02 Kasım '02
Sayı: 43 (83)


  Kızıl Bayrak'tan
  Çakalların uluması boşunadır!
  Faşist saldırılar çalışmamızı ve mücadelemizi engelleyemez!
  Cumhuriyetin 79. yıldönümü, düzenin istikrar beklentisi ve seçimler
  ABD emperyalizmi Irak'a saldırı kararı için BM'yi sıkıştırıyor
  Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı sınıf savaşını yükseltelim!
  Emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  ABD'de büyük savaş karşıtı hareket
  Çeçenistan, Rus gericiliği ve ikiyüzlülük
  Sosyal yıkıma karşı BDSP saflarında örgütlenelim!
  BDSP çalışmalarından...
  Emperyalist savaş ve güncel görevler
  BDSP çalışmalarından...
  Perinçek'ten inciler...
  El Salvador'da özelleştirmelere karşı kitlesel protestolar
  Bir kez daha KADEK ve Güney üzerine...
  İşçi Kültür Evi Bülteni'nden...
  Selam olsun Partimizin 4. kuruluş yıldönümüne!
  Alman devletinin kirli savaş tarihinde önemli bir sayfa
  İşkence yaygın ve sistematik olarak sürüyor!
  Küçükarmutlu katliamı 1. yılında...
  Pendik İKE'den "Kadın sağlığı" konulu panel
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kızıl Ordu militanlarının hücrelerde
katledilmelerinin 25. yılı...

Alman devletinin kirli savaş tarihinde
önemli bir sayfa

2 Haziran 1967’de İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Berlin’i ziyareti, Almanya’da sisteme, atom enerjisine ve özellikle Amerika’nın Vietnam’da sürdürdüğü savaşa karşı öğrenciler tarafından yürütülen APO (Parlamento Dışı Muhalefet) için dönüm noktasını oluşturur. Şah’ın Berlin’i ziyareti esnasında rahatsız edici gösterilerin önünü almak için, ziyaret öncesi birçok muhalif İranlı gerekçesiz olarak tutuklanır ve Şah’ın yol güzergahı trafiğe kapatılır. Buna rağmen Berlin Belediye binası önünde yüzlerce İranlı muhalif ve solcu genç toplanarak Şah’ı protesto ederler. Şah belediye binasına girdikten sonra İran gizli servisi tarafından organize edilmiş olan Şah yanlısı göstericiler protestoculara tahta kalaslarla saldırıp birçoğunu yaralarlar. Önce seyirci kalan polis sonra Şah yandaşlarınınyanında olaya müdahale eder. Akşam Şah’ın ziyaret edeceği opera binası önünde yine protesto gösterisi yapılır ve opera bitişi tekrar buluşmak üzere ayrılan göstericilere polis İran rejim yandaşlarının yanında saldırır. Benno Ohnesorg adındaki üniversite öğrencisi yan mahallede rejim yandaşlarından aldığı darbelerle yaralanmış ve yarı baygın bir şekilde yerde yatmaktadır. Bu mahallede bir sözcünün bulunduğunu haber alan plis hemen buraya gelir ve yerde yatan Ohnesorg’u kurşunlayarak öldürür.

2 Haziran olaylarının ve Belçika’da bir alışveriş mağazısında çıkan ve yaklaşık 300 kişinin ölümüne sebep olan bir yangınla Vietnam’daki Napalm bombardımanı arasındaki benzerliğe dikkat çeken bir bildirinin etkisiyle Andreas Baader, Gudrun Ensslin ve Thorwald Proll Batı Almanya’da mağazaları kundaklama kararı alırlar. Frankfurt’ta iki mağazaya yangın bombası yerleştirirler. Yangınların mağazaların kapanış saatinden sonra çıkmasına dikkat ettikleri için olayda ölen veya yaralanan olmaz. Olaydan sonra bir ihbar üzerine yakalanıp, üç yıl hapse mahkum olurlar. 13 Haziran 1969’da geçici olarak serbest bırakılırlar. Kasım’da kaçıp izlerini kaybettirirler. Bu arada 11 Nisan 1968’de Rudi Dutschke adındaki öğrenci lideri medyanın kışkırtması üzerine bir faşist tarafından silahlı saldırıya uğrar ve ağır yaralanır.

