ARSIVANA SAYFA
 
9 Aralık '00
SAYI: 46
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Emekçi hareketinin güçlü çıkışı
Onbinlerce emekçinin coşkulu eylemi
Ankara’da 1 Aralık
25 bin kişilik coşkulu katılım
Emekçiden kitlesel uyarı
Krizin katlanan faturası işçi ve emekçilere kesiliyor!
Kıbrıs’ta süresiz genel grev
Toplumun gündemine oturan Ölüm Orucu direnişi
“Ölüm hücreleri”ne geçit yok!
F tipi cezaevi ölümdür!
Ölüm Orucu’na destek eylemleri güçlenerek sürüyor
Ulucanlar’ın katliamcıları bir kez daha yargılandı!
26 Eylül tarihe bir faşist katliam günü olarak geçecek
Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!
İçeride-dışarıda ölümüne direniş sürüyor
Yeni ölümlere izin vermeyeceğiz!
Ölüm Orucu direnişinin sesini duyurmaya devam edecek..
Ölüm Orucu direnişi devrimci öğrenci hareketini toparlayıp saflaştırıyor
Direnişin sesini Avrupa Parlamentosu’na da taşıdık
Zaferi bir kez daha biz kazanacağız!
Kadın sorununa yönelik bir anket çalışması
İşçilerle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine
Direnç (öykü)
Vardiya (şiir)
Direnişçi yoldaşlarıma mektup
Mücadele Postası
 
Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 
Kadın sorununa yönelik bir anket çalışması


(İzmir’den işçi okurlarımız tarafından hazırlanmıştır...)


İzmir bölgesinde çeşitli işkollarında çalışan işçi ve memurlar ile ev hanımlarından oluşan 100 katılımcıyla kadın sorununa yönelik bir anket çalışması yaptık. Anketin amacı, kadın-erkek tüm çalışanların kadının toplumsal yaşamdaki yerine nasıl baktığına dair verilere ulaşmaktı. Aynı zamanda anket sonuçları, çalışma yaşamında kadınların sahip olduğu haklardan ne kadar haberdar oldukları, sendikaların kadına ve kadınların da sendikalara bakışları hakkında bir fikir vermektedir. Ev hanımlarıyla ilgili yaptığımız anketin değerlendirmesini ayrıca yapacağız. Bu yazının konusu olan anket çalışması ise, Türkiye’de kadının durumunu yansıtmak açısından birçok eksikliği taşımakla birlikte, yine de bazı konularda bir genelleme olanağı sunmaktadır.

Anket katılımcılarının özellikleri şöyle:

Anket, işçi ve memurlardan oluşan kadın ve erkeklerle yapılmıştır. 36 bekar, 27 evli toplam 63 kadın çalışan ile 37 erkek çalışan ankete katılmıştır.

Kadınların eğitim durumları şöyledir: %4’ü hiç eğitim almamış, %42’si ilkokul eğitimi, %6’sı ortaokul, %31’i lise ve %17’si üniversite eğitimi almıştır. Erkeklerin %45’i ilkokul, %17’si ortaokul, %10’u lise, %24’ü üniversite eğitimi alırken, %4’ü ise hiçbir eğitim almamış.

Kadınların %62’si SSK’lı, %16’sı Emekli Sandığı’na bağlı, %22’sinin ise hiçbir sosyal güvencesi yok. Yaş aralığı 17-41 olan katılımcıların aldıkları ücret 86-130 milyon arasında.

Erkeklerin %65’i SSK’lı, %14’ü Emekli Sandığı’na bağlı ve %21’inin ise hiçbir sosyal güvencesi yok. Yaş aralığı 16-59 olan katılımcıların aldıkları ücret 86-380 milyon arasında.

***

* Kadınlarda sendikalı oranı %19’dur. Sendikalıların hepsi memur statüsündedir. “İzin kullanıldığında ücretten kesiliyor mu?” sorusuna %36,5 oranında “hayır” diyenler bu sendikalı memur kesimidir. Soruya %3,2 oranında da “bilmiyorum” yanıtı geldi. Erkeklerde sendikalı oranı %48’dir. Bunun %64’ü işçidir. Sendikalı olanların izin kullandıklarında ücretlerinde kesinti olmazken, sendikasızlardan genellikle kesildiği cevabı alınmıştır.

