20 Eylül'03
Sayı: 37 (127)


  Kızıl Bayrak'tan
  Anti emperyalist mücadele ve görevlerimiz
  Amerikan uşaklarından hesap soralım!
  Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin artan önemi
  Kaderini emperyalist sisteme ve sistemin efendisi ABD'ye bağlayanlar
  8.5 milyar dolarlık kredinin içyüzü
  Ekonomide pembe yalanlar
  Depremzedelerle konuştuk...
  Demokratikleşme adı altında düzenin tahkimatı
  Filistin halkı siyonist saldırganlığa, emperyalist ikiyüzlülüğe karşı direniyor!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar sürüyor...
  Özelleştirme saldırısının yeni dönemi
  Sınıftan haberler, röportajlar...
  DTÖ'nün Cancun fiyaskosu.
  Gençlik yasaya karşı barikatı yükseltmeli!
  Ekim Gençliği'nden..
  Mert Çelik Fabrikası'nın gerçek yüzü...
  Ruhi Su: Ezgili bir yürek, devrimci bir sanatçı
  Irak'ta Mehmetçik'e saldırılır mı?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Zor dönemde en önde olmak...

Kavga bayrağı ellerimizde!

Uzun soluklu bir mücadelenin en güzel menzillerinden birine varmış durumdayız. Aylar önce Partimiz’in bizi de kapsayan çağrısına yanıt vermenin, bu çağrının gerektirdiği pratik-politik adımları atmış olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Dişimiz ve tırnağımızla koparıp aldığımız kazanımları yeni bir mücadele evresine taşıyacak olmanın heyecanı, bugünlerde tüm genç komünistlerin yüreklerinde bir bayrak gibi dalgalanıyor. Komün barikatlarının, Kışlık Saray koridorlarının, Ulucanlar’daki devrimci iradenin kızıl bayrağıdır bu. Geride bıraktığımız dönemin zorlu, çetin ve bir o kadar da onurlu ve güzel anıları, deneyimleri, önümüzdeki mücadele döneminin daha da ağır görevlerine işaret ediyor. Elbette, kavgada sınanmışlığın gücü ve bilincini kuşanmış olan genç komünistler, yeni döneme çoktan beri hazırlamaktaydılar. Bu hazırlığın tamamlanması ve yeni mücadele döneminin açılması Ekim Gençliği Ümit Altıntaş Gençlik Kampı ile gerçekleştirilmiştir.

Bir dönemin ardından

Komünistler gençlik alanında son birkaç yıllık süreç içerisinde önemli bir mesafe aldılar. Sınırlı güçlerle ve önemli mevzilerin yitirildiği bir dönemde genç komünistler, söylenmek yerine yapmayı, beklemek yerine harekete geçmeyi seçtiler. Sınıf hareketinin, sınıfın örgütsüzlüğü ve öncüsüyle buluşamaması nedeniyle, bir türlü istenilen düzeyi yakalayamadığı, devrimci hareketin yeni bir tasfiyecilik dalgasıyla boğuştuğu, gençlik hareketi içerisindeki sınırlı imkanların kısır tartışmalara hapsedilmeye çalışıldığı ve düşmanın kudurmuşçasına saldırdığı bir dönemden bahsediyoruz. İşte böyle bir dönemde, böylesi koşullara rağmen bir atılım gerçekleştirilmiş ve geleceğin kazanılması davasında önemli adımlar atılmıştır.

Peki bu atılım neye dayanarak, hangi güçle yapılabilmiştir? Önemli ölçüde öznel çabaya dayanan bu gelişim nasıl yaratılabilmiştir? Bu soruların yanıtı defalarca kavga alanlarında verildi. Bir kez daha vurgulayalım: Geçmişin devrimci mirası, komünist iddia ve cüret ve en önemlisi Parti’yi kazanmış olmanın verdiği güç... İşte zorlukların üstesinden gelen ve kavganın yeni silahlarını tarihin örsünde döven bu genç ve güçlü kollardır.

Gençlik içerisinde faaliyet yürüten birçok siyasal yapının bu dönemde ciddi bir kan kaybı yaşadığı, bazılarının hareketin tümüyle dışına düştüğü gerçeği orta yerde durmaktadır. Bizi bu sorunlu tablonun dışında tutan, doğrudan gençlik hareketi içerisinde aldığımız tutum, sorumluluk ve inisiyatiftir. Gençliğin hemen her gündemini mücadele konusu haline getiren, saldırılara karşı politika üreten, önden tutum alan, yeni politik araçlar oluşturabilen ve tüm bunları kitlelerin içerisinde hayata geçirmek için çabalayan hep biz olduk. Hareketin en önünde yer almamızı olağanlaştıran, ama arkadan gelenleri ve gelecek olanları ilerletmeye çalışan sorumlu ve bilinçli bir tavrın sahibi olarak bunu başardık. Gençliğin temel gündemlerine yaptığımız devrimci ve etkin politik müdahaleler, başarımızın temel yapı taşlarını oluşturdu.

Birçok yerelde bir ya da birkaç kişi olmamıza rağmen iddialı bir politik çalışma yürüttük. Durup beklemek, pes etmek bizim için söz konusu olamazdı, olmadı. Bu, zor dönemde leke düşürülmeksizin bize devredilen bayrağa ihanet etmek olurdu. Ve unutulmamalı ki, o bir ya da birkaç kişi genç komünistler, yani Lenin’in, yani Rosa’nın, yani Ümit’in yoldaşlarıdırlar. İşte onlar, bunun güveniyle bu maratonun ilk etaplarından birini koşmuşlardır. Bu dönemde düşmanın saldırılarının da boy hedefi haline geldiğimiz gözardı edilmemeli. Özellikle 19 Aralık’ın ardından birçok yoldaşımız tutuklanmış, toplamı onlarca yılı bulan cezalara çarptırılmıştır. Buna rağmen içeride ve dışarıda mücadele ve hep mücadele denilmiş, bayrak yükseltilmiştir.

