02 Kasım '02
Sayı: 43 (83)


  Kızıl Bayrak'tan
  Çakalların uluması boşunadır!
  Faşist saldırılar çalışmamızı ve mücadelemizi engelleyemez!
  Cumhuriyetin 79. yıldönümü, düzenin istikrar beklentisi ve seçimler
  ABD emperyalizmi Irak'a saldırı kararı için BM'yi sıkıştırıyor
  Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı sınıf savaşını yükseltelim!
  Emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  ABD'de büyük savaş karşıtı hareket
  Çeçenistan, Rus gericiliği ve ikiyüzlülük
  Sosyal yıkıma karşı BDSP saflarında örgütlenelim!
  BDSP çalışmalarından...
  Emperyalist savaş ve güncel görevler
  BDSP çalışmalarından...
  Perinçek'ten inciler...
  El Salvador'da özelleştirmelere karşı kitlesel protestolar
  Bir kez daha KADEK ve Güney üzerine...
  İşçi Kültür Evi Bülteni'nden...
  Selam olsun Partimizin 4. kuruluş yıldönümüne!
  Alman devletinin kirli savaş tarihinde önemli bir sayfa
  İşkence yaygın ve sistematik olarak sürüyor!
  Küçükarmutlu katliamı 1. yılında...
  Pendik İKE'den "Kadın sağlığı" konulu panel
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist savaş ve güncel devrimci görevler

ABD emperyalizminin savaşa kurulu saati hızla ilerliyor. Savaşın siyasi, askeri, lojistik ve psikolojik koşulları sistematik biçimde oluşturulmaya çalışılıyor. ABD emperyalizmi tüm iktisadi, siyasi, askeri ve iletişim aygıtlarını bunun için seferber etmiş bulunuyor. Savaş senaryoları oluşturuluyor, savaşın askeri-teknik ihtiyaçları için devasa paralar akıtılıyor. Bölgeye büyük bir askeri yığınak yapılıyor. Kapalı kapılar ardında bölgesel güçler ya tehditle ya da satın alınarak savaş düzenine sokuluyor.

Burjuva medya savaşı meşrulaştırma amaçlı sistematik manipülasyon kampanyalarıyla bu seferberlikte yerini almış bulunuyor. Bu yolla halkların gözleri bağlanmak, beyinleri teslim alınmak isteniyor. Buna rağmen savaşın gerici özü saklanamadığı ölçüde, yaygın ve pervasız bir faşist baskı ve terör hızla tırmandırılıyor. Emekçi halkların savaş karşıtı büyüyen öfkesi böylelikle dizginlenmeye çalışılıyor.

Savaş hazırlıkları savaşın bölgesel dayanakları olacak işbirlikçi bölge rejimleri tarafından da tüm hızıyla sürdürülüyor. Bu hazırlığın bir yanı orduyu savaş düzenine sokmak, maliyeden idari yapılanmaya kadar bir dizi alanda bu yönde düzenlemeler yapmaktır. Diğer yanı savaşta ABD’nin yanında aktif rol almanın karşılığı olarak iyi bir kan parası kopartmak ve bunu yaparken sosyal ve siyasal planda içeriye çeki düzen vermektir. Tüm bu hazırlıklar bizzat ABD karargahlarının yönetiminde sürdürülüyor. Türkiye de dahil bölgenin işbirlikçi rejimlerinin hüküm sürdüğü ülkeler bu nedenledir ki her düzeyde ABD’li görevlinin ayak yolu haline getirilmiş bulunuyor.

