02 Kasım '02
Sayı: 43 (83)


  Kızıl Bayrak'tan
  Çakalların uluması boşunadır!
  Faşist saldırılar çalışmamızı ve mücadelemizi engelleyemez!
  Cumhuriyetin 79. yıldönümü, düzenin istikrar beklentisi ve seçimler
  ABD emperyalizmi Irak'a saldırı kararı için BM'yi sıkıştırıyor
  Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı sınıf savaşını yükseltelim!
  Emperyalist savaş karşıtı eylemler...
  ABD'de büyük savaş karşıtı hareket
  Çeçenistan, Rus gericiliği ve ikiyüzlülük
  Sosyal yıkıma karşı BDSP saflarında örgütlenelim!
  BDSP çalışmalarından...
  Emperyalist savaş ve güncel görevler
  BDSP çalışmalarından...
  Perinçek'ten inciler...
  El Salvador'da özelleştirmelere karşı kitlesel protestolar
  Bir kez daha KADEK ve Güney üzerine...
  İşçi Kültür Evi Bülteni'nden...
  Selam olsun Partimizin 4. kuruluş yıldönümüne!
  Alman devletinin kirli savaş tarihinde önemli bir sayfa
  İşkence yaygın ve sistematik olarak sürüyor!
  Küçükarmutlu katliamı 1. yılında...
  Pendik İKE'den "Kadın sağlığı" konulu panel
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
ABD’de büyük savaş karşıtı hareket

Şu an ABD’de yaygınlığı ve radikalliği ile Vietnam savaşına karşı yapılan protestolardan daha geri olmayan bir savaş karşıtı hareket gelişiyor. 11 Eylül ertesinde Amerikan emperyalizminin savaş naraları atmaya başladığı günlerde yüzbinler “Savaşa hayır!” diyerek sokaklara çıktılar. Savaş defalarca alanlarda protesto edildi.

ABD emperyalizminin Irak’a karşı başlatacağı savaş için sürdürdüğü hazırlıklar tüm hızıyla sürerken Afganistan savaşının 1. yıldönümünde, 4-6 Ekim tarihlerinde, “savaşa karşı halkların birbirine düşman edilmesine, sindirme ve baskılara karşı direniş” andı için onbinlerce kişi birçok kentte savaş karşıtı gösteriler gerçekleştirdi.

6 Ekim’de “Day of Resistance” (Direniş Günü) için New York’ta Central Park’ta biraraya gelen 15 bin kişi hep bir ağızdan and içtiler: “Bizler, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan insanlar hükümetimizin bizim adımıza yaptığı haksızlıklara karşı mücadele etmek zorunda olduğumuza inanıyoruz.” 10 kıtadan oluşan andlarını, “Başka bir dünya mümkün ve biz yemin ediyoruz ki bunu gerçekleştireceğiz!” sözleriyle bitirdiler.

Bu eyleme çağrıyı “Not in our Name” (Bizim adımıza değil) grubu yapmıştı. 26 Ekim’de savaşa karşı eylem günü için çağrı yapan birçok örgütten biri olan “Not in our Name!” geçen Mart’ta kuruldu. Kurucular “Tüm dünyada savaşa hayır, müslümanlara, Araplar’a, güneydoğu Asyalılar’a karşı sürdürülen tutuklama terörüne hayır!”, “Demokratik hak ve özgürlüklerin kıstlanmasına hayır!” diyen değişik grupları bir çatı altında toplamayı hedeflediklerini söylüyorlar

6 Ekim gösterisinde Bush’un savaş planlarına karşı çıkan 16 bin kişi “Not in our Name!”in altına imza attılar. Bu çağrıya çok sayıda tanınmış şahsiyet de katıldı. Eski adalet bakanı Ramsey Clark, Angela Davis, Martin Luther King, akademisyen Noam Chomsky, Bell Hooks, Howard Zinn, Hollywood emaktarları Jane Fonda ve Oliver Stone’dan başka çok sayıda müzisyen, yapımcı, sanatçı, yazar da savaş karşıtı çağrıya destek verdiler.

“Not in our Name!” savaşa karşı direnişe çağıran tek oluşum değil. Son haftalarda savaş karşıtları basın yoluyla da seslerini yükseltiyorlar. 1200 tarihçi New York Times’a ilan vererek Amerikan Kongresi’ne Bush’a savaş yetkisi verilmemesi çağrısı yapmıştı. Los Angeles Times’da da “Americans Against the War With Irag” (Irak savaşına karşı Amerikalılar) çağrısı Jesse Jackson, kongre üyeleri Barbara Lee, Maxsine Walters’in de aralarında bulunduğu binin üzerinde kişi tarafından imzaya açıldı.

Amerikan anti-savaş hareketi için savaş çoktan başlamış bulunuyor. Sadece dışarıya karşı değil, içte de. Amerika’da halkın üçte biri, bu savaşın sadece iç politikada sorunları saptırmak için çıkarılmak istendiğine inanıyor.

