ARSIVANA SAYFA
 
24 Şubat '01
SAYI: 08
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Siyasal istikrarsızlığın ekonomik temeli
Ölümcül krizin sıklaşan nöbetleri
"Devlet krizi"nin dibinde çürümüş ekonomik düzen vardır
ABD saldırganlığının gerisinde sertleşen emperyalist rekabet var!
Bağdat'a emperyalist saldırı
"Tütün reformu" yasalaşıyor!
Kocaeli'nde 18 Mart'ta işçi mitingi var!
Kurtköy Canbaztepe'de gecekondu arzisi üzerine kirli rant hesapları
Diyarbakır erken kararıyor
İTÜ'de boykot var!
Katliamların hesabını sormak için Ulucanlar davasına katılalım!
Yeni zindan genelgesi de devrimci tutsakların direnişi ile parçalanacak!
Dünyada güncel durum/2
Toplumsal hayatın tüm alanlarında kadın-erkek eşitliği!
Kadınlar politikaya çekilmeksizin, yığınlar politikaya katılamaz /V.İ.Lenin
Bir eğitim emekçisiyle 8 Mart üzerine...
Emeğin mağduru: Kadın
Direnişçilerin kaleminden
Avrupa'da meydanlar yeniden ısınıyor
Avrupa'daki Türkiyeli ve Kürdistanlı ilerici-devrimci güçlerin ortak açıklama ve çağrısı
Direnişçilerin kaleminden
Basında Nazım Hikmet tartışması
Kapitalizm ve bilimsel-teknolojik gelişmeler
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Basında Nâzım Hikmet tartışması

Nâzım'ı kurtarın...

BENCE Nâzım Hikmet bu adamların eline düşmemeli...

Büyük şair, bu adamların kara ellerine, münasebetsiz ağızlarına, tükenmiş vicdanlarına kalmamalı...

Toplum zaten Nâzım Hikmet'i kendi şairi, kendi parçası, kendi soyundan-sopundan, kendi içinde görüyorsa görüyor...

Eğer o akılsız-şom ağızlı adamın izni ile Nâzım Hikmet Türkiye'ye dönecekse...

Dönmesin...
*

Tarikat şeyhinin İstanbul'un en özel yerine gömülmesi için iki saatte toplanan imzalar, Nâzım Hikmet gibi bir evrensel şair için bir türlü toplanamadı...

Birisi tarikat şeyhi...

Çağdaşlığa ve aydınlığa direnişin simgesi...

Türkiye Batı'ya açılmak isterken, yaratılan kara tablolarla, ülkenin önüne set çeken anlayışın sembolü...

Öbürü şiirlerini tüm dünyanın okuduğu, Alaska'dan Malezya'ya kadar tüm toplulukların tanıdığı, harflerle yarattığı sevgi-barış dünyasına Batılıların gıpta ettikleri bir büyük şair...

mek için telaşlanan-koşuşturan-yırtınanlar, ne yazık ki sıra Nâzım'a gelince, olmadık hakaretleri sıralamaya başlıyorlar...

Nâzım'ı Türkiye'ye getirme ya da vatandaşlığını iade etme onurunu bunlara vermeyin...

Bırakın kalsın...

*

Yine; kentlerin tepeleri anıt mezarlarla doldu...

Milliyetçi-maneviyatçı Büyük Türk Büyüklerinin mezarları ile...

Gazetelerde ise her gün onların arkalarında bıraktıkları yıkıntıyı, çetelerini, esrarengiz servetlerini, şaşırtıcı-garip ilişkilerini okuyorsunuz...

Onlara tepelerde yer var...

Ama Nâzım'a bir ağaç gölgesi yok...

Olmasın da...

Bu adamların gönlü ile Nâzım'a iade-i itibar verilecekse verilmesin, kalsın...

Ne bir zırnık onur...

Ne bir ağaç gölgesi...

Toplumun vefası gibi o yüce duyguda, o tarihi belgede, o sevgi ve barış isteyen girişimde, bu adamların imzası olmasın...

Bence Nâzım'ı bunların elinden kurtarın...