Bu bayrak Parti bayrağıdır. Parti, bunu emanet ettiği genç komünistleri bir an bile yalnız bırakmamış, her alanda bu ısrar ve güvenin takipçisi olmuştur. Tüm bu süreçlerde onun yol göstericiliğinin ve tam desteğinin damgası vardır. Politik yönlendiriciliğinin yanı sıra manevi desteği ile genç komünistleri zor dönemin görevlerini sırtlayabilir kılmış, yarattığı ideolojik birikim ve moral değerlerle bizi silahlandırmıştır.

İşte bu yol yürünmüştür. Bir dönem kapanmış, yeni bir dönem açılmaktadır. Başarmış olmanın haklı gururunu taşıyan yoldaşlar; şimdi daha zorlu görevlerle karşı karşıyadır. Hepimizin bu bilinçle hareket etmesi gerekiyor.

Yeni dönem, yeni bir enerji

“Büyük enerjiler ancak büyük işler için bir araya gelir.” Bugünkü durumumuzun en somut ifadesi budur. Gençliğe yönelik çok kapsamlı saldırıların yaşandığı, bunu karşılayabilecek bir hareketin yaratılması zorunluluğunun en yakıcı biçimde hissedildiği ve devrimci bir önderliğin şart olduğu bir dönemdeyiz. Bundan önce gerçekleştirdiğimiz hazırlık evresi, tam da bu dönemin ihtiyaçlarına devrimci bir tarzda yanıt verebilmek içindi. Hazırlığımızın son noktası olan ve aynı zamanda yeni dönemin ilk adımı sayılması gereken Ümit Altıntaş Gençlik Kampı boyunca bunun için gerekli donanımın oluşturulması için çaba harcandı ve bu önemli ölçüde başarıldı. Sırada bu donanımın pratikte sınanması, silahlarımızın çeliklenmesi evresi var. Hemen belirtelim; sıradaki savaş çok daha çein ve ağır koşullarda geçecektir. Kimilerinin geride kalması, kimilerinin de hızla ileri çıkması olağan sayılmalıdır.

Yapısal bir kriz içinde debelenen sermaye düzeni, içine düştüğü bu zor durumdan çıkmak ve krizinin faturasını emekçilere ödetmek için alçakça bir saldırı ve yıkım programı uyguluyor. İşçi ve emekçilerin yaşam koşullarını alabildiğine kötüleştiren bu saldırıların sivri ucu ise biz gençliği hedef alıyor. Bir yandan eğitimin her aşamasında süren özelleştirme-ticarileştirme girişimleri ve diğer yandan da gençliğin “ihraç ürünü” olarak emperyalist savaş cephelerine sürülmesi söz konusudur. Yapılmaya çalışılan açıktır: Parası olanları okullara, parası olmayanları ise ABD jandarması olarak dünya halklarının üzerine göndermek istiyorlar. Gençlik bu oyunu bozmak zorundadır.

Ülkemiz gençliği, onyıllardır mücadelenin ön saflarında yer almış, çeşitli bedeller ödemiş ve emekçilerin haklı davasına küçümsenmeyecek katkılar sunmuştur. Şimdi, bu onurlu geçmişinden ve mücadeleden başka alternatifinin olmayışından güç alarak burjuvaziye hakettiği yanıtı vermelidir. Elbette böylesi bir mücadelenin örgütlenmesi, doğru şiarlarla doğru hedefe yönlendirilmesi herşeyden önce bir devrimci önderliği gerektirmektedir. Bu önderlik görevi genç komünistlerin omuzlarındadır. Elimizde bunu gerçekleştirecek olanaklar mevcut, Partimiz’in bize duyduğu güven ve verdiği destek, bizim yarattığımız birikim bu kavgada sınanacaktır. “Çok verilenden çok istenir!” Öyleyse bizden isteneni gerçekleştirelim. Gençliğin örgütlü mücadelesini ükseltmek ve saldırıları püskürtmek için daha da azimli, daha da inançlı ve daha da güçlü bir biçimde mücadeleye yüklenelim.

Ümit Altıntaş Gençlik Kampı da göstermiştir ki, yeni dönemimizin gerektirdiği iddia, cüret, birikim, inisiyatif, önderlik ve devrimci ruh bizde vardır. Bu nitelikleri gençliğin kavgasına seferber etmek için genç komünistler hazırlar.

Kampımız ve kampanya

izi bu noktaya getiren, tüm diğer niteliklerimizi pratik süreçte birleştirebilmemiz ve pratikte sergilediğimiz atılganlık ve gözüpeklik oldu. Bu atılganlığı şimdi bir kez daha sergileme zamanıdır. Kampımızın başarı ile gerçekleştiği diğer sayfalarımızdaki yazılardan da anlaşılacaktır. Ancak burada söylenmeden geçilemeyecek bir nokta var. Genç komünistler, Parti’nin manevi desteği dışında bu faaliyetin tamamını kendi imkanları ile örgütlemişlerdir. Gelinen yerde bu durum oldukça ileri bir düzeyin ifadesidir.

Kampımızın son günü kamp değerlendirmesi ve “Gençliğin Sözü Söz” kampanyasına ayrılmıştı. Bu da gösteriyor ki, yukarıda sıraladıklarımızın tümü gençliğin en temel iki gündeminin mücadele alanı olarak belirlendiği bu kampanyada somutlanacaktır.

