ARSIVANA SAYFA
 
10 Şubat '01
SAYI: 06
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
İMF saldırı programı, düzenin zorlanma alanları ve devrimci görevler
TTB Merkez Konseyi açıklaması: "Ölümlere tanıklık yapmak istemiyoruz
Düzenin açmazları, mücadelenin olanakları
"Tekstil patronları saldırıda, sendika bürokratları uzlaşmada sınır tanımıyor!...
"Özgür" savcı ya da "hükümetin itibarı"
Kürdistan'da kontr-gerilla operasyonları sürüyor!
Ölüm Orucu Direnişi'yle dayanışma eylemleri
Öncü işçi inisiyatifi: Sermayenin karşısına bir sınf olarak çıkmanın zamanı gelmiştir!
Sınıf hareketi
Teslimiyet batağı terkedilmeksizin çıkış yolu bulunamaz
Ekim'den...
Direniş,katliam ve sol hareket/3
İHD İstanbul Şubesi: "Ölümleri, sakatlanmaları seyretmek istemiyoruz!"
Düzendeki çürüme ve kokuşmaya ilişkin itiraflar...
Faşist vahşetin ve devrimci direnişin Bayrampaşa cephesi.
Tutsak yakınlarının SAG eylemi
Emeperyalist küreselleşmeye militan kitlesel öfke
Uluslararası hareket
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
Ölüm Orucu direnişçilerine mektup
Kitap tanıtımı: Haydari Kampı
Devrimci Taktiğin Sorunları
Yok saymak çözüm mü?
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Tutsak yakınlarından ölüm sınırındaki tutsaklar hakkında...

Ölüm Orucu ekibi direnişçisi TKP(ML) dava tutsağı Cem Yıldız’ın babası:

Oğlum Cem Yıldız bugün Ölüm Orucu’nun 111. gününde. Şu ana kadar hiç bir doktor kontrolünden geçmiş değil. Ölüm Orucu direnişinin bugüne kadar uzamasının nedeni, B-1 vitaminin kullanılmış olması idi. Ancak bir süreden itibaren B-1 vitamini bırakıldı ve bu haftadan itibaren toplu ölümlerin olacağını düşünüyorum.

Oğlum Cem, Ölüm Orucu’nun ileriki evresinin belirtilerinin ‘96’dakinden farklı olduğunu ve bunları mutlaka Tabip Odası doktorlarının tesbit etmesi gerektiğini belirtti. Yani süreç ‘96’dan farklı şekilde gelişiyor.

Ben Ölüm Orucu sürecine ilişkin karamsarlık taşıyorum. Sessizliğin nereye doğru gideceği konusunda belirsizlik var. Çocuklar ölüm sınırındalar. Tepki yok, hareketlilik yok. Ailelerde bile sessizlik var. Özellikle çocukları 1. ekipte olan ailelerin öncelikle birarada davranması gerekiyor. İçerideki çocuklar beklenti içerisindeler. Bizlerden bekliyorlar. Ölüm artık sinyallerini vermeye başlamış. Ben bu Pazartesi çocuğumla vedalaştım ve haftaya görüp göremeyeceğimi bile bilemiyorum.

Dışarıda büyük bir sessizlik var. Adalet Bakanlığı’nı ve MGK’yı uzlaşmaya yöneltecek basınç dışarıda yok. Sınırlı sayıda insan ile pasif eylemliliklerin çözüm getireceğini düşünmüyorum. Radikal eylemlilikler konulması lazım. 1. ekipteki aileler biraraya getirilerek daha ayrı planlamalara gidilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ölüm orucu direnişçisi TKİP dava tutsağı Servet Paksoy’un kardeşi:

Bugün 111. gün. Onu her görmeye gidişimizde annemin bir sözü aklıma geliyor. “İçerim kan su oluyor...” Tam da öyle, içimiz kan su oluyor; Açlık Grevleri ve Ölüm Oruçları’ndan beri. Onu gördükten sonra doyan bir çocuk gibi mutlu ve uzun gözyaşlarından sonra doymanın kırıklığı, burukluğu ve kaybetmenin acısıyla ayrılıyoruz.

İşte bugün de onu ayakta ve bilinçli gördüm. Yine bana güç ve gerçeklik verdi. Açıkçası 60. günlerin ve ilk günlerin coşkusu durulmuş ve “böyle giderse kötü”, “Ölümler çok olacak, yine de biz kazanacağız!” diyordu.

Aileleri toplayın sözünü geçen hafta söylemişti. Bu hafta sanki söz bitmişti. “Sizler bir şeyler yapmazsanız kötü diyordu; ben böyle anlıyordum, çok iyi tanıdığım ifadesinden, gözlerinden, sözlerinden. Çaresizliğimi ona hissettirmek istemiyordum, “dışarı sessiz ama baskı da öyle çok ki, yine de ailelerin oluşturduğu heyetler çeşitli görüşmeler için Ankara’ya gitti” diyorum. “Siz kazanacaksınız!” diyorum. Oysa başta hep “biz kazanacağız” diyordum. Yine umut olmuş, güçlenmiş olarak onu bırakıp, sokağın sessizliğine, karanlığına dönüyorum, 20 dakika sonunda.

