ARSIVANA SAYFA
 
10 Şubat '01
SAYI: 06
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
İMF saldırı programı, düzenin zorlanma alanları ve devrimci görevler
TTB Merkez Konseyi açıklaması: "Ölümlere tanıklık yapmak istemiyoruz
Düzenin açmazları, mücadelenin olanakları
"Tekstil patronları saldırıda, sendika bürokratları uzlaşmada sınır tanımıyor!...
"Özgür" savcı ya da "hükümetin itibarı"
Kürdistan'da kontr-gerilla operasyonları sürüyor!
Ölüm Orucu Direnişi'yle dayanışma eylemleri
Öncü işçi inisiyatifi: Sermayenin karşısına bir sınf olarak çıkmanın zamanı gelmiştir!
Sınıf hareketi
Teslimiyet batağı terkedilmeksizin çıkış yolu bulunamaz
Ekim'den...
Direniş,katliam ve sol hareket/3
İHD İstanbul Şubesi: "Ölümleri, sakatlanmaları seyretmek istemiyoruz!"
Düzendeki çürüme ve kokuşmaya ilişkin itiraflar...
Faşist vahşetin ve devrimci direnişin Bayrampaşa cephesi.
Tutsak yakınlarının SAG eylemi
Emeperyalist küreselleşmeye militan kitlesel öfke
Uluslararası hareket
Ölüm Orucu direnişçilerinden mektup
Ölüm Orucu direnişçilerine mektup
Kitap tanıtımı: Haydari Kampı
Devrimci Taktiğin Sorunları
Yok saymak çözüm mü?
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi’nden
“Cezaevlerindeki Açlık Grevleri için Acil Çağrı”:

“Ölümlere tanıklık yapmak istemiyoruz...”

Türk Tabipleri Birliği üç ayı aşan bir süredir devam eden açlık grevlerinin ulaştığı noktada aşağıdaki değerlendirmesini kamuoyuna iletir:

Türkiye koşulsuz ve önyargısız olarak insanı merkeze alan bir değerler bütününe her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğu günleri yaşamaktadır.

Türk Tabipleri Birliği bir hekim örgütü olarak bu anlamda daha doğrudan bir sorumluluk ve duyarlılık içindedir. Çünkü hekimlik; sağlığın korunması kadar aynı zamanda hastaların acı ve sıkıntılarını birebir yaşayan, gözlemleyen ve çare bulmaya çalışan bir meslektir. Bu duyarlılığın da bir gereği olarak yaşamın değeri, bireysel ve toplumsal acıların azaltılmasını ısrarla talep eder, çaba harcar.

Ne yazık ki, ülkenin hemen bir çok sorununun yanı sıra son üç-dört aydır cezaevlerinde yapılan açlık grevleri özel bir gündem oluşturmuştur. Bu gündemin Türkiye’yi sınayan bir yanı da sözkonusudur: Önce insan diyerek yaşamdan yana çözümler üretebilmek becerisiyle, diğer bütün seçenek(sizlik)ler arasında tercihte bulunmak!

Türk Tabipleri Birliği başından bu yana bu özel sorunda da herkese yaşamın dışında bir seçeneğin olmaması gerektiğini söylemeye çalışmış ve bu yönde tutum alarak çaba harcamıştır. Bu amaçla, 19 Aralık 2000 Cezaevleri Operasyonu öncesi yaptıklarımız kamuoyunun bilgisinde olup, Adalet Bakanı tarafından da 15 Aralık 2000 tarihli basın toplantısında “TTB, sürecin çözümü konusunda olağanüstü çabalar sarfetmiştir” ifadesiyle belirtilmiştir.

Türk Tabipleri Birliği doğası gereği 19 Aralık sonrası da aynı yaklaşımla hem hekimlik adına, hem toplumsal duyarlılık adına çaba harcamıştır.

1- Türk Tabipleri Birliği’ne kurumsal olarak talepte bulunulması üzerine, hekimlik sorumluluğu çerçevesinde Adalet Bakanlığı’na başvurularak görev üstlenilebileceği bildirilmiştir.