Kalsın...

(Bekir Coşkun, Hürriyet/15 Şubat 2001)

***

“Nâzım'ı bu hükümetin elinden kurtarın!”

Başlık, Cumhuriyet okuru bir edebiyat öğretmeninin tepkisi...

Meclis koridorlarında, kamera önlerinde yapılan tartışmalara bakılırsa, haksız sayılmaz.

13 Şubat günü bu köşede konuyu işlerken, Nâzım Hikmet’in yurttaşlıktan çıkarılmasına neden olan 15 Ağustos 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararının kaldırılmasıyla, Nâzım'a itibar iadesinin söz konusu olamayacağını vurgulamış, devam etmiştik: Bir itibar iadesi söz konusu ise bu, siyasiler açısından geçerlidir. Ülkeyi yöneten siyasilerin 50 yıl önceki ayıbı ortadan kalkmış olur... (...)

UNESCO, 100. doğum yılı nedeniyle 2002'yi Nâzım Yılı ilan etmeye hazırlanıyor. Bir başka deyişle dünya Nâzım Hikmet'in şairliğini kabul etmiş, UNESCO onu dünyaya mal ediyor, biz içerde hâlâ şair miydi değil miydi tartışması yapıyoruz. (...)

(Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 17 Şubat 200)

***

Nâzım'ı Rahat Bırakın...

İkisi de berber dükkânlarında geçen iki olayla başlayayım... İlki, öykü kıvamında. Taksim'de, iki hafta kadar önce, ilk kez gittiğim bir berberdeyim. Saçlarımı azıcık kısalttırmak için çok az vaktim var. Kalfalardan biri bu işle uğraşırken kulağım bir telefon konuşmasına takılıyor. Daha yaşlıca biri, belli ki dükkân sahibi, müşterisini göndermiş, şimdi telefonla konuşuyor. Önce tam anlayamıyorum, daha doğrusu işittiklerime olasılık vermiyorum... Söylenenlerde "Nâzım Hikmet" adı ve "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan" dizesiyle başlayan şiirinin dizeleri geçiyor... Merakla kulak kabarttığımda, yanılmadığımı anlıyorum. Usta, Nâzım'ın bu şiirini bir gazeteden, telefonla konuştuğu kişiye okuyor... Arada bir hayranlık duygularını ekleyerek... İşiyle meşgul kalfaya, "Ustan Nâzım Hikmet'in şiirini çok seviyor galiba.." diyorum... Aldığım yanıt, sürmekte olan telefon konuşmasından daha şaşırtıcı: "Nâzım sevilmez mi abi!" Koltuğa otururken aceleden yüzüne doğru dürüst bakmadığım delikanlıya doğru kaldırıyorum başımı.. Şaşkınlığım bir kat daha artıyor: On sekiz-yirmi yaşlarındaki Nâzım Hikmet'in bir kopyası duruyor karşımda... Zihnimin bir oyunu değilse eğer, daha sonra Karadenizli olduğunu öğreneceğim bu iri kıyım delikanlıyla o yaşların Nâzım Hikmet'i arasındaki benzerlik gerçekten şaşkınlık verici... O ise şaşkınlığımı daha da arttırarak sürdürüyor sözlerini... Bir yandan işiyle uğraşırken bir yandan da "sen elâ gözlerinde yeşil hareler" dizesinin geçtiği şiirdeki renkler, benzetmeler üstüne döktürüyor... Belki inanmayanlar, abarttığımı düşünenler olabilecektir; ama inanın aynen, tıpatıp böyle oldu... Dükkândan ayrılırken ustayla konuştuğum iki satırda, onun da bu genç kalfa gibi, sıradan, saf, kendi halinde bir halk insanı olduğunu gördüm... (...)

Doğrusunu isterseniz, Nâzım Hikmet'e yönelik saldırılar yanıtlanmaya bile değmez. Bu yazının son cümleleri belki şunlar olabilir: Nâzım Hikmet'i rahat bırakın. Sizler, onun hepinizden bin kat fazla sahip olduğu yurttaşlık hakkını ona geri vermek şurda dursun, bugünkü cehalet ve karanlığınızdan kurtulup onunla yurttaşlığa layık olmaya çalışın.

