8 Mart '03
Sayı: 09 (99)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşın faturasını onlara ödetmek ve hesap sormak için mücadeleyi yükseltelim!
  Savaşı engelleme görevi aksatılmamalıdır!
  Emperyalist savaş bahanesiyle demokratik haklar gaspediliyor, devlet terörü tırmandırılıyor
  Savaş çığırtkanlarının "ulusal çıkar" yalanı
  Ordu Pentagon'un, ekonomi İMF'nin emrinde!
  Yeni bir tezkere hazırlanıyor!
  ABD'nin Kürt kartı...
  1 Mart eylemi üzerine...
  1 Mart mitingi ve sendikalar
  1 Mart mitingi ve gençlik...
  Emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı bölge halklarıyla dayanışmayı yükseltelim!
  Partiyi her alanda ve her açıdan güçlendirmek için!..
  "Emperyalistler, işbirlikçiler 6. Filo'yu unutmadık!.."
  Beytepe'de 1 Mart çalışması ve eyleme katılım
  ODTÜ'de 1 Mart eylemine yönelik çalışma
  Eylem ve etkinliklerden...
  Emperyalizme uşaklığın utanç fotoğrafı
  8 Mart etkinliklerinden...
  Cenevre'de emperyalist savaşa karşı yürüyüş...
  Cezayir'de iki günlük genel grev
  Tezkerenin reddi ve Güney Kürdistan...
  İnsan haklarına aykırı eğitim mi?
  Geleceği olan bir pazar: Savaş
  Doğan medya neden savaş istiyor?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Meclis duydu, onlar duymuyor

Bir telaş bir telaş efendim, anlı şanlı medyamızın ünlü kalemlerinde, şanlı yorumcularında, demeyin gitsin. Bir panik, bir hayal kırıklığı, bir derin üzüntü. Yükseklerden uçan savaşçı akbabalar, ekranlarda ahkâm kesen diplomat eskileri, her şeyi bilen uzmanlar, elli binlik mitinglerde halkı göremeyen, köşeleri babalarının malı yazarlar öyle üzgün, öyle kızgınlar ki içimden teselli etmek geliyor onları.

Umur Talu’nun yazdığı gibi onlar, “akıllarını, kurumuş vicdanlarını, piyasalarını, kârlarını, tarzlarını, ille de parayla değil, ama mutlak bir manevi beslemelikle savaşa yazdıranlar, müthiş bir hayal kırıklığı içinde şimdi baykuşluğa evrildiler.”

Bu “gamlı baykuşları” unutmak olmaz.

Bunlara karşı çok, ama çok sessiz kaldığımızı düşünüyorum.

‘’Usta gazeteci’’, ‘’belagat sahibi yazar’’, ‘’değerli emekli uzman’’, ‘’eşi bulunmaz diplomat’’ diye göklere çıkardığımız yetmez mi bunları?

Savaş çığırtkanları bizim tarihimizde hiç bu kadar itibar sahibi olmamışlardı.
O unvanları geri alamaz mıyız?

Savaş lordlarının sadık bendeleri bir okur tepkisini hak etmiyorlar mı?

****

Almanya’nın Düsseldorf kentinde yayımlanan Rheinische Post gazetesi, muhafazakâr eğilimli, Katolik kilisesine yakın bir bölge gazetesidir. Bölge gazetesi deyip geçmemek gerek; tirajı beş yüz elli bin dolayındadır. Geçen hafta bu gazetenin yüz otuz okuyucusu, ortak bir mektupla gazetenin redaksiyonuna başvurdular ve savaş yanlısı yayın politikasını terk etmesini, objektif yayın yapmasını istediler. Der Spiegel dergisi de konuyu haber yapmaya değer buldu. Mektuba imza atanlar kendilerini "Hıristiyanlar’’ olarak tanıttılar. Yani gazetenin genel eğilimi, muhafazakâr tutumu ile bir problemleri yoktu. Ama açıkça savaş kışkırtıcısı, tek taraflı yayın onların tepesini attırmıştı.

Şöyle dediler: "Gazetede yayımlanan pek çok haber, savaş konusunda tırmanan iç politika tartışmaları ile bağlı redaksiyonun genel çıkarları ile belirlenmektedir. Irak’taki insanların kaderi redaksiyonu hiç ilgilendirmiyor. Gazete Irak savaşında ölecek sivillerin sayısından hiç söz etmiyor; Irak’a uygulanan ambargonun insanlık dışı sonuçları konusunda hiç haber yayımlanmadı; ABD ve İngiltere’nin atom silahı kullanma tehdidi konusunda tek bir satır yok; buna karşılık, savaş propagandası için üretilmiş materyal ve argüman çok...’’

Gazete tam kendini savunmaya çalışırken yine okurların ortaya çıkardığı bir dalavereyle sarsıldı. Gazete, BM silahsızlanma uzmanlarının şefi Blix’in Güvenlik Konseyi’nin sunduğu raporu, ilk 30 bin baskıda "Blix savaş makinesini durdurdu’’ diye vermiş, sonraki 500 binde ise "Blix ABD’yi frenledi’’ demeyi tercih etmişti.

Bu ikiyüzlülüğe sinirlendi okurlar ve şimdi "aboneliklerinizi iptal edin’’ kampanyası açmak niyetindeler...

