ARSIVANA SAYFA
 
24 Şubat '01
SAYI: 08
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Siyasal istikrarsızlığın ekonomik temeli
Ölümcül krizin sıklaşan nöbetleri
"Devlet krizi"nin dibinde çürümüş ekonomik düzen vardır
ABD saldırganlığının gerisinde sertleşen emperyalist rekabet var!
Bağdat'a emperyalist saldırı
"Tütün reformu" yasalaşıyor!
Kocaeli'nde 18 Mart'ta işçi mitingi var!
Kurtköy Canbaztepe'de gecekondu arzisi üzerine kirli rant hesapları
Diyarbakır erken kararıyor
İTÜ'de boykot var!
Katliamların hesabını sormak için Ulucanlar davasına katılalım!
Yeni zindan genelgesi de devrimci tutsakların direnişi ile parçalanacak!
Dünyada güncel durum/2
Toplumsal hayatın tüm alanlarında kadın-erkek eşitliği!
Kadınlar politikaya çekilmeksizin, yığınlar politikaya katılamaz /V.İ.Lenin
Bir eğitim emekçisiyle 8 Mart üzerine...
Emeğin mağduru: Kadın
Direnişçilerin kaleminden
Avrupa'da meydanlar yeniden ısınıyor
Avrupa'daki Türkiyeli ve Kürdistanlı ilerici-devrimci güçlerin ortak açıklama ve çağrısı
Direnişçilerin kaleminden
Basında Nazım Hikmet tartışması
Kapitalizm ve bilimsel-teknolojik gelişmeler
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Uluslararası Kadınlar Günü

“Kadınlar politikaya çekilmeksizin,
yığınlar politikaya katılamaz”

V. İ. Lenin

Bolşevizm’de ve Rus Ekim Devrimi’nde başta gelen, temel olan şey, tam da kapitalizm koşullarında en çok ezilmiş olanların politikaya katılmalarıdır. Onlar, monarşi koşullarında da, burjuva-demokratik cumhuriyetlerde de, kapitalistlerce aşağılandılar, aldatıldılar ve soyuldular. Toprakta, fabrikada ve işletmede özel mülkiyet ayakta kaldığı sürece, halk emeğinin kapitalistlerce bu ezilmesi, bu aldatılması, bu soyulması kaçınılmazdı.

Bolşevizmin özü, Sovyet iktidarının özü, burjuva demokrasisinin yalanlarını ve ikiyüzlülüğünü ortaya koymak, toprakta, fabrika ve işletmede özel mülkiyeti ortadan kaldırmak ve bütün devlet iktidarını emekçi ve sömürülen yığınların ellerinde toplamaktır. Onlar, bu yığınlar, politikayı, yani yeni toplumun kurulması işini kendi ellerine alıyorlar. Bu güç bir iştir, yığınlar kapitalizm tarafından sindirilmişler ve aşağılanmışlardır; ama ücretli kölelikten, kapitalist uşaklıktan kurtulmanın başka bir yolu yoktur ve olamaz.

Ama kadınlar politikaya çekilmeksizin, yığınlar politikaya katılamaz. Çünkü insan soyunun kadın yarısı, kapitalizm koşullarında iki kat ezilmiştir. İşçi ve köylü kadınlar sermaye tarafından ezilirler ve bunun dışında en demokratik burjuva cumhuriyetlerde bile, birincisi, hak eşitlikleri olmadan kalırlar; ikicisi - ve esas önemli olan budur - en kaba, en ağır, insanı en çok körelten işte, mutfaktaki ayrıntılarla ve bir bütün olarak aile yönetiminin ayrıntılarıyla ezildikleri için,“ev köleliği” içinde kalırlar, “ev köleleri” olarak kalırlar.

Bolşevik, sovyetik devrim, kadının ezilmesinin ve eşitsizliğinin köklerine baltayı, şimdiye kadar yeryüzünde hiçbir partinin ve hiçbir devrimin göze almadığı bir şekilde derinlemesine vurdu. Bizde, Sovyet Rusya’da, kadın ile erkek arasındaki yasal eşitsizlikten bir iz bile kalmadı. Evlilik ve aile hukukundaki özellikle laçka, bayağı, ikiyüzlü eşitsizlik, çocuğa ilişkin eşitsizlik, sovyet iktidarı tarafından tamamiyle ortadan kaldırıldı. Bu, kadının özgürleşmesi için yalnızca ilk adımdır. Ama burjuva, ve en demokratik bir tek cumhuriyet bile, bu ilk adımı olsun atmayı göze almamıştır. Bunu “kutsal özel mülkiyet” karşısındaki korku yüzünden göze almamışlardır.

İkinci ve en önemli adım, toprakta, fabrikada ve işletmede özel mülkiyetin kaldırılmasıdır. Kadının tam ve gerçekten kurtulması için, “ev köleliği”nden kurtulması için yol, kadının ev ekonomisinin küçük ayrıntılarından toplumsallaştırılmış büyük ev ekonomisine geçmesiyle ve yalnızca böylelikle açılır.

Bu geçiş güçtür; çünkü burada sözkonusu olan, pek derinlere kök salmış, alışılmış, katılaşmış, kemikleşmiş bir “düzen”in (gerçekte bir “düzen”in değil, korkunç ve barbarca bir durumun) değiştirilmesidir. Ama bu geçiş başladı, iş ele alındı, yeni yola girdik.