(Ataol Behramoğlu, Cumhuriyet/17 Şubat 2001)

***
Nâzım ve “vatan kahramanları”

'Nâzım vatan haini' imiş! 'Kuvayi Milliye' yazarı Nâzım, 'Memleketimden İnsan Manzaraları' yazarı Nâzım, vatan haini imiş! (...)

Peki kimdir vatan kahramanları? Vatan denince Üsküdar'dan daha doğuyu düşünemeyenler mi? Şapka giymemek için Mısır'a gidenler mi? Milyonlarca dolarlık banka hesaplarını yurtdışındaki bankalarda gizleyenler mi?

Kimdir?

En küçük bir sorun olunca soluğu Amerika'da, Almanya'da, Avustralya'da, İsviçre'de, Paris'te alanlar mı vatan kahramanıdır?

Yoksa derin devletin bağrında kurşun sıkan, adam boğazlayan, haraç yiyen, adam kaçıran, başı sıkışınca ortadan yok olanlar mı?

Banka soyanlar mı vatan kahramanıdır? Şirket dolandıranlar mı? Devletin başına geçince tüm yakınlarını zengin eden, 'Devletin malı deniz, yemeyen domuz,' diyenler mi?

Yalanla dolanla vatandaşın oyunu toplayan, sonra verdiği sözün tersini yapanlar mı vatan kahramanıdır?

Nâzım bunlardan hiçbirini yapmadığı için mi vatan haini oldu?

Bakın, Nâzım bunlara ne diyor:

" ... Evet, vatan hainiyim, siz vatanperversiniz, siz yurtseversiniz, ben vatan hainiyim./Vatan çiftliklerinizse,/Kasalarınız ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,/vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,/vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,/fabrikalarda al kanımızı içmekse vatan,/vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,/vatan, mızraklı ilmihalse, vatan, polis copuysa,/ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,/vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,/vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,/ben vatan hainiyim./Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:/Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Ekleyecek bir söz var mı? Bu durumda Nâzım elbette vatan hainidir.

(Türker Alkan, Radikal/17 Şubat 2001)

***

Nâzım Hikmet Türkiye'dir!

Başlığın, Sartre'ın tutuklanmasını isteyenlere, de Gaulle'un 'Sartre Fransa'dır' lafından mülhem olduğu malum. Nâzım, kuşkusuz Türkiye'dir ama herhalde MHP'nin Türkiye'si değil!

Nâzım Hikmet'in vatandaşlık hakkının iadesi konusundaki tartışma sürüyor. Böyle bir kararın alınmasına direnen bir MHP kesimi var. 'Kendi inançlarını savunmalarına diyecek bir şeyimiz yok' diyemeyiz. Çünkü, hem görüşlerini yanlış, yanıltıcı, demagojik, popülist iddialara dayıyorlar, hem de bu kararın çıkması Nâzım'ın ötesinde Türkiye'nin kendi kendisiyle hesaplaşmasının zorunlu bir sonucudur.

(...)

Yeryüzünde demokrasi oldukça Dreyfus davaları kazanılacak, itibarlar, haklar iade edilecektir. Hep söylendiği gibi, Nâzım Hikmet'in buna ihtiyacı yok. Onun vatandaşlığının iadesinden kaynaklanacak itibaraysa Türkiye'nin delicesine ihtiyacı var.

Nâzım'ın vatandaşlığı, o Nâzım olduğu için değil, sadece sivilleşme ve demokrasi bağlamında ortaya koyulmuş 'nötr', hukuksal bir taleptir ve iade edilecektir.

(Radikal/19 Şubat 2001)

Nâzım Hikmet'in saygınlığını inkâr edenler küçülür

Kültür Bakanı İstemihan Talay: “Nâzım Hikmet'in bütün dünyada saygın bir yeri var, bunu kimse inkâr edemez. İnkâr etmek, inkâr edenleri küçültür. Çünkü o büyüklüğün küçültülmesi, bu aşamadan sonra mümkün değil. Bu gerçeklere ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde Nâzım Hikmet'in nasıl algılandığı, ilgi gördüğü konusundaki gerçeklere ters düşecek bir tutum içinde olmak, bence çağdışı olmaktır."