Yeraltında yaşayan Andreas Baader bir Anayasa Koruma Örgütü ajanı tarafından ihbar edilir ve tekrar tutuklanır. 14 Mayıs 1970’de Andreas Baader arkadaşları tarafından cezaevinden kaçırılır. Ve arkadaşlarıyla Ürdün’e bir El Fetih kampında gerilla eğitimi almaya gider. Andreas Baader’in kaçırılması tarihi RAF’ın (Kızıl Ordu Fraksiyonu) ve şehir gerillasının resmi kuruluş tarihidir. Bundan sonra RAF birçok banka soygunu, suikast ve bombalama eyleminde bulunur. Alman hükümeti 31 Mayıs 1972’de Alman tarihinin en kapsamlı operasyonunu gerçekleştirir ve 1 Haziran 1972’de Andreas Baader ve Holger Meins’ı patlayıcı madde sakladıkları garajlarında tutuklar. Jan-Carl Raspe zaten daha önceki bir operasyonda tutuklanmıştır. 7 Haziran ‘72’de Gudrun Ensslin, 15 Haziran ‘72’de Ulrike Meinhof, 7 Temmuz ‘72’de de Irmgard Möller ve Klaus Jünschke ihbarlar üzerine tutuklanırla. RAF’ın tüm yönetici kadrosu artık cezaevinde ağırlaştırılmış hücre hapsindedir.

Tutukluluk şartlarının düzeltilmesi için açlık grevine girerler. Holger Meins 27 Ağustos ‘74’te ikinci açlık grevinde yaşamını yitirir. Bu arada dışarıdaki RAF elemanlarının bütün çabaları cezaevindeki tutsakları kurtarma yönündedir.

21 Mayıs 1975’te devletin özel olarak yaptırdığı mahkeme salonunda Andreas Baader, Gudrun Ensslin, Ulrike Meinhof ve Jan-Carl Raspe’nin yargılandığı Stammheim duruşmaları başlar. Federal meclis duruşma öncesi ceza kanununda değişiklik yaptığı için, savunma avukatlarının birçoğu duruşmaya alınmaz ve Andreas Baader bir süre avukatsız duruşmaya katılmak zorunda kalır. Dördünce duruşmada Baader’in de bir avukatı vardır, fakat avukatın dosyaları inceleyebilmek için istediği on günlük ek süre mahkemece reddedilir. Sanıkların davanın siyasi olduğunu açıklaması ve duruşmaların sağlık koşullarının bağımsız doktorlarca tespit edilmesini ve bu süre içerisinde duruşmalara kendilerinin katılma zorunluluğunun ortadan kaldırılması talebi de reddedilir. 23 Eylül ‘75’te duruşmanın 39. gününde bağımsız bir doktor heyeti, sanıkların sğlık durumlarının duruşmalara günde yalnızca üç saat katılmaya elverişli olduğunu belirtir. Duruşmanın 40. gününde mahkeme başkanı yargılamanın sanıkların gıyabında sürdürüleceğini açıklar. Başkanın bu kararı ceza kanununda yapılan ve sağlık durumlarının kötüleşmesinde sanıkların kendi sorumluluğu bulunduğunda, duruşmaların onların gıyabında sürdürülebileceğini belirten yeni bir yasaya ayanmaktadır. Bu tarihten itibaren sanıklar aralıklı olarak duruşmalara katılırlar. Duruşmanın 106. gününde savunma avukatları; Richard M. Nixon, Melin Laird, Willy Brand, Helmut Schmidt, Ludwig Erhard, Georg Kisinger, Walter Scheel ve diğer bir takım şahsiyetlerin ABD’nin Vietnam savaşında suç işlediğini ve bunların Almanya’dan da koordine edildiğini kanıtlamak için şahit olarak dinlenmesini talep eder. Böylece ABD’nin Heidelberg’deki aseri üssüne ve IG-Farben binasına karşı gerçekleştirilen saldırıların haklı olduğunu kanıtlamak isterler.