Kampanyamız, Hacı Bektaş Şenlikleri’nde güçlü bir başlangıç yapmıştır. Şimdi gençlik mücadelesinin kızgınlaşmaya yaklaştığı bir evredeyiz. Yakında okullar açılacak. Bu demek oluyor ki; çalışmaya yeni bir başlangıç yapmak, bulunduğumuz her yerelde kampanyamızı daha ileri bir düzeyden örgütlemek gerekiyor. Gerek son gün yapılan tartışmalar, gerekse kampın bütününde sergilenen düzey, bunun için yeterli güce sahip olduğumuzun göstergeleridir. Şimdi kampanyayı bu güçle örmeliyiz.

Kampanyamızın temel araçlarını olabildiğince yaygın bir biçimde kullanmak, ortaya çıkan etkiyi yerel araçlarla beslemek ve hepsinden önemlisi çevremizdeki tüm güçleri bu sürecin örgütleyicileri haline getirmek gerekiyor. Burada en önemli nokta, tüm kampanya faaliyetini Partili düzeyin gerektirdiği eylemli hatta örme zorunluluğudur. Eğer herhangi bir yerelde çalışma yürütülüyor, ama bu çalışma eylemle taçlandırılamıyorsa, bunu başarılı sayamayız. Eylemli bir süreç örgütlemek, bunun güçlerini ortaya çıkarmak, bulunduğumuz alandaki tüm insanlara ulaşmak, biriktirilen olanakları doğru değerlendirmektir. Genç komünistler, daha fazlasını başarmalı, merkezi gençlik örgütlenmesine giden yolda yeni ve güçlü mevziler yaratmalıdırlar.

Kampanya çalışması sırasında açığa çıkarılacak güç ve olanaklar, yaratılacak birikim, deneyim, özgüven, ve hepsinden önemlisi gençliğin geniş yığınlarını bu gündemlerle mücadeleye katma başarısı, yani önderlik yeteneği, geleceği ve geleceğin komünist gençlik örgütlenmesini yaratmanın adımları olacaktır. Kampanya ve önümüzdeki dönemin tüm faaliyeti böyle ele alınmalıdır.

Partimiz’in bize duyduğu güven, bizim Parti’ye verdiğimiz söz, devrimin görevleri tüm bunları yapabilmeyi gerektiriyor.

Yoldaşlar; Partili mücadelenin bayraktarı olmanın onuru ve sorumluluğu ile geleceğe yürüyelim!

(Ekim Gençliği’nin Eylül 2003 tarihli
64. sayısının kapak yazısıdır...)



Kadınsı reklamlar ve reklam tipi kadınlar

“Ben bir insanım, ama önce kadınım”!

Bugünlerde reklamın birinde bir kadın ısrarla bu cümleyi yineleyip duruyor. Bu cümle kapitalist düşünüşün özgürleştirdiği(!) kadının toplumdaki yeri üzerine düşünmeyi gerekli kılıyor. Kadının evi ve ailesiyle olan sıkı bağlar gevşetilmiş ve bireyselliğini görmesine engel olan perde kaldırılmış. Böylece kadın kendi varlığının farkına vardırılmıştır. O, bir anne ve eş olduğu kadar, bir kadındır da.

Düşünüş böyle bir noktada elbette yalnız bırakmayacaktır kadıncığını, hemen elini tutuverir. “Kadın olma süreci başlatılsın!!!” Yeni ve güzel kıyafetler, bakımlı bir görünüş, formda bir beden, yenilenen kozmetik ürünleri... Oldukça masumane bir başlangıç. Çağımızın bizlere armağanı, devrim niteliğinde işlevsel saçmalıklar... Zamanla güzel kadınlarımızın sayısı artar. Çünkü yaş aşağı çekilmiştir. Yeni nesiller de bu değişim rüzgarına dahil edilir. Bakımlı annelerin, 13 yaşında Cosmopolitan türü dergileri okumaya başlayan, kültürlü, modadaki tüm yeniliklere açık, benliklerinin ve cinsiyetlerinin özünü erkenden kavrayabilmiş küçük versiyonları: Lolita kadıncıklar! Anneleriyle beraber haftada iki günlerini kuaförde geçiren, “taze ve güzel kalabilmek adına başlanılan ve ömür boyu sürecek olan diyetlerle yaşamaya razı, günbegün kadınsılıklarını geliştirmek için çabalayan genç kızlar.

Arbaş firmasının aklı başında bütün kadınlardan oldukça tepki toplayan bir reklam filmi vardı bir dönem. “Evlenmem, evlenmem. Arbaş yoksa evlenmem”. Bu reklam söylenmek isteneni özetler nitelikte. Kolay mı olmuştur o kızcağızın kendini yetiştirmesi. Kuaför maceraları, Japon diyetleri, sivilce kabusları, daha güzel kadınlarla aldatılma korkuları, kıskançlık krizleri, kabarık kabarık alışveriş taksit ödemeleri geçmiştir başından. Bu kadar emeğe ben de olsam tek taş pırlanta yüzük verseler, hatta sevsem bile evlenmem.

Şimdilerde Eti Form’un reklam filmleri yayınlanıyor çeşit çeşit. Güzel yurdumun güzel kadınlarının her daim formda kalmak için rağbet ettiği, açıkçası eksikliği ciddiyetle hissedilen, piyasaya sürülüşüyle ve yeni geliştirilen ürünleriyle çığır açan bir sektör. Kabinden giydiği elbisenin dikine çizgilisini isteyen, hemcinslerine zafer edasıyla gülen binlerce kadın var şimdi ekranın karşısında. “Eee, insanın boğazını tutması kolay değil, bak biz başardık, biraz tuzsuz falan ama diyet ürünleri en ideali. Hem formda kalmak istiyorsan bunu bir yaşam tarzı haline getirmelisin.” cümleleri dolanıyor ortalıkta. Mağazada çekilmiş reklamın bir de asansör versiyonu var. İncecik dal gibi bir işkadını dururken, asansöre binmek tombul sekretere mi kalmış!

