ARSIVANA SAYFA
 
24 Şubat '01
SAYI: 08
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Siyasal istikrarsızlığın ekonomik temeli
Ölümcül krizin sıklaşan nöbetleri
"Devlet krizi"nin dibinde çürümüş ekonomik düzen vardır
ABD saldırganlığının gerisinde sertleşen emperyalist rekabet var!
Bağdat'a emperyalist saldırı
"Tütün reformu" yasalaşıyor!
Kocaeli'nde 18 Mart'ta işçi mitingi var!
Kurtköy Canbaztepe'de gecekondu arzisi üzerine kirli rant hesapları
Diyarbakır erken kararıyor
İTÜ'de boykot var!
Katliamların hesabını sormak için Ulucanlar davasına katılalım!
Yeni zindan genelgesi de devrimci tutsakların direnişi ile parçalanacak!
Dünyada güncel durum/2
Toplumsal hayatın tüm alanlarında kadın-erkek eşitliği!
Kadınlar politikaya çekilmeksizin, yığınlar politikaya katılamaz /V.İ.Lenin
Bir eğitim emekçisiyle 8 Mart üzerine...
Emeğin mağduru: Kadın
Direnişçilerin kaleminden
Avrupa'da meydanlar yeniden ısınıyor
Avrupa'daki Türkiyeli ve Kürdistanlı ilerici-devrimci güçlerin ortak açıklama ve çağrısı
Direnişçilerin kaleminden
Basında Nazım Hikmet tartışması
Kapitalizm ve bilimsel-teknolojik gelişmeler
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Bir eğitim emekçisi ile 8 Mart üzerine...

Saygınlığı da, eşitliği de, özgürlüğü de
getirecek olan mücadelenin gücüdür

Artık kadın yeniden dört duvar arasına kapatılamaz

8 Mart’ın 144. yıldönümünde tablo nasıl görünüyor sizce? Bir kıyaslama yaparsanız, emekçi kadının bugünkü durumu hakkında neler söylersiniz?

- Bu 100-150 yıllık zaman diliminde emekçi kadının yaşamında önemli değişiklikler oldu kuşkusuz. Her şeyden önce kapitalizm kadın emeği sömürüsünden vazgeçemeyeceğini kanıtladı. Bu tespitteki sömürü sözü ifadeye olumsuz bir anlam yüklüyor gibi görünse de, gerçekte önemli bir gelişmeyi anlatıyor. Artık kadın, toplumsal üretim ve yaşama dahildir, dışına çıkarılamaz, yeniden dört duvar arasına kapatılamaz.

Ailenin geleneksel yapısını parçalayan bu zorlamaya, emekçi kadının hak ve eşitlik mücadelesi de eklendiğinde, adım adım da olsa önemli mevzilerin kazanıldığını görebilmek gerekiyor. Bunlar tablonun olumlu yanları. Bir de olumsuz yanları var tabii.

Olumsuzlukların başında, büyük bedellerle kazanılmış hakları bile koruyamaz duruma düşmüşlüğümüz geliyor. Bir 8 Mart’ı yaratanları düşünüyorum, bir de kendimizi. İnanın kahroluyorum. Bilgi dersen bugün daha fazla, deneyim dersen öyle. Sadece günlük mücadele deneyimi de değil, koskoca Ekim Devrimi’nin deneyimleri var önümüzde. Gel gör ki, yararlanmasını bilmiyoruz.

Emeğin kadın kahramanları unutturulmaya çalışılıyor

Ya kadın hareketi?

- Aynı konuşma içinde bazen kadın, bazen de emekçi kadın tabirini kullanıyorum dikkat ederseniz. Kadın üzerine söylemlerde genelde birbirine karıştırılır. Hele de 8 Mart ve düzenin iç boşaltmaya dönük çabaları sözkonusu olduğunda. Biliyorsunuz, dünya kadınlar günü deniyor. 8 Mart’ı yaratan olağanüstü mücadele koşulları ve emeğin kadın kahramanları unutturulmaya çalışılıyor.

Bunun altını kalınca çizmek ve kadın hareketinin burjuva sözcülerinin beynine çiviyle çakmak gerektiğini düşünüyorum. Bugün, eşitlik namına kullandıkları ne kadar hak varsa, tümünü, işçi-emekçi kadınların can ve kan bedeline borçlular. İki salon toplantısı bir konferans yaparak hak kazanılmıyor. Hiç bir şey bilmiyorlarsa, dönüp 1857’nin, 1886’nın taleplerine baksınlar. Demem o ki; örneğin oy hakkı elde edebilmek için kadın işçiler canını veriyor. Fakat kazanılan hak tüm kadınlar tarafından kullanılıyor. Hayır, teşekkür etsinler demiyorum. Ama biraz hadlerini bilsinler, biraz da bizden ellerini çeksinler, uğraşmasınlar öyle değerlerimizle filan...