Baader, Ensslin ve Raspe Axel Springer, bir gazete binasına karşı gerçekleştirilen ve Meinhof’un önemli katkılarının olduğu saldırıyı kınarlar. Bu açıklamayla birlikte Meinhof’la aralarında bir ayrışma gerçekleşmiştir.
9 Mayıs ‘76’da Ulrike Meinhof hücresinde ölü bulunur. Resmi açıklamaya göre Meinhof kendini asarak intihar etmiştir. Bir bilirkişi heyetinin hazırladığı rapora göre olay hiç de intihara benzememektedir. Raporda Meinhof’un asılı bulunduğu havluları penceredeki demir parmaklıklardan yardımsız geçirmesinin olanaksız olduğu, hücresinde bunu kolaylaştırabilecek bir yardımcı aletin bulunmadığı ve havluların Meinhof’un bedenini taşıyamayacak kadar ince olduğu belirtilir. RAF ve avukatlar için olayın bir infaz olduğu kesindir.

Duruşmanın 171. günü savunma avukatı Otto Schily (şimdi Almanya İçişleri Bakanı) mahkeme başkanının, duruşma protokollerinin kopyalarını temyiz mahkemesi başkanı Meyer’e verdiği ve Meyer’in bu protokolleri basına sızdırdığı gerekçesiyle mahkeme başkanlığından uzaklaştırılmasını talep eder ve duruşma başkanı bu görevinden alınır. Bu arada sanık-avukat görüşmelerinin ve sanıkların hücrelerinde dinleme cihazlarıyla dinlendiği kesinlik kazanır.

10 Ocak ‘77’de, duruşmanın 171. gününde sanıklar son kez duruşmaya katılırlar. Gudrun Ensslin yeni bir açlık grevine başlayacaklarını açıklar. 7 Nisan ‘77’de Başsavcı Siegfried Buback bir RAF timi tarafından öldürülür. 28 Nisan ‘77’de mahkeme Baader, Ensslin ve Raspe’yi yedi kişinin ölümünden, 27 kez cinayete teşebbüsten ve suç örgütü oluşturmaktan ömür boyu hapse mahkum eder.

30 Temmuz ‘77’de banker Ponto kendisini evinden kaçırmak isteyen RAF’lı iki militana karşı koyarken öldürülür. 5 Eylül ‘77’de işveren sendikası başkanı Hans-Martin Schleyer kaçırılır. Hükümete yazılan bir mektupta Schleyer’in ancak içerideki arkadaşları serbest bırakıldığı, kendilerine yüzer bin mark para verildiği ve bunların istedikleri bir ülkeye gittikleri zaman serbest bırakılacağı bildirilir ve süre verilir. Devlet buna karşı bir yasa değişikliğiyle sanıklarla tüm ilişkileri otuz günlüğüne yasaklar ve Schleyer’i kaçıranlara karşı zaman kazanma taktiği uygular. Baader, Ensslin ve Raspe buna karşılık açlık grevlerinde bir adım daha ileriye gideceklerini ve sıvı almayacaklarını açıklarlar. Bundan sonra tüm sanıklar arasındaki bağlantılar kesilir.

13 Ekim ‘77’de Landshut adlı yolcu uçağı Kofre Kaddum adlı bir birlik tarafından yolcularıyla birlikte kaçırılır. Kaçıran grubun talebi Almanya’da Schleyer’i kaçıran grubunkiyle aynıdır, fakat ek olarak Türkiye’de tutuklu bulunan iki Filistinli’nin de serbest bırakılmasını isterler. Uçak 17 Ekim ‘77’de Mogadisu’ya iner. Bir gün sonra uçak Alman GSG9-komandosu tarafından basılır ve biri dışında bütün militanlar öldürülür.

18 Ekim ‘77’de Stammheim’da Andreas Baader ve Gudrun Ensslin ölü, Jan-Carl Raspe ve Irmgard Möller yaralı bulunur. Jan-Carl Raspe daha sonra hastanede yaşamını yitirir. Devletin resmi açıklamasına göre tutuklular topluca intihar etmişlerdir. Devlet tutukluların ölümüyle ilgili çelişkili açıklamalarda bulunmuş, önemli delilleri ortadan kaldırmış ve olayı araştırmak için oluşturulan bir heyetin çalışmalarını elinden geldiğince engellemiştir.

