25 Ocak '03
Sayı: 04 (94)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin güncel sorunları ve görevlerimiz
  Kapalı kapılar ardında hazırlıklar ve pazarlıklar kesintisiz sürüyor!
  Savaş karşıtı eylemlerden...
  TÜSİAD resmi politikayı açıkladı: Savaşa katılmamız gerek!
  Barışın güvencesi saraylar değil, sokaklardır!
  Ankara BES 1 No'lu Şube Başkanı Fikret Aslan'la savaş üzerine konuştuk...
  Dünya halkları savaşa ve saldırganlığa karşı ayakta!
  Savaşa karşı omuz omuza!
  Amerikancı medya savaş kışkırtıcılığına devam ediyor!
  AK Parti düzenin pislikleini aklamaya devam ediyor!
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/5
  Özelleştirme emperyalizmin dünyayı köleleştirme planlarının bir parçasıdır
  Onurlu bir yaşam için mücadele saflarına!
  Tekstil-konfeksiyon işçilerinin durumu...
  Küçük-burjuva devrimciliği ve sınıf çalışması
  Emperyalist savaş ve emperyalist çıkarlar
  Sorular, sorular...
  İÜ'de bir dönemin ardından...
  İKE etkinliklerinden...
  M. Suphiler'in ruhuyla emperyalist savaşa karşı mücadele...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin
güncel sorunları ve görevlerimiz

Silahların gölgesinde büyüyen savaş karşıtı hareket

Dünyada şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş bir savaş karşıtı kitle hareketliliğine tanık oluyoruz. Ne iki dünya savaşının ne de Vietnam vb. savaşların öncesinde görülmemiş ölçüde büyüyen bir tepki hareketidir karşımızdaki. Afganistan savaşıyla başlayan tepkiler Irak’a dönük saldırının gündeme gelmesiyle birlikte bugün milyonlarca insanı aynı amaç için sokaklara dökmektedir. Geçen hafta sonu gerçekleşen eylemler Asya ve Amerika’yı da içine alarak yayılmakta ve giderek daha kitlesel bir görünüm kazanmaktadır. Dünyanın emperyalist jandarması ABD’nin üç büyük kentinde yüzbinlerce insanın katıldığı gösterilerin kuşkusuz ki apayrı bir önemi vardır. (Yalnızca başkent Washington’daki eyleme yarım milyon insanın katıldığı bildiriliyor).

Pek çok veri önümüzdeki günlerde savaş karşıtı gösterilerin daha da büyüyeyerek devam edeceğini gösteriyor. Zira, başta Amerika ve İngiltere olmak üzere, pek çok ülkede yapılan anketler savaşa karşı tepkilerin arttığını, emperyalistlerin 11 Eylül saldırılarıyla savaş ve saldırganlığın zeminini düzlemek için kullandıkları argümanların, yaptıkları savaş propagandasının kitleler üzerinde giderek etkisini yitirdiğini göstermektedir. Gelinen yerde kamuoyu emperyalistlerin aleyhine dönmüş bulunuyor. Emperyalistlerin gerçek niyet ve hedefleri konusunda bilinçlenen kitleler harekete geçtikçe, henüz tepkilerini eylemli biçimde ortaya koyamayanların da harekete geçeceklerinden kuşku duyulmamalıdır.

Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin zaafları

Öte taraftan, eğer bir dizi zaafından arınıp yeni bir düzeye sıçratılabilirse, savaş karşıtı kitlesel hareketlilik, emperyalist haydutların yeni dünya düzenine karşı gerçek bir hesaplaşmanın önünü pekala açabilecek dinamikleri harekete geçirebilir ve yeni olanaklar yaratabilir. Böyle bir gelişmenin ihtimal olmaktan çıkıp gerçek bir olanağa dönüşmesi mevcut hareketliliğin zaaflarından arınıp sıçrama göstermesiyle, yani gelişmelerin seyri içinde ona yapılacak isabetli ve ısrarlı müdahalelerle doğru orantılıdır. Kaldı ki, son hazırlıkları yapılan savaşı engellemek için gösterilerin gitgide kitleselleşmesinin kendi başına yeterli olmayacağı açıktır. Kitleselleşmenin yanı sıra ancak daha etkili ve daha militan mücadele biçimleri devreye sokulabilirse, savaş karşıtı hareket caydırıcı bir güç haline gelebilir.

