ARSIVANA SAYFA
 
9 Aralık '00
SAYI: 46
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Emekçi hareketinin güçlü çıkışı
Onbinlerce emekçinin coşkulu eylemi
Ankara’da 1 Aralık
25 bin kişilik coşkulu katılım
Emekçiden kitlesel uyarı
Krizin katlanan faturası işçi ve emekçilere kesiliyor!
Kıbrıs’ta süresiz genel grev
Toplumun gündemine oturan Ölüm Orucu direnişi
“Ölüm hücreleri”ne geçit yok!
F tipi cezaevi ölümdür!
Ölüm Orucu’na destek eylemleri güçlenerek sürüyor
Ulucanlar’ın katliamcıları bir kez daha yargılandı!
26 Eylül tarihe bir faşist katliam günü olarak geçecek
Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!
İçeride-dışarıda ölümüne direniş sürüyor
Yeni ölümlere izin vermeyeceğiz!
Ölüm Orucu direnişinin sesini duyurmaya devam edecek..
Ölüm Orucu direnişi devrimci öğrenci hareketini toparlayıp saflaştırıyor
Direnişin sesini Avrupa Parlamentosu’na da taşıdık
Zaferi bir kez daha biz kazanacağız!
Kadın sorununa yönelik bir anket çalışması
İşçilerle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine
Direnç (öykü)
Vardiya (şiir)
Direnişçi yoldaşlarıma mektup
Mücadele Postası
 
Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 
Ulucanlar duruşması:

Ulucanlar’ın katliamcıları bir kez daha yargılandı!

“Katil devlet hesap verecek!”


Ulucanlar davasının üçüncü duruşması, bir kez daha katillerin yargılandığı bir kürsü haline getirildi. Günboyu sokaklar, adliye önü ve içi, katil devletten hesap soran, devrimci tutsakları sahiplenen ve Ölüm Orucu Direnişi’nin sesini duyuran sloganlarla çınlatıldı.

Duruşmaya katılmak, böylece katil devletten hesap sormak için saat 13:00 civarı ailelerin açlık grevinde olduğu ÖDP binası önünde toplanılmaya başlandı. Pankartlar açıldı, kortejler oluşturularak yürüyüşe geçildi. Yürüyüş, polisin kaldırımda yürüme dayatmasına aldırılmadan, Ziya Gökalp Caddesi’nden Kızılay’a kadar sürdü. Trafik durdurularak, coşkulu sloganlarla Sıhhıye’ye, oradan da adliye binasına varıldı.

Adliye binası polis tarafından abluka altına alınmıştı. Geçen duruşmada, kitleyi Abdi İpekçi Parkı’na sıkıştırarak terör estiren polis, burada aldığı militan yanıt karşısında olsa gerek bu kez pazarlık yapmaya çalışırken, katliamcı faşist yüzünü geri plana itmişti. Buradaki kararlı kitle karşısında, 50 kadar tutsak yakının mahkeme salonuna alınması ve adliye önünde kitlenin konumlanılması kabul ettirildi.

Adliye binası önünde duruşmanın sonuçlanmasını bekleyen kitle, sloganlar ve halaylarla eylemi sürdürdü.


Mahkeme dönüşü 2 bin kişilik protesto yürüyüşü

Duruşmanın sonuçlanmasıyla beraber, duruşma salonundaki kitle sloganlarla adliye binasından çıkarak, bekleyen kitleyle birleşti. Burada duruşmaya ilişkin yapılan açıklamanın ardından yeniden kortejler oluşturularak aynı güzergahtan ÖDP il binasına yüründü. Burada coşku, kararlılık doruk noktasına çıktı. Ayrıca sabahki kitlenin neredeyse iki katı bir kitlesellik vardı. Sabahki yürüyüş sırasında 1000 kadar olan kitle, akşam 2000’e yaklaşmıştı.

Kortejler Kızılay’a vardığında burada bir süre sloganlarla beraber beklendikten sonra basın açıklaması yapıldı. Arkasından yürüyüş ÖDP binası önünde yaklaşık 20 dakika süren bir gösteriyle sonlandırıldı.

Eylemde açılan kortej ve pankartları şunlardı; “F tipleri kapansın, yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz’in zaferi!”/TAYAD, “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!” ve “Ulucanlar ruhuyla Ölüm orucu’nu selamlıyoruz!”/Tutsak Yakınları, “F tipi hücreler hepimize, F tipi hücreler kapatılsın!”/SES, TUYAB, “Ölümlere izin vermeyeceğiz!”/F(Hücre) Karşıtı Öğrenciler, “Hücre tipi cezaevi insanlık suçudur!”/ÖDP, “Hücreler yıkılsın devrimci tutsaklara özgürlük!” /SİP-KP. Koordinasyon ise önemli bir kitleyle, ama pankart açmadan eyleme katıldı.
Kitlenin önemli bir ağırlığını TAYAD ve Tutsak Yakınları pankartı altında yürüyen kitle oluşturdu. Komünistlerin kitlesi Tutsak Yakınları pankartı altında yürüdü. Ölüm Orucu Direnişi’ne katılmayan yapıların yer aldığı TUYAB grubu ise sabahki yürüyüşte yer almayıp, yalnızca adliye önünde eyleme katıldı. Buradaki kitlesi yalnızca 20-30 civarıydı. Akşamki yürüyüşte ise bu sayı 80 kadar oldu.