(Cumhuriyet/18 Şubat 2001)

***

Nâzım'ın yurttaşlığa gereksinimi yoktur!..

Nâzım Hikmet, dünyanın tanıdığı bir şair. Büyük bir sanatçı. Türk dilinin önde gelen şairlerinden. Aziz Nesin’in deyişi ile, Türkçenin en büyük ustası. Dünyanın büyük kültür ve sanat ansiklopedilerinde, Nâzım Hikmet Türk şairi olarak anılmaktadır. Kitapları, 60 dile çevrilen tek Türk şairidir. Dünya Barış Ödülü'nü alan ilk Türk sanatçısıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, Nâzım'ı Türk yurttaşı olarak kabul edip etmemesi, bu değerlendirmeleri hiçbir biçimde etkilememektedir.

Nitekim Azerbaycan Kültür Bakanı, Nâzım Hikmet'in Türk yurttaşlığı tartışmalarının yoğunlaştığı bir sırada (17 Şubat 2001 Cuma günü) televizyon kameraları karşısında, net bir açıklamada bulundu: “Siz Nâzım Hikmet'in yurttaşlığını kabul etmeseniz de, o bizim şairimiz, Türk dilinin, Türkçenin en büyük şairidir.”

(...)

Evet Nâzım Hikmet'in Türk yurttaşlığına gereksinimi yoktur. O, Türkiye'nin sınırlarını aşmış, Türk kültürünü dünyanın diğer coğrafyalarına taşımış, evrenselleştirmiş bir sanatçıdır...

(...) Devletin, Nâzım'a koyduğu ağır yasak, bugün artık geçersiz. Nâzım'ın tüm kitapları yayımlanıyor, şiirleri radyo ve televizyon kanallarında okunuyor. Devlet Tiyatroları ve birçok özel tiyatro oyunlarını sahneliyor, resimleri sergileniyor, şiirleri şarkılaştırılıyor ve besteleniyor. (...)

Evet bu sorun, Nâzım Hikmet'in değil, Türkiye'nin sorunudur ve çözülmesi gerekmektedir.

(Atilla Coşkun,Cumhuriyet/ 20 Şubat 2001)

***

Kimdir Nazım'ı zindanlarda çürüten?

Nazım Hikmet'e iade-i itibar yapılsın mı, yapılmasın mı; mezarı Türkiye'ye getirilsin mi, getirilmesin mi?

Son yılların en gereksiz, belki de en komik tartışması. Birincisi, Nazım Hikmet Türkçe yazan bir şairdir; iade-i itibar yapılması ne değerine bir şey katar, ne de bir şey eksiltir.

İkincisi, Nazım'a "itibar" arayanlar ne ölçüde samimidirler ve İsmet Özel'in söylediği gibi, bu "arayış" onun sanatına dair bir zaruretten mi kaynaklanmaktadır?

Peki, ne yapmıştı Nazım?

Niçin Rusya'ya kaçmıştı?

“Hapishaneden çıktığında" diyor Necati Doğru, "Orduyu isyana teşvik etmekten yargılamaya kalktılar. O da Rusya'ya kaçtı. Ve 'vatan haini' ilan edip Menderes hükümetinin Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan attılar. Aleyhinde büyük propagandalar başlatıldı.”

Kimdir aleyhinde propaganda başlatanlar?

Bunu söylemeye dilleri varmıyor, biz hatırlatalım sevabına:

Yunus Nadi'ler, Erol Simavi'ler, Ali Naci Karacan'lar ve onların "tahsisli" kalemleri. On yıl sonra Yassıada cinayetini alkışlayanlar yani...