Bütün bu reklamlarda aslında dayatılan bir kadın kimliği var. Bütün hayatını bedenini diri tutmaya adamış kadınlara ihtiyaç duyuyor sistem. Çünkü kendini bu işlerin akışına kaptırırsa bir kez kadın, hele bir de bunun eğitimini 12-13 yaşlarında almaya başlarsa, herhangi bir toplumsal duyarlılığa sahip olması imkansızlaşır. Hatta bireysel duyarlılıklar bile gölgelenir zamanla. Cenazelerde makyajı akmasın diye ağlamalarını engelleyen tanrıçalarla karşı karşıya kalırız!

Reklamlar aracılığıyla insanımızın trajikomik hallerinin birebir yansıtıldığı aşikar. Kadın temasının işlenişine bakıldığında da; güzelliğinden ve dişiliğinden başka pek az şey ile ilgilenen bir kadın portresi çiziyorlar. Ancak belli bir süre sonra reklamlar mı toplumu yansıtıyor, yoksa toplum mu reklamlarla yönlendiriliyor, ayırt edilemez oldu. Kaçırdığımız nokta, reklamlarda güldüğümüz kadın tiplerinin bir yandan o reklamların hedef kitlesini oluşturduğu. Gülüyoruz belki seyrederken, ama çevremizde saçını salıp hafif de kıvırtarak problemlerini çözmeye çalışan, sıra beklemeyen, park yeri sorunu yaşamayan o kadar çok kadın var ki.

Reklamların, ürünlerin yanı sıra, her zaman resmi ideolojinin kültür ve felsefesini de empoze ettiğini hiç bir zaman unutmamak gerekiyor. Hele kapitalizmin gelişme süreciyle beraber reklamların gelişimi de incelenmeye kalkışılsa durumun vahameti ortaya çıkacak. Eskiden en azından pazarlanan ürünün ne olduğu, işlevi anlatılmaya çalışılırken, bugün bunun yerine tamamen akılda kalacak imgelerin üzerine yoğunlaşılmış durumda. Kadınlara yöneltilen reklamlarda da durum aynı. Eti Form yemek bir kadın için, giyim mağazasında komik duruma düşmemekten başka bir anlam taşımıyor belki de.

21. yüzyıl kavramların altını oydukça kadının duruşu da işte böyle bir noktada takılıp kalıyor. Benliğinin cinsel kimliğinden ibaret olduğunu sanan ve ancak bu kimliği besleyerek hayata tutunabileceğini zanneden, bunun uğruna zamanının çoğunu dış görünüşüyle ilgilenerek geçiren ve ancak bu konularda başarılı(!) olduğunda tatmin olabilen kadın kitleleri çıkıyor ortaya. Zayıf kalmayı, reklamdaki gibi asansöre binebilmeyi en büyük zafer addeden, kendi bedeninden standartlar dışına çıktığı her dakika rahatsız olan, hatta nefret eden, kendine ve asıl benliğine yabancılaşmış kadın kitleleri... Yaşam amacının ne olduğu üzerine kafa yoracak vakti olmayan, her yıl değişen moda renkleri yakalamak uğruna alışveriş merkezleri arasında mekik dokuyan, yeni çıkan kozmetik ürünlerinin özelliklerinin yazdığı kitapçıklrdan başka eline yayın almayan, gazetelerin “erkekler nasıl tavlanır, bir ortama girildiğinde nasıl davranılır” köşelerinden başka bir yerine ilgi göstermeyen kadın kitleleri.

Bilmem ne altını yoksa evlenmiyor artık kadınlar, tek taş pırlantası yoksa küsüyor. Eskiden hayata insan hazırlayan anneler, artık kızlarını erkeklere meta olarak hazırlıyorlar. Kadınlar ekonomik özgürlüklerini kazanıyor artık günümüzde, kadınlar fark edilmeye çabalıyor. Ataerkil ailedeki yerleri değişiyor. Kadınlar sokaklara karışıyor artık(!). Kapitalist düşünür kadınları özgürleştiriyor. “Kuşlar beyinleri alındığında uçma yeteneklerini kaybetmezlermiş” Kadınların beynini hedef alıyor reklamlar. Düşünemeyen ama iş hayatında başarılı presentable kadınlar; onlar özgür kadınlar! Oysa sadece beyinlerine sürekli işlenen şeyi yapıyorlar.

Ekonomik bağımsızlığın gerekçesinin formüle edilişi bile ilginç. Henüz bekar olan genç kıza deniyor ki, “Kilo alma, vücudunu koru. Böyle sürerse kocan seni boşamaz. Bir de ekonomik bağımsızlığını kazan. Eee o da boşarsa işine yarayacak.”

Yani özünde kadının edilgen yapısında değişen bir şey yok. Sadece kadına oyalansın diye verilen suni bir özgür alan var ortada. Kadıncıklar da o alanda birbirleriyle çekişerek ve erkeklere göz süzerek yaşıyorlar.

Avrupa ülkeleri, form ürünlerinin piyasaya sürüldüğü yer olmasına rağmen, obezlik gibi yoğun sıklıklı bir halk sağlığı sorunuyla başa çıkamıyor. Büyüklerimiz bizim zamanımızda sabundan başka bir şey yoktu derken, yaşlıların pürüzsüz ciltlerinde kalıyor gözlerimiz. Her yıl yeni renklerle baştan yarattığımız gardroplarımız, giyecek kıyafet bulamayanlar karşısında utancı geçirmiyor aklından. Ama kadınlarımıza verilen reçete o kadar kabarık ki, onlar bunları düşünüp kafalarını karıştıracak vakti bulamıyorlar: Diyetisyenler, fitness merkezleri, masaj salonları, kuaför, alışveriş derken... Bütün haftayı kapsayan bir program çıkıyor ortaya.