Eğer bir hükümet, zamansal ve mekansal sınır tanımayarak tüm alanlarda sürdürülecek ve kuşaklar boyu devam edecek bir savaş başlattığını ilan ediyorsa; bunun için ilk etapta binlerce göçmeni zindanlara tıkıyor, aylarca avukatları ile görüşmelerine bile izin vermiyor ve birçoğunun ailesini de bilgilendirmiyorsa; kirli işlerini dilediğince sürdürebilsin diye CİA’nın yetkileri artırılmışsa; yüzbinlerce kişi işten atılırken silahlanma için bütçe görülmemiş ölçülerde artırılmışsa, tüm bunlar, Amerikan halkı için bu savaşın bizzat kendi kapısının önünde başladığını gösteriyor. Bu duyguyu her Amerikan vatandaşına hissettirmek, Amerikan anti-savaş hareketinin en güçlü yönünü oluşturuyor.

Almanya’da savaş karşıtı hareketin zayıflıkları

Ama Amerika’da yayılarak ve radikalleşerek büyüyen barış hareketine karşın Almanya’da barış hareketi 1. Körfez Savaşı döneminde Bonn’da 100 bin kinin ve yine geçtiğimiz yıl Bush’un Almanya ziyareti sırasında örgütlenen savaş karşıtı 100 bin kişinin protesto gösterisi dışta tutulursa, kitlesel anlamda ses getiren protestolar örgütleme konusunda henüz oldukça silik durumda. Nitekim 26 Ekim eylemlilikleri barış hareketinin içinde bulunduğu durumu bir kez daha gözler önüne serdi.

Amerika’da barış hareketi bizzat kendi hükümetinin politikalarına karşı muhalefet ederken Almanya’da barış hareketi bu açıdan da henüz yeterince net bir tutum içinde değil. Örneğin 11 Eylül saldırısı bahane edilerek ardarda çıkartılan ve SPD’li İçişleri Bakanı Otto Schily’nin mimarı olduğu terör paketleri üzerine suskunluk sürüyor. Bu hükümet döneminde telefon dinlemeler, gizli kameralarla izlemeler, her yabancının potansiyel terörist olarak görülmesi, tutuklamalar, sınırdışı etmeler yaygınlaşıyor. Ama 26 Ekim çağrılarında bunlara değinilmeyecek kadar değersiz bulunuyor.

Çağrıların büyük bir çoğunluğuna pasifist söylemler hakim. Salt insani açıdan Irak halkının korunması gerektiği öne çıkarılıyor. Bazılarında haklı-haksız ayrımı gözetilmeksizin her türlü savaş reddediliyor. Bazılarında ise salt ABD’nin ekomomi ve güvenlik politikaları öne çıkarılıyor.

Son gösterilerde Alman askerlerinin Afganistan’a ve Balkanlar’a işgalci güç olarak yerleştirilmesi de yan cümleler halinde verildi. 3 yıl önce SPD-Yeşiller hükümeti Balkanlar’da halkın “diktatör Milosoviç”den NATO’nun bombalarıyla korunabileceğini telkin etmişti. Alman askerlerinin Balkanlar’a yerleştirilmesi oradaki insan hakları sorununa bağlanmıştı. Bu savaş karşıtı hareketi etkisizleştirmenin sinsi ama etkili bir yöntemi olmuştu.

Almanya’daki anti-savaş protestolarında dikkati çeken ikinci nokta ise, uzun süredir ortalıkta gözükmeyen SPD ve Yeşiller’in yine bayraklarını alarak ortaya çıkmasıdır. Bugün Alman Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Irak savaşına karşı olduklarını açıklıyorlar. Bundan cesaret alarak Yeşiller bazı yerlerde bu eylemlere çağrı yapabiliyor, hatta bazı yerlerde konuşmacı olabiliyorlar. Ve hükümet partisi SPD’nin gençlik örgütü, Almanya genelinde yürüyüşlere katılmak için merkezi çağrı yapan tek örgüt olabiliyor.

Oysa 4 yıldır iktidarda bulunan hükümet ortakları Sosyal Demokratlar ve Yeşiller bu süre boyunca bir savaş hükümeti olarak işlev görmüş ve Almanya onlar sayesinde son 4 yıldır sürdürülen savaşlara ve işgallere katılmıştı.
Barış hareketi organizatörleri, Alman devletinin Irak savaşına karşı olduğunu açıklamasından hareketle, merkezi bir yürüyüşün “gerekli olmadığı”nı açıklayabiliyorlar. Bu tutumuyla Alman anti-savaş hareketi, Irak savaşına karşı olduğunu açıklayan AB’nin “sivil toplum” kolu durumuna düşmekten kurtulamıyor.