11 Ocak '03
Sayı: 02 (92)


  Kızıl Bayrak'tan
  ABD'nin "tehditleri", Türk devletinin "çekinceleri"
  Amerikan uşağı A. Gül'ün savaş turu...
  Zorunlu tasarruflar bir defada ve nakden ödenmelidir!
  İMF heyetini karşılama hazırlığı
  "Esnek üretim" yasasında mutabakat sağlandı...
  Eylemlerden...
  EP Sonuç Bildirgesi açıklandı...
  Kıbrıs'ta kitle hareketi...
  ABD emperyalizmi Kürt halkının düşmanıdır
  "Demokratikleşme" görüntüsü altında baskı, terör ve yasaklara devam!
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/3
  "Derin cinayet" ya da "su testisi su yolunda kırılır"
  YÖK-AKP çatışmasının perdeledikleri
  Eğitim-Sen 6 No'lu Şube Başkanı Hikmet Kaya ile konuştuk...
  Eğitim-Sen Ege Bölge Toplantısı'ndan...
  Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht
  Şakirpaşa İşçi Kültür Evi coşkulu ve canlı bir etkinlikle açıldı!
  Edirne F Tipi Cezaevi'ndeki devrimci tutsakların açıklaması...
  2003'e girerken.../2
  Kapitalizmde yoksulluk
  2002 güz, 2003 kara kış...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Kızıl Bayrak'tan

AKP’nin YAŞ kararlarına itirazı ordunun oldukça sert tepkisiyle karşılandı. Ordu ayrıca, türban meselesinde taviz verilmeyeceğini de belirttiği bu sert açıklamayla terbiye operasyonunun sürdürüleceği mesajını da vermiş oldu. Ancak AKP hükümetine yönelik tek uyarı bunlar da değildi. Kıbrıs’ta taviz verilmeyeceği, Irak konusunda bir an önce karar verilmesi gerektiği de açıklamada yer aldı. MGK aracılığıyla olur olmaz işlere burnunu sokan askerin, savaş gibi doğrudan kendi alanına giren bir konuda böyle ille de “siyasi karar” diye tutturması, kabağın her halükarda AKP hükümetinin başında patlatılacağını da gösteriyor. Türkiye savaşa fiilen katılsa da katılmasa da faturayı yükleneceği ortada. Tabii bu durumda sisteme bir günah keçisi lazım.

Hükümet ve devlet cephesinden bir yandan böyle çekişme görüntüleri, diğer yandan en seri biçimde savaş hazırlığı sürdürülürken, Türkiye’de savaş karşıtı hareket de kendi içinde bir takım gelişmeler yaşamayı sürdürüyor. Yapılan ve yapılması planlanan sokak gösterilerinin ardından, şimdi, “canlı kalkan” olmak üzere Türkiye’den de gönüllüler çıkmaya başladı. Halktaki bu karşıtlık, medyanın en azgın Amerikancı kalemlerini bile etkiler durumda. Yazılarını baştan sona Amerikan çıkarları ve savaş taraftarlığı üzerine kurgulayan bu baylar, söze önce kendilerinin de savaş istemediği gibi belirlemelerle başlama ihtiyacı duyabiliyorlar.

Emperyalist savaş hazırlıkları işçi ve emekçi halk kitleleri tarafından büyük bir kaygıyla izlenmekteyken, buna tuz biber ekecek uçak kazaları gündeme girdi. Önce bir yolcu uçağının düşmesiyle 75 yolcu öldü. Hemen ertesi gün de iki savaş uçağı düştü. Önce iki uçağın havada çarpıştığı şeklinde geçilen haber, sonrasında bir uçağın düştüğü yönünde değiştirildi. Ancak, her iki olayla ilgili sebep açıklaması bir türlü yapılmadı.

Yolcu uçağının düşmesine ilişkin teknik eksikliklerden söz ediliyor. Bu da son derece akla yatkın bir durum. Zira büyük Türk devletinin, Amerika’nın savaşına yatırım yapmak dışında hiçbir konuda beş kuruşluk yatırım yapmaya ne gücü ve ne de niyeti var. Askeri havaalanları, askeri uçaklar en yeni ve pahalı cihazlarla donatılmaya çalışılırken, sivil havaalanları dökülüyor. Buna bir de THY’de yapılan özelleştirmelerin yarattığı tahribatı eklediniz mi, sonuç gayet anlaşılır bir durum gösteriyor.

Karar üzerine yürütülen tartışmalar kimseyi yanıltmamalı. Karar savaşa katılmaktan yana verilmiştir. Hazırlıklar bu yöndedir. Amerika’nın ortaya koyduğu çekinceler olmasa, Türk ordusunun Kuzey Irak’taki yığınağı bugünkünden kat kat fazla olurdu. İnisiyatifi tek başına elinde tutmak isteyen ABD, sadece kendi belirlediği zaman ve miktarda askerin hizmetine koşulmasını istiyor. Türkiye cephesindeki hazırlıkların sınırlarını biraz da ABD’nin bu niyeti belirliyor.

Fakat bu ülkede, ABD askeri olmamaya kararlı bir gençlik ve gençlerini ABD askeri olarak Irak’a sürmek istemeyen bir halk yaşamakta. Ülkenin gerçek sahipleri de onlar, bizleriz. Amerikan istek ve tehditlerinin sökmeyeceği bir iktidar da ancak bizim ellerimizle kurulacak olan işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci iktidarı olabilir. Gelen günler, ülkede anti-emperyalist mücadelenin yükselişine yol açacak gelişmelerle yüklü. Sınıf devrimcileri olarak, yükseliş halindeki anti-emperyalist mücadeleyi anti-kapitalist bir temele oturtmak göreviyle yükümlüyüz.

Amerika ve uşaklarının propagandasını yaptıkları savaşı zaferle sonuçlandırıp sonuçlandıramayacakları, Türkiye ve Ortadoğu’daki devrimci hareketlerin kendi görevlerini ne kadar yerine getirip getirmediklerine bağlı olacak. Görevimiz, bölge halklarının gücüyle emperyalizmin hezimetini sağlamaktır.