* Sendikalı olanların kullanabildiği ücretli babalık izin hakkı, kimi yerlerde sadece ücreti verilip izin kullandırılmıyor. Sendikasız olanlarda ise bu hak yok. Yine sendikalı memur kadınların genelinin “evet” dediği “işyerlerinde doğum izni kullanma hakkıyla” ilgili soruya, %61 “evet”, %25 “hayır” ve %14 oranında da “bilmiyorum” yanıtı alınmıştır. Bu hakkını kullanamayanlar, tekstil ve deri fabrikasında çalışan işçiler ve temizlik işçileridir. Mücadeleyle kazanılmış bu haklar işçilerce pek kullanılamamaktadır. Bazı işçiler bu hakkın farkında bile değildir. Patronlar işçilerin kazanılmış haklarını yok saymakta, dahası yeni hazırladıkları TİSK taslağında bu hakkı da yasal mecburiyetten çıkarmaya çalışmaktadırlar.

* Çalışan kadınlar; “İşyerinde kreş ve emzirme odaları var mı?” sorusuna; %8 oranında “evet”, %86 oranında “hayır” ve %6 oranında da “bilmiyorum” yanıtı vermişlerdir. Çoğu kadının çocuk sahibi olunca işten ayrılmak zorunda kalmalarının nedeni çocuk bakımı sorunudur. Bu sorun her kadın emekçinin sorunudur. Bu nedenle kreş ve emzirme odaları kadının çalışma yaşamına katılabilmesi açısından oldukça önemlidir. İşverenler bu sorunu kreş ve emzirme odası temin ederek çözmek yerine çıkış vermeyi tercih etmektedirler. Nasıl olsa dışarıda kocaman bir işsizler ordusu vardır ve onları daha ucuza çalıştırabilecektir. Kadınların bu istemi ona göre masraftır, bu nedenle umurunda bile değildir.

* Önemli diğer bir nokta, bu hakka sahip olanların sendikalı olmasıdır. Bu, örgütlü olmanın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Ancak örgütlü mücadelenin gücüyle işçiler haklarına kavuştukları için, patronlar her fırsatta sendikal çalışmayı engellemeye çalışmaktadırlar.

* “Ev işlerinin toplumsal kurumlaşmalar yoluyla çözümlenmesi” ile ilgili soruya kadın ve erkek katılımcıların ezici çoğunluğu “evet” yanıtı vermiştir. Bu uygulamanın ancak sosyalist toplumda gerçekleşebileceği gerçeğinden habersiz olmalarına rağmen, bu özlem dile gelmektedir.

* Kadınların, “çalışmak için herhangi birinden izin aldın mı” sorusuna verdikleri %83 oranında “evet” cevabı, ülkede kadının durumuna çarpıcı bir göstergedir. Çoğu kadın çalışmak için koca veya babadan izin almak durumundadır. Burjuvazi kadınların çalışmasını, kendisine ucuz işgücü sağladığı için, geçmişin geleneksel kalıplarına karşı desteklemiş, ancak işgücünün ücretlendirilmesinde bu geleneksel kalıpları düşük ücretlere dayanak yapmıştır.

* Kadın katılımcılara kadın sığınma evleri hakkında görüşlerini sorduğumuzda, büyük çoğunluğunun yanıtının olumlu olması, mevcut düzende kadınların yaşamlarının zorluğunu ve bu tip sığınma evlerine ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Ama çoğu kadının bunu geçici bir çözüm olarak bulması anlamlıdır. Yine de gerekliliğini vurgulamaları, kadınların çaresizliğine işarettir. Çoğu kadın, çalışmıyor olması, kocaya bağımlılığı gibi nedenlere buna ihtiyaç duymaktadır.

Kadın sığınma evlerini olumlu bulanlarla gereksiz bulan erkeklerin oranı birbirine yakındır ve genelde soruyu geçiştiren yanıtlar verilmiştir. Bu, cinsiyetlerinden ötürü mağdur olmadıkları için, kadınlar kadar duyarlı olmamalarından kaynaklanıyor.

