ARSIVANA SAYFA
 
9 Aralık '00
SAYI: 46
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Emekçi hareketinin güçlü çıkışı
Onbinlerce emekçinin coşkulu eylemi
Ankara’da 1 Aralık
25 bin kişilik coşkulu katılım
Emekçiden kitlesel uyarı
Krizin katlanan faturası işçi ve emekçilere kesiliyor!
Kıbrıs’ta süresiz genel grev
Toplumun gündemine oturan Ölüm Orucu direnişi
“Ölüm hücreleri”ne geçit yok!
F tipi cezaevi ölümdür!
Ölüm Orucu’na destek eylemleri güçlenerek sürüyor
Ulucanlar’ın katliamcıları bir kez daha yargılandı!
26 Eylül tarihe bir faşist katliam günü olarak geçecek
Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!
İçeride-dışarıda ölümüne direniş sürüyor
Yeni ölümlere izin vermeyeceğiz!
Ölüm Orucu direnişinin sesini duyurmaya devam edecek..
Ölüm Orucu direnişi devrimci öğrenci hareketini toparlayıp saflaştırıyor
Direnişin sesini Avrupa Parlamentosu’na da taşıdık
Zaferi bir kez daha biz kazanacağız!
Kadın sorununa yönelik bir anket çalışması
İşçilerle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine
Direnç (öykü)
Vardiya (şiir)
Direnişçi yoldaşlarıma mektup
Mücadele Postası
 
Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 
İşte sermaye devleti!
İşte İMF-TÜSİAD hükümeti!



(5-6 Aralık tarihli basından seçmeler: Kriz için patronlar toplandı, kriz programına destek açıklamaları yaptı. İMF heyeti geldi. Kredi talebini yeni önlemler talebiyle karşıladı. Medya iyimserlik yaymaya devam ediyor. İMF kurtaracak, kredi yolda ...)


Düzen cephesinde yaşanan son kriz için patronlar kulübü TÜSİAD harekete geçti. Hükümet yetkilileri ile sermaye sözcüleri toplandılar. Peki neyi görüştüler dersiniz? Batmakta olan geminin (hani aynı geminin yolcusuyuz ya!) nasıl kurtarılacağını mı? Ne gezer!.. Patronlar gemideki mallarının zarar görmemesi için gereken direktifleri verdiler memurlarına. Bunun karşılığında da biz güverte yolcularına, geminin rotasına güven üzerine rahatlatıcı açıklamalar yapma işini üstlendiler bir kez daha. İstikrar programını, dolayısıyla hükümeti destekliyorlarmış. Lüks kamara yolcuları “sorun yok” dediğine göre, rahat edebiliriz. Yani, telaşlanmanın, sokağa dökülmenin, bağırıp çağırmanın lüzumu yok...

Kriz üzerine yardıma çağrılan ve koşan ikinci güç yine bir sermaye kurumu. Ama bu kez emperyalist tekellerinin temsilcisi İMF. Yani bu krizi adım adım hazırlayan ünlü “istikrar programı”nın sahibi olan emperyalist haydutluk çetesi.

İMF’nin emriyle banka hırsızlarına yönelerek piyasaları allak bullak eden hükümet, çareyi yine İMF’den kredi dilenmekte buldu. Öyle ya, krizi ortaya çıkaran yolu İMF çizdiğine göre, çıkışın yolunu da açmalıydı... Peki ne oldu? Apar topar Türkiye’ye koşan şef Cottarelli nasıl bir çözüm önerdi memurlarına?

Alın işte istediğiniz kredi mi dedi?.. Sermaye borazanı medyaya bakarsanız, “kredi kapıda”ydı, “İMF bugün-yarın ihtiyaç olan krediyi çıkaracak”tı. Ancak gerçek öyle değil. Cottarelli’nin parayla değil yeni önerilerle geldiği, daha ilk açıklamalarda ortaya çıktı. Büyük şef, “elinizdeki fonları hızla tasfiye edin, özelleştirmeleri hızlandırın, maaşları dizginleyin” diyor. Önerisi ateşe benzin. Bir hırsızlık ve talan krizinin çözümü için tek önerisi, yeni hırsızlık ve talanlar.

Peki, devletin her başı sıkıştığında İMF ve TÜSİAD’a, yani emperyalist-kapitalist sınıfın temsilcisi örgütlere başvurmasını nasıl açıklayacağız? Kriz durumlarındaki acil çözüm toplantıları, neden işçi, memur, köylü vb. temsilcileriyle değil de, patron temsilcileriyle yapılmaktadır?

Yanıtı açık!.. Bu düzen, bu devlet sermaye sınıfının düzeni ve devletidir. İş başındaki faşist koalisyon hükümeti için işçi ve emekçilerin taktığı “İMF-TÜSİAD hükümeti” lakabı, bu açıdan son derece yerindedir. İşçi ve emekçilerin de, sorunun hükümetle sınırlı olmadığı, düzen ve devlet gerçekliğinin de tıpkı hükümet sorununda olduğu gibi sermaye sınıfına tekabül ettiği ve bu temel üzerinde kurulacak hiçbir hükümetin kendi hükümetleri olamayacağı gerçeğini artık kavramaları gerekiyor. Mücadele bir sınıf mücadelesidir. İşçi sınıfının bu mücadeledeki asıl muhatabı, hükümet heyeti gibi gelip geçici memurlar değil, İMF ve TÜSİAD gibi sermaye örgütleri ile onların düzeni ve devletidir.





