20 Eylül'03
Sayı: 37 (127)


  Kızıl Bayrak'tan
  Anti emperyalist mücadele ve görevlerimiz
  Amerikan uşaklarından hesap soralım!
  Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin artan önemi
  Kaderini emperyalist sisteme ve sistemin efendisi ABD'ye bağlayanlar
  8.5 milyar dolarlık kredinin içyüzü
  Ekonomide pembe yalanlar
  Depremzedelerle konuştuk...
  Demokratikleşme adı altında düzenin tahkimatı
  Filistin halkı siyonist saldırganlığa, emperyalist ikiyüzlülüğe karşı direniyor!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar sürüyor...
  Özelleştirme saldırısının yeni dönemi
  Sınıftan haberler, röportajlar...
  DTÖ'nün Cancun fiyaskosu.
  Gençlik yasaya karşı barikatı yükseltmeli!
  Ekim Gençliği'nden..
  Mert Çelik Fabrikası'nın gerçek yüzü...
  Ruhi Su: Ezgili bir yürek, devrimci bir sanatçı
  Irak'ta Mehmetçik'e saldırılır mı?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ortada “Demokrasi paketleri”nden geçilmiyor,
ama nedense emekçiler için sonuç değişmiyor!..

“Demokratikleşme” adı altında
düzenin tahkimatı

Son zamanlarda AB’ye uyum yasaları çerçevesinde estirilen demokrasi rüzgarları bir kez daha ortalığı kapladı. Bununla eşgüdümlü olarak düzenin yıpranmış kurumlarına yeniden makyaj yapılmaya başlandı. Tabii, bunun için önce eskiyen ve yıpranan parçaların göstermelik de olsa temizlenmesi gerekiyordu. Dönem dönem sermaye iktidarı bu tür demokratikleşme oyunları oynuyor ve bunun altından her seferinde varolan kırıntı düzeyindeki hakları da gaspeden saldırılar çıkıyordu. Nitekim son olarak esmeye başlayan demokrasi rüzgarlarının dinmesinin ardından bir kez daha düzenin baskı ve zor aygıtlarının yeniden ve daha güçlü bir biçimde devreye girdi.

AB’ye uyum yasaları çerçevesinde bir “danışma” kuruluna dönüştürülen MGK üzerinden basına yansıyan bilgiler, bu kurumun işlevini ve işleyişini gözler önüne seriyor. MGK Genel Sekreterliği iç yönetmeliğinin açıklanması, bu sömürü düzenin gerçek yöneticisinin kim olduğunu ve eğitimden medyaya dek pek çok kurumun düzenin selameti bakımından ne tür işler yaptığını ortaya serdi. “Bölücü ve yıkıcı teröre karşı mücadele ve toplumun bilinçlendirilmesi” amacıyla yürütülen psikolojik harekatın nasıl, hangi kirli yol ve yöntemlerle yapıldığı da böylece açığa çıktı.

Açıklanan yönetmeliğe göre, MGK “bölücü ve yıkıcı” teröre karşı mücadele adı altında işçi-emekçileri düzenin istediği sınırlar içinde tutmak, bu sınırların dışına çıkanlara karşı mücadele etmek ve onları ezmek için her yolu kullanabiliyordu. Toplumun yönlendirilmesi ve toplumsal bilincin dumura uğratılarak işlevsiz kılınması amacıyla psikolojik operasyonlar düzenlenmesi de buna dahil. Bu amaçla tüm medya kuruluşları kullanılmaktadır. Televizyon ve gazetelere hangi konular hakkında nasıl yazılacağının bildirilmesinden, Anadolu Ajansı ile TRT gibi devlet kuruluşlarına da sipariş haber yaptırılması da “olağan” işlerdendir. Buna göre, Genelkurmay istediği herhangi bir konuda toplumu yönlendirmek için haber sipariş veriyor ve ardından da medya tekelleri aracılığıyla bir kampanya başlatılıyordu.