Savaş karşıtı kitlesel hareketliliğin zaaflı yanlarını, aynı anlama gelmek üzere müdahalenin yoğunlaşması gereken temel noktaları, şöyle özetleyebiliriz: Birincisi; hareket henüz kendiliğinden gelişen bir seyir izliyor. İkincisi; işçi sınıfı bu harekete henüz belirleyici düzeyde bir katılım gösteremiyor, bağımsız sınıf gücü ve eylemliliğiyle sürece damgasını vuramıyor. Üçüncüsü; hareket savaşın emperyalist niteliğinden çok, genel bir savaş karşıtlığı ekseninde kendisini ifade ediyor. Dördüncüsü; hareketi üzerinde, ufku genel bir savaş karşıtlığını aşmayan sol, liberal, küçükburjuva çevreler etkili oluyor, eylemleri daha çok bu çevreler örgütlüyor. Bunlara bağlı olarak beşincisi; gösteriler henüz barışçıl bir çizgide gelişiyor. Bunlar aynı zamanda Türkiye cephesinden gelişen emperyalist savaş karşıtı hareketlilik için de geçerlidir. Şu farkla ki, ülkemizdeki hareket henüz dünyadaki kadar kitleselleşebilmiş değil.

Kendiliğinden bir tepkinin ürünü olarak geliştiği ve devrimci bir inisiyatif ve önderlikten henüz mahrum olduğu düşünülürse, bunlar son derece olağan sonuçlar. Bu noktadan sonra olağan karşılanmaması gereken şey, müdahalenin zayıflığı olmalıdır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde kendiliğinden büyüyen bu harekete müdahale etmenin, onu ileriye çekmenin en etkili yolu, her şeyden önce sıcak savaş hattındaki bir ülkenin devrimci ve komünistlerinin devrimci temelde gelişen bir emperyalist savaş karşıtı hareketi yaratmayı başarmalarıdır.

Karşımızda, olduğu kadarıyla yukardaki zaaflarla malül, gelişmeye ve müdahaleye açık bir savaş karşıtı hareketlilik ile henüz tepkilerini eyleme dökemeyen, gelişmeleri izlemekle yetinen savaşa karşı tepkili oldukça geniş bir emekçi kesim var. Bu koşullarda emperyalist savaş karşıtı mücadelede gözetmemiz gereken bir takım öncelikleri belirlemek, temel ve taktik konularda ihtiyaçlara yanıt verecek bir çalışma düzeyi, temposu tutturmak, iddia ve hedeflerimizi gerçekleştirmede belirleyici bir önem taşıyor.

Emperyalist savaşa karşı ilkesel tutumda ısrarlı olmalı, kitle çalışmasında yaratıcı ve esnek davranmalıyız!

Pratikta nasıl bir seyir izlerse izlesin, emperyalist savaş ve saldırganlığın uyandırdığı tepkilerden sınıf mücadelesini güçlendirecek biçimde yararlanmak; savaş karşıtı tepki ve mücadeleyi anti-emperyalist anti-kapitalist mücadeleye dönüştürmek; iktidar mücadelesini adım adım yükseltmek hedefiyle hareket ediyoruz. Ortaya çıkan savaş karşıtı hareketin mevcut sınırları aşıp devrimci bir temelde geliştirilmesi, devrimci bir niteliğe kavuşturulması özel kaygısını taşıyoruz. Güncel planda, hazırlıkları yapılan Irak savaşının püskürtülmesi, püskürtülemese bile haydutların hezimetiyle sonuçlandırılması görev ve hedefini önümüze koyuyoruz. Ve bu hedeflere ulaşmak için işçi sınıfının bağımsız devrimci sınıf politikası, örgütlülüğü ve eylemiyle mücadelede yerini alması temel çabası içindeyiz.