Ve uluslararası kadınlar gününde dünyanın bütün ülkelerindeki sayısız kadın işçi toplantılarından, işitilmedik ölçüde ağır ve güç, ama büyük, dünya tarihi çapında büyük ve gerçek kurtuluş hareketini başlatmış olan Sovyet Rusya’ya selamlar uçurulacak. Kudurmuş ve çoğu zaman canavarca burjuva gericilik karşısında cesareti yitirmemek için cesur seslenişler yankılanacak. Bir burjuva ülke ne kadar “özgür” ya da “demokratik” ise, kapitalistler çetesi işçilerin devrimine karşı o kadar çok azıtır ve kudurur; bunun bir örneği demokratik Kuzey Amerika Birleşik Devletleri cumhuriyetidir. Ancak işçi artık kitlesel olarak uyanmıştır. Emperyalist savaş, Amerika ve Avrupa’da olduğu gibi geri kalmış Asya’da da, uyuklayan, dalgın, uyuşuk yığınları kesinlikle sarsıp uyandırdı.

Buz, dünyanın bütün köşelerinde ve bucaklarında kırıldı.

Halkların emperyalizmin boyunduruğundan kurtuluşu, kadın ve erkek işçilerin sermayenin boyunduruğundan kurtuluşu durdurulamaz biçimde ilerliyor. Bu eseri milyonlarca ve onmilyonlarca kadın ve erkek işçi, kadın ve erkek köylü ileriye taşıyacaktır. Ve bundan ötürüdür ki, emeğin sermayenin boyunduruğundan kurtulması eseri bütün dünyada zafere ulaşacaktır.

4 Mart 1921
(Kadın Sorunu Üzerine, İnter yayınları, sayfa, 63-65)



Kadın işçilerin gözüyle 8 Mart...

Aymasan işyeri temsilcisi ile 8 Mart üzerine konuştuk:

“Sistem insana değer vermiyor, kadına ise hiç vermiyor...”

Dünya Emekçi Kadınlar Günü sizce ne ifade ediyor?

- 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, sistemin dediği gibi burjuva kadınların değil, emekçi kadınlarındır. Sistem 8 Mart’ın içini boşaltıp sıradan bir gün olarak göstermeye çalışıyor. Biz 8 Mart’ın tarihini biliyoruz. Çalışma yaşamının iyileştirilmesi için verilen bedeller sonucu kazanılmış bir mücadele günüdür. Sistemse Anneler Günü gibi bir şey olarak gösteriyor.

Bildiğiniz gibi geçmişte sendikal faaliyet yaşadık ve işyerinde direnişler oldu, bu direnişlerde kadınlar hep ön saflardaydı. İnsanlar “kadınların sorumluluğu yok, onun için rahat mücadele edebiliyorlar” diyorlar. Bence böyle değil. Çünkü şu anda çalışan bayan arkadaşlarımızın birçoğunun kocası işten atılmış durumda. Evin tüm yükü şimdi kadın arkadaşlarda, ona rağmen herkes mücadeleci. Kadınların mücadele etmesinde özellikle öncü işçilere büyük sorumluluklar düşüyor.

Kapitalist sistemde kadının yeri ve değeri nedir?

- Sistem sadece kadınlara değil, emekçilerin hiçbir kesimine değer vermiyor. Kadınlar, emeklerinin sömürülmesinin yanısıra cinsel olarak da sömürülüyor, köleliğe mahkûm ediliyorlar. Geçenlerde bir arkadaşımızın karısı işten atıldı. Arkadaşın çalışması gerekiyordu, fakat hamile olduğu için çalışamadı ve kendisi işten ayrılmak zorunda kaldı. Ailece yoksulluğa terkedildiler. Sistem insana değer vermiyor, kadına ise hiç vermiyor. Yani kadına iki kere düşmandır.

8 Mart’ta bir etkinliğiniz olacak mı, hazırlığınız var mı?

- İşçi arkadaşlarla aramızda bir etkinlik planladık. 3 Mart Cumartesi günü Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde yapacağımız etkinliğimiz çok profesyonelce değil ama, yine de fabrikamızdaki işçi arkadaşları ve çevremizdeki emekçileri biraraya getirmek, sınıf dayanışmasını göstermek için böyle bir şey düşündük. Şu anda etkinliğin hazırlığını yapıyoruz. Tuzla Deri-İş’le yapmayı planlamıştık, fakat Tuzla’nın kendi planı olması nedeniyle yapamayabiliriz.

Bir nokta daha var; bir salon etkinliği yapacağız fakat amacımız 8 Mart’ı salonlara kapatmak değil, dediğim gibi emekçilerin biraraya gelmesi için yapıyoruz. 8 Mart’ın nasıl kazanıldığını ve anlamına uygun kutlanılması gerektiğini biliyoruz.

Sizce kadınlar bu sorunlarını nasıl yenecek?

- Çok kısa cevap vereyim. Her türlü sorunu yenmenin yolu örgütlenip mücadele etmekten geçer. Özcesi, kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

- Saldırıların yoğun olarak yaşandığı bir süreç. Hem ekonomik hem siyasal saldırıları yoğun bir biçimde yaşıyoruz. Ama özellikle hücre tipi cezaevi uygulamasına değinmek istiyorum. Temel olarak içerde ve dışarda her türlü örgütlülüğün dağıtılması hedefleniyor. Devlet, devrimcileri emekçilere terörist olarak tanıtıyor. Ne yazık ki emekçilerin bir kısmı bu propagandanın etkisi altında kalıyor. Cezaevi sorununun diğer sorunlar gibi emperyalizmden kaynaklı olduğunu göremiyor. Bunları kavratmak biz öncü işçilerin görevi. Tabanda yapacağımız örgütlülükle, ortak olarak tüm saldırılara karşı mücadele etmeliyiz.