09 Kasım '02
Sayı: 44 (84)


  Kızıl Bayrak'tan
  3 Kasım seçimleri
  Şimdi sıra AKP hükümetinde...
  3 Kasım seçimleri, AKP ve emperyalistlerin beklentileri
  Yıkımın sahnedeki sorumlularının yıkımı
  Felsefesi serbest piyasacı, programı İMF'ci...
  Yeni hükümete eski program!
  İstanbul'da 6 Kasım eylemleri...
  Ankara'da 6 Kasım eylemleri...
  6 Kasım eylemlerinden...
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Günü kazanarak geleceğe hazırlanıyoruz!
  Esenyurt BDSP çalışması...
  Anadolu Yakası BDSP çalışması...
  Sefaköy ve İkitelli BDSP çalışması...
  Adana BDSP çalışması...
  Dikmen BDSP çalışması...
  Hüseyingazi BDSP çalışması...
  Mamak BDSP çalışması...
  Seçim sonuçları üzerine...
  Komünistler ve ulusal kurtuluş mücadeleleri
  Petrol devleri sabırsız
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Komünistler ve ulusal kurtuluş mücadeleleri

Haluk Gerger

Manifesto, komünistlerin, “proletaryanınkinden farklı ve ayrı çıkarları yoktur” der. Bu, gerçekten de böyledir. Şayet bunun dışında komünistlerce artık içselleştirilmiş bir başka çıkar beraberliğinden sözetmek gerekirse, bu da, çağımızda, mazlum ulusların çıkarları olarak ortaya çıkar. Gerçekten de, “sosyalizmden kapitalizme geçiş çağı” olarak nitelendirebileceğimiz günümüzde, ya sömürgeciliğin/emperyalizmin boyunduruğu ya da farklı biçimlerde ortaya çıkan ulusal baskılar altında sömürülen/ezilen halkların temel çıkar ve haklarının, kısacası, “ulusal kurtuluşu”nun ön saflardaki en kararlı destekçileri hep komünistler olagelmiştir. Dahası, ulusal kurtuluş mücadelelerinin teorik/ideolojik ve pratik çerçevesini, genel olarak, sosyalizm, Marksizm-Leninizm çizmiştir.

Çağımızda mazlum halkların ulusal kurtuluş mücadelelerinin hepsinde başdüşman, doğal olarak, kapitalist-emperyalist sistem ve onun içerdeki işbirlikçileri görülmüştür. Bu hareketlerin hepsinin temel analiz ve tezlerinde de dost güçler olarak, “sosyalist ülkeler,” uluslararası işçi hareketi ve sömürgedeki işçi sınıfı görülmüştür. Bunların büyük çoğunluğu düşünsel rehber ve eylem kılavuzu olarak da devrimci sosyalizmi kabul etmiş, marksizmi benimsediğini ilan etmiş küçük burjuva kadrolarca yönetilmiş ve nihayet hepsinin ana gücünü de yoksul kır emekçileri oluşturmuştur. Bunların hedefi de, (sonradan yozlaştırılmış olsa da) sosyalizme geçiş evresi olarak tanımlanmış “kapitalist olmayan yol” biçiminde belirlenmiştir.

Bu durumda da, doğal ve kaçınılmaz olarak, komünistlerle ulusal kurtuluşçular, “toplumsal kurtuluş” ile “ulusal kurtuluş” arasında tam bir uyum, hatta çıkar birliğinin ötesinde, bir içiçe geçmişlik, yazgı birliği, teorik ve pratik birliktelik, giderek, aynılık sözkonusu olmuştur. Elbette çağın nesnel niteliği ve aktörlerin öznel karakteriydi bu durumun altyapısını oluşturan. Yani, bir başka ifadeyle, denebilir ki, aslında, komünistler ulusal kurtuluşun sadece en içtenlikli, en yürekli, en kararlı, en özverili dostları olmakla kalmamış, mazlum halkların devrimcileri şahsında, bizzat yürütücüleri, öncü kadroları, militanları olmuşlardır.

Oysa şimdilerde, Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni diye adlandırılan süreçlerin ideolojik/politik etkileri sonucu, bu konuda, yani komünistlerle/devrimci sosyalizmle ulusal kurtuluşculuk ve mazlum halkların çıkarlarıyla emperyalizm arasındaki ilişkilerin algılanışında, tesbitinde, kurulmasında ciddi yanılsamalar ortaya çıkmıştır. Unutmamak gerekir ki, hayatın her alan ve boyutunda ve bu arada mazlum halkların politik hareketlerinde de sınıflar mücadelesi hükmünü icra etmektedir. Bu bağlamda ortaya çıkan bir görüşe göre, artık, AB versiyonuyla emperyalizmin yardımlarıyla ulusal çıkarların elde edilmesi, hatta kurtuluşun sağlanması mümkündür. Bu elbette bir yanılsamadır. Ulusların en temel haklarını en kaba biçimde gaspederek baskı ve sömürüyle onları yağmalayan, geriliğe, yoksulluğa, bağımlılığa mahkum edenin bizzat emperyalizm olducurren;u pek çok örnekle apaçık ortadadır. Aslında tarih ve hayat bu bütünüyle yanlış görüşü, boş iddiayı bütünüyle yalanlıyor.

Günümüzde emperyalist müdahalelere meşruiyet yanılsaması kazandıran bir faktör şudur: Emperyalizmin müttefiği/tetikçisi konumundaki bazı kapitalist ülkelerde koyu bir milli baskı egemendir. Aslında, Yeni Dünya Düzeni’nin temel karakteristiklerinden biri de, ülkeler arasında ve içinde etnik/kültürel ayrımcılık ve bunlardan kaynaklanan şiddettir.