Devletin resmi açıklamasına göre, tutuklular Landshut operasyonunu öğrendikten sonra topluca intihar etmişlerdir. Oysa incelemeler bunun bir infaz olduğunu kanıtlar niteliktedir. Andreas Baader’ın arkadan kafasına giren kurşun 30-40 cm’lik bir mesafeden ateşlenmiştir. Gudrun Ensslin’ın asılı bulunduğu kablo cesedi indirilmeye çalışılırken kopmuştur. Bu kablo ancak 45 kiloluk bir cesedi taşıyabilir sağlamlıktadır, boğulurken hareket eden bir bedeni taşıyamayacak kadar zayıftır. Jan-Cal Raspe’nin kullandığı iddia edilen silah elinden düşmesi gerekirken, elinde bulunmuştur. Irmgard Möller daha sonra yaptığı açıklamalarda, uyuduğunu ve bir gün sonra sedyede kendine geldiğini söylemiştir. Cezaevinde hiçbir silah sesi duyulmamıştır. Bir inceleme heyeti, bunun olayda susturucu kullanılmasına bir kanıt olarak göstermiş ve hücrelere giden koridorlarda gizli servis elemalarının kullandığı gizli bir geçidin varlığının bu infaz tezini güçlendirdiğini dile getirmiştir.

Baader, Ensslin ve Raspe’nin ölümünden sonra RAF faaliyetini devam ettirmiştir. 1992’de zamanın İçişleri Bakanı Helmut Kohl, Federal Savcılık, Anayasayı Koruma Bakanlığı ve Federal Kriminal Dairesi’nin cezaevinde tutuklu bulunan RAF tutsaklarıyla ilgili bir beyanından sonra, RAF’ın üçüncü kuşağı, 10 Nisan 1992’de AFP’ye gönderdiği bir mektupla, girişilen süreci desteklemek için devleti temsil eden şahıslara karşı saldırılarını durdurduğunu açıklamıştır.

Kinkel İnisiyatifi’nden sonra Ocak-Eylül 1993 arası sürede dokuz RAF tutsağı erken tahliye edilir. RAF 27 Mart 1993’te Weiterstadt’ta yeni yapılmış bulunan modern bir cezaevini 200 kiloluk bir bombayla kullanılmaz hale getirir. 20 Nisan 1998’e kadar RAF geriye çekilir ve tüm faaliyetlerini dondurur.

20 Nisan 1998’de Reuters haber ajansına gönderilen sekiz sayfalık bir açıklamayla, 28 yıl sonra “bu projeyi bugün bitiriyoruz” denilir ve RAF’ın “kurtuluş yolunu gösteremediği için” resmen kendini tasfiye ettiği açıklanır. Alman tarihinin hem düzen içinde hem de muhalif çevrelerce en tartışmalı siyasi yapısı böylelikle tarihe karışır.

M. Coşkun



Stammheim katliamı ile ilgili imza kampanyası...

Arşivler açılsın!

Almanya’da Stammheim olaylarının 25. yıldönümünde devletin elindeki belgeleri açıklamasını sağlamak için bir imza kampanyası başlatılmıştır. Devlet olayın toplu intihar olduğunu iddia ederken, araştırmalar devletin açıklamalarını yalanlamaktadır. Özellikle cezaevinde yerleştirilmiş bulunan dinleme cihazları ve kameralara rağmen bunların kayıtları hiçbir zaman kamuoyuna sunulmamış, aksine bir gün önce kontrol edilen kameraların o gün devre dışı olduğu açıklanmıştır. Aşağıdaki metin haftalık Jungle World gazetesinin 16 Ekim 2002 tarihli 43. sayısından çevirilmiştir.

“Kızıl Ordu Fraksiyonu”nun (RAF) Mart 1998’de tasfiyesini açıklamasından sonra Federal Almanya’da silahlı mücadele artık tarihe karışmıştır. O döneme ilişkin birçok soru halen açıklık kazanmamıştır. Soruşturma makamları halen RAF’ın etkisini araştırırlarken, resmi makamların etkinlikleri büyük bir oranda sırrını koruyor.

