20 Eylül'03
Sayı: 37 (127)


  Kızıl Bayrak'tan
  Anti emperyalist mücadele ve görevlerimiz
  Amerikan uşaklarından hesap soralım!
  Emperyalist savaş karşıtı mücadelenin artan önemi
  Kaderini emperyalist sisteme ve sistemin efendisi ABD'ye bağlayanlar
  8.5 milyar dolarlık kredinin içyüzü
  Ekonomide pembe yalanlar
  Depremzedelerle konuştuk...
  Demokratikleşme adı altında düzenin tahkimatı
  Filistin halkı siyonist saldırganlığa, emperyalist ikiyüzlülüğe karşı direniyor!
  Emperyalistler arası kirli pazarlıklar sürüyor...
  Özelleştirme saldırısının yeni dönemi
  Sınıftan haberler, röportajlar...
  DTÖ'nün Cancun fiyaskosu.
  Gençlik yasaya karşı barikatı yükseltmeli!
  Ekim Gençliği'nden..
  Mert Çelik Fabrikası'nın gerçek yüzü...
  Ruhi Su: Ezgili bir yürek, devrimci bir sanatçı
  Irak'ta Mehmetçik'e saldırılır mı?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Önemli olan savaşa ve Amerikan jandarmalığına karşı tepkiyi eylemli bir düzeye yükseltmektir...

Anti-emperyalist mücadele ve görevlerimiz

Türk devlet yetkilileri, Irak’a asker gönderme konusundaki kararlılıklarını her vesile ile açıklamaktan kaçınmıyorlar. Hükümetinden ordusuna kadar en etkili kurumların en yetkili ağızları her açıldıklarında, asker göndermenin sağlayacağı menfaatleri sayıp döküyorlar. Risk yahut zararlardan sözeden olduğunda da, “her faydanın bir bedeli olacaktır” gibi ifadelerle yanıtlıyorlar. Söz konusu ettikleri “menfaatler”in neler olduğunu açıklamadıkları, “ülke menfaatleri” genel başlığı altında geçiştirdikleri oranda, sözün özünü, “ülke için can feda”ya götürüp dayatmaya çalışıyorlar.

Bu ülkenin gençleri “vatanın ve devletin yüksek menfaatleri” uğruna gidip Irak çöllerinde ölecekler. Tıpkı Kore’de olduğu gibi. Fakat uğruna ölüme gidilen bu menfaatlerin ne menem bir şey olduğu söylenmeyecek, açıklanmayacak… Daha da ötesi, konuya ilişkin görüşmeler, varılan anlaşmalar o halktan ve ölüme gönderilmek istenen gençlerinden gizlenecek. Amerikan basını tarafından ifşa edilenleri gizlemek için ayak üstü bin bir yalan uydurulacak. Gerçeklerin üstü örtülecek. Tüm bunların üstüne de, “vatanın ve devletin yüksek menfaatleri” masalına inanılması, gözü kapalı Irak yollarına düşülmesi beklenecek. Hayalperestliğin bu kadarına da doğrusu pes!..

Aslında devletin tüm gizleme çabalarına ve medyadan bu yönde aldığı desteğe rağmen, konu öylesine “küresel”leşmiş durumda ki, görüşmelerin ana hatları çok kısa zamanda açığa çıkıyor. Bir biçimde açığa vurmak zorunda kalıyorlar. Örneğin; bizimkiler “insani yardım”, “Irak’ın yeniden inşası” gibi yaveleri tekrarlayıp dururken, Amerika üzerinden “Irak’ta güvenliğin sağlanması”, “Amerikan askerinin Irak’tan çekilmesi” gibi ihtiyaçlara ilişkin açıklamalar yayınlanıveriyor. Amerika, Irak’a asker göndermeye ikna için çalmadık kapı bırakmıyor. Asker gönderme sözü aldığı uydu devletlerine Birleşmiş Milletler meşruiyeti sağlamak için dört dönüyor.

Sonuçta, Irak’a gidecek her bir askerin orada Amerikan ordusunun güvenliğini sağlamak, Amerikan çıkarlarına bekçilik yapmak görevi üstleneceği herkesin malumu durumunda. Türkiye’deki “Irak halkının refahı ve çıkarları” üzerine demagojinin buna rağmen sürdürülmesinin, biraz, hazırlık sürecinde tepkileri yumuşatma gibi bir amaca hizmet için olduğu düşünülebilir. Fakat, asıl olarak söz konusu tepkilerin cılızlığından aldıkları güçle adeta alay ettiklerini kabul etmekte yarar vardır.

