20 Eylül'03
Sayı: 37 (127)


  Kızıl Bayrak'tan
  Anti emperyalist mücadele ve görevlerimiz
  Amerikan uşaklarından hesap soralım!
  Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin artan önemi
  Kaderini emperyalist sisteme ve sistemin efendisi ABD'ye bağlayanlar
  8.5 milyar dolarlık kredinin içyüzü
  Ekonomide pembe yalanlar
  Depremzedelerle konuştuk...
  Demokratikleşme adı altında düzenin tahkimatı
  Filistin halkı siyonist saldırganlığa, emperyalist ikiyüzlülüğe karşı direniyor!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar sürüyor...
  Özelleştirme saldırısının yeni dönemi
  Sınıftan haberler, röportajlar...
  DTÖ'nün Cancun fiyaskosu.
  Gençlik yasaya karşı barikatı yükseltmeli!
  Ekim Gençliği'nden..
  Mert Çelik Fabrikası'nın gerçek yüzü...
  Ruhi Su: Ezgili bir yürek, devrimci bir sanatçı
  Irak'ta Mehmetçik'e saldırılır mı?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Irak direnişi ABD’yi zora sokunca diğer
haydutlardan destek istedi...

Emperyalistler arası kirli pazarlıklar sürüyor

E. Bahri

Haydutbaşı Bush birkaç ay önce Irak’ın işgaline onay vermeyen Birleşmiş Milletleri aşağılamış, ardından “gereksiz ve konu dışı” ilan etmişti. Gelinen aşamada ise, BM’nin Irak’ta rolünü genişletmesinin bir sorumluluk olduğunu söylüyor. Görüldüğü gibi Irak halkının dört aylık direnişi, dünyanın en tehlikeli, en saldırgan, en küstah emperyalist gücünü tükürdüğünü yalamaya mecbur bırakmıştır.

Irak işgalini bir sonuca ulaştırmak, sıradaki ülkelere saldırabilmek için diğer emperyalist güç odaklarının mali/askeri desteğini isteyen ABD, işgalin yükünü bu ülkelerle paylaşmak istiyor. Bu amaçla BM Güvenlik Konseyi’ne yeni bir karar tasarısı sundu. Bush, Dışişleri Bakanı Colin Powell’i Güvenlik Konseyi daimi üyeleriyle temasa geçmesi için görevlendirdi. Savaş kundakçılarının bir kısmı bu girişime karşı çıktı, ancak günden güne sıkışan, bu arada gelecek yıl yapılacak seçimlere de hazırlanan Bush buna mecbur görünüyor. Böyle olmasaydı, işgalin ilk günlerinde “kimseye zırnık koklatmam” diyen savaş çetesi bugün bu küstah tutumdan taviz vermezdi.

Diğer emperyalistlerin taviz koparmadan asker göndermeyeceğini bilen ABD, onlara rüşvet öneriyor. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, kendileriyle suç ortaklığı yapacak devletlere Irak yağmasından belli ölçüde pay vereceklerini açığa vurdu. Savaş kundakçılarının başını çekenlerden biri olan bu haydut, “Ülkeler asker, para ve destekte bulundukları ölçüde masada oturabilecekler, bizimle ve Irak geçici konseyiyle çalışma fırsatına sahip olabilecekler” diyor.

Buna rağmen Amerika inisiyatifi elden bırakmaya niyetli değil henüz. Colin Powell, “ABD kesinlikle baskın rol oynayacaktır. Ama baskın rol, tek rol anlamına gelmez” diyerek bu konudaki tutumlarına açıklık getirdi.

Güvenlik Konseyi’ne sunulan tasarı, Irak’ta ABD öncülüğündeki gücün BM onaylı bir çokuluslu güce dönüştürülmesini öngörüyor. Elbette çokuluslu gücün komutası ABD’de kalacak. Zira işgal güçlerine Birleşmiş Milletler’in komuta etmesi yönündeki talebi reddeden Rumsfeld, “Kartlar arasında bu yok” dedi.

