20 Eylül'03
Sayı: 37 (127)


  Kızıl Bayrak'tan
  Anti emperyalist mücadele ve görevlerimiz
  Amerikan uşaklarından hesap soralım!
  Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin artan önemi
  Kaderini emperyalist sisteme ve sistemin efendisi ABD'ye bağlayanlar
  8.5 milyar dolarlık kredinin içyüzü
  Ekonomide pembe yalanlar
  Depremzedelerle konuştuk...
  Demokratikleşme adı altında düzenin tahkimatı
  Filistin halkı siyonist saldırganlığa, emperyalist ikiyüzlülüğe karşı direniyor!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar sürüyor...
  Özelleştirme saldırısının yeni dönemi
  Sınıftan haberler, röportajlar...
  DTÖ'nün Cancun fiyaskosu.
  Gençlik yasaya karşı barikatı yükseltmeli!
  Ekim Gençliği'nden..
  Mert Çelik Fabrikası'nın gerçek yüzü...
  Ruhi Su: Ezgili bir yürek, devrimci bir sanatçı
  Irak'ta Mehmetçik'e saldırılır mı?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ağartıoğlu Direniş Komitesi’nden kamuoyuna:

Ağartıoğlu direnişi işçi sınıfına
onur duyulacak kazanımlar getirdi

Birçoğumuzun bildiği gibi Ağartıoğlu direnişi kısa bir süre önce noktalandı. Sendikaların kamuoyuna yanıltıcı bilgi vermesi üzerine bu açıklamayı uygun gördük.

Öncelikle bilgilerinize sunmak istediğimiz, sendikacıların sendikal mücadeleye ekonomist ve uzlaşmacı bir bakışaçısıyla yaklaştığıdır. Direnişin sürece yayılması, özellikle maddi sorunlar, direnişteki işçiler üzerinde baskı oluşturdu.

Öte yandan tek tek işçilerin politikleşmesinden ziyade bir bütün olarak tüm işçilerin politikleştirilmesi esas alınmalıydı. Direnişin kilitlendiği nokta ve yapılan hatalarda büyük pay sendika bürokrasisinindir.

Zafer ya da mağlubiyet değerlendirmesi yapılabilir. Ancak bir direnişin başarılı olup olmadığının temel ölçütlerinden biri bu olsa dahi, olgulara sınıf mücadelesi ve işçi sınıfının tarihsel misyonu üzerinden bakanların, direnişi bu dar sonuç tablosu üzerinden değerlendirmemesi gerekir.

Ağartıoğlu direnişi işçi sınıfına yönelik saldırıların yoğun olduğu bir dönemde (PETKİM ve TEKEL’in özelleştirilmesi, kölelik yasaları vb.) başladı. Bu direnişten kaynaklı işçilerin işten atılması, ücretsiz izin haklarının gaspedilmesi ve birçok saldırı gerçekleşti.

Ağartıoğlu direnişi saldırılara karşı örgütlü bir karşı duruş sergilemekteydi. Bu yanıyla direniş ilk andan itibaren kendi sınırlarının ve taleplerinin ötesinde bir anlam ifade ediyordu. Kamuoyunun ve ileri kesimlerin ilgisini ve değişik nitelikte desteğini sağlayabildi.

Tüm bu süreç içerisinde direniş okulu sınıf mücadelesine yeni insanlar yetiştirdi. Birçok işçinin hayata bakışı değişti. Ağartıoğlu direnişi işçi sınıfına onur duyulacak kazanımlar getirdi. Serbest bölgeye sendika girmesi en belirgin kazanımdır. Direniş okulundan geçmiş işçiler yarım kalan zaferi başka mücadele alanlarında er ya da geç ama mutlaka kazanacaklardır.
Bu direnişe emek veren, yürüten herkese selam olsun!..