Tüm bu hazırlıklar içerisinde ABD’yi ve işbirlikçi iktidarları zorlayan kuşkusuz bu ülkelerdeki ABD karşıtı mücadele dinamikleridir. Yakın zamanda kitlesel ve militan örnekleri görülmekle birlikte, bu dinamiklerin henüz gerçek gücü ve kapsamıyla ortaya çıkmadığı bir gerçek. Mevcut savaş karşıtı kitle hareketinin güçleri henüz buzdağının görünen kısmıdır. ABD ve bölgedeki hain uşak takımı da bu bilinçle hareket ediyor. Zira bölgenin ABD işbirlikçisi tüm rejimleri, toplumsal öfke ve kaynaşmanın yoğunluğu nedeniyle zaten patlamaya hazır bir dinamitin üzerinde oturduklarının farkındadır. Birçoğu emekçi yığınlar nezdinde tümüyle itibarsızlaşmış ve meşruluğunu yitirmiştir.
Sosyal ve siyasal planda baskı altına alınmış bölge halkları, savaşın yıkıcı ve kıyıcı sonuçları ile savaşın hedefindeki halklarla aralarındaki güçlü tarihi, kültürel ve dinsel bağları nedeniyle sarsıcı gelişmelere yol açabilecek çapta mücadele dinamiklerine sahiptir. Emperyalist savaş bu patlamanın bir kıvılcımı olabilir. Dış savaşların iç savaşları, iç savaşlar ise devrimleri koşullayabildiğine tarih tanıklık etmektedir. Emperyalist-kapitalist zincirde bölgesel bir gedik açılabilir. Devrimci önderlik boşluğu bu açıdan önemli zaafiyet alanı olsa da, mevcut gelişmelerin ne tür sonuçlara yol açacağı bugünden kestirilemez. Zira böyle dönemler toplumsal ve siyasal planda sarsıcı ve sıçramalı gelişmenin koşullarını her zamankinden fazla içerisinde barındırır. Emperyalistlerin ve işbirlikçi uşaklarının en büyük korkusu da ite budur. Bu nedenledir ki, hummalı savaş hazırlığının önemli bir ağırlığını olası toplumsal mücadele dalgasını bertaraf etme çabası oluşturuyor.

Tüm bunlar bir arada bölgenin ilerici, devrimci ve komünist güçlerinin yüzyüze oldukları görev ve sorumlulukların ağırlığını ve kapsamını gösteriyor. Bölgemizi yakıp yıkacak, halkların kitlesel kırımını getirecek, emperyalist hegemonyayı süngü zoruyla sağlayacak olan emperyalist savaşı durdurmak, ülke yönetenlerini böyle bir savaşın suç ortağı olmaktan alıkoymak, eğer tüm çabamıza karşın emperyalist savaş durdurulamazsa emperyalist savaş koalisyonunu iç uzantılarıyla birlikte çökertmek, hedefteki halklarla aktif dayanışma içerisinde emperyalizme karşı durmak, tüm bunlar için emekçi milyonları aydınlatmak, emperyalist savaşa ve suç ortaklığına karşı direniş ve mücadele hattına yöneltmek sorumluluğudur bu. Ülkemiz yönetenlerinin emperyalist savaş cephesinde taraf olması, Türkiyeli devrimci ve omünistler üzerindeki bu sorumluluğu katbekat arttırmaktadır.

Emperyalist savaş yeni bir toplumsal-siyasal
ayrışma ve saflaşma zeminidir

Emperyalist savaşlar, tarihsel deneyimlerle de kanıtlandığı üzere, siyasal-toplumsal olarak gerçek birer ayrışma ve saflaşma dönemleridir. Emperyalist savaş arabası, emperyalistler yararına halkların köleleştirilmesi, ülkelerin pay edilmesi ve yağmaya açılması için yürütülür. Küçük-burjuva siyasal akımlar böyle dönemlerde sınıfsal konumu gereği sürekli bir yalpalama içerisinde olurlar. Emperyalist savaş arabasına çeşitli mazeretlerle biner, işçi ve emekçi yığınları emperyalistler lehine silahsızlandırırlar. Emperyalist savaşa karşı tek doğru ve tutarlı çizgi devrimci sınıf çizgisidir. Devrimci sınıf çizgisi, emperyalist savaşın gerici sınıf özüne dair net bir bilince dayalı olarak savaşın kaynağı emperyalist-kapitalist sisteme karşı devrimci savaşım ruhuyla hareket eder. Küçük-burjuva siyasal yalpalamaara, sosyal-şoven aldatmacaya ve her türden oportünizme karşı sistematik bir mücadele yürütür. İşçi sınıfı ve ezilen yığınları emperyalist savaşa karşı direnişe, kendi burjuva sınıf iktidarlarına karşı savaşıma çağırır.

