20 Eylül'03
Sayı: 37 (127)


  Kızıl Bayrak'tan
  Anti emperyalist mücadele ve görevlerimiz
  Amerikan uşaklarından hesap soralım!
  Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin artan önemi
  Kaderini emperyalist sisteme ve sistemin efendisi ABD'ye bağlayanlar
  8.5 milyar dolarlık kredinin içyüzü
  Ekonomide pembe yalanlar
  Depremzedelerle konuştuk...
  Demokratikleşme adı altında düzenin tahkimatı
  Filistin halkı siyonist saldırganlığa, emperyalist ikiyüzlülüğe karşı direniyor!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar sürüyor...
  Özelleştirme saldırısının yeni dönemi
  Sınıftan haberler, röportajlar...
  DTÖ'nün Cancun fiyaskosu.
  Gençlik yasaya karşı barikatı yükseltmeli!
  Ekim Gençliği'nden..
  Mert Çelik Fabrikası'nın gerçek yüzü...
  Ruhi Su: Ezgili bir yürek, devrimci bir sanatçı
  Irak'ta Mehmetçik'e saldırılır mı?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Enflasyon düştü, bütçe fazla verdi, ekonomi büyüyor, işler tıkırında...

Ekonomide pembe yalanlar

Bir takım tablolara, verilere bakıp Türkiye ekonomisini övmek son günlerde sermaye çevrelerinde adeta bir moda haline geldi.

Sermayenin aynı etkili ve yetkili kişileri bundan sadece 2 ay önce yaklaşan bir borç krizinin korkusuyla yatıp kalkıyorlardı. İMF’nin borç ertelemesi ve yeni krediler vermesi onların bu korkularını ortadan kaldırmış olmalı ki şimdi tam tersini yapıyorlar. Gece-gündüz ekonomideki gidişata övgüler düzüyorlar.

Sadece politikacılar, maliyeciler ve medyadaki çok bilmiş ekonomi yazarları değil, İMF ve Dünya Bankası gibi kurumların yetkilileri de bu koroya katılıyorlar. Türkiye’de uygulanan İMF programının ne kadar başarılı yürüdüğünü söyleyip duruyorlar. Hatta Başbakan Tayyip Erdoğan “artık gemi yürüyor” diyerek ekonominin krizden çıktığını ilan ediyor.

“Gemi yürüyor” mu?

Enflasyon ve döviz fiyatlarındaki düşüş, ekonomide pembe tablolar çizme meraklılarını heyecanlandıran ilk gelişmelerdi. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafından Ağustos ayı bütçe rakamları açıklandıktan sonra ise yerlerinde duramaz oldular.

Maliye Bakanı’nın açıkladığı ve sermaye çevrelerini sevinçten hoplatan rakamlara göre, Ağustos ayında bütçe gelirleri 10 katrilyon 435 trilyon lira, harcamalar ise 9 katrilyon 482 trilyon lira olmuştu. Dolayısıyla gelirler giderlerden fazla gerçekleşmiş ve tam 952 trilyon liralık bütçe fazlası ortaya çıkmıştı. Faiz dışı fazla ise 5 katrilyonu aşmıştı. Bütçe rakamları ekonominin son 29 ayda gözlenen en iyi durumda olduğunu müjdeliyordu.

İşin kokusunun çıkması için fazla beklemek gerekmedi. Hükümetin bütçe rakamlarıyla oynayarak, açıkçası sahtekarlık yaparak, bu pembe tabloları çizdiği ortaya çıktı. Bütçede yeterli ödenek olmadığı için personel maaşları ve sosyal güvenlik kuruluşlarına aktarılan paraların bir kısmı “emanet hesaplar”dan karşılanmıştı ve böylelikle bütçede gider olarak görülmesi önlenmişti. Bu yolla tam 1.5 katrilyon liralık harcama yapılmıştı. Bütçe hesaplarını bu rakamları dikkate alarak düzelttiğimizde ise bırakın 952 trilyon liralık bütçe fazlasını, tersine, 600 trilyon liralık açık olduğu görülüyor.

Bu sahtekarlığın da gösterdiği gibi sermaye ve hükümet ekonomi düzelmese de düzelmiş gibi görünmesine büyük önem veriyorlar. Bunun nedeni açık, işçi ve emekçileri kandırmak. Giderek artan işsizlik, derinleşen yoksulluk koşullarında işçi ve emekçileri pembe tablolarla oyalamak, geleceğe dair boş umutlarla oyalanmalarını sağlamak.

Hele ki Irak’ta ABD hesabına jandarmalığa hazırlandığı şu günlerde, AKP hükümetinin işçi ve emekçileri böyle yalanlarla sersemletmeye, mücadeleden alıkoymaya çok daha fazla ihtiyacı var.

Ekonominin durumuna dair kimi gerçekler

Oysa ekonomideki gerçek tablo yansıtılandan çok farklı. Enflasyon rakamlarının hileli yöntemlerle hesaplandığını, bunun sonucunda da gerçek durumu yansıtmadığını artık sağır sultan bile biliyor. Sermaye devletinin yetkilileri enflasyonun yüzde 20’nin altında olduğunu söylüyorlar ama işçi ve emekçilerin yaşamında durum çok farklı. Pek çok temel tüketim maddesinin fiyatları devletin açıkladığı rakamları katlayan miktarlarda artıyor.

