağıtım sektöründe 1.5 yıl kadar çalışmış ve halen de çalışmakta olan bir işçiyim. Dağıtım sektöründeki bazı sorunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dağıtım sektörü çok büyük bir rant alanı. Çok büyük paraların döndüğü bir sektör. PTT’nin T’sinin özelleştirilmesi üzerine yapılan tartışmalar sürerken tali planda kalmış olan P’si ise fiiliyatta büyük oranda özelleşmiş/özelleştirilmişti bile. Özellikle “Birleşik Dağıtım”ın Anadolu Yakası posta dağıtımı ihalesini almasıyla bu alanın özelleşmesi resmileşti de. Neden özelleştiği/özelleştirildiği üzerinde durmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

Sermayeye iyi bir rant alanı yaratan dağıtım sektöründe, ilk zamanlarda kuryelere de sosyal haklar, ekonomik gelir yönünden önemli avantajlar sağlanmaktaydı. Ben bu avantajları “Aktif Dağıtım”ın “sendika girişimi”nden önce ve sonra diye ikiye ayırmak istiyorum. Çünkü bu girişimin istenilen sonuca ulaşamaması, sermayenin bu alandaki saldırılarını iyice pervasızlaştırmıştır.

Kuryelerin ilk zamanlar sigorta, mavi kart, prim, yemek parası ve başlangıç olarak en az asgari ücret düzeyinde ücret gibi kazanımları vardı. Özellikle “prim”ler kuryelere maaşlarını aşan düzeyde bir ekonomik gelir sağlamaktaydı. Aktif Dağıtım’ın sendika girişimi, patronun işsizler ordusu tehdidi ve sermayenin diğer kesimlerinin de desteğiyle bu alandaki hak gaspları da hız kazandı. Hedef Dağıtım’ın çok büyük bir para vurarak güya “iflas” edip onlarca kuryesini açıkta bırakması, bu sektördeki nitelikli işsizler ordusunu artırdı. Artık bu sektördeki kapitalistler daha rahat işçi çıkarabiliyorlar, kuryeleri daha ağır şartlarda çalıştırabiliyorlar.

Saldırılar primlerin gaspıyla başladı. Bunu kısmen maaşların düşük tutulması izledi. Bazı işyerlerinde yemek parası, verilen “ticket”larla gaspedildi. Bazılarında sigorta dahi yapılmamaktadır. Sigorta yapanlar da primleri ödememektedirler. Eskiden sigorta yapılmadan kesinlikle işçi alınmayan bir sektördü, ama şimdi bu en doğal haklar dahi gaspedilmektedir. Son bir yıl içinde bazı firmalar rekabete dayanamayıp kapanırken, bazıları da birleşme yoluna gitmiş, neticede kuryeler işten çıkarılmıştır. Son dönemde ise Has Dağıtım, savaşı bahane ederek işlerin azaldığını söylemiş ve 15 kişi daha işten çıkarmaya çalışmıştır. Bu da işten çıkarma saldırılarının ulaştığı boyutu göstermektedir.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’nin gündeminde de emperyalist savaş yakıcı bir gündem olarak durmaktadır. Kuryeler arasındaki karşılıklı konuşmalarda bu savaşın işçi sınıfına ve emekçilere neler getireceği sıkça konuşulmaktadır. Konuşulan konulara bakılınca emperyalist savaşın sektörde bir durgunluk yaratacağı, kısmen küçük işyerlerinin kapanabileceği, büyük firmaların pastadan daha büyük pay kapacağı, işten atılmaların kolay ve hızlı olacağı, neredeyse kalmayan hakların iyice tırpanlanacağı sıklıkla konuşulan konulardır.

İşçi sınıfı ve emekçiler şunu bilmelidirler ki, bu savaşın kaynağı ve hak gasplarının nedeni kapitalist sistemin kendisidir. Emperyalist yağma savaşlarına son vermenin ve her sektörde hak gasplarının önünü kesmenin tek yolu, düzene karşı örgütlü ve devrimci mücadele içinde olmaktır. İşçi sınıfı ve emekçilerin haklarının gerçek teminatı olan sosyalizme giden biricik yol da budur. Devrimci mücadeleden uzak kalmak sorunlardan kaçmaktır ama kaçmak hiçbir zaman kimseyi kurtarmaya yetmeyecektir.

Sonuç olarak şunları söyleyebilirim. İşçi sınıfı ve emekçiler aslında tüm olan bitenin farkındadır ve olguları gayet iyi analiz edebilmektedir. Ancak çözüm aşamasında fiili olarak ortaya bir şey koyamamaktadır. Savaş gibi yakıcı bir gündem kendilerini harekete geçirebilir. Emperyalist savaşın yıkıcı sonuçları mücadeleden uzak duranları mücadeleye kanalize edebilir. İşçi sınıfı ve emekçiler bugün için kendilerini harekete geçirebilecek bir önderlikten yoksunlar. Bu misyonu üstlenmiş olan komünistlerin bütün güçleriyle işçi sınıfı ve emekçilere fabrikalarda, semtlerde, okullarda, yani bulundukları her alanda bu sorumluluklarını yerine getirmeleri yakıcı bir görev olarak önlerinde durmaktadır.

Bir dağıtım işçisi/Anadolu Yakası



Tek bir yumruk, tek bir yürek olma zamanı!

Merhaba,
Ben bir tekstil fabrikasında çalışıyorum. Benim ve iş arkadaşlarımın içinde bulunduğu bazı zorluklar var. Bunun bilincinde olduğumuz halde bir şey yapamıyoruz. Hani bir söz vardır, birlik olmayan yerde dirlik olmaz, diye. Bunu patron da çok iyi biliyor ve bizi istediği şekilde kullanıyor. Durum böyle olunca tabii ki haklarımızı da alamayız. Sömürülen işçiler olarak bu sorunları çözecek olan bizleriz. Bizlerden başkası çözemez. Örneğin şu günlerde emperyalist savaş gündemde. Kardeş halkları birbirine kırdırmak istedikleri bir savaş bu. Süreç öyle bir hal aldı ki, kimsenin gücü yetmiyor bu savaşı durdurmaya.

Patronlar için zaten farketmiyor. Aksine bu kirli savaşı istiyorlar, çünkü onların canı yanmayacak. Çünkü onların tek düşündükleri kârları. İşçi-emekçi çocukları hiç tanımadıkları insanları öldürmek için gün sayıyor. Patronların çocukları ise tatilde günlerini gün ediyor. Cephede kardeşlerimizin kanı dökülürken onlar ceplerini doldurup nasıl eğleneceklerini planlıyorlar. Tüm bunlara karşı kendi tavrımızı ortaya koyma zamanı geldi de geçiyor. Zaman kahvelerde, parklarda oturma zamanı değil. Gün birlik içinde tek bir yumruk, tek bir yürek olup aydınlık günler için kenetlenme günüdür.

Bir okur/Sefaköy