28 Temmuz'01
Sayı: 19


Kızıl Bayrak'tan
Yeni İMF programı iflas etti

Katillerin G-8 zirvesi ve yüzbenlerin görkemli militan eylemi

G-8 zirvesinin gündemi ve sonuç bildirisi

Gösterilerin içinden Cenova tanıklığı
Sistem aynı sistem, polis aynı polis!
Cenova'da 300 bin kişi yürüdü...
"7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası"
Sınıf hareketi
"İyiye gidiyoruz" demogojsinin arkasına gizlenenler
Kapitalizmde eğitim
G-8 zirvesi ve Cenovalar'ın tarihsel anlamı
Kapitalizm ve çevre sorunu
İnksanca yaşamaya yeten, vergiden muaf asgari ücret
Uluslararasi politika
Şehitlerimizle zafere yürüyoruz!
Bir yoldaşından Hatice Yürekli yoldaşa mektup
Ölüm Orucu direnişçisi Fatime Akalın'ndan mektup
"Bir yanılsamanın sonu"

Basından

Mücadele Postası

 Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

21 Şubatta çöken İMF programının savunucusu bir gazetecinin kaleminden şimdiki İMF programı...

ABD patentli, 'sosyal demokrat' Derviş,
AB patentli 'yeni sol'cu Tayyip! 

IMF Birinci Başkan vekili Fişer, 'emercensi' servis için Ankaraya geliyor. Programda yeniden revizyon tartışılacak. Finli Yuha beyefendinin Bulgaristanda gösterdiği mucizevi başarı, maalesef Türkiyede sökmedi.

23 Temmuz- Fişer aslında tekaütlük dilekçesini vermemiş miydi? Hani İMF tekaüt sandığından üç aylık bağlatıp, artık üniversitelerde hocalık yapacaktı! Üstelik de 'Türkiye deneyimi, Türkiye üzerinde test edilen modeller ve sınama yanılma yöntemi ile elde edilen, ekonomik dalga geçme seminerleri' vereceği söyleniyordu.

Muhterem ecdadımız ne demiş? Dervişin dediğini dinle, yaptığını yapma!
Şimdi İMF dergahının 'piri' büyük üstad Fişer, yeniden hem de bu yaşında, tekaütlüğün sefasını sürmeyi muhayellesinde canlandırır iken, kalkıp, bu sahra sıcağında Ankaraya geliyor.

Bu demektir ki, Türkiye üzerinde test edilen programda arızalar mevcud. Zaten baştan beri biz bunu söylüyorduk. Sakalımız da olduğu halde, ciddiye almıyorlardı. Böylesine korumasız, bu kadar zayıf ve müşkülatlı yanları olan, bir programı üstelik de dalgaların ortasına atacaksınız, suhulet bulmasını bekleyeceksiniz?

Nerede o Urfanın bolluğu?

Adamlar ne dediyse yaptık. Bir dediklerini iki etmedik. Kelle istediler kelle, banka istediler banka, verdik. Asgari ücretin bile aylık yüz doların üzerine çıkmasına müsaade etmediler 'eyvallah' dedik.

Çiftçiye para yok! Tamam!

İşçiye zırnık yok! Baş-göz üstüne!

Kabinede, deprem bölgesi Yalovadan mümessil istemiyoruz! Derhal!
Memleket idare heyetinde, dul, yetim, ÖKSÜZ asla ve kata olmayacak! Aha da gönderdik gitti!

Bu Fişer bey ile umum müdürü muhterem Horst beyefendi, daha ne istiyorlar anlamak ne mümkün! Gözlerini Allah doyursun!

Masa şefi Yuha bey, haftayı devirdi hala burada.

Ankara mümessilleri Odd Per Brekk bizim müsteşarları, başkanları, umum müdürleri, susta durduruyor. Arada bir tevazu gösterip, bakanlara da uğruyor.

Daha ne yapacağız anlamadık gitti.

Faizi indirin, dövizi çıkartın, enflasyonu yükseltin, yatırımları kesin, makam arabalarının kontak anahtarlarını DHL kargo ile Vaşingtona gönderin, Bankaları kapatın, memurlarını atın, paranızı en ünlü iktisat alimlerinin ağzından 'dandik' ilan edin, Cenovaya gidenleri fişleyin, sokakta gösteri yapanları dişleyin, 2050de kalkındığınızı düşleyin...

