8 Mart '03
Sayı: 09 (99)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaşın faturasını onlara ödetmek ve hesap sormak için mücadeleyi yükseltelim!
  Savaşı engelleme görevi aksatılmamalıdır!
  Emperyalist savaş bahanesiyle demokratik haklar gaspediliyor, devlet terörü tırmandırılıyor
  Savaş çığırtkanlarının "ulusal çıkar" yalanı
  Ordu Pentagon'un, ekonomi İMF'nin emrinde!
  Yeni bir tezkere hazırlanıyor!
  ABD'nin Kürt kartı...
  1 Mart eylemi üzerine...
  1 Mart mitingi ve sendikalar
  1 Mart mitingi ve gençlik...
  Emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı bölge halklarıyla dayanışmayı yükseltelim!
  Partiyi her alanda ve her açıdan güçlendirmek için!..
  "Emperyalistler, işbirlikçiler 6. Filo'yu unutmadık!.."
  Beytepe'de 1 Mart çalışması ve eyleme katılım
  ODTÜ'de 1 Mart eylemine yönelik çalışma
  Eylem ve etkinliklerden...
  Emperyalizme uşaklığın utanç fotoğrafı
  8 Mart etkinliklerinden...
  Cenevre'de emperyalist savaşa karşı yürüyüş...
  Cezayir'de iki günlük genel grev
  Tezkerenin reddi ve Güney Kürdistan...
  İnsan haklarına aykırı eğitim mi?
  Geleceği olan bir pazar: Savaş
  Doğan medya neden savaş istiyor?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kasap Şaron koalisyon hükümetini yoğun katliamlar eşliğinde kurdu...

Emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı
bölge halklarıyla dayanışmayı yükseltelim!

Şaron’un Likud Partisi üç partiyi yanına alarak koalisyon hükümetini kurdu. Koalisyonda yer alan partilerden biri olan “Ulusal Dinci Parti” İsrail’in en gerici-ırkçı Yahudilerinden oluşan yerleşimcileri temsil ediyor. Diğerleri “Ulusal Birlik Partisi” ve “Şinui Partisi”dir. Yeni hükümet İsrail parlamentosu Knesset’ten güvenoyu aldı.

Katliamlar eşliğinde kurulun koalisyon

Katil Şaron seçimlere katliam ve yıkımlar eşliğinde hazırlandı. Seçimler öncesinde Şaron ve oğlunun rüşvet vb. kirli sicili ortaya saçıldığı için katliamlara daha özel bir ağırlık verildi. Öyle ki, işgalci İsrail ordusunun bir günde katlettiği Filistinli sayısı 30’a kadar ulaştı. Siyonizm ideolojisi ile zehirlenmiş İsrail toplumunda Şaron’un kanlı yöntemi yazık ki karşılık buldu.

Seçim döneminde yoğunlaşan katliam ve yıkım politikası hükümet kurma sürecine de eşlik etti. Zaten İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz (yeni kurulan hükümette de aynı mevkii işgal ediyor) Gazze Şeridi’ne dönük saldırıların yoğunlaşacağını açıklamıştı. Siyonist bakanın açıklamasından sonra işgalci ordu peşpeşe katliamlar gerçekleştirdi. Bir tankın Filistinli direnişçiler tarafından dört askerle birlikte havaya uçurulması siyonistleri daha da azdırdı. Günübirlik işlenen cinayetlerin yanı sıra Batı Şeria’nın Tulkarim kentinde 3, Nablus’ta 3; Gazze Şeridi’nde Beyt Hanuna’da 6, (kentin bağlantılarını sağlayan iki köprü ve karayolu da tahrip edildi), Gazze’de 7, Nuseyre ve Bureij mülteci kamplarında ise 8 Filistinli katledildi. Yüzlerce kişi yaralandı, bir o kadarı gözaltına alındı. Saldırılar çoğunlukla gece yarıları balıyor ve onlarca tank ve zırhlı araç eşliğinde gerçekleştiriliyor. Her zamanki gibi saldırılara ev ve işyeri yıkımları eşlik etti. İkinci intifadanın başlamasından bu yana katledilen Filistinli sayısı 2 bin 500’e yaklaştı.

Emperyalist-siyonist saldırganlığın kıramadığı direniş

Emperyalist güçlerin, özelde Amerikan emperyalizminin her türlü desteğini alan siyonistler, sahip oldukları askeri üstünlük, gerçekleştirdikleri barbarca saldırı ve katliamlarına rağmen Filistin direnişini kıramadılar. Bu nedenle emperyalist-siyonist ittifak, Ortadoğu’ya kirli planlarının hayata geçirilmesi önündeki en önemli engellerden biri olan bu direnişi kırmak için tüm gücüyle yükleniyor. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra bu politika çok daha acımasız, kural tanımaz bir şekilde uygulanıyor. Haydutbaşı Bush’un başa geçmesinden sonra Beyrut kasabı istediği ortamı bulmuş oldu. Defalarca ABD’yi ziyaret eden Şaron, planlarını bizzat Washington’da hazırlıyor.

Emperyalist saldırı ve savaş tehdidinin tüm bölgeyi sardığı bir dönemde siyonist saldırılar, bu saldırılara karşı devam eden Filistin halkının direnişi uluslararası kamuoyunda geri plana düştü. Oysa Filistin direnişini kırmak için yoğunlaşan yıkım ve katliamlar emperyalist savaş ve hegemonya planının bir parçası durumunda. Zira savaşın başlaması durumunda Filistin halkının bölge halklarına örnek olması ve anti-emperyalist direnişin tüm Ortadoğu’ya yayılması, başta siyonistler ve ABD olmak üzere bölgedeki tüm işbirlikçilerinin en büyük korkusu. Böylesine hayati bir önem taşıyan ve tam bir kuşatma altında süren Filistin direnişi yazık ki, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı mücadele eden güçlerden hak ettiği desteği henüz alamamaktadır.