****

Tezkerenin Meclis’te reddedilmesinden sonra yüzlerinden düşen bin parça, üzüntüden ne dediklerini bilemeyen, hatta ölçüyü kendi cetvellerine göre bile kaçıranları eleştirenler yok mu? Farklı bir mantığı savunanlar, genel hava içinde hiç dikkate alınmamaya çalışılan yazarlar, gazeteciler, düşünen insanlar da var. Ama onların durumla ilgili saptamaları, gerçekleri açıklamaları tek başına yeterli değildir. "Şahin kalemler’’in arkasında ABD ve onun politikalarını Türkiye’de egemen kılmak isteyenler, kendilerini açıkça ortaya koydukları için yazalım, örneğin TÜSİAD saf tutuyor.

Öteki taraftakiler kim?

Savaşa karşı çıkanlar.

Medyadaki bu sorumsuz ve yüzsüz duruma dur diyecek olanlar da onlardır. Yüzsüz takımına, "Söylediklerini bir düşün bakalım, zaman geçer, insan utanır, sahte olan sırıtır, yalanın üstündeki kum dağılır, her şey uçar yazı kalır; üstat, nereye böyle’’ dese birileri olmaz mı?

Hiç değilse, günah bizden gitmez mi?

Güray Öz
(Cumhuriyet, 5 Mart ‘03)



Doğan medya neden savaş istiyor?

(...) Nedir Doğan’ı bu kadar savaş histerisine kaptıran? Grup olarak savaştan bir çıkarları mı var? Petrol Ofisi’ni almak, “petrol” iştahlarını mı kabarttı diye sorarsanız, ilgisi yok. Onlarınki, “tamamen sınıfsal!…” Filmi başa saralım…

Doğan Grubu’nun temel yaklaşımlarında Koç Grubu etkilidir. İlk sinyali ve eğilim işaretini Rahmi Koç, 2002 sonunda, Rusya’da, Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı bir tesis açılışında verdi ve eveleyip gevelemeyelim, Türkiye bu savaşa ABD’nin yanında girmelidir. Doğrusa da budur, dedi. Milliyet’te şöyle yer aldı Koç’un demeci:

“Hükümetimizin Amerikalılarla İngilizlerle, müttefiklerimizle ne konuştuğunu bilmiyorum, fakat 1. Çöl Fırtınası’nda yaptıkları hatayı yapmayacaklardır. Bu işe başında ‘evet’ diyeceklerdir. Ve bu işin avantajlarını paylaşırken bizim de parmağımız içinde olacak diye tahmin ediyorum. Dolayısıyla kısa vadede belki bize biraz tesir edecek ama uzun vadede mutlaka Türkiye’nin lehinde olacak. Çünkü bizim Irak’la yapacağımız çok iş var. Doğalgaz almaktan tutun müthiş bir ihracat ithalat olacaktır. En başından itibaren ABD’nin yanında olmalıyız çünkü Amerika bütün dünyaya ‘Ya bizim tarafımızdansınız ya da değilsiniz’ dedi. Bu konuda Condoleezza Rice Sayın Erdoğan’a ABD’de, ‘Siz gelseniz de, gelmeseniz de biz gidiyoruz’ dedi. Dolayısıyla bizim başka alternatifimiz yok.

Rahmi Koç’un bu eğilimi, TÜSİAD’ da da kabul gördü kısa sürede. Bunu da anlamak mümkün. Birincisi Türkiye burjuvazisinin karakterini anımsarsanız, buna şaşmamak gerekir. Cılız, omurgasız, ürkek ve kişiliksiz bir burjuvazidir bizimki. Ortaya çıkışı ve palazlanmasında da ABD sermayesi etkilidir. Şimdi, gövdesine sarılarak büyüdüğü ve onunla göbek bağı olan ABD’nin arzusu hilafına davranmaya nasıl cesaret eder?

İkincisi komşuyu satmanın, kapıyı saldırgan hırsıza açmanın rüşveti olarak ucu gösterilen dolarlar, krizden krize sürüklenen büyük burjuvazinin rüyalarını süslemiştir. O hibelerle, o kredilerle, hiç olmazsa bir yılı kurtarmak belki mümkündür. O zaman neden almayacakmışız o parayı?

Hiç aklından çıkmamakta ve “Non passaran!” tokatını yemiş olmasına karşın, yine, yine!… diye tepinmekte ve tezkerenin tekrar Meclis’e getirilmesi için savaş tamtamlarını histerik biçimde çalmaya devam etmektedir.

TÜSİAD’da cisimleşen bu ABD muhipliği, Doğan Medya ile propogandaya dönmektedir. Bunu da anlamak mümkün. Aydın Doğan, TÜSİAD’ın önemli bir üyesidir, ayrıca Yeni Harman’da yer alan söyleşisinde açıkça ABD’nin yanında savaşa katılmak gerektiğini ifade etmişti. Yine Aydın Doğan’ın kızlarından biri bu yıl TÜSİAD yönetim kuruluna girmiştir ve Ertuğrul Bey, tabii ki üyesi olduğu TÜSİAD’ın hislerine tercüman olacaktır…

Türkiye, Meclis’in tezkereye red kararıyla, onurunu kurtardı, barışçılığını dile getirdi...

Ertuğrul Özkök diyor ki, “Ben bu olayda Türkiye’nin çok ciddi bir ‘karakter imtihanından’ geçtiğini ve ne yazık ki çok başarılı bir sonuç almadığını düşünüyorum.”

Karakter ve Ertuğrul Özkök…

Sizce yanyana iyi duruyorlar mı ?

Mustaf Sönmez
Ekohaber.net