Çocuklarımızın canı-kanı üzerine pazarlıkları bizden gizleyerek yapıyorlar. Bu kan pazarlığını gizlemek için gözümüze baka baka yalan söylüyorlar. Ve ne pazarlıkları sürdürürken ne de yalan söylerken en küçük bir tereddüt yaşadıkları, herhangi bir çekince duydukları görülmüyor. Normalde korkmaları, çekinmeleri gerekmez mi? Bir, iki, üç, beş değil, yüzlerce binlerce genci ölüme göndermek söz konusu iken, bu gençlerin ve onları seven yakınlarının tepki ve öfkesi egemenlerde az da olsa tereddüt yaratmaz mı? Normalde yaratır, yaratmalı. Komşunun canına kasdetmek, malının yağmalanması, halkının esir alınması için haydutlara yardımcı olmak, normalde, çekince yaratması gereken bir ayıp, ağır bir suç değil midir? Normalde öyledir kuşkusuz.

Ancak, bugün böyle görülmediğine, egemenler ve uşakları tüm pervasızlıklarıyla halklara karşı ittifak halinde saldırabildiklerine, üstelik bu saldırganlıklarını, dünyanın tüm dillerinin tüm söz oyunlarını yere serercesine, “demokrasinin savunulması”, “halkların kurtarılması”, “Irak’ın inşa ve ihyası” gibi zıt anlamlı sözcüklerle adlandırabildiklerine göre, demek ki durum hiç de normal değil.

Amerika’nın Irak’a yönelik saldırı planının ilk gündeme getirildiği dönemde, savaş karşıtı mücadelenin tüm dünyada yükseldiği/yayıldığı süreçte de, Türkiye’de mücadelenin düzeyi fazla yükseltilememişti. Ancak durum bugün Türkiye açısından çok daha farklı. Bugün Türkiye halkları savaşın doğrudan bir tarafı yapılmaya çalışılıyor. Türkiye gençliği Irak’a Amerikan jandarmalığı için gönderilmeye çalışılıyor. Bugün Türkiye halkları ve gençliği için mesele, komşu ve kardeş halklarla dayanışma görevinin ötesine geçmiş, komşunun canına/malına kasdetme suçunun yanı sıra, kendi canını/malını da riske atma dayatmasıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Hem de ne adına? Egemenlerin emperyalizme uşaklıklarının devam edebilmesi için.

Böyle ağır bir dayatmayla karşı karşıya bırakılan, üstelik bir de alay edercesine Irak halkına yardım için gideceği anlatılan Türkiye’nin işçi ve emekçi halklarının, gençliğinin, çok daha aktif, çok daha büyük bir tepki göstermesi gerekirken, ne yazık ki, durumun vehametiyle kıyaslandığında, tepkiler, tezat teşkil edecek düzeyde cılız ve parçalı konumunu sürdürmektedir. Son derece açık ve acı gerçek şudur ki; bu durumda egemenlerin Irak seferini engellemek mümkün olamaz. Oysa, kitlesel tepkinin eylemli ifadesi dışında bu gidişi durdurabilecek başka bir güç de bulunmamaktadır.

İçinde bulunduğumuz durumun “garipliği” işte bu çarpıcı çelişkide yatıyor. Egemenlerin kararlılığını kırmanın ve Irak seferini durdurmanın tek yolu tepkilerin kitlesel ve eylemli ifadesiyken, ve Türkiye halkları gerçekten bu savaşı haksız görüyor ve tepki duyuyorken, bu tepkileri topluca ifadelendirmek ne yazık ki mümkün olamamaktadır. Amerikan uşağı devlet ricali ve yine aynı kategoride yer alan “bir kısım medya” ve mensubu dışında, Irak’a asker göndermeye taraf konuşan kimse görülmüyor. İşçi sınıfı ve emekçi kesimler içinde görüş belirten herkes, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı konuşuyor. Bu savaşın ne kadar haksız ve vahşi bir savaş olduğu, Türkiye’nin Irak’ta Amerikan jandarmalığına soyunmasının son derece yanlış olduğu, nerdeyse herkesin üzerinde anlaştığı görüşler. Ne var ki i bu derece hemfikir olunan konu üzere harekete geçmeye geldiğinde, bir türlü bir araya gelinemiyor. Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Ayaklar da başları takip ediyor.