Emperyalist savaşın kapıda olduğu bu dönemde de benzer bir ayrışma ve saflaşma yaşanacaktır. Çeşitli renk ve tonda küçük-burjuva akım emperyalist savaş karşısında aldıkları tutuma bağlı olarak ya emperyalist savaşın yanında ya da emperyalist savaşa karşı işçi sınıfının yanında yer alacaklardır. Bugünkü koşullarda henüz bu kapsamda bir ayrışma ve saflaşma yaşanmamış olması bu gerçeği değiştirmeyecektir. Emperyalist savaşın başlaması, işbirlikçi sermaye iktidarının bu savaşa katılarak ABD yanında saf tutması ile birlikte ara bir konumda kalarak politika yapmak mümkün olmayacaktır. Ya, şöyle ya da böyle Amerikancı iktidarın yanında saf tutulacak, ya da gerçek bir savaşım ruhu ve direngenlikle karşı savaş bayrağı açılacaktır.

Daha şimdiden düzen solu savaşın suç ortaklığına soyunmuş durumda. Perinçekçi İP sermaye iktidarının ABD’den taviz kopartmak için yayılmacı emellerini de ortaya saçarak gösterdiği sözde savaş karşıtı tutuma yaslanmaya çalışıyor. Bu, sol söylemler altında gizlenerek gerçekte emperyalist savaşın ve işbirlikçi iktidarın konumuna dayanarak politika yapma çabasıdır. Düzenin has sol değneği CHP ise, bırakın savaş kararını biz alalım diyerek emperyalist savaşa açıktan evet diyor.

Diğer yandan TKP(SİP), EMEP ve ÖDP gibi sol liberal partiler ise görünürde savaşa karşı belli bir tutuma ve buna bağlı bir çalışma yoğunluğuna sahipler. Ama onların savaş karşıtlığı ABD karşıtlığını aşamadığı gibi, savaşın bölgedeki en temel dayanaklarından olan işbirlikçi sermaye iktidarını hedefe koymaktan da özenle kaçınmaktadırlar. Kaba bir savaş karşıtlığı ile savaşın iç dayanaklarını gizlemektedirler. Bu tutumlarıyla nesnel olarak, sermaye iktidarının ABD’nin savaşına sözde onay vermeyerek pazarlık gücü oluşturma manevralarına dolgu malzemesi olmaktadırlar.

Düzenin icazeti altında politika yapmayı tek varoluş biçimi olarak gören bu partiler için bu tutumları anlaşılabilir. Çünkü onlar ancak düzenin kabul edilebilir sınırları içerisinde politika yapmayı meşru görür, politika ve örgütlenmelerini buna sadık kalarak yürütürler. Dolayısıyla gericiliğin dizginlerinden boşaldığı bir dönemde onların savaş karşıtlığı en fazlasından bayağı bir pasifizm olarak kalacaktır.

Söz konusu liberal platformların yakın dönemde sergiledikleri çeşitli pratik tutumlar da bunu belli bir açıklıkta doğruluyor. Örneğin bir süre önce sol liberal partiler ve bu partilerin etkisi altında olan sendika ve DKÖ’lerin katılımıyla oluşturulan bazı savaş karşıtı platformlara devrimcilerin katılımı özel biçimde engellenmiştir. Liberal solcuların bu tutumlarına ilişkin gerekçeleri mevcut konumlarına ayna tutar niteliktedir. Gerekçelerinden biri, bu platformların zaten uzun ömürlü olamayacağı, savaşın başlamasıyla yükselecek faşist zor karşısında kimsenin eylem yapamayacağı, dolayısıyla oluşturulacak platformun bugünkü koşullarda yapacaklarının da devrimcilerin varlığı nedeniyle engellenmemesi biçimindeydi. Bunun pratik önemini anlamak için 19 Aralık katliamı sonrasında toplum çapında estirilen faşist terör dalgasına karşı aldıkları tutuu hatırlamak yeterli.