Kirli pazarlıklardan anlaşıldığına göre, Fransa-Almanya ikilisi önerilen rüşveti yeterli görmemişler. Rusya’nın tutumu muğlak görünmekle beraber ikna olmak üzereymiş izlenimi veriyor. Rus Savunma Bakanı Sergey İvanov yaptığı açıklamada, tasarının kabul edilmesi durumunda ülkesinin Irak’a asker gönderme seçeneğini gözardı etmeyeceğini söyledi. Bu da pazarlıkta belli bir mesafe katedildiğini gösteriyor. Almanya’yı ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile yaptıkları ortak açıklamada, tasarıya, “beklentilerini karşılamadığı” gerekçesiyle destek vermeyeceklerini söylediler. Daha da ileri giden Fransa, Irak’ın geçici yönetiminin bir an önce ABD’den BM’ye devredilmesini istedi. Tabii bu talep ABD tarafından “kabul edilemez” diye nitelendi. Görünen oi, haydutlar arasındaki Irak’ı yağmalama pazarlıkları bir süre daha devam edecek.

Baştan beri yapılagelen kirli pazarlıklar, bütün emperyalist güç odaklarının, Irak halkının uğradığı yıkımın suç ortakları olduğunun kanıtıdır. Yağmadan pay almak adına sergilenen bu iğrençlikte, hiçbir taraf Irak halklarının katledilmesine, işsiz, aç kalmasına değinme ihtiyacı bile hissetmiyor. Yağma pazarlığında anlaşma sağlanırsa, onbinlerce Iraklı’yı katleden Amerikan-İngiliz emperyalistleri, kendilerine yeni suç ortakları bulmakta herhangi bir zorluk çekmeyecekler.

Artık günümüzde tutarlı anti-emperyalist mücadele, sadece ABD’ye değil, yanı sıra tüm emperyalist güç odaklarına karşı cepheden tavır almak zorundadır. Yağmaya son verecek olan da, Irak halklarının bu perspektifle geliştireceği direniş ile her türden yağmacıyı topraklarından söküp atmasıdır.



Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) bir kez daha
emperyalist saldırganlığın hizmetinde

Hedefte İran var

Bush haydudunun başını çektiği savaş çetesi, İran’ı “şer ekseni” ülkelerinden biri ilan etmişti. Gerekçe yine bildik gerekçe; “Teröre destek vermek, nükleer silah üretmek” vb. Irak’tan sonra sıranın İran’a geleceğine dair emareler gündemdeydi. Yani, ABD istemediği rejimlerin olduğu ülkeleri peşpeşe işgal edecekti. Ancak Irak halkının işgal karşıtı direnişi, ABD emperyalizminin başka bir ülkeye saldırmasına şimdilik engel oluyor. Irak direnişi aynı zamanda haydutların dünyada istedikleri gibi at koşturmayacaklarının bir göstergesidir.

Bu ayın başında Amerikan beslemesi terörist devlet İsrail, efendisinin önüne geçerek İran’ı doğrudan tehdit etti. İsrail’in, nükleer silah üretiminde kullanılan plutonyum üretmesi halinde İran’daki Buşehr santralini bombalama planları yaptığı ortaya çıktı.

İsrail basınına açıklamalarda bulunan siyonist ordu komutanları, İsrail savaş uçaklarının Basra Körfezi’nde bulunan nükleer tesisleri imha etmek için “yol haritası” oluşturduğunu açıklamışlardı. Oysa İsrail devleti, sadece Ortadoğu’nun değil, dünyanın en çok nükleer silaha sahip ülkelerinden biridir. Şaron gibi kasaplar tarafından yönetilen İsrail, ABD’ye sırtını dayayarak küstah açıklamalar yapıyor. Ancak İsrail’in sahip olduğu kitle imha silahları tüm Ortadoğu halklarının geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler’i takmadığı gibi silahlanmayla ilgili hiçbir uluslararası antlaşmaya da imza atmayan İsrail’in elinde bulunan nükleer silahlar, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetimine de kapalıdır.