* “Ev içi şiddete maruz kaldınız mı?” sorusuna açıklıkla “evet” diyenlerin yanında, çoğunun sıkıntı içinde utanarak “hayır” demelerinin gözlemlenmesi, şiddetin ev içinde yaygın olduğunu göstermektedir. Şiddet kapitalizmin doğasında vardır ve toplumun prototipi olan ailenin de bundan bağımsız olamayacağı, “proleterin proleteri olan” kadınların egemen gücün şiddetine maruz kalması kaçınılmazdır. Erkeklerin yanıtlarında bu soruya “evet” cevabı son derece düşüktür.

* Bir soru da “aile reisi” kavramıyla ilgili. Yanıtlar, toplumumuzun “aile reisi” olarak erkekleri kabul ettiğini, ancak bu kavramın ev para getirmeyle eş olduğunu göstermektedir. Kadınlar ekonomik alandan erkeğe göre daha uzak kaldıkları için, bu kavram genellikle erkeği çağrıştırmaktadır. Bekar erkeklerin aile reisi olarak babalarını kabul etmeleri, evli olanların kendilerini görmeleri, kadınların ise “erkek olduğu için” aile reisi olarak koca veya babalarını görmeleri, kadınlar ve erkekler üzerindeki geleneksel kalıpların etkisinin bir göstergesidir.

Öte yandan, bu kavramı kullanmayı kabul etmeyenlerin eğitim düzeyinin yüksek olması eğitimin önemini göstermektedir. Burjuva eğitim feodal değerlerin kadın üzerindeki etkisini kırmada bir ölçüde “başarılı” olmaktadır.

* Anketten çıkan en somut olgu, ev işlerinin kadınların omuzlarında olduğudur. Kadınlar hem çalışmak hem de evle ilgilenmek durumundalar. Erkekler ev işlerinin kadına ait olduğunu düşünmekte, en fazla kadının bu asli işine “yardım” etmekteler. Bu nedenle kadınlar kendilerine vakit ayıramamakta, sosyal etkinlik, kitap okuma vb. gibi kendini geliştirici olanaklardan uzak kalmakta ya da bunun bilincinde bile olamamakta, burjuvazinin dayattığı gerici kültürü taşımaya devam etmektedirler. Evli erkeklerin yanıtlarında, ev işlerini kadına, dışarı ve parasal ilişkilerin erkeklere ait olduğu çerçevesinde bir “işbölümü” anlayışı hakimdir. Erkek katılımcılardan evli olanlar, aldıkları ücretin kendilerine ait olduğunu söylemektedirler. Yanıtlarda doğrudan “ailem” diyen evli erkeklere çok az rastlanmıştır. Mesai bitiminde erkekler eve, kahveye, sendikaya, dernek, lokal vb. yerlere gitmektedirler. Ama çoğunun parasızlıktan dolayı eve gittiğini vurgulayalım. Çoğu erkek kendine zaman ayırabildiğini ifade etmektedir.

* Kadınlar genelde çalışma yaşamına ekonomik nedenlerle katılmaktadırlar. İşe girişlerde gelinen yerde artık kadın-erkek ayrımından çok, sömürüye daha kolay boyun eğenler, daha düşük ücrete çalışanlar tercih edilmektedir. İşte yükselmede cinsiyet ayrımının etkisi sorulmuş, memurların bu açıdan daha iyi durumda olduğu gözlenmiştir. Diğer alanlarda, patrona yakınlık, dayatmalara sessiz kalma vb. yükselme nedenidir. Kimi anket yanıtlarına göre, sendikal faaliyet gösteren arkadaşını gammazlama terfi nedeni olabilmektedir! İşten atılma nedenleri, cinsiyet ayrımı yerine işyeri koşullarına itiraz etme, hakkını arama, sendikal çalışma vb. nedenler olmaktadır. Kuşkusuz, geleneksel kalıpların etkisindeki kadınlar zorluklara katlanıp ses çıkaramadıkları için, işe alınmada tercih edilmektedirler.

* Kadın çalışanların “iş yerlerinde karşılaşılan sorunlar nelerdir?” sorusuna verdikleri yanıtlar şöyle: Mesai haklarının verilmemesi, konuşma ve itiraz hakkının olmaması, fazla mesai, baskı, taciz, ağır ve yorucu çalışma koşulları insanların rekabete zorlanması, riyakarlık, dinlenme saatlerinin kısıtlılığı, haksız terfi ve ödüllendirme, düşük ücret, tuvalet, yemek, su vb. gibi ihtiyaçların sağlığa uygunsuzluğu, her türlü eşitsizlik, sendikasızlık, tozlu çalışma ortamı, temizlik sorunu, havalandırma olmaması, patron yakınlarının müdahaleleri vb.