Kıbrıs’ta süresiz genel grev!


Kıbrıs işçi ve emekçileri, Türk devleti tarafından dayatılan İMF patentli yıkım paketine karşı yükselttikleri mücadeleyi süresiz genel grevle taçlandırdılar. 4 Aralık günü başlayan genel greve katılım %98’leri bulurken, bölgede yaşam felç oldu.

“Bu memleket bizim!” şiarıyla bir araya gelen 41 örgüt, sendikalar ve herhangi bir federasyona bağlı olmayan Kamu-Sen genel greve katıldı. Genel grev nedeniyle, başta eğitim, sağlık, hava ve deniz ulaşımı, enerji gibi hizmet üreten alanlar olmak üzere birçok işyerinde üretim durduruldu. Bayrak Radyo Televizyon’u yayınları kesintiye uğradı. Belediyeler çalışmadı.

Greve birçok toplumsal kesimden destek geldi. Başbakanlık önünde bir araya gelen Hayvan Üreticileri Derneği üyeleri oturma eylemi yaparken, birçok esnaf kepenk kapatarak yıkım paketine hayır dedi.

Süresiz genel grev eylemi salt bir şalter indirme eylemi değil. İş bırakan işçi ve emekçiler, genel grev boyunca çeşitli eylem ve etkinliklerle kararlılıklarını ilan edip, hükümeti protesto ettiler. DEV-İŞ’e bağlı Genel-İş Sendikası’nda örgütlü bulunan Girne Belediyesi çalışanları, bir yandan sokakta hükümeti protesto eylemi gerçekleştirirken, diğer yandan da halka grevlerinin gerekçesini anlattılar.

Grevin ikinci günü çok sayıda emekçi Girne kapısından meclise doğru yürüyüşe geçti. Kitle meclis önünde polis barikatıyla karşılaştı. Anlaşılan kukla rejim birkaç ay önceki meclis işgalini unutmamıştı. Emekçiler engellemeye karşın meclis önünde protesto eylemini sürdürdüler. Eylemde sık sık “Faşizme karşı omuz omuza!”, “Kahrolsun faşizm!”, “Bu memleket bizim!”, “Hükümet istifa, Denktaş istifa!” sloganları atıldı.

Diğer yandan, meclis çalışanları da iş bıraktığı için meclis çalışamadı. Rauf Denktaş’ın dolaylı görüşmelerden çekilmesi üzerine mecliste olağanüstü bir toplantının yapılması gerekiyordu. Genel grev dolayısıyla meclis böylesine hayati bir konuyu dahi görüşemedi. Bu aynı zamanda, Kıbrıs emekçilerinin kendi kaderleri üzerine emperyalist masalarda yapılan kirli pazarlıklara bir müdahalesi olarak anlaşılmalıdır.

Genel grevin ikinci günü, Bakanlar Kurulu kararıyla, elektrik santrali ve Ercan Havalimanı'ndaki grev 60 gün süreyle ertelendi. Yasağa rağmen farklı eylemlerle direnişlerine devam edeceklerini belirten elektrik santrali ve Ercan Havalimanı çalışanları, kararlı olduklarını dile getirdiler.

Süresiz genel grev politik bir muhtevaya sahip bulunmaktadır. Yıkım paketine yönelik birleşik-kitlesel ve militan eylemlilik doğrudan hükümeti, Türk devletini, onun işgalci konumunu hedef almaktadır. Yapılan eylemlerdeki öne çıkan “Bu memleket bizim!”, “Faşizme karşı omuz omuza!” gibi sloganlar, genel grevin bu niteliğinin göstergesidir. Ayrıca genel grevin örgütlenmesine sendikalar dışında “Bu memleket bizim!” platformuna üye 41 örgütün de önemli bir katkısı sözkonusudur. Bu platform çözümü AB’de gören çeşitli örgütleri de kapsasa da, bu durum genel grevin politik özünü değiştirmemektedir.

Süresiz genel grev tüm kararlılığıyla sürmeye devam ediyor. Çivisi çıkmış düzeni güçlü bir şekilde sarsıyor. Önümüzdeki günlerde rejim Ankara’nın yönlendirmesiyle yeni ve daha saldırgan bir tutum içerisine girebilecektir. Kıbrıs önümüzdeki günlerde sarsıcı toplumsal-siyasal gelişmelere gebedir.

Kıbrıs emekçileri aynı zamanda Türkiyeli işçi ve emekçilere de mücadelenin yolunu göstermişlerdir. Aynı günlere denk gelen 1 Aralık eylemi ile Türkiye cephesinden yapılan çıkış, Kıbrıslı emekçilerin yürüdüğü yoldan yürünerek kazanıncaya kadar bir genel grevle taçlandırılmalıdır. Aynı zamanda Türkiyeli ve Kıbrıslı işçi ve emekçilerin arasında örgütlü bir ilişki kurulmalı ve eylemler ortaklaştırılabilmelidir. Efendi ve uşak arasındaki kurulmuş kirli ilişkiler yumağı da ancak böyle parçalanacaktır.

Kazanıncaya kadar genel grev!
Direne direne kazanacağız!