Bu da, farklı görünen pek çok sorunla aynı sonuca götürüyor durumu. Görevi örgütlediği kitlelerin çıkarlarını korumak olan örgütler (sendikalar, demokratik kitle örgütleri vd.) emperyalist savaşa karşı üyelerini çıkarlarını korumak üzere bir araya gelip, ortak bir mücadele hattı örgütlemek için çalışmıyor; sorunu görmezden geliyor, daha ötesi umursamıyorlar. Bu sözde örgütler bu umursamazlıklarını kölelik yasaları çıkarılırken de, özelleştirme adı altında işsizleştirme ve yağma gerçekleştirilirken de aynen sürdürmüşlerdi. Şimdi, insanlarımız emperyalizmin çıkarları uğruna ölmeye ve öldürmeye zorlanırken de aynı umursamazlık içindeler. Çünkü bu örgütlerin yöneticileri genelde ruhlarını emperyalizme ve uşaklarına çoktan teslim etmiş, çıarlarını temsil ettikleri işçi ve emekçilerin çıkarlarından ayırmış, egemen burjuvaların çıkarlarıyla ortaklaştırmış durumdadırlar.

Dolayısıyla, onlardan, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı, işçi ve emekçilerin çıkarları yönünde adım atmalarını beklemek büyük bir hata ve gaflet olacaktır. Bu yönetimlerden beklenebilecek hiçbir şey yok, fakat onları zorlamak gereken çok şey bulunuyor. Bu örgütlerin başını tuttukları sürece, isteseler de istemeseler de, tabanın istek ve çıkarları doğrultusunda kararlar almak zorunda bırakılabilirler, bırakılmalılar. Elbette örgüt yönetimlerini böyle kararlar almaya zorlayabilecek ana güç örgütün üye kitlesidir.

Komünistlerin ve genel olarak devrimcilerin anti-emperyalist mücadele görevlerinin asıl zorluk alanı da burasıdır. Devrimcilerin sokağa çıkıp Irak’a asker gönderilmesine karşı olduklarını ifade etmeleri, yahut bu doğrultudaki görüşlerini çeşitli araçlarla kitlelere duyurmaları çok büyük bir zorluk taşımıyor ve zaten aylardır tekrarlanarak yapılıyor bu. Ancak, yukarıda da belirttiğimiz gibi, iktidar sahiplerinin kararlılığını kıracak olan asıl güç işçi ve emekçi kitlelerin eylemli mücadelesidir. Sınırlı sayıdaki komünistin ve devrimcinin kararlı mücadelesi değil.

Buradan, anti-emperyalist mücadele görevlerimizin, asıl olarak, işçi sınıfı ve emekçi kitlelere karşı bir görev, onları örgütlemek ve mücadeleye yöneltmek görevi olduğu sonucuna ulaşılmalıdır. İşin propaganda kısmında epeyce mesafe kaydedildiği, Irak’a saldırının da öncesinden başlayarak sistemli bir çalışma yürütüldüğü, zaten Amerikan saldırganlığının işçi ve emekçi kitleler nezdinde hiçbir meşruiyetinin bulunmadığının açık olduğu göz önüne alınırsa, şimdi faaliyetin ağırlığını tepkilerin örgütlenmesine yoğunlaştırmak gerektiği görülecektir.

İşlerin hızlanması, bir an önce karara ve eyleme dökülebilmesi için, öncelikle, sınıfın ve emekçilerin “örgütlü” kesimlerine yönelmek, bu kesimlerin, örgütlerini mücadele kararı almaya zorlayacak taban örgütlülüklerine kavuşturulması için yoğunlaşmak gerekiyor. Bu, işin kolayına kaçmak değil, işi kolaylaştırmak için gerekli. Eğer, sınıfın ve emekçilerin örgütlü kesimleri birleşik bir eylemlilik ortaya koyabilirse, örgütsüz kesimlerini peşine takması mümkündür. Kanal bir kez açıldığında, öfke ve tepkilerin bu kanala akmaması, orada birleşmemesi için fazla bir neden kalmaz.

Elbette ondan sonra da örgütlenmesi, mücadelenin sürdürülebilirliğini sağlamak için eylem içindeki kitlelerin örgütlenmesine girişmek gerekecektir. Ama bugün öncelik buzu kırıp yolu açmaktadır. Sınıf devrimcileri, sınıfa ve emekçi halklarımıza karşı bu görevlerini yerine getirmek için tüm güçleriyle seferber olmalıdırlar.