Ve düzen özgürleştiriyor kadınlarını. Kadınlığının farkına vardığı ilk dakikadan itibaren işleyişe geçen bir süreç, ağır ağır verilen narkoz, cerrahi bir müdahale. Uzun, güzel ve bakımlı kuşlarım özgürlük elinizde. Müdahaleden kaçabilmek yürek istiyor. Şu günlerde unutmamak için çabalamak zorunda kalıyor insan. Ama reklamlara inat vurgulamak istiyorum:

“Ben bir kadınım, ama önce insanım!”

Bilge Atay
(Ekim Gençliği’nin Eylül 2003 tarihli
64. sayısından alınmıştır...)



Genç Komünistler’den Ümit Altıntaş
Gençlik Kampı izlenimleri

Parti’nin çağrısına yanıt verebilmek...

Gençlik güçlerimizin bugünkü ihtiyacı üzerinden şekillenen bir nitel atılımın gerçekleştirilmesi için, özellikle bu konuya yoğunlaşmış bir kampın ne kadar önemli olduğu anlaşılabiliyor.

Ümit Altıntaş Gençlik Kampı’na gelirken kafamda, artık bir sıçrama gerçekleştirmemizin zamanının geldiği, bunun ise son 2 yılda yaşadığımız gelişmenin daha nitelikli bir seviyeye çıkartılmasıyla gerçekleşeceği netleşmişti. Bu nitelik hem teorik, hem politik, hem pratik anlamda gençlik güçlerimizin geliştirilmesiyle kazanılabilirdi. Kampın en büyük kazanımı, gençlik güçlerinde ciddi bir bilinç açıklığı yaratmış olması ve yeni döneme bu bilinçle sarılacak olmamızdır.

Parti tarafından gençliğe yapılan çağrıda, partiyi her alanda güçlendirmek için genç komünistler görev başına deniliyordu. Partinin bu çağrısına yanıt verebilmek bizim için her şeyden daha önemliydi. Bu ise kendimizi partili düzeye taşıyarak olabilir. Partili düzeyse yalnızca nitelik ve nicelik artış değil, aynı zamanda partili kimliği saflarımızda oturtabilmek sorunudur.

Partili olmanın tüm sorumluluklarını yerine getirebiliyor muyuz? Acaba 24 saatimizi bir sınıf devrimcisi olarak örmede ne kadar başarılı olabiliyoruz? Parti ile bütünleşmek için ne kadar çaba harcıyoruz? Kampın en önemli özelliği, bu soruları hepimizin hissetmesine ve kendisine sormasına vesile olmasıdır.

Devrimci bir sınıf kültürü yaratmada kamp önemli bir örnek olmuştur. Bir hafta boyunca birçok genç insan bir arada komün hayatı yaşadık. Bu süre içerisinde paylaşmanın ve dayanışmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu gördük. Bireyci yanlarımızı törpülemeye, kolektif yaşantıyı yeşertmeye uğraştık. Kampın sonuna geldiğimizde ise ciddi hiçbir sorunla karşılaşmadığımızı, devrimci sınıf kültürünün bireyci yoz kültüre karşı büyük bir zafer kazanmış olduğunu gördük.

Bundan sonra aldığımız bu motivasyon ve güçle çok daha hızlı yürüyeceğiz zafere! Tek alternatifimiz olan sosyalizmi yaratma hedefiyle gençliği saflarımızda birleştirecek, geleceği genç ve güçlü kollarımızla öreceğiz!

Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

H. Ali

Geleceği kazanmak için sıçrama zamanıdır!

Yaklaşık iki ay önce başladığımız bu kampın hazırlık süreci de dahil olmak üzere bitimine kadar bütün yoldaşların titizlikle davrandığı, kampın amacını ve önemini iyi kavradıkları anlaşılıyordu. Yoldaşların dikkatli davranmaları, kamp süresi boyunca en ufak bir güvenlik sorunu yaşamamızı önledi. Bu durum bile hemen hemen bütün yoldaşların illegal faaliyet yürütmenin gereklerini içselleştirdiklerinin bir kanıtıydı.

Kamp süresi boyunca sadece eğitim alanında değil, devrimci iç yaşam noktasında da eğitici ve örnek bir yaşam geçirdik. Günün daha verimli geçmesi için erkenden kalkarak kahvaltının kolektif bir şekil hazırlanması, sunumlardan önceki bir iki saatlik boşluğu yoldaşların hep beraber geçirmek istemeleri, yoldaşlarımızın kolektif yaşama hemen uyum sağladıklarının bir göstergesiydi. Günlerimizin verimli ve dolu dolu geçmesi kamp dışındaki yaşamımıza, faaliyetlerimize örnek olması açısından önemli bir yandı. Yaşanan küçük sorunlara ve aksamalara insanların duyarlılıkla yaklaşması, hemen müdahale etmesi herkesin kampın daha da iyi, verimli geçmesi için çabalamasından kaynaklanıyordu. Ayrıca bu durum, bütün yoldaşların sorunlara karşı tahammülsüz yaklaşmaları, daima en iyisini istediklerini gösteriyordu.

Kamp boyunca yapılan sunumların hepsi, bütün yoldaşların asgari düzeyde bir açıklığa sahip olmaları gerektiği konulardan seçilmişti. Yapılan sunumlarda herkesin bir şeyler katmak istemesi anlamlı ve önemliydi. Gün boyunca sürdürülen sunumların sonlarına doğru yoldaşların yorgunluğa, uykusuzluğa rağmen halen o tartışmalardan bir şeyler kazanmak ve kazandırmak derdinde oldukları gözleniyordu. Bu da tahmin ediyorum ki, bütün yoldaşları mutlu etmiştir. Yapılan sunumlardan ve tartışmalardan bütün yoldaşların asgari düzeyde yararlandığını düşünüyorum. Ayrıca sunumlar ve tartışmaların notlarının tutulması sayesinde, kampa katılmayan yoldaşların da bundan yararlanacakları ve kendilerine bir şeyler katabileceğini düşünüyorum.