Biz bunu Kürt ulusal mücadelesi döneminden çok iyi biliyoruz. İşçi ve emekçiler içerisinden şovenizmin tırmandırılması ve sınıf hareketini bölmenin ve kırmanın bir olanağı olarak kullanılmasında, tüm düzen kurumları tam bir işbirliği içerisinde hareket ediyordu. Özellikle Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından yazarının aynı olduğu belli olan haberlerle tam bir kampanya başlatılmıştı. Bunda oldukça başarılı olundu. Ardından yaşanan ölüm orucu süreci ve 19 Aralık katliamı sırasında da medya aynı merkezden hazırlanmış olduğu açık olan yayınlar yapıyordu. Onlarca devrimci katledilirken, yüzlercesi işkencelerden geçirilip hücrelere kapatılırken, onlar sevinç çığlıkları atıp devrimcilere karşı bir kampanya başlatmışlardı.

Peki şimdi ne oldu da yıllarca hiç itiraz görmeden devam eden bu uygulamalar şimdi su üstüne çıktı. Sanki bu gerçekler yeni keşfedilmiş gibi gazetelerde yayınlanmaya başladı. Yoksa gerçekten artık demokratikleşiyor ve bir karanlık dönemi geride mi bırakıyorduk.

Tabii bu tür açıklamalar hiç de düzenin demokratikleşmesinin göstergesi değil. Tam aksine yıpranan bazı kurumların makyajının tazelenmesi yoluyla yeniden güçlendirilmeleri amacını taşıyor. Bu sayede kirlenen ve emekçiler nezdinde inandırıcılığını yitirmeye başlayan ve ileriki süreçte kendi rollerini oynamakta zorlanacak kurumların önündeki bir takım pürüzler ortadan kaldırılmış oluyor.

Nitekim MGK’nın imajı, gerek gündelik politikaya sürekli müdahalesi ve bunun artık ayyuka çıkması, gerekse Kürt ulusal mücadelesi karşısında uyguladığı kirli savaş yöntemleri nedeniyle uzun bir süredir yıpranmaktaydı. Buna bir de Avrupa Birliği tarafından dillendirilen ordunun yönetimdeki rolünün azaltılması da eklenince bu orta oyunu daha bir gerekli oldu.

Demokrasi sorunu Avrupalı emperyalistler tarafından sürekli bir şekilde gündeme getirilmekte ve AB’ye girişin önündeki en büyük engel olarak gösterilmekteydi. Türkiye’de demokrasi sorunun olduğu bir gerçek. Ancak bu hiçbir zaman emperyalistlerin demokrasi yanlısı olduklarını ve amaçlarının bunu sağlamak olduğunu göstermez. Onlarda pekala biliyorlar ki işçi ve emekçileri emperyalist/kapitalist sömürü zinciri içerisinde tutabilmek ve bunu süreklileştirebilmek için demokratik hakların sürekli bir şekilde gaspedilmesi gerekiyor. Yoksa burjuva demokrasisi sınırları içinde olsa da, bu işçi sınıfının eline oldukça güçlü bir silah vermek demek olacak. Onların tek sorunu Amerikan emperyalizmine göbekten bağımlı olan işbirlikçi Türk burjuvazisini kendilerine bağlamaktır. Bunun için böyle soruları sürekli olarak kullanıyorlar.

MGK’n bazı yetkilerinin sınırlandırılması ve geçmişteki bir takım uygulamaların günah çıkarma mahiyetinde ortaya dökülmesinin tüm amacı bu demokrasicilik oyununa inandırıcılık katmaktır. Yoksa sermaye iktidarının ihtiyacı olan demokrasi değildir. Tersine, bu düzenin devamını sağlayacak baskı ve zor aygıtlarının daha da güçlendirilmesidir. Çünkü sermaye iktidarı da çok iyi biliyor ki, işçi sınıfı ve emekçiler lehine herhangi bir esnemeye gitmesi mümkün değildir. Bu nedenle dipten kaynamaya başlayan sınıf hareketini zor yoluyla bastırmaya çalışacaktır.