Eyleme Ölüm Orucu Direnişi damgasını vurdu. Coşkunun düzeyi, Ölüm Orucu’na ilişkin sloganlar atıldığında belirgin bir biçimde daha da artıyordu. Bu sloganla beraber en çok atılan bir diğer slogan ise; “Katil devlet hesap verecek!” oldu. Diğer belli başlı sloganlar ise şunlardı; “Yaşasın Ulucanlar direnişimiz!”, “Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!”, “Ulucanlar ruhuyla hücreleri parçala!”, “Yaşasın devrimci dayanışma!”, “Faşizme karşı omuz omuza!”, “Faşizmi döktüğü kanda boğacağız!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”


Mahkeme salonunda yargılayanlar yargılandı

Mahkeme salonunda katilleri aklamaya dönük oynanan oyun, tam anlamıyla boşa çıkarıldı.

Mahkeme heyeti kendisine verilen senaryoya göre davayı yönetiyordu. Yine sözler kesildi, tamamen kendi hukuklarını hiçe sayan bir biçimde davranıldı. İzleyici bölümünün büyük bir bölümü polisler tarafından doldurulmuştu. Heyet başkanı zaman zaman polislerle sessiz diyaloglar içerisine giriyor, anlaşılan emirler veriyordu. Bu durum geçen duruşmadan da belgelenmişti. Polis tutanaklarına göre, geçen duruşmada tutsak yakınlarının duruşma salonuna alınmaması bizzat heyet başkanının direktiflerinin sonucuydu.

Mahkemeyi izlemek üzere, KESK Genel Merkez yönetimi, bazı KESK şubelerinin yöneticileri, İHD yöneticileri katıldılar. Ayrıca tutsak yakınları ve Ulucanlar şehitlerinin yakınları da duruşma salonunda yerlerini aldılar.

Duruşma, ilk duruşmaya katılamayan TKİP davası tutsağı ve Ölüm Orucu direnişçisi Hatice Yürekli’nin savunmasıyla başladı.

Hatice Yürekli savunmasında; kendisinin bilimsel sosyalizme adanmış bir devrimci olduğunu, Ulucanlar’da tam da bu kimliği yoketmek istediklerini, ama devrimci tutsakların kendilerine dayatılan kimliksizleştirmeyi ve onursuzluğu kabul etmeyerek direndiklerini, Ulucanlar’ın faşist bir devlet katliamı olduğunu, ancak hesabının sorulacağını, katillerin aklanamayacağını anlattı. Ayrıca, F tipi saldırısının siyasal anlamını özetleyerek devrimci tutsakların bu saldırıya karşı bedenlerini ölüme yatırdıklarını, kendisinin de bir Ölüm Orucu gönüllüsü olduğunu vurgulayarak, devletin örgüt baskısı şeklindeki çirkef propagandasının asılsızlığını ortaya koydu ve ÖO Direnişi’nin taleplerini sıraladı.

Hatice Yürekli savunmasını, “Hücreleri girmeyeceğiz, yıkacağız!” ve “Yaşasın devrim ve sosyalizm!” şiarlarıyla bitirdi.

Hatice Yürekli’nin ardından bir diğer ÖO direnişçisi ve DHKP-C dava tutsağı Hülya Tumgan, F tipleri ve ÖO’na ilişkin bir dilekçe okuyacağını söyledi. Mahkeme heyeti, dilekçeyi okutmayacağını söyleyerek, konunun davayla ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle okutmama kararı aldı. Avukatlar ve Hülya Tumgan bu dilekçenin savunmasına ek olduğunu belirttiler. Mahkemenin bu kararı tamamen kendi yasalarına aykırıydı. Çünkü, savunmanın nasıl ve ne kadar olacağına ilişkin herhangi bir sınırlama ve mahkeme heyetinin böyle bir sınırlama getirmeye hakkı yoktu.

Mahkeme heyetinin bu davranışı, ilk duruşmadan başlayarak süren hukuksuzluğun ve açık katliam aklayıcılığının yeni bir örneğiydi. Avukatlar, bu son durum üzerine mahkeme heyetinin yaptıkları açık usulsüzlükleri açıklayarak reddi-hakim talebinde bulundular. Müdahil avukat da buna katıldı. Mahkeme başkanı, iki tarafta böyle istiyorsa biz de mahkemeden çekiliyoruz diyerek duruşmayı bitirdi.

Duruşmanın bitimiyle beraber, devrimci tutsaklar “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!” şiarını attılar. Bunun üzerine jandarmalar devrimci tutsakları salon dışına çıkarmak için vahşice saldırdılar. Jandarma saldırısına mahkeme heyeti kayıtsız kalırken, salonda bulunan avukatlar, izleyiciler ve tutuksuz yargılananlar saldırıyı protesto ettiler. Daha sonra duruşma salonundan çıkılarak adliye içerisinden dışarıya doğru sloganlarla yürüyüşe geçtiler. “Katil devlet hesap verecek!”, “Katledilenler değil katiller yargılansın!”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak!”, “Yaşasın ÖO Direnişimiz!” sloganları atılarak adliye içerisi bir eylem alanına dönüştürüldü. Böylelikle katliamcılar aklama merkezlerinde mahkum edilmiş oldular.