Ağartıoğlu Direniş Komitesi

Direniş sürecinde Kırşehir’de SY Kızıl Bayrak okurlarının topladığı yardım ve Hacıbektaş Şenlikleri’nde satılan kart ve kalemlerden sağlanan 300 milyon lira, Ağartıoğlu direnişine aktif olarak katılmış ve ciddi ekonomik sıkıntılar yaşayan bir Ağartıoğlu direnişçisine verildi. Toplanan paranın bu şekilde değerlendirilmesi Ağartıoğlu Direniş Komitesi’yle ortak alınan karar sonucu gerçekleşti. (SY Kızıl Bayrak/İzmir)



Sendika değiştirmek çözüm değil!

Sermaye sınıfı kölelik yasasının yürürlüğe girmesi ile birlikte saldırılarını her geçen gün yoğunlaştırıyor. İşçilerin çalışma koşulları ağırlaştırılıyor, bir lokma ekmeğe muhtaç hale getiriliyor. Yasa çıkmadan önce de patronlar bir dizi saldırıyla (işten atma, ücretsiz izin, ikramiye, sosyal hakların gaspı vb.) bu yasanın zeminini hazırladılar. Sermaye bu saldırılarla işçi sınıfına ve sendikalara gözdağı vermeye çalıştı. Nitekim başarılı da oldu. Bunu yaşanan tablo net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bu saldırılardan bölgemizde bulunan bir dizi temel sektör ve irili-ufaklı işyeri de nasibini aldı. Kölelik yasasının devreye girmesiyle birlikte Adana’da 1000-1500 civarında işçi işten atıldı. Sasa, Mensa, Güney Sanayi, Bossa’lar bu fabrikaların başlıcalarıdır. Bu fabrikalar sendikal örgütlülüğünü olduğu yerlerdir. Sermaye sınıfı böylece sendikal örgütlülüğü darbeleyerek işçi sınıfını tümden örgütsüz bırakmak istiyor. Üstelik bu saldırıları sendikaların başına çöreklenmiş sendika ağalarıyla kolkola girerek gerçekleştiriyor. Sendika ağaları kölelik yasasına karşı tepkisiz ve eylemsiz kaldılar. Yasa tasarı ilk gündemleştiğinde hükümetle protokol yapıp imza atan bu hainlerden farklı bir tutum da beklenemezdi.

Bugün Mensa işçileri de yasanın ilk uygulamalarıyla tanıştılar. Bu yasa çıkarken kılını dahi kıpırdatmayan, 200 Mensa işçisinin işten atılmasına sessiz kalan DİSK Tekstil Adana Şube yöneticileri, işverenle birlikte işçilere sosyal haklarının birçoğundan vazgeçtiklerine dair bir ihbarname imzalatmaya, üstelik bunu fabrika giriş-çıkışlarında ve psikolojik baskı uygulayarak yapmaya çalıştılar. Buna tepki gösteren Mensa işçileri kısa bir zamanda toplu bir şekilde DİSK Tekstil’den istifa ederek Türk-iş’e bağlı Teksif Sendikası’na üye oldular. Bu sayı yaklaşık bir hafta içerisinde 600’ü ulaştı. Mensa işçileri 1993’te TEKSİF’ten istifa edip DİSK Tekstil’e geçmişlerdi. Nedeni yine benzer bir gerekçeydi. O dönemki TİS’ler düşük ücret artışları ve hak gasplarıyla sonuçlanmıştı. Bugün geçişi fırsat olarakdeğerlendiren Mensa işvereni 20 işçiyi işten atmış, 81 işçiyi de ücretsiz izine çıkarmıştır. Ücretsiz izine çıkartılan işçilerin yerine işveren Bossa’dan işçi kiralayarak üretimi dengelemeye çalışmakta, “ödünç işçi” uygulamasıyla kölelik yasasının tüm “nimet”lerinden faydalanmaktadır.

Mensa işçileri, işverenin bu saldırılarına karşı verilebilecek yanıtın sendika değiştirmek olmadığını bilmek durumundadır. Sendika değiştirmek çözüm değildir. Mensa işçisi kendi öz örgütlülüğünü, tabanın iradesini yansıtan bir örgütlenmeyi başarmadıkça ve bu örgütlülüğü sendikaları harekete geçirmenin ve denetlemenin bir aracı haline getirmedikçe sermayenin saldırılarını püskürtemez.