Bunlar, programatik düzeyde bizi diğer anlayışlardan ayıran temel ayrım noktaları. Savaşın niteliği ve emperyalistlerin gerçek hedefleri konusunda devrimci çevreler arasında neredeyse hiçbir ciddi farklılık yok. Hatta reformist ve liberal sol çevreler bile bu savaşın nedenini ve ABD’nin niyetlerini yeterli açıklıkta görüyorlar. Oysa, bu savaşa karşı alınması gereken tutum, yürütülmesi gereken mücadele, gözetilmesi gereken politik ve örgütsel öncelikler ve savaş karşısında farklı tutumlara sahip farklı sınıfların bu mücadelede nasıl bir rol oynadığı konusunda ciddi farklılıklar var.

Bu farklılıklar bir dizi alanda farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Özellikle de ittifaklar, örgütlenme ve eylem biçimleri konusunda her anlayış kendi tarzında önerilerle çıkıyor sahneye. Merkezi platformlarda geniş birliktelikler sağlamak adına son derece geri eğilimler platforma damgasını vuruyor. Burada hem yerel hem merkezi düzeylerde karşımıza çıkan sorunlara ve farklı yaklaşımlara karşı nasıl bir tuttum almamız gerektiğine kaba hatlarıyla değinmek istiyoruz.

Öncelikle, emperyalist savaş karşıtı mücadelenin henüz yeni yeni yaygınlaşıp kitleselleşmeye başladığı bir aşamada olduğumuzu görmeli, hareketin bu zayıflığını nasıl gidereceğimizi bağımsız çalışmamıza konu etmeliyiz. Kesintisiz ve çok yönlü bir propaganda yürütmek, taban ve kitle çalışmasına dayalı platformlar örgütlemek, bağımsız çalışmamızın esasını oluşturacaktır. Yanı sıra oluşturulan ve oluşturulacak olan yerel platformlara, merkezi ve yerel eylemlere katılım sağlamak da çalışmamızın önemli bir parçasıdır.

İkincisi; bizzat işçi ve emekçilerin, gençliğin katıldığı bağımsız platformlar örgütlemek, farklı anlayışlarla birlikte platform oluşturmaktan daha öncelikli bir çalışmadır bizim için. Böyle bir çalışma içinde olmak, en geniş ve en ileri güçlerle birlikte hareket etmenin önünde engel değildir. Bilakis, taban çalışmasıyla oluşturduğumuz platformlarla, katıldığımız/katılacağımız anlayışlar platformu üzerinde daha güçlü bir etki sağlayabiliriz.

Üçüncüsü; eğer öncelikli hedefimiz bağımsız bir çalışmayla kitlelere, emekçi yığınlarına gitmek, onları örgütlemekse, buna uygun araçlar ve yöntemleri kullanmak, değilse yaratmak zorundayız. Seçim çalışmamız ve bu çerçevede oluşturduğumuz BDSP (Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu) bu konuda örnek olmalı ve yeni dönemde de esas alınmalıdır. Pek çok aracımız yanında emperyalist savaş karşıtı propaganda ve örgütlenmeyi de BDSP ekseninde yürütmeli, oluşturulan ya da oluşturulacak olan ortak yerel platformlara da bu konum ve kimlik üzerinden katılmalıyız.