Şimdi gerçekleştirdiğimiz kampın bizlere kattığı birikimlerle kendi yerellerimizde yürüteceğimiz faaliyetlerde çıtayı yükseltme zamanıdır! Geleceği kazanmak için sıçrama zamanıdır!

Bütün yoldaşlarımızda bu iradenin olduğunu düşünüyorum.

E. Korkut

İkinci kez örgütlenmek

İnanç dolu bir haftanın ardından tüm yoldaşlara merhaba;

Benim açımdan bu kamp ikinci kez örgütlenmek anlamını taşıyor. Bugün durduğum yeri idrak edebilmem ve zaaflarımı görebilmem açısından oldukça aydınlatıcıydı. İleriye daha umutla ve güvenle bakabiliyorum.

Gerek özenle hazırlanmış seminerler, gerek özverilerle sürdürülen devrimci iç yaşam; bu yaz süreci için öne çıkarılmış olan eğitim hedefinin başarıya ulaştığının bir kanıtıydı. Özellikle Habip ve Ümit yoldaşlar için düzenlenen anma sırasında hepimizin inancının perçinlendiğini ve bir kez daha ne için bir arada olduğumuzun ayırdına vardığımızı gözlemledim.

Belirtmeliyim ki kampın asıl değerlendirmesi, kampanya sürecinin işleyişine bağlı olarak yapılacaktır. Önemli olan orada tabi olduğumuz eğitimin pratikte yansımasını bulup bulmadığıdır. Ancak bugün durduğum yerden bakınca oldukça umutlu bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzu görüyorum.

Bu süreçte emeği geçen tüm yoldaşlara tekrar teşekkür ediyorum...

C. Muşta

Devrimci disiplin ve devrimci inisiyatifin birliği

Bu kampa gelmeden önce çeşitli çekincelerim vardı. Yıllardır birçok siyasi çevreye hakim olan “Devrimci adam söylediği saatte kalkar, programa harfiyen uyar!” gibi kalıpların uygulanacağından, yani mekanik bir disiplin anlayışının kampa hakim olacağından tedirgindim.

Oysa burada bu yapaylığın aksine, tam olarak olması gerektiği gibi bir devrimci disiplin anlayışı hakim oldu. Kamp programı itina ile hazırlanmış olmasına rağmen gerektiğinde çok rahat belirli esnemeler yapıldı ve buna rağmen genel planda hiçbir aksama olmadı.

Kampın en önemli öğesi olan sunumları ise, asgari bilgilendirme işlevlerinin yanı sıra önemli tartışmalar açtıklarını düşündüğüm için, önemli buluyorum. Bu tartışmaların kampla da sınırlı kalmayacağını, yayın vb. aracılığıyla devam ettirileceğini düşünüyorum.

Bence kampın en önemli yönü, yarattığımız komün yaşamı sayesinde bütün yoldaşlarda gözlemlenen olumlu gelişmelerdi. Yoldaşların gözünde o ışıltıyı ve o inancı görmek bile tek başına çok şey ifade ediyor benim için.

A. Enez

Partili kimliğe bir adım daha yaklaşmak!..

Ümit Altıntaş Kampı sırasında ideolojik ve politik gelişimin, örgütlülük ve yoldaşlık bilincinin hızlı bir şekilde geliştiği bir hafta yaşadık. Her türlü zaaftan sıyrılmak ve partili kimliğe ulaşmak noktasında önemli adımlar attık. Ve bu gelişim, Partimiz’in biz genç komünistlere yaptığı çağrıya da bir yanıt oldu. Görev bilincimiz daha da gelişti. Parti’yi büyütmek ve devrimi örgütlemek için adımlarımızı artık daha hızlı ve daha güçlü atıyoruz.

Tam anlamı ile dolu dolu geçen kamp sırasında sanırım en önemli dakikalar Ümit ve Habip yoldaşlar şahsında yapılan anmada yaşandı. Anma sırasında orada bulunan tüm yoldaşlar için Partimiz’e ve devrime olan bağlılığın bir adım daha geliştiğini düşünüyorum. Zira yapılan anma duygusal anlar yaşamamızın yanında şehit yoldaşlar şahsında partili kimliğin bilincimizde bir kez daha pekiştiği dakikalardı.

Anma sonunda tüm yoldaşların yüzlerinde Partimiz’e ve devrime olan inanç okunuyordu...

