ARSIVANA SAYFA
 
9 Aralık '00
SAYI: 46
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Emekçi hareketinin güçlü çıkışı
Onbinlerce emekçinin coşkulu eylemi
Ankara’da 1 Aralık
25 bin kişilik coşkulu katılım
Emekçiden kitlesel uyarı
Krizin katlanan faturası işçi ve emekçilere kesiliyor!
Kıbrıs’ta süresiz genel grev
Toplumun gündemine oturan Ölüm Orucu direnişi
“Ölüm hücreleri”ne geçit yok!
F tipi cezaevi ölümdür!
Ölüm Orucu’na destek eylemleri güçlenerek sürüyor
Ulucanlar’ın katliamcıları bir kez daha yargılandı!
26 Eylül tarihe bir faşist katliam günü olarak geçecek
Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!
İçeride-dışarıda ölümüne direniş sürüyor
Yeni ölümlere izin vermeyeceğiz!
Ölüm Orucu direnişinin sesini duyurmaya devam edecek..
Ölüm Orucu direnişi devrimci öğrenci hareketini toparlayıp saflaştırıyor
Direnişin sesini Avrupa Parlamentosu’na da taşıdık
Zaferi bir kez daha biz kazanacağız!
Kadın sorununa yönelik bir anket çalışması
İşçilerle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine
Direnç (öykü)
Vardiya (şiir)
Direnişçi yoldaşlarıma mektup
Mücadele Postası
 
Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 
Vardiya


Haydar Demir
(Ölüm Orucu direnişçisi/Ceyhan Cezaevi)

    I

sırtımıza giydiğimiz ceketlerle
ölülerimiz giderdi fabrikaya
dilovasında erken öterdi çolakoğlunun düdüğü
ve gökyüzü kurşuni
uyuduğumuz yatakta
düşlerimize girerdi bütün uğultusuyla
ne dermanımız var gece vardiyasına gidecek
ne bir selama hacet
yürüyen ayaklarımız mıydı bu gece vakti
eriyen demirin akışıyla gelirdi
servis otobüsleri
hava yağmurlu
dil iskelesinde köpek havlamaları karışır
ıslanan rüyalarımıza
esneyen ağızlarımız uyku der biraz daha
biraz daha düş
biraz daha çocuklarımızın yüzü
hiç gecikmez kahrolası otobüs
işte göründü bak
oturduğumuz koltukta ne güzeldir kestirmek
ejderhanın alevli ağzı birazdan yutacak
ve başlarımızı uzatacağız ağzına


    II

tren rayları
dilovasında yağmurun ve ışığın pırıllığında
akar gider
denizin suları
takılır bazan raylara
bütün fabrikaların kokuları
birbirine karışır yirmidört saat
servisi kaçıranlar
cezbeden güzellikleri görmeden
pür telaş koşarlar
rayların
göz alıcı aydınlığında

    III

işte geldik fabrikanın kapısına
hafiye tedirginliğiyle
çehremizde dolaşır gözleri bekçilerin
uğultunun büyülü ve ürkütücü sesi
çıldıran ve boğazlanan boğanın
acı böğürüşüyle
irkiltir uykulu gözlerimizi
ahmet usta
ağaran saçlarına
demirin tozunu sürmüş gibi
kömür
selami dayı
hüzünlü gözleriyle acır gençliğimize
bu koca alanın kasveti
açlığıyla kucaklar bizi
yağmur gürültü
ve en güzel kokusu çeliğin
bir de alabildiğine esmer toprağın sevinci
oluktan akar gibi
dolduruyoruz alanları şimdi
soyunmak
öyle zor
öyle zor ki
ne dudaklarımızda espiri
ne gülüşlü türküler
soyunma dolaplarımızda
sibel canın resmi gülümser
soyunmaktayız şimdi
morgda unutulan ölünün kıpırdanışlarıyla
basılan kartlar
imzalanan kağıtlar
dürülen defterlerimizle
varır gideriz haddaneye


    IV

4-12 vardiyasında işçiler tükenmiş
koşarcasına beklerler bizi
gerilen yüzleri
bahtlarının umutsuzluğu
asbestli solukları duyulur
sıcağın buharında
bir çırpınıştır son dakikalar
teslim alacak yeni vardiyacılar
beklenir beklenir beklenir
işte göründük merdivenin başında
gerilen yüzlerinde bir kıvılcım bekleyenlerin
merhabalar
koşar adım işçilerin ensesinde
biteviye duymazlık olur
sıra bizde şimdi
ırmakta akan tomruk misali
kızıl mı kızıl çubuklar gelmekte üzerimize
kendini ve sesini unutacak kadar
toz bulutlarının gürültüsü başlar
makasın keskinliğinde
çubukların kopan kellesi
kollarımızda
yanıklara sürdüğümüz grez yağı
dindirir acımızı bir zaman
kendimizi atabilsek şimdi yağmura
eriyen vücudumuza verilen suyun
çeliği gibi dirileşsek
içtiğimiz çay döktüğümüz tere karışır
ciğerlerimize sıcak demirin dumanı dolar


    V

bir çağrışmanın tufanıyla
çevirdik başlarımızı oraya
ne makinalar sustu
ne makasta iş durdu
rüzgarda dalından sıyrılmaktan korkan
yaprağın ürküntüsüyle çevirdik başlarımızı
oluk oluk kan içen fabrikanın
bir an olsun inmedi şalterleri
gecenin daha biri
ve işçinin ezikleri
toplanıyordu yerlerden
gözleri yoktu
parçaları incecik kağıt
ölüm burnunu yine sokmuştu bu gece
vardiyadan kurtulmanın sevinci mi bu ölüm
uykulu gözlere paydos
ne servis beklenecek artık
ne çocukların
koklanacak uykuda nefesleri


    VI

hangimiz şiddetiyle sarsılmadık yüreklerimizin
çaresizdik
bir o kadar eğik boyunlu
ilahi takdirdi elden ne gelir
titreyen ellerimizle
sarıldık kızgın demire
üzerimizde vinç
ya düşerse şimdi
sustuk
tabutlandı boynu bükük demirin kefeni
tebessümle bakıştık birbirimize
hayat devam ediyordu yine de
dışarda yağmur dinmiş
ılık bahar rüzgarı sırtımızı yalamakta
gecenin dördü karnımız acıkmakta
şu alacakaranlığın içerisinde
dilovasının şirin gecekondularının arasında
güneşin ilk ışıkları sızmakta
alnımıza yıldızların yitikliği çarpıyor
gece dönmekte sabaha
uyku ölümlerin en güzelidir bu saatlerde
sarsarak uyandırıyoruz birbirimizi
koyu demli çay derman oluyor gözlerimize
yine kattık terimizi tonlarca çeliğe
sekiz saat
alan güneşin ışıltılarıyla karşılıyor bizi
yağmurdan kalan toprak kokuyor
yine geleceğiz bu akşam
morgda unutulan ölünün kıpırdanışlarıyla...

              15 Nisan ‘00