ARSIVANA SAYFA
 
9 Aralık '00
SAYI: 46
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Emekçi hareketinin güçlü çıkışı
Onbinlerce emekçinin coşkulu eylemi
Ankara’da 1 Aralık
25 bin kişilik coşkulu katılım
Emekçiden kitlesel uyarı
Krizin katlanan faturası işçi ve emekçilere kesiliyor!
Kıbrıs’ta süresiz genel grev
Toplumun gündemine oturan Ölüm Orucu direnişi
“Ölüm hücreleri”ne geçit yok!
F tipi cezaevi ölümdür!
Ölüm Orucu’na destek eylemleri güçlenerek sürüyor
Ulucanlar’ın katliamcıları bir kez daha yargılandı!
26 Eylül tarihe bir faşist katliam günü olarak geçecek
Öleceğiz ama hücrelere girmeyeceğiz!
İçeride-dışarıda ölümüne direniş sürüyor
Yeni ölümlere izin vermeyeceğiz!
Ölüm Orucu direnişinin sesini duyurmaya devam edecek..
Ölüm Orucu direnişi devrimci öğrenci hareketini toparlayıp saflaştırıyor
Direnişin sesini Avrupa Parlamentosu’na da taşıdık
Zaferi bir kez daha biz kazanacağız!
Kadın sorununa yönelik bir anket çalışması
İşçilerle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine
Direnç (öykü)
Vardiya (şiir)
Direnişçi yoldaşlarıma mektup
Mücadele Postası
 
Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 
işçilerle işçi sağlığı ve iş güvenliği üzerine


Deniz Ümit


Çeşitli fabrikalardan işçilere; işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda sorulan birkaç soru ve alınan cevapları burada aktaracağız. Fazla ve zorunlu mesai, bunların ücretlerinin ödenmemesi, maaşlarının geç ödenmesi, ücretlerin düşüklüğü, servis sorunu, sağlıksız koşullarda çalışma, yemeklerin bozukluğu, tuvalet sorunu gibi sorunlar yaşadıklarını ifade eden işçilere; tekstil sektöründe karşılaşılabilecek ne gibi meslek hastalıkları olduğunu sorduğumuzda, işçiler kendi doğal ortamlarında karşılaştıkları veya gözledikleri sorunlardan bahsettiler.

Belirtilen rahatsızlıkları en sık gözleneninden başlayarak şöyle sıralayabiliriz: Tozlu ortamlarda çalışmadan kaynaklı solunum yolu hastalıkları, özellikle akciğer, bronşit ve gripal hastalıklar, mide ve göz rahatsızlıkları, tansiyon düşmesi-yükselmesi, stres, sinir halleri, sürekli ayakta çalışmaktan kaynaklı varis gibi hastalıklar ve ağrılar, kumaş boyalarının kimyasal maddeler içermesinden kaynaklı cilt hastalıkları görülebilmektedir.

Bu hastalıklara karşı koruyucu önlemin olup olmadığını sorduğumuzdaysa hiçbir önlemin olmadığını öğreniyoruz. Oysa ki bahsedilen hastalıklarının çoğu temini oldukça kolay ve ucuz olan bir takım koruyucu madde ve önlemlerle giderilebilir hastalıklardır. Örneğin, özellikle tekstil gibi tozlu ve gürültülü çalışma ortamlarında hava ölçümü ve gürültü ölçümü yapacak aletlerin olması ve gerekli önlemlerin alınması, ki bunların hepsi yasada olmak zorunda olduğu halde iş yerlerinde bulunmamaktadır. Bizdeki sağlık hizmetleri korumaktan çok önlemeye yöneliktir, ne var ki o bile mümkün olmamaktadır. İşyerlerinde alınması gereken tedbirler alınmadığı gibi, ihtiyacı karşılayacak doktor da bulunmamaktadır. Olanlarınsa, yine işçilerin deyimiyle, “pek faydasının dokunmadığı” ortadadır.

Kullanılan makinelerden, yoğun çalışmanın getirdiği yorgunluk ve dikkat azalmasından vb. nedenlerle işyerlerinde sıkça karşılaşılan bir olgu olarak iş kazalarıysa, kapitalistlerin bahsettiğimiz ihmallerinden kaynaklı olarak bir tür cinayete dönüşmektedir. Karşılaşılan iş kazalarında, bahsettiğimiz nedenlerin yanısıra patronların bunlara karşı verilmesi gereken eğitimi vermemesinin de özel bir rolü vardır. Nitekim işçilere, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı bir eğitime tabi tutuldunuz mu sorusunu yöneltiğimizde, hepsi bu soruya “hayır” yanıtı vermişlerdir.

Peki, sorularımızı yanıtlayan tekstil işçilerinin “işçi sağlığı ve iş güvenliği” ile ilgili talepleri nelerdir?

İşçiler; düzenli sağlık kontrolü, ihtiyaca göre yoğurt ve ayran, temiz çalışma ortamı, düzenli beslenme, dinlenme saatlerinin yeterli olması, mesailerin kaldırılması gibi taleplerini ifade etmişlerdir. İşçilere “bu taleplerinizi işverene iletebiliyor musunuz?” sorusunu sorduğumuzdaysa, genelde bu konu da bir sonuç alınamadığını vurguladılar. Kimi işçilerden; “Sorunları ilettiklerinde durumun daha da zorlaştırıldığını”, ya da “bir sürü bahaneyle geçiştirildiğini”, ya da “işe başvururken doldurulan formlardan dolayı hak taleplerinin olmadığı” yanıtlarını aldık. Kimi yerdeyse, “herkesin kendi halinde olduğu için taleplelerin işverene iletilemediği” gibi yanıtlara rastladık.

İşçilere sorunlarının çözümünü nasıl elde edebilecekleri hakkında görüşlerini sorduğumuzdaysa, çoğunlukla işçilerin birlikte olması gerektiği vurgulandı. Kimi yanıtlardaysa; “ülkede iş güvencesi olmadığı için işçilerin seslerini çıkartamadığı” ya da “birlikte hareket etmeyi engelleyen olumsuz bir etken olarak tekstilde işe giriş-çıkışların fazla olduğu, bu nedenle de uzun vadeli birlikteliklerin olmadığı” ifade edildi.

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; hiçbir şey kolay elde edilemiyor, en küçük haklar için bile uzun mücadeleler gerekiyor.

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; hakkımızı aradığımız için copluyorlar, grevimizi erteliyorlar, yasaklıyorlar.

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; insanca talepleri için cezaevlerinde ölüm oruçlarına nice canlar veriyoruz.
Yani hiçbir şey bedel ödemeden elde edilemiyor bu ülkede. Ya hep susacak, baskılara, yoksulluğa, katliamlara, hak gasplarına ses çıkarmayacaksın, ya da direneceksin. İşçi sınıfımızın büyük şairinin dediği gibi;

“Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...”