Eşitliğin en uygun zemini sınıf mücadelesidir

Devletin 8 Mart hediyesini nasıl buldunuz peki? Aile reisliği hukukunun değiştirilmesini yani?

- Hukuk maddi yaşamın üstünde yükselir. Ona denk düşüyorsa işlevlidir. Bizim toplumumuzda kapitalist ilişkilerin egemen olduğu bölge ve kesimlerde zaten aşılmış bir olaydır reislik. Ancak aynı yasayı götürüp geleneksel ailenin ve ilişkilerin hakim olduğu kesimlerde uygulayamazsınız. Zaten devletin de böyle bir derdi olduğunu düşünmüyorum.

Emekçi kadın açısından yaklaştığımızda çok fazla bir anlam da ifade etmiyor. Bunun bir nedeni, mücadeleyle kazanılmayan hakların kullanılamadığı gerçeğidir. Diğer bir nedeni ise, konunun emekçi kadının gündeminde olmamasıdır. Sınıfımızın ortak keseni durumundaki sorunlar öylesine yüklü ki, cinsiyet farkından kaynaklanan sorunlarla -ev içi ve sınıf içi olanları kastediyorum- uğraşacak ne halimiz ve ne de zamanımız var.

Sınıfsal birlik ihtiyacının böylesine yakıcı biçimde kendini dayattığı koşullarda, her tür iç rekabet ve çatışmadan kaçınmak gerekiyor. Ayrıca, tam da böyle ihtiyaçlar üzerinden işçi-emekçi erkeklerin eğitimini sağlayamazsak başka nasıl sağlayabiliriz ki? Eşitlikse, bunun en uygun zemini sınıf mücadelesidir. Saygı görmek ise, düzene karşı mücadelede gösterilen kahramanlıkların yaratacağı saygınlıktan daha üstünü olabilir mi?

Sonucu belirleyen mücadelenin kime karşı yürütüldüğüdür

Devrimci tutsakların analarını düşünün mesela. Binbir hakarete, binbir eziyete uğratıldılar. Saçlarından tutup yerlerde sürüklemekle onları aşağılayabildiler mi? Tersine, bunu yapanlar rezil oldu. O analar ise giderek toplumun en geniş kesimlerinde saygınlık kazandılar. Hatta düşmanın gözünde bile. Eğer kadın sorununa bilimsel (yani sınıfsal) bir yaklaşımınız yoksa, bu analara, neden aşağılık rejimin aşağılık polisi dışında el kaldırabilecek bir “erkek” düşünülemeyeceğini anlayamazsınız ama.

Bir kez daha; saygınlığı da, eşitliği de, özgürlüğü de getirecek olan mücadelenin gücüdür. Fakat sonucu belirleyen bu mücadelenin kime karşı yürütüldüğüdür. Bence, kadına ikinci sınıf vatandaşlığı dayatan, sömürüsünü katmerleştiren sisteme karşı yürütülen mücadele her iki cinsten işçi ve emekçilerin özgürleşmesinin tek geçerli yoludur. Burada erkeğin özgürleşmesini, kadına yönelik geleneksel düşünce ve yargılardan kurtulması özgülünde alabiliriz.

Çağrım, 8 Mart’ta meydanları
analarla omuz omuza doldurmaktır

Bir 8 Mart mesajınız var mı?

-Evet, tabii. Yeni binyılda, ülkemizde, emekçi kadının yüzünü ağartan en büyük ve zorlu mücadele, tutsak analarının mücadelesi oldu. Bilindiği gibi devrimci tutsakların Ölüm Oruçları sürüyor. Anaların direnişi de öyle. Yani 8 Mart’ın simgelediği mücadele geleneği, bugün anaların direnişinde yaşıyor. Dolayısıyla, tüm işçi-emekçi kadınlara bu mücadeleye omuz vermek düşüyor. Çağrım, 8 Mart’ta meydanları analarla omuz omuza doldurmaktır. Ek olarak, zindan direnişinin kazanımı, eğer, başbakanın tabiriyle istikrar programını bozacaksa, sınıfa da birşeyler kazandıracak demektir.