Siyonistlerin emperyalist savaşı
fırsata dönüştürme hesapları

Siyonistler Bush ve savaş çetesiyle yakın işbirliği içinde. Özellikle savaş kundakçılarının en azılılarından olan Wolfowitz’in Amerika’daki siyonist lobinin temsilcisi olduğu basında sık sık yer alıyor. Şaron’un defalarca ABD’ye gidip yaptığı görüşmeler yakın işbirliğinin somut bir göstergesi.

Amerikan emperyalizminin bölgeye dönük saldırısı gündeme geldiğinde, Şaron hükümeti ABD’den milyarlarca dolar talep etti. Sadece silahlanma için istediği miktar 4 milyar dolar. Siyonistler uygun koşulların oluşması durumunda özellikle Lübnan ve Suriye’yi hedef almayı umuyorlar. Suriye’nin şimdiden ABD tarafından tehdit edildiği göz önüne alındığında, emperyalist-siyonist işbirliği daha açık görülür. Filistin halkını sürgün ve katliamlarla kendi topraklarından sürerek büyük İsrail kurmayı hedefleyen siyonistler, emperyalist savaşın bu kirli amaç için bulunmaz fırsat olacağını düşünüyorlar. Nitekim yeni kurulan Şaron hükümetinin protokolünde, Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşimlerinin büyütüleceği vurgulanıyor. Bundan dolayı savaşın bir an önce başlamasını istiyorlar.

Arafat’ı tasfiye etmenin işlerini kolaylaştıracağını hesaplayan Bush ve Şaron yoğun bir uğraş içinde. Bir taraftan yıkım saldırıları sürdürülürken, öte yandan tam bir arsızlıkla Filistin yönetiminin yolsuzluklarından ve yapması gereken reformlardan söz ediliyor. Haydutbaşı Bush, Irak’ı yakıp yıktıktan sonra sıranın Filistin devletini kurmaya geleceği demagojisini yapıyor.

Gerici Arap rejimleri tam bir teslimiyet içinde

Küstahça açıklamalarıyla bölge halklarını tehdit eden Bush ve çetesi, bölge devletlerinden kayda değer bir tepki görmedi. Irak’a saldırı gündemiyle Mısır’da toplanan Arap Birliği Zirvesi de herhangi bir ciddi karar almadan dağıldı. Birkaç istisna dışında zirveye katılan devlet temsilcileri, emperyalist savaş karşısında tam bir teslimiyet içindeler. Bir kısmı ise (Mısır, Körfez ülkeleri vb.) ABD’nin uşağı olduğunu zirvedeki tutumlarıyla yeniden tescil etti. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ise, Arap ülkelerine, “ABD’nin saldırısına kolaylık sağlamama” çağrısı yapmakla yetindi. Libya lideri Kaddafi, Suudi Prensi ile kavga ederek zirveyi terk etti. Ortaya çıkan utanç verici tablo, kendilerini de hedef alan emperyalist savaşa karşı Arap rejimlerinin tam bir teslimiyet içinde olduklarına tanıklık etti.

Emperyalist savaş gölgesinde yıkım ve katliamlara maruz kalan Filistin halkının durumu ise zirvenin gündemine bile gelmedi. Kendi iktidarlarını sürdürme derdine düşen gerici rejimler, Filistin işgalini gündemlerinin dışına atmış durumdalar. Hiçbir zaman samimi olarak sahiplenmedikleri Filistin davasından demagoji amacıyla da olsa söz etmemeye başladılar. En büyük korkuları, emperyalist savaşa ve siyonist işgale karşı gittikçe hareketlenen Arap halklarının Filistin halkının direnişini örnek almaları.

Emperyalist savaş ve siyonist işgale
karşı bölgesel intifada!

Emperyalist saldırganlık ve savaş karşıtı kitlesel mücadele yer yer Filistin’le dayanışma şiarlarını gündemine almakla beraber, bu güçlü bir dayanışma olmaktan uzak. Oysa Filistin halkı daha savaş başlamadan ağır bedeller ödüyor. Savaşın başlamasıyla birlikte bu bedellerin çok daha ağırlaşacağı açık. Yiğitçe direnen Filistin halkı dayanışmayı fazlasıyla hak ediyor. Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı çıkan her samimi güç bu dayanışmayı göstermekle yükümlüdür.

Şimdiye kadar Arap ülkelerinde kitlelerin alanlara çıkması, politik süreçlere müdahale etmesi sık rastlanan bir durum değildi. Emperyalist savaş tehdidi bu durumu değiştirmiş, yüzbinlerce insanın sokaklara taşmasına yol açmıştır. Şam, Halep, Sana, Kahire, Kazablanka, Körfez ülkeleri ve diğer kentlerde yüzbinlerce Arap emekçisinin kitlesel eylemleri, suskunluk fesadı döneminin geride kaldığını gösteriyor. Savaşın fiilen başlaması durumunda bu tepkilerin daha kitlesel ve militan bir niteliğe bürünmesi kaçınılmaz. Türkiye halkları ile bölge halklarının kaderi, hiçbir zaman olmadığı kadar birbirine bağlı hale gelmiştir. Bu, Ortadoğu halklarının bölgesel bir direnişi örmeleri için uygun bir zemindir. Tüm bölge halklarını hedef alan emperyalist saldırganlık bunu zorunlu kılmaktadır. Filistin halkıyla tam bir dayanışma, emperyalit-siyonist ittifaka ve bölgedeki işbirlikçilerine karşı militan bir direniş! Anti-emperyalist mücadelenin önünde duran görevlerin başında geliyor.