Bugünlerde “Alman Sonbaharı”, onunla birlikte RAF üyeleri Jan Carl Raspe, Gudrun Ensslin ve Andreas Baader’in Stammheim’da hücrelerinde ölü ve Irmgard Möller’in hücresinde ağır yaralı bulunduğu 17-18 Ekim gecesi 25. yılını dolduruyor. Kamuoyu bugüne kadar bu gecede ne olduğunu bilmiyor. Stammheim’da tutuklu bulunan RAF tutsaklarının intihar ettiği veya intihara teşebbüs ettiği resmi tezi bugün artık eski RAF üyelerince de kabul görse de, bu düşüncelerini yalnızca kulaktan dolma bilgilere ve tahminlere dayandırabilirler. O gece hayatta kalabilen Irmgard Möller göğsündeki bıçak darbelerinin kendisinden kaynaklanmadığını iddia ediyor. Kendisinin verdiği bilgiye göre, tutsaklar arasında rehin olayının başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra intihar edecekleri kararı da alınmamıştır.

RAF üyelerinin öldürüldüğü sürekli olarak açıkça iddia edilmektedir. “Alman Sonbaharı” süresince federal hükümetin kriz masasında tutukluların öldürülmesi ve diğer “egzotik çözümler” dile getirilmiştir. Baden-Württemberg eyaletinin sorumlu içişleri ve adalet bakanları o dönemde RAF tutuklularının Stammheim’daki hücrelerinde uzun bir süre dinlenildiklerini açıklamışlardır.

Artık tutukluların nasıl öldüğünün açıklığa kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Bu ve 1977 sonbaharına dair diğer soruların cevaplanmasının tarihi öneme sahip olduğuna inanıyoruz. Bunların cevaplanmasının siyasi öneme sahip olduğunu da düşünüyoruz. Özellikle günümüzde uluslararası terörizme karşı alınan önlemler ışığında bakıldığında, bundan Federal Cumhuriyet gibi demokratik bir anayasaya sahip bir ülkede kriz dönemlerinde nelerin olabileceğine ve siyasi kontrol mekanizmalarının böyle durumlarda nereye kadar işlediğine dair sonuçlar çıkarılabilir.

O dönemdeki olayların aydınlanması için devlet arşivlerinin açılması kaçınılmazdır. Stammheim Cezaevi’nde dinlenen görüşmelerin protokollerinin açıklanması ile birlikte kriz masasının oturumlarının protokolleri ve Federal Haberalma Servisi’nin (BND) ve Anayasayı Koruma Dairesi’nin döneme ilişkin dosyalarının açıklanması şarttır. Dosyaların ancak 30 yıl sonra açıklanmak zorunda olduğunu düzenleyen Federal Arşiv Yasası’nı ileri sürmek bir şey getirmez. Çünkü yasa, dosya sahiplerinin dosyaları daha önce açıklamalarına izin veriyor.

İkinci olarak Alman gizli servisleri, dosyaları ve diğer gizli dosyaları 30 yıl sonra da açıklamıyor. Koblenz’deki Federal Arşiv’in 1971 yılına ait RAF’la ve onlara karşı alınan önlemlerle ilgili dosyaları bundan dolayı oldukça eksik. Bununla yalnızca dönemle ilgili önemli tarihi bilgilerin öğrenilmesini engellenmiyor, aynı zamanda devletin önemli aktivitelerinin kamuoyu tarafından denetlenmesi de engelleniyor.

Kırmızı-yeşil hükümetten ve özellikle 18 Ekim 1977’den sonra defalarca müvekkili Gudrun Ensslin’in intihar ettiğine inanmadığını açıklayan Federal İçişleri Bakanı Otto Schily’den “Alman Sonbaharı”nı aydınlatacak dosyaların açıklanması ve araştırmaya açılması yönünde girişimlerde bulunmasını talep ediyoruz. (...)

İmzalarınızı lütfen isim, adres ve mesleğinizle birlikte şu e-mail adresine gönderin: “Archiveauf@aol.com”

(Çev: M. Coşkun)