Yaşanan bu sorunlara komite kurarak çözüm bulma konusunda anket katılımcılarının hem fikir olmaları, sorunların ancak birliktelik sayesinde çözülebileceğine olan inancın bir göstergesi.

* Kadın katılımcıların kadının toplumsal alandaki sorunlarının çözümü hakkındaki düşünceleri şöyle: Bilinç ve eğitim düzeyinin yükseltilmesi, buna bağlı olarak insanların örgütlenmesi, ekonomik özgürlük, sosyalleşme, birliktelik, kendi haklarını savunması, direnişe geçmesi, mücadele etmesi, kendine özgüven duygusunun yüksek olması, aşağılık kompleksinden kurtulması, kadının kendi özgür kimliğini yakalaması, erkek bağımlılığını aşması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, sistem değişimi, devrim, sosyalizm, vb.

Erkeklerse; eğitim, ekonomik bağımsızlık, bilinçlenme, örgütlenme, kadın koruma derneği önerisi, kanun yolu, sosyal devrim vb. yanıtlar vermişlerdir.

* “Kadına yönelik cinsel taciz, tecavüz ve şiddet olaylarının önüne nasıl geçilebilinir?” sorusuna erkeklerin verdikleri yanıtlar şöyledir: Birliktelik, aile eğitimi, erkeklerin iradelerine hakim olmaları, okuma, bilinçlenme, cinselliğin tabu ve kadının da cinsel obje olarak kullanılmasından vazgeçilmesi, ağır ceza, namus kavramının değişmesi, kanun yolu, toplumsal dönüşüm, sistem değişikliği, eğitim sisteminin değişmesi, vb.

Kadınların verdikleri yanıtlar: Sessiz kalmamak, tepki göstermek, korkmamak, eğitim, sistem değişikliği, yaptırım, kadın ve erkeklerin birlikte örgütlenmesi, kurumlara başvurma, cezalandırma, devrim, vb.

Kimi katılımcıların yanıtlarından, burjuvaziden ve onun devletinden beklenti içinde oldukları gözlemlenmektedir. Oysa cinsel şiddet ve tecavüz işkencesinin bir devlet politikası olduğu, bunun sokaklara kadar taştığı bir gerçektir. Örneğin devrimci sanatçı olan Şeyda Girgin devletin kolluk güçlerince tecavüze uğramıştır. Gözaltında kadınlara birçok tecavüz olayı belgelenmiş, ama failler hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır. İskenderun’da iki genç kıza gözaltında tecavüz eden polisler devlet şeref ödülü ile ödüllendirilmiş, emniyet müdürü “o olay ayrı, bu ayrı” diyerek polisleri korumuştur. Burdur Cezaevi’nde kadın tutsaklara tecavüz edenler hala görevlerine devam etmektedirler.

Anket katılımcılarından soruya “devrim” diyerek yanıt verenlerin olması ise, mevcut düzende sorunların çözülemeyeceğinin farkında olmaları bakımından önemlidir.

* “Ülkede kadının eğitim olanakları ve çalışma yaşamına katılım olanakları erkeğinkine eşit mi?” sorusuna kadınlar, kadınların eğitim olanaklarının erkeklere göre daha az olduğu ve çalışma yaşamında da bu yönde bir ayrımcılığı olduğu yanıtını vermekteler. Erkeklerin büyük çoğunluğunun yanıtı da, kadın ve erkekler arasında fırsat eşitliği olmadığı doğrultusundadır.

* 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü genellikle sahiplenilmekte, ancak zaman bulamama nedeniyle katılamadıkları söylenmektedir. 8 Mart etkinliklerine katılım nedeni; eşitlik, kazanılmış hakkı savunmak vb.’dir. Erkek katılımcıların yanıtlarında sahiplenmenin az olduğu gözlenmektedir.