Yani ne diyorlarsa 'evet' diyoruz.

Buna rağmen Fişer geliyor

Bu Fişerin gelmesi bana göre hayra alamet değil. Hatırlayın, dalgalıya geçtiğimizde de burada idi.

Bu reçeteden ne millete, ne de memlekete hayır gelmez. İMF bizimle dalgasını geçiyor. Hala farkında değiliz. Derviş Bey, ilk geldiğinde ne demişti, 'Baharda toparlarız, yazın yeniden büyümeye geçeriz' değil mi?

Dün ne diyordu peki? Sonbaharda toparlanma müjdesi.

Defalarca yazdık, söyledik. Bu program ile Türkiye spekülatif sermaye ataklarına iyice açık ve korumasız hale getirildi. Nitekim beş ay sonra Merkez Bankası ve BDDK uyandı da, yabancı bankaların göz göre, göre her gün yaptıkları işleri şöyle bir göz ucuyla incelemeye aldı. Netice çıkar mı, derseniz, sanmıyoruz.

Elin oğlu, doları hoplatıyor, zıplatıyor, havada fır döndürüyor, öyle bakıp gösteriyi izliyoruz. Şimdi revizyon yapılacakmış da, enflasyon hedefi yüzde 60ın üzerine çıkartılacak mış! Enflasyonu unuttuk bile. Bu program 1999da anlaşması imzaladığında, adı ne idi; Enflasyonla mücadele! Hedef 'tek haneli enflasyon', diğer hedef liradan 'altı sıfır' atılması vs.vs.

Artık dikkat ederseniz enflasyonu konuşmuyoruz bile. Giderek devalüasyonu da. Çünkü günlük hale geldi. Türk Lirasını da 'dandik' ilan ettik kurtulduk. Varsa yoksa döviz, ya da dolar.

Şimdi Fişer gelip de, 'dolara, ya da Euroya geçin' derse hiç şaşmayın. Zaten milletçe dolarize olmuşuz. Muhtemeldir ki, üniversitede MBA programında okutacağı yeni seminer ve tez konuları öncesinde, Türkiye üzerinde yeni 'model' denemeleri için öğrencilerine 'ihtisas stajı' yaptıracağı ülke olarak da Türkiyeyi seçmiştir, ya da önerecektir.

Fişerin gelmesi, Devlet Bakanı Dervişin de bir nebze de olsa İMF ve Dünya Bankası nezdinde 'erozyona' uğradığının işaretidir.

İlk Program, bir bakan, bir müsteşar, bir Merkez Bankası başkanı, bir İMF masa şefi yedi.

Kemal Derviş Bey, memlekete 25 yıl sonra geldiğinde, zaten kadrosu, bürokrat ekibi yoktu. Ne buldu ise, onunla iktifa etti. Daha doğrusu, yakın dost, hısım, akraba çevresinin telkin ve tavsiyeleri doğrultusunda, bir kadro oluşturdu.

Şimdi anlaşılan o ki, o kadro, bu işi götüremiyor. Yalova dediler gitti. Öksüz dediler o da gitti. Telekom dediler o da halledildi. Yeni hükümet tartışması başlattılar, olmadı. Teknokrat model tutmadı. Ama hala ortada ele gelir bir şey yok.

Derviş, ilk günden siyasi tavırla geldi. Sosyal demokrat olduğunu ilan etti, ama İMF programına kalkan oldu. Yeni siyasi yapılanma, parti oluşumu falan derken, bize göre artık Derviş tükeniyor.

Burası Türkiye! Burası, iki günde adamı eritir, öğütür, tüketir, bir kenara atar.

Burası Türkiye, buradan çıkış yok!

Geçen hafta bugün bu köşede yer almıştı. Tayyip Erdoğana dönük, AB desteği. AİHMnin Erbakan kararını 31 Temmuza bırakıp, Tayyipin önünü açma planına ortak olduğu. AB Büyükelçisi Karen Fogg hanımefendinin bizzat ve şahsen Tayyip 'hayranlığını' dillendirmekte beis görmediği. AB büyükelçilerinin programını münazara ve münakaşa için Recep Tayyip Beyden randevu üzerine randevu talep ettikleri.