Her an çözüm arayışı içindeyiz, konuşuyoruz görüşçülerle bir dolmuşun içinde, sokakta, “ne olacak bunun sonu?”, “neden böyle oldu?” diye. Herkes başka başka cevaplar veriyor. Ben durum değerlendirmesi yapamıyorum. Sadece iki olasılıktan sözediyorum; başta parlayan alev ya şimdi sönmeye doğru gidiyor, ya da kütüğü derinden yakmak için mavi alevlerle yanıyor. Parlayan kırmızı alevlerin yerini soğuk küller kaplar. Oysa şimdi mavi alevler görüyorum. Artık sokağın ürküntü verdiği bugünlerde yeniden alanlara çıkmak üzere biz de kurumlarla, salonlarda da geniş ve etkili tartışma alanlarında da var olmalıyız. İstanbul Barosu’nun geçtiğimiz hafta yaptığı toplantı da buna bir örnektir.

Artık DGM ve “Üçlü Protokol” tüm televizyon kanallarında açıkça dile getiriliyor. Ancak bu bizim için yetmiyor. F tipleri ve hücre hala gündeme getirilmemeye çalışılıyor. Bu durumu varolan zemini açarak çözebiliriz. Bir alan kısıtlanınca diğer alanları yaratmak zorundayız.



Tutuklu yakınlarının basın toplantısı

7 Şubat günü, İHD Cezaevi Komisyonu ailelerle birlikte İstanbul şubede bir basın toplantısı düzenledi. Gündemi, cezaevlerindeki tutsakların son durumu, ailelerin maruz kaldığı saldırılar ve 12 Şubat’ta ailelerin ve İHD’nin Ankara’da gerçekleştireceği eylem oluşturuyordu.
Hazırlanan basın metninin okunmasının ardından, Ölüm Orucu direnişçisi Cem Yıldız’ın babası İdris Yıldız, oğlu Cem’de zayıflama, hafıza kaybı, konuşma güçlüğünün oluştuğunu, bir kez hastaneye götürüldüğünü, yalnızca Ölüm Orucu’nu bırakıp bırakmayacağının sorulduğunu, belirtilerin ‘96’dan farklı olduğunu ve Tabip Odası’nca tesbit edilmesi gerektiğini aktardığını söyledi.
Ardından söz alan Ahmet ve Bülent Özdemir’in babası ise, çocuklarından birinin Ölüm Orucu’nun 111. gününde olduğunu, diğerinin ise operasyon sonrası kurşunla yaralanması sonucu yaralarının tedavi edilmediğinden bahsetti.
Tutsak anası Gülnaz Türkmen ise konuşmasında, aileler üzerindeki baskılara, özellikle kendisine ve tüm bayanlara yönelik Edirne F Tipi Cezaevi’nde bayan polisin yaptığı aşağılık aramaya değindi. Operasyonun ardından Gebze Cezaevi’nden tahliye olan Firdevs Kırbıyık ise, İMF programı ile F tipleri arasındaki kopmaz bağdan bahsederek, devletin tüm muhalefeti imha etmek istediğini dile getirdi. Ayrıca Ankara’da 2 TUYAB’lı ailenin tutuklanmasının da hücre karşıtı güçlere gözdağı olduğunu söyledi. Tutsak yakınlarının gerçekleştireceği 9 Şubat’ta Edirne ve 12 Şubat’ta Ankara eylemlerine çağrı yaptı.
Son olarak sözalan tutsak yakını Fatma Aslan ise, Edirne F Tipi Cezaevi’ndeki insanlık dışı uygulamalardan bahsetti.




DEKAD’ın basın açıklaması...

“Baskılar bizi yıldıramaz!”

Pendik Aydos’ta faaliyette bulunan “Dolayoba Eğitim ve Kültür Araştırma Derneği” (DEKAD), 6 Şubat 2001 saat 20:30-21:00 tarihinde, jandarma tarafından basılarak, süresiz olarak kapatılmıştır.

Derneğimizin kapatılma gerekçesini “izinsiz lokal faaliyetinde bulunmak” olarak belirten jandarma kuvvetleri, kaymakamlık emri üzerine geldiklerini söylemişlerdir.

Son dönemde, kitle örgütlerine, derneklere, toplumun tüm muhalif seslerine karşı uygulanan baskıları protesto ediyoruz.

Baskılar bizi yıldıramaz!

DEKAD
(Dolayoba Eğitim ve Kültür Araştırma Derneği)




İHD istanbul Şubesi’nin
“kardeş tutuklu kampanyası

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi 8 Şubat’ta dernek binasında bir basın açıklaması düzenledi. Genel saldırıları kınayan, sessizliğin kırılmasını amaçlayan basın açıklamasının yanısıra, başlatacakları “kardeş tutuklu” kampanyası duyuruldu.

Basın toplantısını, 3 yıl önce Bayrampaşa Cezaevi’nden Yıldıray Alanbay’ın ‘96 Ölüm Orucu’na ilişkin düzenlediği bir türkü ile İlkay Akkaya açtı. Daha sonra Eren Keskin, yönetmen Orhan Alkaya, Ressam Ayhan Sağcan, Cezmi Ersöz, Cumhuriyet Dergiden Berat Günçıkan, İEP adına Enerji-Yapı Yol Sen’den Fikret Çolakoğulları, “kardeş tutuklu” kampanyasına yönelik konuşmalar gerçekleştirdiler, kampanyaya destek vereceklerini belirttiler.

Basın metninin okunmasının ardından cezaevlerine yönelik onyıllar önce yazılmış bir manifesto okundu ve toplantı sona erdi.