* Kapitalist düzende herşey meta haline gelmiş ve kadınlar da bu sömürünün mağduru haline getirilmişlerdir. Bu konu ile ilgili olarak, “kadının görsel tanıtım aracı olarak kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna, katılımcıların tümünün, “kadının meta olarak görüldüğü, bu düzenden de başka bir şey beklenemeyeceğine” dair yanıtlar vermeleri, bu gerçekliğin eğitim düzeyi en düşük olandan yüksek olana kadar her düzeyde kadın tarafından ifade edilmesi dikkate değerdir. Her kadın yaşanan çürümeden rahatsızlığını kendi diliyle anlatmaktadır. Erkek katılımcıların çoğunluğu da kadının görsel amaçlı kullanımına olumsuz bakmaktadır.

* Sendikaların kadına yönelik çalışmaları, sendikalarda cinsiyet ayrımı, TİS’ler kadının durumuyla ilgili sorulara verilen yanıtlarda; sendikaların kadına yönelik çalışmaları yetersiz bulunmakta, eğitimin verilmemesi ve çoğu sendikada kadın komitelerinin olmaması eleştiri konusu edilmektedir. Öte yandan kadınların sendikalarda kadın sorununa sahip çıkmamaları da eleştirilmektedir. Kimi sendikalarda cinsiyet ayrımı yapıldığı ve sendikaların kadınların işyerlerinde karşılaştıkları sorunlara ilgi göstermediği belirtilmektedir.

Erkek çalışanlar da sendikalarda kadına yönelik ayrımı gözlemlemekte, kadına yönelik uygulamaları yetersiz ve kağıt üzerinde bulmakta ve kadınların sendikada söz hakkı istediklerini ama imkan verilmediğini düşünmektedirler. Ancak kadına bakışa şu yanıt da bir göstergedir; kadınlar sendika yöneticiliğini ancak “ileri zekalı olursa” hak edebilirler!

Sendikalı çalışan sayısının oldukça düşük olduğu ülkemizde sendikalı çalışan kadın sayısı daha da düşüktür. Çalışan kadınlar hem ev hem de iş kıskacı altında sendikayla uğraşmak için zaman bulamamaktadırlar. Öte yandan evde feodal değerler geçerliyse, sendikalı olmak da erkeğin iznine bağlı olabilmektedir. Yine geleneksel kalıplar kadınlarda, “erkek işi” olarak sendikada çalışmada çekingenliğe neden olmaktadır. Sendikalar ise kadın işçileri, evlenince ya da çocuk sahibi olunca işten ayrılacak “geçici” işçiler olarak gördükleri için, kadınlara yönelik sendikal çalışma pek yürütmemektedirler.

Kadın işçilerin toplumsal yaşamdaki yerinden kaynaklı olarak sınıf mücadelesindeki yeri de geri planda kalmaktadır. Gelenekselliğin etkisiyle sömürüye daha yatkın olmaktadırlar. Bunu iyi bilen sermaye sınıfı, ucuz ve yedekte olan kadın emekçiyi erkek işçilere karşı kullanmakta, böylece sınıfı bölmeye çalışmaktadır. Bunu kırmak için kadın-erkek işçilerin ortak mücadelesinin ve sınıf bilincinin geliştirilmesi büyük bir önem taşımaktadır.

İşçi sınıfının mücadeleyle kazandığı birçok hak zaten kağıt üzerinde kalmaktadır. Sendika bürokratları buna karşı mücadeleyi örgütlemek yerine, işi sermaye devletine havale etmektedirler. Kadın-erkek işçiler buna sessiz kalmamalı, hip birlikte şu talepler uğruna mücadeleyi yükseltmelidirler:

Tüm çalışanlara grevli ve toplusözleşmeli sendika hakkı, sınırsız grev ve genel grev hakkı!

Lokavtın yasaklanması!

Her türlü fazla mesainin yasaklanması!

7 saatlik işgünü, 35 saatlik çalışma haftası!

Zorunlu gece mesaisinin yasaklanması!

Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!

Tüm çalışanlar için genel sigorta!

Toplumsal hayatın tüm alanlarında kadın-erkek eşitliği!

Eşit işe eşit ücret!

Kadın işçilere kadın, ana ve çocuk sağlığına zararlı işlerde çalıştırılma yasağı. Doğumdan önce ve sonra 3’er aylık ücretlli izin, tıbbi bakım ve yardım. Kadınların çalıştığı tüm iş yerlerinde kreş ve emzirme odaları!

Cinsel taciz ve tecavüz şiddetine son!