A. Tamer

Ben hayatımda hiç bu kadar güzel uğurlanmadım

Göz kapaklarım güne ilk selamını verirken, yüzleri yabancı ama yürekleri tanıdık onlarca insanın dost elleriyle karşılaştım. Uzanan bu eller sadece “hoş geldin” demiyor, içinde bulunduğum “burjuvazinin yoz kültüründen” beni kendine güvenen bir insan olmam yolunda ilk adımı attıracak olan kolektif bir yaşama da çağırıyordu. Yoz “burjuva kültürünün” insanları yalnızlaştırıp kimliksizleştirdiği bir ortamda ayakta kalma çabası veriyordum. Olduğum yerde kalmak, beni bu savaşımda daha da geri düşürüyordu. Çevremdeki insanları değiştirip dönüştüremedikçe yüzlerin içinde tek başıma kalıyor, içine kapalı, sosyal ilişkilerden uzak, kendi sesinden korkar yaşıyordum. Ancak burada yaşamış olduğum devrimci sınıf kültürü deneyimi içinde, hem kendime güven kazandım, hem de yalnız olmadıcurren;ımı hissettim. Edilen sohbetler başlangıçtaki sessizliğime ses, karşılaştığım yoldaşça (öncesinde bu kelimenin tam olarak ne ifade ettiğini bile bilmiyordum) bakışlar çekingenliğime cesaret, kurulan yemek zincirleri ürkekliğime güven kazandırdı. Burjuva kültürünün bastırıp neslini tüketmeye çalıştığı paylaşım, güven, cesaret, dayanışma gibi duyguların tekrar tekrar yeşertilip beslendi&curen;i bu bahçede aslında farklı türden rengarenk çiçeklerin de birlikte yaşayabileceğini gördüm. Böyle yazıyorum, çünkü bir takım devrimci grupların “devrimciler şu müziği dinler, böyle giyinir, şu şekilde davranır” şeklinde koydukları devrimcilik kıstaslarının da hayatla bağdaşmadığını bizzat yaşayarak bir kez daha anladım. Birbirinden çok farklı kişiliklerin bir araya geldiği bu mücdelede ortaklaşılması gereken en önemli noktanın samimiyet olduğunu düşünüyorum. Anlatılan her olay, tartışılan her konu sonunda ise bu düşüncemde ne kadar haklı olduğuma inandım. Hep birlikte söylenilen türkülerin, kimi zaman neşeli, kimi zaman yanık, kimi zaman direngen ezgileri ise yüreğimin içinde estikçe yarınlara olan umudumu, inancımı katladıkça katladı.

Ve sona gelindiğinde samimiyetimden bir an bile kuşku duymayacağım, açılan kocaman onlarca yoldaş kucağa aynı duygularla sarıldım. Bizlere bu süre boyunca bir çuval patatesi afiyetle yediren de bu sıcacık ilişkilerin ateşinde pişmesi olsa gerek. Onlarca yoldaş, tek bir yürek bana el sallıyor, aynı umut dolu bakışlarla bakıyorken, ben hiç bu kadar güzel uğurlandığımı hatırlamıyordum.

Şimdi sadece bu yönüyle bile yaşadıklarım sesime güven, yüreğime inanç, adımlarıma güç kazandırdı...

Berfin

“Bu kavga, ölüm-dirim kavgası!”

Uzunca bir zamandır iddiamızın gereklerini yerine getirmek için gerekli nitel sıçramanın olanaklarını yaratmaya çalışıyorduk. Bunun en temel araçlarından biri olan Ekim Gençliği Ümit Altıntaş Kampı, bu noktada son derece verimli geçmiştir. Ama en az bunun kadar önemli olan bir nokta, oraya verilen emeğin yaratılan paylaşımda karşılığını tam olarak bulmasıdır.

Zorlu bir hazırlık sürecinin yanı sıra gerçekten fedakarlık gerektiren bir çalışma ile başarıya ulaşan kampımıza katılan tüm yoldaşları ve Kamp Örgütleme Komitesi’ni yoldaş sıcaklığı ile selamlıyorum. Yarım sigaralarımızı, makarna ve patatesleri ve dünyanın en güzel ezgisi Enternasyonal’in dizelerini paylaştığımız tüm yoldaşlar; biliyorum ki, gelecekte üzerimize yağan kurşunları da aynı güzellikle paylaşacağız.

Kapanış konuşmasının ardından hep beraber Enternasyonal Marşı’nı söylememiz bence kampın en etkili ve coşkulu anlarından biriydi. Ve ben bir daha nerede Enternasyonal’in söylendiğini duysam yukarı kalkık kararlı kollarınızı, sıkılı dost yumruklarınızı ve kavgamızın yarattığı o en sevgi dolu bakışları hatırlayacağım. Hepinizi kucaklıyorum.

K. Eser

Ustanın çekici ellerimizde!

Genç komünistler, Ekim Gençliği Ümit Altıntaş Gençlik Kampı’nı gerçekleştirdiler. Yeni döneme partili düzeyde çalışma iddiası ile giren ve Parti’mizin “Partiyi her alanda ve her alanda güçlendirelim!” çağrısına en tok şekilde cevap veren bizler için kampımız çok önemli kazanımlar sağlamıştır. Ekim Gençliği’nin Temmuz sayısında da belirtildiği üzere, koyduğumuz iddia ve hedefler geniş bir devrimci eğitim sorununu gündeme getirmiştir. Bu ihtiyaçlar çerçevesinde kampımız, biz genç komünistleri yeni döneme hazırlayan etkili bir araç olarak en verimli şekilde kullanılmıştır.

Bugün ihtiyacımız olan devrimci eğitimin ayaklarından birisi elbette ideolojik eğitimdir. Kampımızı bu konuda öncesi, kamp süreci ve sonrası olarak başlıklandırabiliriz. Kampımızın düzenleneceği haberiyle birlikte bugünün siyasi gündemini oluşturan temel konular üzerinde çalışmalarımız başladı. Kampımız için herbirimizin asgari bir birikimi sağlamasının yanı sıra birçoğumuz bu konularda sunumlar hazırlamakla görevlendirildi. Aylar süren araştırma, okuma, tartışma ve yorumlama süreci, bize daha kamp öncesinden geniş bir bilgi birikimi sağladı.

Kamp süresince süren seminerler ve tartışmalar mevcut birikimlerimizi geliştirirken bence daha da önemlisi, eksik yanlarımızı ortaya koydu. Hangi konularda eksik ve yetersiz olduğumuz, hangi konularda yoldaşlarımızdan farklı düşündüğümüz ve bu farlılıkların kaynakları... İşte bütün bunlar tartışma ve eksiklerimizi belirleme üzerinden bizim için daha da güçlü bir ideolojik donanımın önünü açtı.