Bütün dünya İsrail’de kitle imha silahı olduğunu bildiği halde ne Atom Enerjisi Ajansı, ne de bu kurumun başkanı Muhammed El Baradey bu ülkeden bahsetme cesareti gösterememektedir. Ama aynı El Baradey, (Hans Blix’le beraber) Amerikan saldırısının önünü açmak için Irak’ta hararetli çalışmalarda bulunmuştu. Görünen o ki, El Baradey, efendilerinden aldığı emir üzerine, şimdi İran’ı hedef alabilecek olası bir saldırının da önünü açmak için kolları sıvamış bulunuyor.

Bir süre önce rapor hazırlayan El Baradey, İran’ın nükleer programı konusunda “ciddi kaygılar bulunduğunu” iddia etmişti. Geçen hafta ise, Atom Enerjisi Ajansı, İran hükümetine nükleer enerji faaliyetlerinin “temiz olduğunu” kanıtlaması için 45 gün süre tanıdı. 31 Ekim tarihine kadar temiz olduğunu kanıtlamaması halinde, İran’a da Birleşmiş Milletler yaptırımları gündeme gelebilecek. Amerikan sözcüsü gibi konuşan El Baradey, alınan kararın İran’a, Ajansla işbirliği yapması için çok güçlü bir mesaj olduğunu söyledi.

UAEA, 10 gün içinde İran’a bir nükleer silah denetim ekibi yollayacak. Alınan karar uyarınca, bu denetim ekibinin, hiçbir engelle karşılaşmadan istedikleri nükleer tesise girebilmeleri isteniyor. İran’a dayatılan bu karar, (amacına ulaşıp ulaşmayacağından bağımsız olarak) Irak işgali için bahane edilen (sonradan yalan olduğu ortaya çıkan) iddiaları akla getiriyor.

Karara sert tepki gösteren İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, bunun sadece, Tahran’ı sıkıştırmayı amaçlayan siyasi bir karar olduğunu söyledi. İran’ın UAEA büyükelçisi Ali Saheli de “bu ültimatomu reddediyoruz” diyerek, İran’la ilgili kararın alındığı Viyana’daki toplantıyı terketti. Zira UAEA’nın, İran hakkında herhangi bir karar almadan önce incelemelerini tamamlaması ve kesin bir sonuca ulaşması gerekiyordu. Oysa İran’ı hedef alan karar, AB destekli ABD’nin doğrudan baskısı sonucu alındı. Bunun üzerine Harrazi, ABD ve bazı Avrupa ülkelerini, kendi siyasi hedefleri için UAEA’yı kullanmakla suçladı. İran’ın şimdiye kadar UAEA uzmanları ile işbirliği yaptığını hatırlatan Harrazi, gelecekte de işbirliğine hazır olduğunu söyledi. Buna rağmen İran’ın UAEA ile işbirliği konusunda karar alması gerektiği vurguland İran’ın UAEA üyeliğini askıya alması halinde, kuruma bağlı uzmanları topraklarından kovabilecek.

İranla ilgili aldığı kararla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı da, bağlı olduğu Birleşmiş Milletler örgütü gibi, emperyalist saldırganlık ve savaş barbarlığının suç ortağı olduğunu tartışma götürmez bir şekilde belgeledi.



Saldırılar ve emperyalist savaş hakkında işçilerle konuştuk...

“Halkların örgütlü mücadelesi gerekiyor!”

- Yeni iş yasasının kapsamı hakkında bilginiz var mı?

1. işçi: Tam anlamıyla bir bilgiye sahip değilim. Ancak yazılı ve görsel basından takip ediyorum. Söylenenler ne kadar doğru bilemiyorum.

- Özelleştirme saldırısı işçi ve emekçiler için ne anlam taşıyor?

1. işçi: Özelleştirmeler işsizliği arttıracak. Fabrikada çalışan 40-50 kişi işçi varsa bunların %70’i işten atılacak. Bu durum bizi de olumsuz etkileyecektir. İşsizlik arttığı sürece bizim iş güvencemiz de ortadan kalkacaktır. Türkiye AB’ye girmek ve uyum sağlamak için özelleştirmelere ihtiyaç duymaktadır.

