11 Ocak '03
Sayı: 02 (92)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin "tehditleri", Türk devletinin "çekinceleri"
  Amerikan uşağı A. Gül'ün savaş turu...
  Zorunlu tasarruflar dir defada ve nakden ödenmelidir!
  İMF heyetini karşılama hazırlığı
  "Esnek üretim" yasasında mutabakat sağlandı...
  Eylemlerden...
  EP Sonuç Bildirgesi açıklandı...
  Kıbrıs'ta kitle hareketi...
  ABD emperyalizmi Kürt halkının düşmanıdır
  "Demokratikleşme" görüntüsü altında baskı, terör ve yasaklara devam!
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/3
  "Derin cinayet" ya da "su testisi su yolunda kırılır"
  YÖK-AKP çatışmasının perdeledikleri
  Eğitim-Sen 6 No'lu Şube Başkanı Hikmet Kaya ile konuştuk...
  Eğitim-Sen Ege Bölge Toplantısı'ndan...
  Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht
  Şakirpaşa İşçi Kültür Evi coşkulu ve canlı bir etkinlikle açıldı!
  Edirne F Tipi Cezaevi'ndeki devrimci tutsakların açıklaması...
  2003'e girerken.../2
  Kapitalizmde yoksulluk
  2002 güz, 2003 kara kış...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Derin cinayet” ya da
“su testisi su yolunda kırılır”

Umut Deniz

Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesinin üzerinden haftalar geçti. Cinayet hala aydınlatılmış değil. Kimin ya da kimlerin, neden öldürdüğü sorusu henüz yanıt bulmadı. Öldürme şekline bakılacak olursa, cinayetin son derece profesyonel bir el tarafından işlendiği ortada. Hablemitoğlu’nun gözüne isabet eden tek kurşunla öldürülmüş olması ise, bu profesyonel elin öldürmekteki kararlılığını gösteriyor. Polis tarafından yapılan açıklamalar, her ne kadar “laiklik karşıtı, şeriat yanlısı bir örgütün saldırıyı gerçekleştirmiş olabileceği” yönündeyse de, haftalar geçmesine rağmen somut bir delilin bulunamamış olması bu iddiaya gölge düşürüyor.

Diğer yandan, geçmişte devletin çelik çekirdeğinde görev yapmış kimi isimlerin değerlendirmeleri ise bu cinayeti daha “derin” bir mecraya sürüklüyor. Hablemitoğlu’nun geçmişinin masaya yatırıldığı bu değerlendirmeler, medyada yansıtılandan daha farklı bir Hablemitoğlu çıkarıyor karşımıza. Kafamızda çoğalan soru işaretlerini ortadan kaldırmak için birazcık hafızamızı zorlayıp, parçaları birleştirdiğimizde, karşımıza Susurluk’taki siyasetçi, polis, mafya üçgenini anımsatan yeni bir üçgen çıkıyor. Bu kez üçgenin bir ucunda “bilim adamı”, bir ucunda “hukukçu”, bir ucunda ise çok uluslu bir tekel var.

Bu kitap neyin belgesi

Hablemitoğlu’nun adını büyük bir çoğunluk öldürüldüğünde duydu. Her ne kadar belli bir kesim tarafından (Bergamalılar ve çevreciler) yeterince tanınıyorsa da, çoğunluğun tanımasına neden olacak kadar medyatik bir isim değildi.

İki yıl kadar önce yazmış olduğu bir kitapla gündeme geldi. Kitap “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adını taşıyordu. Bazı Alman vakıfları ve derneklerinin Türkiye’de yasal olmayan faaliyetler yürüttüklerinin iddia edildiği bu kitapta bir sürü tez ortaya atılıyordu.

Bu tezlerden biri; Türkiye’de (başta Bergama olmak üzere) tonlarca altın bulunduğu, bu altının Türkiye’nin ekonomisinde hayati öneme sahip olduğu, fakat dünyada altın üretiminde ilk sıralarda olan Almanya’nın bu altınların çıkarılmasından rahatsızlık duyduğu ve ekonomisi zarar göreceği için bunu engellemeye çalıştığı teziydi.

Hablemitoğlu’nun ortaya attığı bir diğer tez ise; Bergama’da altın arama faaliyetlerini engellemeye çalışanların arkasında bazı Alman vakıflarının olduğu, Bergamalı köylülerin ve onların önderlerinin bu vakıflarca finanse edildiği teziydi.

Bergama köylüsünün on yılı aşkın bir süredir bıkmadan, usanmadan, yılmadan, yıkılmadan verdiği onurlu mücadeleyi bir kalemde hiç etmeyi, tam da arkadan hançerlemeyi bu kitap adeta suç duyurusu olsun diye kaleme alınmıştı. Kitapta yer alan “Bergama Direnişinin Yerel Dinamikleri” gibi bölümlerde, mücadelenin önde gelen isimlerini şüpheli duruma düşüren ifadeler sıkça kullanılıyordu.