2- Bu talebin yerinde bulunması üzerine 10 Ocak 2001 tarihinden başlayarak Ankara (Sincan), Edirne, Kocaeli (Kandıra) F tipi cezaevleri ile İstanbul Kartal Özel Tip ve Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi ile Bursa Özel Tip Cezaevi’nde açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülerden oluşan toplam 242 kişilik bir grubun tıbbi değerlendirmesi yapılmıştır. Bu izlemlere yönelik belgeler ilgili tabip odalarınca muhafaza edilmektedir.

3- Bu izlemlere ilişkin iki saptamanın yapılması yerinde olacaktır:

- Hekimlik mesleğinin gerek cezaevi, gerek hastanelerde bütünlüklü uygulanabilmesi için ortam, gereğince sağlıklı değildir. Tıp dışı saiklerin baskın olduğu bu süreçte iyi hekimlik uygulaması için olmazsa olmaz koşul olan bağımsız mesleki uygulama önemli ölçüde sınırlandırılmıştır.

- 19 Aralık sonrası fiilen açılan F tipi cezaevleri (9 Aralık Adalet Bakanı’nın söylediği gibi çok sayıda insanın eleştirisine neden olan ve hemfikirlik sağlanmadan açılmayacağı belirtilen) Türk Tabipleri Birliği’nin önceden raporunda da dile getirdiği gibi izolasyon koşulları ve bunun sağlığa olumsuz etkilerini taşımaktadır.

4- Bugün için sağlık durumları kritik olan ve heyetlerimizce bizzat görülen 12 kişi bulunmaktadır.

5- Türk Tabipleri Birliği adına görevli olan meslektaşlarımızın son derece özverili çabalarına karşın;

- Operasyon öncesi Ümraniye Cezaevi çıkışında heyetimizin gözaltına alınması,

- Yine operasyon öncesi hazırlık yapıldığı anlaşılan ancak operasyon sonrası elimize ulaşan Bursa’daki heyetimiz hakkında çelişkili tutanaklar tutulması,

- Ve son olarak Ankara Tabip Odamızın Sincan F Tipi Cezaevi, Ankara Numune Hastanesi ve Ankara Hastanesi’nde yaptığı tıbbi değerlendirmeleri içeren açıklaması üzerine Adalet Bakanlığı Basın Müşavirliği’nin 30 Ocak 2001 tarihinde yaptığı açıklama, anlaşıldığı kadarıyla Türk Tabipleri Birliği’nin izlediği çizginin ilgililer tarafından en iyimser ifadeyle yeterince kavranamadığını göstermektedir. Bütünüyle evrensel değerler ışığında ve hekimlik sorumluluğu çerçevesinde yürütülen çalışmaların ve hasta ifadelerine de yer veren metinlere yönelik “terör örgütleri gibi” nitelemesi cezaevleri dışının koşullarını da göstermektedir. Böyle bir tutumu kabul etmemiz düşünülemez.

Türk Tabipleri Birliği ne yazık ki, 1989’larda da tutuklu ve hükümlülere su, tuz ve şeker verilmesini önerdiğinde, dönemin Adalet Bakanı tarafından da benzer bir ifadeye maruz kalmıştı. Geçen 11 yılın üzerine anılan Adalet Bakanı değişmiş, tutuklu ve hükümlülere su, tuz ve şeker verilmesi kabul edilmiş olup, Türk Tabipleri Birliği’nin evrensel değerleri konusundaki ısrarının yerindeliği ortaya çıkmıştır.

6- SONUÇ OLARAK;
Önce sağlık yaklaşımı gereği hekimlerin bağımsız mesleki uygulama ortamları sağlanmalıdır. Bu çerçevede, sağlık ile ilgili süreçlerde karar mercii hekimler/sağlıkçılar olmak durumundadır.

Özellikle hekimlere ulaşma hakkını caydırabilecek şekilde güvenlik önlemleri uygulaması olmamak durumundadır (hastanelerde yatağa kelepçelenme, sevkler sırasında aşağılayıcı ya da kötü muamele vb.)

Mesleğimizin gereği insan yaşamını korumak için bu süreçte yer alan hekimler ve kurumu Türk Tabipleri Birliği, sürmekte olan açlık grevlerinin izleyicisi durumunda bırakılmaktadır.