Dördüncüsü; en geniş birliktelikle hareket etmek adına en temel ilkelerden taviz verenlerle ayrım çizgilerimizi çizmek, onlara karşı ideolojik mücadeleyi elden bırakmamak can alıcı bir önem taşıyor. Yerellerde birlikte platform çalışması içinde olduğumuz bazı devrimci çevreler, farklı gerekçelerle savaşın emperyalist niteliğini karartan, emperyalist savaş karşıtı mücadeleyi ve mücadele görevlerini genel bir savaş karşıtlığına sıkıştırmaya çalışan bir tutum sergiliyor, böyleleriyle hareket etmeyi önemsiyorlar. “Geniş birliktelikler oluşturmak” adına, savaşın emperyalist niteliğini vurgulamaktan vazgeçmeyi önerebiliyorlar. Tabanlarındaki emekçilere ulaşmak ve onları etkilemek adı altında, kirli düzen partilerini platformalara kazanmaya özel bir ağırlık verebiliyorlar vs. Böylesi anlayışlarla birlikte iş yapmayı her şeyin ön&uul;ne çıkaramayız. Bizim öncelikli muhatabımız kitlelerdir, işçiler ve emekçilerdir. Hiçbir düzen partisi, asla bizim muhatabımız olamaz. Düzen partilerini muhatap alanlarla da bir işimiz olamaz.

Öte taraftan tabii ki, bu partilerin emekçi tabanına gideceğiz, onları harekete geçirmeye, onlarla hareket etmeye çalışacağız. Ama bunun yolu SHP, CHP, SP gibi partilerin temsilcilerini muhatap almak değil, bağımsız devrimci propaganda ve örgütlenme çalışması yürütmektir. Düzen partilerinin, sosyal şovenlerin emperyalist bir savaşa karşı burjuvaziden bağımsız bir tutum almaları eşyanın tabiyatına aykırıdır. Pratikte bu partilerin ne yaptığı da ortadadır. Merkezlerinden görece daha ileri tutumlar alabilen bazı yerel parti örgütleri, buna rağmen sıra iş yapmaya geldiğinde yan çizmektedirler. Bugün savaş karşıtı görünmeleri, devrimci çevrelerle yanyana durmaktan çekinmemeleri, savaş karşıtı tepkinin güçlü olmasındandır. En kritik aşamada altına imza attıkları bu platformları da, savaş karşıtlığını da bir kenara atıp düzenn savaş politikasına yapışacaklarından kuşku duyulmamalıdır.

Tekrarlamak gerekirse, yerellerde oluşturulacak platformlara yaklaşımımızda taktik ve politik esneklik göstermeliyiz. Fakat bu asla kitlesellik sağlamak, bir takım olanaklardan yararlanmak adına temel yaklaşımımızdan taviz vermek, taviz veren anlayışlara göz yummak anlamına gelmemeli. Pratik çalışmamızla tabanda kurulduğu ölçüde bu tür platformları ileriye çekme çabası içinde olmalı, geri anlayışlara karşı ideolojik mücadeleyi elden bırakmamalıyız.

Sınıfı emperyalist savaş karşıtı mücadeleye kazanmanın önemi

Emperyalistlerin zorbaca saldırılarını ve haksız savaşlarını ancak devrimci sınıf savaşını yükselterek, saldırıya karşı halkların birlikte direnişini örerek engelleyebiliriz. Bugün hem işçi sınıfı hem ezilen halklar bu savaşa karşı artan bir tepki duyuyor, saldırgan güçlere karşı haklı bir öfke besliyorlar. Fakat böyle olmasına rağmen bu öfke ve tepkiyi eyleme dökemiyorlar. Taşıdığı siyasal bilinç ve duyarlılık nedeniyle küçük-burjuvazinin, savaştan göreceği zarar, uğrayacağı kayıplar nedeniyle küçük ve orta işletme sahibi kesimlerin savaş karşıtı tepkilerini az-çok açığa vurduğu bir yerde emekçi yığınların bu pasif tepki sınırlarında kalması, emperyalist savaş karşıtı mücadelede yüklenilmesi gereken zayıf halkadır. Ne kadar geniş olursa olsun, işçi sınıfının kendi bağımsız konum ve mücadelesiyle katılmadı&urren;ı bir savaş karşıtı hareketin başarısının sınırları bellidir.

Savaşa karşı en ileri ve en kararlı tutumu alması gereken işçi sınıfının henüz bu mücadelede yerini alamamasının nedenlerine burada giremeyiz. Fakat bu tablodan çıkaracağımız temel önemde sonuç, kolaycı ve pragmatist küçük-burjuva eğilimlere prim vermeden propaganda ve örgütlenme çalışmamızın merkezine sınıfı yerleştirmektir.