ABD’nin savaşına utangaçca destek sunan KADEK-HADEP çizgisini ise farklı bir yere koymak gerekir. Bu çizgi daha bugünden bölge halklarına karşı ihanetçi bir konuma savrulma eğilimindedir. Eğer söz konusu çizgi tabandan yükselecek karşı bir eğilim tarafından bertaraf edilemezse, emperyalist savaşın başlamasıyla bölge halklarına karşı safta konumlanacaktır.

Devrimci güçler cephesinden zayıflama ve dağılma

Komünistler dışında, emperyalist savaşa karşı direniş cephesini örgütleme kararlılığı ve direngenliğine sahip devrimci-demokrat güçler bugün önemli politik-örgütsel ve moral kayıplarla yüzyüze bulunuyorlar. Sermaye iktidarı uzun zamandır devrimci güçlere yönelik kapsamlı bir faşist terör saldırısı uyguluyor. Devrimci örgütlenmeleri ezmek, marjinalleştirerek kitlelerden yalıtmak bu saldırının özü-özetidir. Ne yazık ki devrimci güçler bu saldırıyı göğüsleyebilmiş değiller. İki yılı aşkın bir süredir önemli kırılmalar ve kayıplar söz konusudur. Kırılma ve kayıplar fiziki güç ya da mevzilerden ziyade ideolojik-politik ve moral bakımdan yaşanmaktadır. Zindanlardaki direnişin politik-moral kazanımları kalıcılaştırılamadığı gibi önemli kayıplar verilmiştir. Bunun temel nedeni devrimci-demokrat hareketlerin küçük-burjuva sınıfsal kimliğinden kaynaklı ufuksuzluğu ve politik mücadele anlayışıdır. Bu kimlik devrimci-demokrat saflarda bir güçsüzlük ruh hali ve dağılmaya yol açmıştır.
Komünistler -devrimci-demokrat hareketlerden farklı olarak- siyasal ve örgütsel bakımdan geçmişi aşan bir gelişme düzeyine ve yeni bir sıçramanın imkanlarına sahip olmalarına karşın, bu durum emperyalist savaş karşıtı cephe için önemli bir zayıflıktır.

Bu zayıf tablo elbette komünistlerin dönemin görev ve sorumluluklarını omuzlama iddiasında en küçük bir zayıflama dahi yaratmayacaktır. Tam tersine, komünistler omuzlarındaki yükün ne denli önemli ve ağır olduğunu bir kez daha göstererek siyasal seferberliğin kapsamını genişletmektedirler. Komünistler devrimci-demokrat güçlerle emperyalist savaşa karşı kitlelerin direnişini örmek hedefine bağlı olarak her türlü güç ve eylem birliğine açık olacaklar, dağınık durumdaki her türlü enerjinin heba olmaması için büyük bir ciddiyet ve sorumlulukla davranacaklardır.

Emperyalist savaşı durdurmak için siyasal seferberlik

Komünistler uzun dönemdir emperyalist savaşı durdurmak için seferberlik çağrısında bulunuyorlar. Bunu başta bölge halkları olmak üzere işçi sınıfı ve ezilen halklara karşı sorumluluğun gereği olarak görüyorlar. Seferberlik çağrısı, tüm siyasal çalışmanın odağına emperyalist savaşa karşı mücadeleyi koymak, her türlü güç ve olanağı bu doğrultuda değerlendirmek anlamına geliyor. Siyasal seferberlik, tüm güç ve imkanlarıyla savaşa hazırlanan emperyalistler ve işbirlikçi iktidarlara karşı savaşın hedefindeki ezilen milyonların direnişini örgütlemek iddiasıyla davranmayı anlatıyor.

Doğaldır ki böyle bir örgütleme ihtiyacı normal dönemlerin siyasal çalışma düzeyi ve kapasitesiyle karşılanamaz. Çalışma yoğunluğu ve kapasitesi emperyalist savaşı durdurma bilinci ve sorumluluğuyla normal dönemleri katlayacaktır.