Bugün, egemenliklerinin ve üstünlüklerinin nişanı olarak Nazım Hikmet bayrağını dalgalandıranlar, Nazım'ın nasıl ve hangi şeraitte Türkiye'yi terkettiğini, hangi suçunun karşılığı olarak 13 yıl hapis yattığını, bu soy şiir emekçisini zindanlarda çürütenlerin kimler olduğunu unutmuş görünüyorlar.

Nazım'ı hapse tıktıran "millî şef" İnönü'dür. (...)

(Mehmet E. Yavuz, Yeni Şafak, 22 Şubat 2001)

İtibar krizi

Sözde Nazım'a itibarını iade edecekler. Oysa konuştukça asıl kendilerinin bir itibar ve ihtiyaç krizi içinde bulundukları anlaşılıyor. Sevgili Bekir Coşkun Sütununda diyor ki:

"Bu adamların gönlü ile Nazım'a iade-i itibar verilecekse kalsın. Bence Nazım'ı bu adamların elinden kurtarın."

Sevgili Arda Uskan da dün Radikal'de noktayı şu sözlerle koyuyordu:

"Bırakın o Moskova'daki mezarında rahat rahat yatsın.

Bu utanmazlar ülkesinde bir dünya sanatçısının ne yeri var ki?"

Alın bizden de o kadar...

(Melih Aşık, Milliyet/20 Şubat 01)

***

Sen Nesin, Kimsin?..

Daha ne gazozumuz Amerikandı, ne köftemiz; Babıâli Yokuşu'nun başında İzmirli Şerbetçi ile Meserret Kıraathanesi birbirine bakardı; deniz parsellenmemiş, hava kirlenmemiş, toplum kokuşmamıştı; köşedeki gazeteciden "Zincirli Hürriyet" dergisini almıştım; birinci sayfadaki şiiri okumaya başladım:

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket bizim

Bilekler kan içinde

dişler kenetli

ayaklar çıplak

ve bir ipek halıya benzeyen toprak

bu cehennem bu cennet bizim...

....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine

bu hasret bizim

Şiiri okurken bir heyecan dalgası sarmıştı benliğimi, tüylerim diken diken olmuştu, tırmandığım Babıâli Yokuşu ayaklarımın altında dalgalanıyor gibiydi.

Şimdi düşünüyorum; bana o unutulmaz anı yaşattığı için Nâzım Hikmet'e borçlu değil miyim?.. Bir arada orman gibi kardeşçesine yaşayıp ağaçlar kadar özgür olmak amacını yurttaşlarına ilk kez aşılayan şairimizin dizeleri okullarda sınıfların duvarlarına asılmalı; öğrencilere ezberletilmeli..

**

Nâzım gibi bir şair daha var mı dünyada?..

Yarım yüzyıl öncesinde sorundu..

Bugün de sorun!..

Neymiş?.. Nâzım Hikmet vatan haini imiş, komünistmiş; hükümetteki MHP'li bakanlar verip veriştiriyorlar; bugün Apo varsa, Nâzım Hikmet yüzündenmiş; bugünkü ideolojik kavganın kaynağı Nâzım imiş; vatandaşlığa alınamazmış, affedilmesi olanaksızmış...

(...)

Utanç verici bir olay yaşıyoruz.

Yeni milenyumun başlangıcında, geçen yüzyıldan miras kalan "Nâzım Hikmet sorunu" 57'nci koalisyon hükümetinde ilkelliğin tartışmasına dönüştü.

"- Nâzım vatandaşlığa alınmalı mı?.."

Kimi MHP'li bakan, bir marifetmiş gibi gazetecilere demeç veriyor:

"- Bu yoldaki kararname önüme geldi, imzalamadım, Nâzım Hikmet vatan hainidir."

Türkiye'nin malını mülkünü, taşını toprağını, fabrikasını, bankasını, iletişim ağını, bağımsızlığını, yani istiklalini ve onurunu üç-beş kuruş için haraç mezat yabancılara ipotek eden ya da satan kim?..

Sen değil misin?..

Vatanseverlik buysa..

Nâzım elbette vatan haini...

Ya sen nesin?..

(İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 20 Şubat 2001)