Bunu görmek için son bir kaç hafta içindeki kimi gelişmelere bakmak yeterlidir. Kamu emekçilerinin eylemine saldırıldı. Başta Erdoğan olmak üzere kimi bakanlar hak arama mücadalesini anti-demokratik olmakla suçladılar. 1 Eylül barış gününde tüm ülkede terör estirildi ve eylemlere saldırılarak insanlar gözaltına alındı. İstanbul’daki çorap işçilerinin eylemine vahşice saldıran polis, işçileri gözaltına alarak terör estirdi. Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda seslerini duyurmak için çadır kuran depremzedelere saldırıldı. Yine Abdi İpekçi Parkı’nda tecride karşı seslerini duyurmak için açıklama yapan TAYAD’lı ailelere saldırarak gözaltına alındılar.

Her fırsatta ne kadar demokratikleştiğimiz, çağdaşlaştığımız ve uygarlık düzeyini yakaladığımız söyleniyor. Ama ne hikmetse şu demokrasi denen şey ortalıkta paket paket dolaşmasına rağmen işçi-emekçiler, devrimci ve demokratlar bu demokrasinden yararlanamıyorlar. İşçi ve emekçilerin payına her seferinde düşük zam, enflasyon, işsizlik, sosyal ve ekonomik hakların gaspı, işkence ve F tipi düştü, düşüyor.

Sermaye iktidarının hüküm sürdüğü koşullarda işçi, emekçi ve ezilenler baskı ve sömürü koşullarında yaşamak zorunda kalacaklardır. Bunu değiştirmenin tek yolu demokratik ve siyasal talepleri de içeren bir perspektifiyle mücadele sahnesine çıkmaktır. Düzen içi çekişmelerden veya emperyalistlerden demokrasi beklemek boş bir hayaldir.



Kamu Yönetimi Reformu’na yönelik
aydınlatma çalışmalarından...

AKP hükümetinin hazırlıklarını sürdürdüğü Kamu Yönetim Reformu saldırısına karşı kamu emekçilerini aydınlatmak amacıyla hazırladığımız broşürü Ankara’da çeşitli işyerlerine dağıttık. Dağıtım yapılan işyerleri şunlar: SSK Genel Müdürlüğü, Kızılbey Vergi Dairesi, Mithatpaşa Vergi Dairesi, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ve Gelirler Genel Müdürlüğü Kontrolörler Başkanlığı.

Yüzlerce broşür dağıttığımız işyerlerinde genel olarak emekçilerin saldırıdan habersiz olduğunu söyleyebiliriz. Bir ilk adım olarak çalışmamız büyük önem taşıyor. Broşür dağıtımımız daha geniş bir alana yayılarak sürecek. Yanı sıra bir dizi başka araç ve yola başvurarak gerek bilinçlendirme gerekse saldırıya karşı bilinci örgütleme yönünde çalışmalarımızı geliştireceğiz.

Sosyalist Kamu Emekçileri/Ankara



Şakirpaşa İşçi Kültür Evi’nde etkinlik...

Şakirpaşa İşçi Kültür Evi’nde, 17 Eylül günü, bir etkinlik gerçekleştirdik. Bu etkinlik bizler için önemliydi. İKE bünyesinde çalışan müzik, şiir ve tiyatro gruplarının ortak hazırladığı, kendi öz emeğimizin ürünü bir etkinlikti.

Etkinlik, programın duyurulduğu kısa bir konuşmayla başladı. Şiir ve müzik grupları ortak hazırladıkları şiir dinletisini sundular. Şiirler; sömürüden, yoksulluktan, savaştan ve tüm bunlara karşı mücadele etmekten, direnmekten ve direnenlerden bahsediyordu.

Nazım Hikmet, Rahime Henden gibi şairlerin yanı sıra arkadaşlarımız kendi yazmış oldukları şiirleri de bizlerle paylaştılar. Ciddi bir emek ve yoğun bir çalışma sonucu ortaya çıkan şiir dinletisi etkinliğine katılanlar tarafından beğeniyle karşılandı.

İKE bünyesindeki Yürekli Tiyatro Grubu ise kendi yazıp oyunlaştırdığı “Orgeneral zor durumda” oyununu sundu. Sistemi ve orduyu teşhir eden oyun da oldukça beğenildi. Yaklaşık 60 kişi etkinliği izledi. Etkinlik müzik, şiir ve tiyatro çalışmalarına katılma çağrısıyla son buldu.

Şakirpaşa İşçi Kültür Evi çalışanlar