Bugün Mensa işçisinin önündeki güncel görev, işverenin saldırılarını tabanın iradesini yansıtan bir örgütlenme yaratarak eylemli bir yanıt vermektir.

SY Kızıl Bayrak/Adana



Sendikal örgütlülük üzerine bir MAKTEK işçisi ile konuştuk...

“Herşeye rağmen sendikalı olacağız!”

Şu anda işyerinizde sendika var mı?

- Hayır yok.

Daha önce işten atılmış olan işçiler hangi şartlarda geri alındı?

- Yeni çıkan iş yasasına göre sözleşmeli olarak geri alındılar. Sözleşme imzalatarak aldılar, yoksa almayacaklardı.

Sendikanın bir katkısı oldu mu?

- Devamlı burada eylem yapmamızı sağladılar. Örgütlenmemizde çok büyük payları var. Sendika hakkında işçileri bilinçlendirdiler. Devamlı toplantılar yapıldı. Halen toplantılarımız devam ediyor. Bazı arkadaşlarımızın kafalarına takılan konular var. Örneğin burada yeni yeni şeyler çıktı. Birbirimize küfür ettiğimiz an, 25. maddeye göre işten çıkarılacakmışız. Yeni müdürler geldi. Daha önce bir müdür vardı, şimdi iki müdür oldu. Personel müdürü aldılar. Önceden işçiler yemek paydosundan önce ellerini yıkıyordu, şimdi zil çalınca temizlik yapabiliyoruz. Çok kısıtlamalar oldu.

- İşten çıkarılan arkadaşlarınızın direnişten sonra tekrar işe alınması üzerine patronun tutumunda bir değişiklik oldu mu?

- Baskılar arttı. Devamlı kontrol ediyorlar. Bir arkadaşımızdan kabahati olmadığı halde savunma istediler. Ben de dahil, en ufak bir açıkta tutanak tutuyorlar. Şu anda yetkiyi bekliyoruz. Yetki geldiğinde sendikanın doğrultusunda yapacağız bir şeyler. Mesela, sendikadan her türlü desteği almaya çalışacağız; ama alamadığımız takdirde kendi başımıza bir şeyler yapacağız.

SY Kızıl Bayrak/İzmir



Özelleştirme saldırısı üzerine bir TÜPRAŞ işçisi ile konuştuk...

Talancıları işyerlerimize almayacağız!..

- TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesiyle ilgili son gelişmeler hakkında bilgi verebilir misiniz?

TÜPRAŞ’ın taliplisi olarak 13-15 Ağustos tarihleri arasında Sabancı geldi. Ama işçilerin eylemi yüzünden Sabancı ve ekibi fabrikaya giremedi. Bu olay İzmit TÜPRAŞ’ta oldu.

Kırıkkale’deki rafineriye de jandarma eşliğinde girebildiler. İşçiler eylem halindeyken, Sabancı, jandarma ile işbirliği halinde farklı yol kullanıp araba değişikliği yaparak fabrikaya girebilmiş. Bu olaylardan sonra İzmir’de eylem olduğu duyumunu alınca, İzmir TÜPRAŞ’a gelmediler.

24 Ağustos’ta da İzmir’e Rus firmalar gelmişti. Özellikle pazar gününü seçmelerinin nedeni, işçilerin çoğunun o gün işyerinde olmaması. Sabah 05:00’de geri dönmüşler. 25 Ağustos günü TÜPRAŞ çalışanları eylem yaptılar, pazar günü gelen Rus firmasını protesto için.

6 Eylül’de Doğan Holding temsilcisi geldi. İşçilerin 1.5 saat süren eylemi sonucunda fabrikaya girip gezemediler. Yapılan eylemde kimi işçiler ünitelerde alıcıların ilerlemelerinin önünü kesmişti.

Sendika, eylemlerin Ekim ayında da devam edeceğini ve mitinglerin olabileceğini söyledi.

SY Kızıl Bayrak/İzmir