Bu tam da kampımızdan bu konuda çıkardığımız temel ders ve kazanımdır. Yoldaşlarımızla uzun süren tartışmalar kendimizi ifade etme, onları anlama, sorunları kolektif bir şekilde çözme becerimizi geliştirdi. Marksist-Leninist değerlendirme, bu bakışı siyasi gündemlere uygulayabilme, tartışma ve kolektif düşünme yeteneklerinde önemli gelişmeler sağladık. Kazandığımız bu beceriler, saptadığımız eksikliklerimizi ortadan kaldırma olanağını sağladı. Burada bizlere kamp öncesi ve kamp süreci olduğu kadar sonrasına da önemli görev ve sorumluluklar düşüyor.

Devrimci eğitimin diğer bir bileşeni olan politik eğitim konusunda yaptığımız çalışmalar da ideolojik eğitim çalışmamızı besledi ve ondan beslendi. Birçok yerelden yoldaşlarımızla bütün bu yerellerdeki pratik deneyimler üzerinden tartışma, deneyim alışverişinde bulunma fırsatımız oldu.

Ayrıntıya inen bir gözlem ve yorumum da şudur: Ekim Gençliği’nin ilk sayısından itibaren elimizin altında bulunan arşiv ve geçmiş dönemlerin politik yönelimlerine dair yazı ve değerlendirmeler bize önemli olanaklar sağladı. Bugünün politik gelişmeleri, bu gelişmeler üzerine politika üretebilme ve gençliğin kendi politik reflekslerini geliştirmesi konularında ciddi kazanımlar elde ettiğimizi düşünüyorum.

Bahsettiğimiz bu iki başlığın yanı sıra, kampımızın her dakikası bir örgütsel eğitim çalışmasıydı. Bizzat bu pratiğimiz, koyduğumuz iddiamızı doğrular sonuçlar verirken, bize de çok şey kattı. Genç komünistler, birçok yerelde aylar öncesinden ön çalışmaları başlayan kampı gerçekleştirip dönerken aslında örgütsel güvenlik konusunda önemli bir sınavı da başarıyla vermişti. Faşist sermaye düzeninin baskıları her alanda kendini hissettirirken, genç komünistler, düşman karşısında önemli bir hamleye cüret ettiler ve başardılar.

Bu sınavdaki başarı, her dakikası devrimci disiplin ve ciddiyetle yürütülen bir pratiğin ürünüydü. Örgütsel yaşamın diğer yanıyla, kısıtlı imkanlar altında sürdürülen bu çalışma, yoldaşlık ilişkileri, düzenli ve disiplinli yaşam konularında da başarı ve kazanımların ifadesiydi. Gençliğin içinde yüzdüğü düzensizlik, sorumsuzluk, ciddiyetsizlik, plansızlık vb. küçük-burjuva zaaflara en küçük bir tahammülümüz olamazdı.

Yoldaşlık ilişkilerinin motivasyonu ve en önemlisi, kampımıza da ismini veren şehit yoldaşlarımıza layık olma çabamız, onların önümüzde duran örnek yaşamları, en büyük yardımcımızdı. sorunsuz yürüyen faaliyetlerimiz bu konudaki başarımızın en güzel ifadesi ve armağanıdır.

Genç komünistler, gelecek süreci karşılamak için silahlandılar. Örgütsel, ideolojik ve politik olarak silahlandılar. Ama en önemlisi genç komünistler silahlarını, ellerinde “ustanın çekici”, kendileri dövdüler. Kampımız göstermiştir ki, genç komünistler şunu söylerken yanılmamışlardır:
Ustanın çekici ellerimizde!

N. Güneş

Bu bizim açımızdan bir yenilenmeydi

Yaşama ve kolektivizme atılan en önemli adımlardan birini biraz telaşlı, biraz yorgun, biraz da umutlu atıyordum. Bu bizim açımızdan bir yenilenmeydi. Parçalardan oluşan bir bütünü görebilme, anlayabilme ve aktif hale getirebilme iddiasıydı. Yoldaş kelimesini sınayacağımız, kurşunları paylaşabilmeyi test edebileceğimiz bir adımdı. Yanılmadık, yanılmadım...

Geriye dönüp baktığımızda politik, pratik, ideolojik eğitimi örgütsel yaşamın çekirdeği olan kolektivizmle birleştirebilmenin haklı gururunu yaşıyorum. “Daha önce yoldaş kelimesinin anlamını bilmiyordum” diyenlerden “Ben hayatımda hiç böyle güzel uğurlanmamıştım” diyenlere, “Yoldaşlarımızın gözünde o ışıltıyı görmek bile anlamlı” diye vurgu yapanlara, “Yeniden örgütlendim” diyerek sıcacık bir cümle kuranlara ve her yazıda vurgulanan “Partinin çağrısına cevap verme”ye kadar birçok cümle, aslında yapılan işin ne kadar anlamlı ve güzel olduğunu da ispatlıyor.

Adımlarımızı sıklaştırmak, buradan doğru kendi içimizde kurduğumuz sımsıkı bağla kitleleri sarmalamak, işçi, emekçi ve öğrenci gençliğin ortak mücadele mevzilerini kazanmak adına gerçekleştirilmiş bu kampın gelişmemiz açısından büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Şimdi Tünelci’nin sımsıcak masmavi gözlerini daha net görüyor, Geceyle Batmayan Güneş’in ise o sonsuz kahkahalarını daha yakından duyuyorum. Onlar bize gülen yüzler, denetleyen gözlerle bakıyorlardı ya bu kamp vesilesiyle onları gururlandırdığımızı düşünüyorum.

En çok da durup durup bu kampa katılamayanlar adına üzülüyorum. Kaçırdıkları bir yenilenmeydi. Çalışmalarımızın olanca güçle yoğunlaştığı bugünlerde gerçekleştirilen bu etkinlik, yolumuzu daha güçlü adımlarla yürümeyi garanti altına almamızın bir ifadesiydi.

Bunu başardık...

B. Özlem

(Ekim Gençliği’nin Eylül 2003 tarihli
64. sayısından alınmıştır...)