Üstelik yaklaşan savaş sınıf çalışmamızın en yakıcı gündemi olmakla birlikte tek gündemi de değildir. Savaşa karşı mücadeleyi, sınıfa yöneltilen diğer saldırılarla birleştirererek ele almayı ve bütünsel bir sınıf çalışmasına konu etmeyi başarmak durumundayız. Bu konuda asla tek yanlı bir çalışma yürütemeyiz. Önümüzde 1 Mayıs’a kadar sürecek hareketli bir bahar dönemi var. Mart ayı içinde çıkarılacak iş yasası, uzun bir dönemdir sanki gündemden düşmüş gibi. Hükümetten gelen son açıklamalar, sermayenin istekleri doğrultusunda bu yasanın çıkarılacağını gösteriyor. Yanı sıra 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’ne ve Newroz’a da özel bir çalışma planıyla hazırlanmak durumundayız. Tüm bunları yaklaşan savaşa karşı mücadele görevleriyle nasıl birleştireceğimizi, ne türden araccedil;lar kullacağımızı şimdiden düşünmemiz, bir dönem planı çerçevesinde hızla hazırlıklarımızı tamamlamamız gerekmektedir.

Zorlu bir mücadele dönemine çok yönlü hazırlık

Emperyalist savaş hazırlıkları tüm hızıyla sürerken tüm dünyada savaş karşıtı kitlesel tepkiler de giderek büyüyor. Hem ülkemizde hem de bulunduğumuz bölgede devrimci bir yükselişin imkanlarını açığa çıkarmak açısından savaşın büyüttüğü tepkilerden ve açığa çıkan mücadele dinamiklerinden yararlanmak can alıcı bir önem taşıyor. Savaşın ve savaş döneminin gerektirdiği örgütsel ve politik hazırlıkları tamamlamak, devrimci bir seferberlik içine girmek, bu savaşın nasıl bir seyir izleyeceği üzerinde önemli bir rol oynayacaktır.

Emperyalistler, işbirlikçi iktidarların sunduğu hizmetler sayesinde daha şimdiden bölgeyi işgal etmiş, bölgeyi askeri olarak kuşatmış olabilirler. Ama bu henüz başlangıç. Henüz saldırmak için tüm hazırlıklarını tamamlamış, buna uygun bir politik konjonktür yaratabilmiş değiller. Geçen her gün bir bakıma haydutların aleyhine işliyor. Özellikle uluslararası planda ortaya çıkan çatlaklar ve bölge ülkelerinin savaş için satın alınmasında ortaya çıkan pürüzler, Amerikan emperyalizminin elini zayıflatıyor.

Fakat buradaki sorun ve pürüzler değil, esas olarak dünya ölçüsünde yükselecek olan savaş karşıtı hareket, savaşın seyri üzerinde belirleyici olacaktır. Bugün ortaya çıkan veriler, emperyalizmin bu savaştan yenilgiyle çıkmasının pekala mümkün olduğunu gösteriyor. Kuşkusuz ki bu yenilgi için savaşa alet edilen ülke emekçileri ve bölge halklarının vereceği mücadele çok kritik bir önem taşıyor. Bölgede giderek güçlenen anti-emperyalist tepkileri örgütlü ve kararlı bir kitle hareketine dönüştürmek için önümüzdeki fırsatları en iyi biçimde değerlendirmeliyiz.

Emperyalist saldırganları ancak dünyanın her yerinde yükseltilecek militan bir kitle direnişi durdurabilir. Yakın tarih, emperyalist haydutların giriştikleri pek çok savaşta anti-emperyalist militan bir kitlesel direnişle yenilgiye uğratıldıklarını gösteriyor bize. Şimdi tarihten alınan güçle, emperyalist savaşı sınıf savaşına çevirmek için seferber olma zamanıdır.