Bu ekonomik program ile, memleketin siyasi yapısının da şekillendirildiği ve Türkiyenin bölgesindeki diğer ülkelere (müslüman) nümune teşkil edecek tarzda, kendi iradesine rağmen 'gıyabında' yeniden yapılandırılıp, biçimlendirildiği.

Recep Tayyip ve ekibinin de bu minval üzere, gerek okyanus ötesinden, gerekse Brüksel cenahından gerekli adli sicil kaydı, iyi hal kağıdı, ikametgah ilmühaberi gibi evrakları tanzim ve tamam ederek müsaade ve destek aldıkları.

İktisadi programlarını da faizin haramlığını mevzu bahis dahi etmeksizin, 'dairevi arz' taraftarı bir nazarla, multi-ultra liberal bir temel üzerine inşaa ettikleri bizzat kendi ağızlarından ilan olundu.

Bu defa Recep Tayyip beyefendiye, Sefire Karen Fogg hanımefendi, yeni bir hüviyet teşmil ediyor; Yenilikçiliğin yanı sıra 'yeni sol'culuk!

Derviş Beyin sosyal demokratlığının cilası döküldü. Çivileri söküldü. İMF programı ile sosyal demokrat muvaffakiyet gömüldü.

Bu kere, AB patentli yeni solculuğun siyasetimizdeki mümessili Recep Tayyip Bey!

Hayırlara vesile olur inşaallah!

Zülfikar Doğan
(23 Temmuz 2001/NTV web sayfasından
alınmıştır...)

 


 

'Borçların silinmesi' üzerine

Borçların silinmesi; borçları silinen yoksul ülkelerin emperyalizme bağımlılıkları sürdükçe hiç bir yarar getirmez. Borç silinmesi yoksullar açısından edilgen bir işlemdir. Yoksul ülkelerin halklarının emperyalizme bağımlılık duygularının artırılmasına ve bağımlılık/kölelik ideolojisinin sürdürülmesine hizmet eder.

Borçlar kimlerin borcudur? Borçların nedeni yoksul ülkeler için, emperyalizmle işbirliği içinde olan bu ülkelerin yönetenleri ve egemen sınıflarıdır. Borçlar yoksullar tarafından tümüyle reddedilmelidir. Borçların bırakın silinmesi, yoksullarca reddedilmesi de yetmez. Çıkış; emperyalist ve kapitalist sistemden kopuşta, tam bağımsızlıkta, sosyalizmdedir. Yoksul ülkeler ve halkların başlıca hedeflerinden biri de DTÖnün lağvedilmesi, işlevsizleştirilmesidir. Tabii ki NAFTA, AB, IMF, DB, OECD, NATO vb. diğer kapitalist kurum ve kuruluşlarla birlikte.

Kapitalizm ve küreselleşme karşıtlığı temelinde yoksul ülkelerin borçlarının silinmesini istemekle yetinmek, G-8 lerin dümen suyuna girmekten başka bir şey değildir. G-8 üyesi ülkelerin kapitalizm ve küreselleşme karşıtlarının; dünya üzerindeki yoksul, geri bıraktırılmış ve emperyalist sistemin boyunduruğundaki ülkelerin ezilen emekçi sınıflarına verebilecekleri en büyük destek; emperyalist sistemi temsil eden G-8lerin (ki burada asıl karşımızda olan G-7 ülkeleridir. G-7 lerin sonradan sus payı ve kendilerine karşı olan cepheyi bölmek için Rusyayı kendi aralarına alarak G-8 diye ortaya çıkmaları da bir aldatmacadır.) sisteme olan egemenliklerini kırmak, işlevsizleştirmek, yoksul ve geri bıraktırılmış ülkelerin halklarının emperyalist sistemden kopmaları için gerekli her tür çabayı göstermektir, tabii ki kendi ülkelerindeki patronlarla dişe diş bir mücadeleyi göze almak pahasına.

Yoksul ve geri bıraktırılmış ülkelerin halklarının toplumsal adalet ve toplumsal/ekonomik eşitlik temelinde; devletler ve halklar arasında bağımsız ilişkilerin var olacağı, sömürünün olmayacağı yeni bir dünya yaratmak için dayanışma esastır.

H. Aydoğdu
(MAİ ve Küreşelleşme Karşıtlarının sitesinden alınmıştır...)