İleri bir çalışma kapasitesi için ilk koşul siyasal faaliyetimizi gündelik ve kendiliğindenci tarzın egemenliğinden kurtarmaktır. Gündelik faaliyetimizi emperyalist savaşa karşı savaşım ruhuyla yeni baştan planlamak ve disipline etmek durumundayız. Bunun zorunlu koşulu ise siyasal gelişmeleri gerçek sınıfsal kapsamı ve yönelimiyle kavrayarak bilince çıkarmak, buna bağlı olarak partili kimliğe dayalı konumlanışı yaşamın her alanında yeniden üretmek sorumluluğuyla davranmaktır. Bu somut anlamını zor dönem devrimciliğinde bulmaktadır. Zor dönem devrimciliği partili bir irade kuşanarak zor görevlerin üstesinde gelme cüreti göstermektir.

Emperyalist savaşa geçit vermemek için kitlelere!

Emperyalist savaşa karşı geçit vermemenin yolu, başta işçi sınıfı olmak üzere emekçi yığınları direnişe, eylemli bir mücadele hattına taşımaktan geçiyor. Her türlü güç ve imkanı bu yönde kullanmak durumundayız. Sistematik ve yoğun biçimde kitleleri (özellikle işçi sınıfını) emperyalist savaş konusunda bilinçlendirip, duyarlılıklarını geliştirmek ve örgütlü bir kanal açmak siyasal seferberliğin ertelenemez ve kesintiye uğratılamaz görevidir.
Halihazırda ülkemizdeki savaş karşıtı kitle hareketinin tablosu, dünya ölçeğinde gelişen savaş karşıtı hareketle karşılaştırıldığında oldukça zayıftır. Son iki haftadır toplumun değişik kesimlerinden yükselen savaş karşıtı tepkiler bir yana bırakılırsa kitleler, özellikle işçi sınıfı edilgen bir bekleyiş içerisindedir. Oysa Türkiye savaşın kritik halkası durumundadır. Emperyalist savaşın geleceği kadar, bu savaş halkasını kıracak imkan ve güçlere de sahip bir ülkedir. Mevcut hareketlilik ise bunun tersine oldukça dar ve güçsüzdür. Oysa biliyoruz ki emekçi halkın ezici bir çoğunluğu savaş istememekte, ABD’nin savaşına karşı durmaktadır. Bu karşıtlık bölge halklarıyla tarihsel-kültürel ve dinsel bağlara sahip olmak kadar savaşın gerici niteliğine ve yaratacağı yıkıcı sonuçlarına ilişkin belli bir bilince daalıdır.

Tüm bu olanaklara rağmen emekçilere egemen edilgen bekleyişin elbette anlaşılır nedenleri var. Bilindiği üzere işçi sınıfı sendikal düzlemde dahi ciddi bir örgütlenme düzeyinden yoksun durumdadır. Sendikal ihanet mevcut örgütlünme bilinci ve yeteneğini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Dolayısıyla sendikal düzlemde harekete geçme yeteneğini gösteremeyen bir sınıf hareketinin savaşın henüz somut bir gerçeklik haline gelmediği bir durumda edilgen kalması anlaşılırdır. Ancak emperyalist savaşın başlamasıyla savaşın yıkıcı ve kıyıcı yüzüyle doğrudan karşılaşan işçi kitleleri savaş ve sosyal yıkım arasındaki bağlantıyı çok daha açık biçimde görüp yaşayacaklardır. Bu durum, işçi sınıfının emperyalist savaşa karşı harekete geçirilmesi için önemli olanaklar yaratacaktır. Bu olanakları de&currn;erlendirmek bir kez daha komünistlerin göstereceği siyasal seferberliğin düzeyine bağlı olacaktır.