- Saldırılar karşısında sendikaların yeterli mücadeleyi yürüttüğünü düşünüyor musunuz?

1. işçi: Sistemin dayattığı olgular vardır. Doğru dürüst muhalefet eden sendika yoktur. Bir sendika başkanının altında lüks bir araba varsa, meclise giriyorsa, ondan çok fazla bir şey beklenemez. O bizim haklarımızı savunamaz.

- Türkiye’nin Irak’a asker göndermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

2. işçi: Doğru bulmuyorum. ABD askeri Irak’ta gittikçe güç kaybetmektedir. ABD, kaybettiği gücü telafi etmek, kendi askerlerini daha fazla tehlikeye atmamak ve kendi halkından daha fazla tepki almamak için Türk askerini öne sürmektedir.

-Amerika’nın Irak’a saldırısı sizce haklı ve meşru bir saldırı mıdır?

2. işçi: Amerika’nın Irak’a saldırısı meşru değildir. Ekonomisinin çökmekte olmasından dolayı Irak’taki petrol ve diğer zenginliklerini ele geçirmek istediğinden böyle bir saldırıyı gerçekleştirdi.

- ABD 11 Eylül’den sonra başlattığı saldırgan politikalarıyla ne hedefemektedir?

2. işçi: ABD bütün dünyaya hakim olmak istiyor, bütün dünya halklarını sömürerek süper güç olmak istiyor. Örneğin Hitler’in yaptığı katliamlar gibi.

- Bütün bu saldırılara karşı çözüm konusunda ne söyleyebilirsiniz?

2. işçi: Bütün halkların örgütlü mücadesi ile bu saldırılar püskürtülebilir. Bunun başka çözüm yolu yoktur. Böyle yapılmadığı takdirde, katliamlar daha fazla artarak devam edecektir.

- Daha önce ne iş yapıyordunuz?

3. işçi (işten atılan bir tekstil işçisi): Tekstil atölyesinde işçi olarak çalışıyordum.

- İşten atılma nedeniniz neydi? İşyerinde ne gibi sorunlar yaşıyordunuz?

3. işçi: Sürekli işverenle sorun yaşıyordum. İşveren tarafından sürekli aşağılanıyordum. 11 saat ayakta duruyordum. Bunun karşılığında asgari ücretin de altında bir ücret alıyordum. İşyerinde işçiler birbirleriyle konuşamıyordu. Tam anlamıyla robot gibiydik. Birbirimizle konuşmamız yasaktı, herkes kendi işini yapıyordu. Patron, yaptığı bu baskılar sanki yetmiyormuş gibi, bir de tek tatil günümüz olan pazar gününü de bizden çalmaya çalışıyordu. Bizi pazar günleri de işe çağırıyordu, ama ben gitmiyordum. Diğer arkadaşlar işten atılma korkusuyla pazar günleri de işe gidiyorlardı. Bir basın açıklamasına katıldığım için işime son verildi.

- Bir anne olarak, sizin gibi işçi ve emekçi çocuklarının Irak’a asker olarak gönderilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

3. işçi: Kesinlikle karşıyım. Çünkü çocuklarımız oraya ABD emperyalizmi adına ölmeye ve öldürmeye gidiyor. Gençlerimizi ve çocuklarımızı kirli emelleri için kullanmak istiyorlar. Irak halkı emperyalist işgale karşı direniyor. ABD, Irak halkı karşısında büyük bir acze düşmüş durumda. Hergün ölüm haberleri geliyor. Öyle bir durumda ki, saplandığı bataklıktan kurtulmak için başka ülkelerin askerlerini istiyor.

- Saldırılar karşısında ne yapmalıyız?

3. işçi: Bilinçli bir şekilde örgütlenip mücadeleyi yükseltmek gerekiyor.

BDSP çalışanları/Antakya