Tam anlamıyla bir saldırı niteliğinde olan kitap Hablemitoğlu ve Oktay Konyar’ın (Bergama direnişinin önde gelen isimlerinden) katıldığı bir TV programının da tartışma konusu oldu. Hablemitoğlu’nun iddialarını yinelediği programda, kitabın Bergama köylülerine büyük bir hakaret olduğunu söyleyen Konyar’ın “Alman vakıflarıyla bir bağlantımı bulursanız intihar ederim” diyecek kadar duygusallaştığı anlar oldu.

Programa telefonla katılan Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın ise, Hablemitoğlu’nun kitabında da yer alan, Türkiye’deki altın rezervi ile ilgili rakam ve değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığını savunarak, MTA’nın internetteki sitesinde gerçek rakam ve değerlendirmelerin görülebileceğini dile getirdi.

Daha sonra bir-iki TV programında daha görüldü Hablemitoğlu. Ve ondan sonra girdiği gibi hızla çıktı gündemden.

Hablemitoğlu kimin adamı

Öldürülmesinden çok kısa bir süre sonra yeniden gündeme geldi Hablemitoğlu’nun kitabı. Hem de iki ayrı düzlemde. Birincisi Eurogold/Normandy eski yöneticisinin yaptığı açıklamada, ikincisi ise delil kabul edilerek açılan davada.

Bergama köylülerinin yıllardır kovmaya çalıştığı, Eurogold/Normandy firmasının eski müdürlerinden Hasan Gökvardar’ın yaptığı açıklamalar çarpıcı olduğu kadar da şaşırtıcıydı. Gökvardar “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı kitabın Hablemitoğlu’na bizzat kendileri tarafından yazdırıldığını söylüyordu. Kitabın yazılması için gerekli olan tüm envanterin şirketin arşivinden sağlandığını dile getiren Gökvardar, kitabın basımı ve dağıtımını da tamamen kendilerinin finanse ettiklerini açıklıyordu. Şirketin Ankara’daki çalışanlarıyla Hablemitoğlu arasında akrabalık ilişkisi olduğunu da iddia eden Gökvardar, bu açıklamaları mahkemede de dile getirmeye hazır olduğunu bildiriyordu.

Yazdığı kitapta Bergama köylüsünü “emperyalizmin işbirlikçileri” olarak suçlayan Hablemitoğlu’nun, uluslararası emperyalizmin en has temsilcilerinden olan bir şirketin isteği üzerine ve onun finansörlüğünde bu kitabı yazmış olması “emperyalizmin işbirlikçiliği” kavramını gözler önüne seriyordu.

Derin savcı da işin içinde

Bir diğer “yaman çelişki” de Hablemitoğlu’nun kitabını ihbar kabul ederek “Almanya adına casusluk yaptıkları” iddiasıyla 15 kişi hakkında soruşturma başlatan ve 8’er yıldan 15’er yıla kadar ağır hapis istemiyle dava açan DGM eski savcısı Nuh Mete Yüksel’in durumunda ortaya çıkıyordu. Zira kitabın dağıtımından sonra dava açan Yüksel’in teknik bilgi almak ve tanık belirlemek için Eurogold/Normandy’i seçmesi onun nasıl bir “vatansever” olduğunu ortaya koyuyordu.

Hasan Gökvardar, Yüksel’in madene gelerek dava ile ilgili tanıkları buradan seçtiğini dile getirdiği açıklamasında, bu isimlerin belirlenmesinde şirketin güvenlik müdürü ve jandarma yetkililerinin yardımcı olduğunun da altını çiziyordu.

Bergama üçgeni

Hablemitoğlu öldürüldü. Burjuva medyada hakkında çıkanlar onun “aydın, demokrat bir bilim adamı” olduğu yönündeydi. Gerçekle uzaktan yakından alakasız bu söylemler, bir süredir rehavete kapıldığı gözlenen laik kesimi dürtülemeye yönelik söylemlerdi şüphesiz. Devletin ve gizli servislerin denetimleri altında yapılan haberlerle bir kez daha olan değil amaçlanan gösterildi, rengarenk ekranlardan ve boyalı sayfalardan. Ama beklendiği gibi sahiplenen çok olmadı Hablemitoğlu’nu. Bir haftada unutuluverdi.

Neden öldürüldüğünü çözmeye yetecek kadar “derin” bir birikimimiz yok, fakat arkasında kimin olduğunu anlayabilecek kadar deneyimimiz var.

Gerçek Necip Hablemitoğlu, Nuh Mete Yüksel, Eurogold/Normandy üçgeninin içinde açık seçik duruyor.