Özgür tartışma ortamlarının kapatılmaya çalışıldığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün önemli ölçüde kısıtlandığı derin sessizlik ortamında, klinik tabloların ağırlaştığı bugün, biz izleyici olmaya mahkum olmadığımız inancındayız. Ölümlere tanıklık yapmak istemiyoruz.

Türk Tabipleri Birliği bir değerler örgütü olmanın sorumluluğuyla davranmak durumunda olup, beklentisi ve umudu bunun paylaşılması ve çoğalmasıdır. Bu umudun bir sonucu olarak da önce insan diyen çözümleri yaratmak üzere; başta hükümet ve ilgili bakanlıkların esas çabayı göstermesi gerekenler olduğunu belirterek tüm kurumları, kuruluşları, açlık grevindeki tutuklu ve hükümlüleri çözüm için çaba harcamaya çağırır.

Türk Tabipler Birliği
Merkez Konseyi
7 Şubat 2001



Direnişçi devrimci tutsaklardan ortak açıklama:

F-Tipi tecrit hücrelerini
asla kabul etmeyeceğiz!

Tüm Türkiye ve dünya kamuoyunun gözleri önünde yaşanan ve 20 Ekim 2000'de 20 hapishanede Süresiz Açlık Grevi ile başlayıp 19 Kasım'dan itibaren kademe kademe Ölüm Orucu'na dönüştürülen direniş karşısında devlet, bir kez daha katliamcı saldırgan yüzünü gösterdi.

Taleplerimiz çok somut ve haklı olduğu halde, devlet, bu taleplerimize muğlak, belirsiz cevaplar vererek, "F tipini erteledik, direnişi bitirin" diye bizleri oyalayarak görüşmeleri bitirmiştir. Daha "erteledik" sözünün üzerinden çok geçmeden ise "bir yıldır hazırlanıyorduk" dedikleri "Hayata Dönüş" katliam saldırısını gerçekleştirdiler.

Verdikleri sözün ne kadar yalan olduğu bu gerçekte bir kez daha görüldü.
19 Aralık'da 20 hapishanedeki tüm devrimci tutsaklara saldırarak 28 insanımızın katledilmesine, onlarcamızın sakat kalmasına, yüzlercemizin yaralanmasına neden oldular. Devlet, bu saldırı ile biz devrimci tutsakların direnişini kırmayı amaçlıyordu. Ancak bekledikleri gibi olmadı. Hapishanelerdeki bütün devrimci tutsaklar bu imha saldırısına direnişle cevap verdiler.

Saldırının ardından sistemli işkencelerden geçirilerek adına F tipi denilen ölüm hücrelerine konulup tecrit edildik. "Örgüt baskısıyla, zorla" direniyorlar diye yalan söyleyen devlet yetkililerine, bu koşullarda da haklı ve onurlu direnişimizi kıramayacağı, asla F-Tipi tecriti kabul etmeyeceğimiz gösterilerek, Ölüm Orucu'na yeni katılımlar ve tüm devrimci tutsak kitlesinin sürdürdüğü Süresiz Açlık Grevi ile cevap verildi.

Halktan, haklıdan, demokrasi ve özgürlüklerden yana olan hiç kimse bu yaşananlar karşısında suskun ve seyirci kalamaz, kalmamalıdır.

Bir kez daha ilan ediyoruz ki;

F-Tipi tecrit hücrelerini asla kabul etmeyeceğiz. Yeni bedeller ödeme pahasına taleplerimiz kabul edilene kadar direnişimize devam edeceğiz. Direnişle, F-Tipi hücrelerden yine zaferle çıkacağız.

Ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bedellerin sorumlusu, başta devlet olmak üzere, direnişimiz karşısında seyirci ve suskun kalanlar olacaktır. Tarih er-geç bunun hesabını soracaktır.

Tüm duyarlı, demokrat, ilerici, aydın, devrimci kamuoyunu haklı ve onurlu direnişimizi desteklemeye çağırıyoruz.

F-Tipi tecrit hücrelerini yıkacağız!
Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!
Yaşasın genel direnişimiz!
Kahrolsun faşizm yaşasın mücadelemiz!
Biz kazanacağız, halkımız kazanacak!

DHKP-C, TKP(ML), TKİP,
TKP/ML, MLSPB, MLKP,TİKB, TDP,
TKP-Kıvılcım Dava Tutsakları
29 Ocak 2001