İşte böyle bir arkaplanda emperyalizm iki taktiğe başvurmaktadır.

Bunlardan bir tanesi, kapitalist ilişki ve anlayışların etmen olduğu çatışmalardan yararlanarak ve bazen onları kışkırtarak, uluslararası ilişkilerin militarizasyonunu sağlamak, kendilerine müdahale imkanları yaratmak, bu arada da çatışmanın bütün taraflarını kendilerine bağımlı hale getirmektir. Bu bir tür “tavşana kaç, tazıya tut” taktiğidir ve her zaman sonunda mazlumların aleyhine sonuç vermektedir. Böylesi durumlarda, çoklukla, ezilenler zararlı çıkmakta, emperyalizmin desteklediği baskıcı rejimlerse sığındıkları emperyalizme daha da bağımlı duruma gelmektedirler. Özellikle de mazlum halkların ezilen geniş yığınlarının ulusal ve toplumsal kurtuluş umutları hoyratça çiğnenmekte, ezen ulusun emekçileri de süreçte kaybetmektedir.

İkinci olaraksa, bazı durumlarda da, kendi sömürgeci deneyimlerinden kalkarak emperyalistler, gerçekte mazlum halklar için “ölü toprağı” anlamına gelen ve sermaye için belli bir istikrarı hedefleyen kimi aldatıcı reformları gündeme getirmektedirler. Bu, mazlum halklar açısından, özünde sadece, bir tür kölelikten başka bir tür köleliğe geçişi ifade etmektedir. Aynen feodalizmden kapitalizme geçişte üreticilerin başına geldiği gibi. Bilindiği gibi, feodalizmde, üretici köylünün emeğine zorla el konur, serfler boğaz tokluğuna çalıştırılırlardı. Oysa kapitalist ilişkilerde üretici işçi “özgür”dür; pazarda emeğini özgürce satar ve kapitalist efendiye ücret karşılığında çalışır. Yani feodalizmdeki üretici köylü, boğaz tokluğuna k¨lelikten, kapitalizmde proleter olarak özgür köleliğe terfi etmiştir. Bu elbette onun için bir aşamadır ve daha olumludur ama nihayet o da bir köleliktir; zor alımın köleliğinden ücretli köleliğe geçiştir sozkonusu olan. İşte emperyalizmin halklara en iyi halde önerdiği de budur; yine kölelik ama görece daha “iyi” koşullarda.

Oysa, mazlum halklar için bir başka seçenek daha vardır. O da, her tür kölelikten kurtularak, tüm zincirleri kırarak gerçek ulusal kurtuluşa, bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşmak ve bu arada bunun açtığı süreci daha da ileriye taşıyarak toplumsal kurtuluşu da gerçekleştirmek. İşte komünistlerin “Milli Mesele”deki projesi budur…

Burada bir noktayı daha vurgulamak gerekmektedir. Emperyalist propagandanın ve kimi ulusal kurtuluş mücadelesi saflarında ortaya çıkan sözünü ettiğimiz yanılsamanın etkisiyle, devrimci saflarda, komünistlerle ulusal kurtuluş hareketleri arasındaki “çıkar birliği”nin günümüzde zedelendiği yanlışına asla düşülmemelidir. Dün olduğu gibi bugün de, mazlum halkların kurtuluşunun, özgürlüğünün, temel çıkarlarının en gözüpek, en özverili, içten savunucuları komünistlerdir. Onlar, hiçbir karşılık beklemeksizin, ilkesel olarak “milli mesele”de ezilen halkların yanındadırlar. Komünistlerin işçi sınıfının çıkarlarından başka çıkarları olamayacağı gerçeği gibi, onların mazlum halkların demokratik/ulusal çıkarlarıyla özdeşleşmiş olduğu gerçeği de hala gçerliliğini korumaktadır.

Komünistler bir adım daha ileri gitmektedirler: Onlar, ayrıca, gerçek ulusal kurtuluş yanında toplumsal kurtuluşu da, her türlü köleliğe karşı sınıfsal özgürlüğü de sunmaktadırlar mazlum ulusların emekçilerine. Sonuçta, komünistlerle ulusal kurtuluşçuların, anti-emperyalist yurtseverlerin, mazlum halkların yazgı birliği, çıkar birliği, eylem birliği bugün de geçerliliğini korumaktadır. Bu konuda özverili görevler, olgunluk ve dayanışmanın devamı için her tür çabayı göstermek, herkesten önce, komünistlere, işçi sınıfı hareketi’ne, tabii en çok da ezen ulusların devrimcilerine düşmektedir.

Yukarıda sözü edilen yanılsama yanlış bir tepkiyle Marksistlerin on yıllardır içselleştirdikleri değerleri asla gölgelememelidir. Devrimciler, hiç kuşkusuz, bütün bu yanılsamaları, hurafeleri, onların ardındaki sınıfsal gerçekleri açığa çıkartmalı, ideolojik bir netlikle doğruları, halkların çıkarlarının nerede yattığını her fırsatta sabır ve dostlukla anlatmalı, gerçeklerde ısrarlı olmalı, dostça dayanışmayı derinleştirmeli, halkların kardeşliği ve emekçilerin yazgı birliği bayrağını yükseltmelidir.

Yaşamakta olduğumuz yanılgıların aşılmasının yegane garantisi de devrimcilerin bu tavrında yatmaktadır…