Bunun doğal sonucu olarak tüketim harcamaları düzenli biçimde azalıyor. İşçi ve emekçiler artık en temel gereksinimleri için bile para ayıramıyor. Fiyat artış hızı eğer bir parça düşüyorsa pazarda çarşıda mallara alıcı bulamadığı için düşüyordur. Bu da iyiye işaret değildir, çünkü enflasyondan daha büyük bir belanın yani stagflasyonun kapıda olduğunu göstermektedir. (‘Stagflasyon’ durgunlukla enflasyonun içiçe varolduğu bir ekonomi durumunu, yani durgunluk içinde enflasyonu anlatan bir kavram).

Bu arada sermaye sözcüleri tarafından fazla dile getirilmeyen bir gerçek daha var. O da Türkiye’nin iç ve dış borç miktarının yılbaşından bu yana tam 36.9 milyar dolar artarak, Temmuz ayı sonu itibarıyla 185.4 milyar dolara ulaşmış olması gerçeği. Yani sadece 7 ayda yüzde 25 oranında artmış oldu borçlar. Bunun bir kısmı yeni alınan dış borçlar, ama ağırlıklı bölümünü iç piyasadan alınan borçlar oluşturuyor. Borç batağının derinleşmesi ekonominin gerçekte ne durumda olduğunun ve gelecekteki gidişatının en dolaysız göstergesi sayılmalıdır.

Öte yandan hükümetin “büyüyoruz”, “gemi yürüyor” söylemlerini yalanlarcasına işsizlik de artıyor. DİE’nin açıkladığı rakamlara göre, yılın ikinci çeyreğinde, yani Nisan-Mayıs Haziran aylarında işsizler ordusuna tam 159 bin kişi daha katıldı. Böylece sokaktaki işsizlerin sayısı resmi rakamlarla 2.5 milyon kişiye ulaşmış oldu. Gerçek rakamın on milyonun üstünde olduğunu ise başbakanın kendisi, halen işi olan işçi ve emekçilere karşı tehditler savururken ikide bir yineleyip duruyor.

İki sınıfın iki ayrı gerçeği var. Sermaye için ekonominin yolunda olması için yatırımların artması, işsizliğin önlenmesi, emekçilerin gelir durumlarının düzelmesi, ülkenin sırtındaki borç yükünün ortadan kaldırılması gerekmiyor. İsterse memleket yanıp yıkılsın; onlar kar oranlarının yüksekliğine, sömürü ve yağma olanaklarının genişliğe bakıyorlar. Kimin sırtından geri ödeneceğini iyi bildikleri için de İMF’den ya da başka kaynaklardan gelecek kredileri gördükçe ellerini ovuşturuyorlar. Onlar için ekonomi böyle olduğu zaman yolunda.
Sözünü ettiğimiz pembe yalanları ise, daha önce vurguladığımız gibi, işçi ve emekçileri kandırmak için kullanıyorlar.

İşçi ve emekçilerin gerçekleri ise sermayeninkinden temelden farklı. Milyonlarca insan bir taraftan “ekonomi düzeldi” nutukları dinlerken bir taraftan da açlık ve yoksulluğun pençesinde kıvranıyor. Bir kez daha görülüyor ki; pembe yalanların sarıp sarmaladığı gerçeklerle yüzleşmeden, kendi çıkarlarımız için sermayeyle dişe diş bir mücadeleye tutuşmadan, elde edeceğimiz hiçbir şey yok.



Mamak İşçi Kültür Evi’nde işgal karşıtı etkinlik...

İşgale değil direnişe destek!

14 Eylül Pazar günü, Irak’taki emperyalist işgali ve işgale karşı direnişi öne çıkaran bir etkinlik düzenledik. Mamak İşçi Kültür Evi Müzik Topluluğu’nun söylediği direniş türküleri ile direnen Irak halkını selamlayarak etkinliğimize başladık. İki arkadaşımız tarafından ABD’nin halklara karşı savaş ilan etmesinin nedenlerini, 11 Eylül öncesi ve sonrası durumu da ele alarak değerlendiren bir sunum yapıldı. Ardından Irak halkının yaktığı direniş ateşini bu topraklarda nasıl harlayabileceğimizi, işgale ortak olma anlamına gelen asker gönderme planlarına karşı nasıl bir mücadele hattı izleyeceğimizi tartıştık. Irak’ta ABD jandarmalığı yapmayacağımızı, işçilerin birliği halkların kardeşliği şiarıyla mücadeleyi yükseltmemiz gereken yakıcı bir döneme girdiğimizi vurguladık.

Programının son bölümünde 2. Dünya Savaşı’nda Polonya’da Alman faşizmine karşı direnen bir Yahudi gettosundaki direnişi anlatan Ayaklanma isimli bir film gösterildi. Film uzun olmasına karşın büyük bir ilgiyle izlendi.

Etkinliğimize yaklaşık 50 kişi katıldı. İşçi Kültür Evi olarak sürecin ihtiyaçlarını karşılayacak bir çalışma kapasitesiyle sokaklarda, meydanlarda olacağız, etkinliklerimize devam edeceğiz.

Emperyalist işgale ve kapitalist sömürüye karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği!

Mamak İşçi kültür Evi Çalışanları