Seçim kampanyası bunun için bize anlamlı bir deneyim ve bir dizi olanak yaratmış bulunuyor. Bu deneyimlerden öğrenmek öncelikli yerine getirilmesi gereken görevlerimizden biridir. Beraberinde ise seçim kampanyasıyla kurduğumuz her ilişkiyi, elde ettiğimiz her olanağı emperyalist savaşa karşı mücadelenin olanakları olarak değerlendirmeliyiz. Unutmamalıyız ki emperyalist savaş tüm siyasal çalışmamızın bağlanacağı temel ekseni oluşturmaktadır. Dolayısıyla seçim kampanyasının siyasal gündemi kadar pratik ve örgütlenme yanı da emperyalist savaşa karşı politik-pratik hazırlığa bağlanmalıdır.

Kitle duyarlılığını emperyalist savaş karşıtı komite ve platformlarda örgütleyelim!

İşçi sınıfı ve emekçi yığınları harekete geçirebilmek için öncelikle yaşanan örgütsüzlük sorununa ciddi müdahalelerde bulunmak gerekiyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi işçi sınıfı ve emekçiler savaş ve sosyal yıkım konusunda belli bir bilinç açıklığına rağmen sendikal düzlemde dahi örgütsüz olmalarından dolayı harekete geçme yeteneği gösteremiyorlar. İşçi sınıfı ve emekçi kitleleri örgütlemek öncülerinden başlayarak temel siyasal ve sosyal sorunlar temelinde bir araya getirmekten geçiyor. Bu açıdan halihazırda zengin bir deneyim birikimiyle birlikte önemli olanak ve mevzilere sahip durumdayız. Öncü işçi platformlarıyla, değişik sorunlar ekseninde çeşitli zamanlarda oluşturulan platform, komite vb. örgütlenmelerle, gençlik içerisinde bu yönde atılmş ciddi adımlarımız bulunmaktadır. Seçim kampanyası ayrıca bir dizi yerelde bu açıdan ciddi olanaklar yaratmış bulunmaktadır. Şimdi bu imkan ve mevzileri kitleleri, emperyalist savaşa karşı harekete geçirilmesi için birer dayanak olarak değerlendirme sorumluluğu bizleri bekliyor.

Tüm bunlarla birlikte, bu tür platformlar yüzü mücadeleye dönük kitlelerin olduğu kadar, aynı zamanda devrimci güç ve eylem birliğinin somut gerçekleşme zeminleridirler de.

Faşist baskı ve teröre karşı örgütsel hazırlık

Güçlü ve etkili bir siyasal seferberlik, devrimci siyasal çalışmanın sürekliliğini sağlamaktan, yani devrimci örgütü faşist baskı ve teröre karşı korumak ve yetkinleştirmekten geçiyor. Zira emperyalist savaşa kapsamı ve şiddeti giderek yoğunlaşacak bir faşist baskı ve terör eşlik edecektir. Dahası savaşın başlamasıyla birlikte her türlü kirli ve kanlı yöntem tam bir acımasızlıkla uygulanacak, “savaş hali” ülke çapında her türlü saldırının önündeki engeli kaldırmanın fırsatı sayılacaktır. Sermaye iktidarı daha bugünden bu çerçevede faşist terörün önünü açacak kurumları ve mekanizmaları yaratma yönünde ciddi adımlar atmaktadır. Son MGK toplantısında alınan kararlar bu açıdan özellikle dikkat çekicidir.

Faşist baskı ve teröre karşı devrimci örgütlenmenin korunması için bugünden ciddi önlemler almak, saflara çeki düzen vermek, gedikleri kapamak büyük önem taşıyor. Elbette bu salt teknik ve örgütsel önlemlerle sınırlandırılamaz. Dahası böyle yapmak sorunu çözmeyeceği gibi örgütsel güvenlik adına siyasal seferberlik iddiasının da tüketilmesine yolaçar. Örgütü düşman saldırılarına karşı güçlü tutmanın yegane çözümü kitlelerle, özelde işçi sınıfıyla buluşmaktan; başka bir ifadeyle kitle denizi içerisinde çalışmaktan geçmektedir. Kitleler içinde sistematik ve yoğun bir politik çalışmayla yaygın ve güçlü bağlar kurmak, siyasal seferberliğin kavranacak halkası durumundadır.