04 Ocak '03
Sayı: 01 (91)


  Kızıl Bayrak'tan
  Geride kalan yılın siyasal tablosu...
  ABD uşakları kirli pazarlıkları tamamlamak üzereler...
  Bu ülke, bu halk satılık değil!
  Emperyalist savaş ve sömürge basını
  ESK yeniden sahnede...
  2002 yılında sınıf hareketi
  2002 yılında kamu emekçileri hareketi
  2002 emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı mücadele yılı oldu...
  Saldırılara karşı topyekûn mücadeleye!
  Irak'ta 'canlı kalkan' olmak
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/2
  Gençlik hareketinin bir yılı
  Yasa mecliste, öğrenciler eylemde
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş/3
  Takiyyeci Amerikancılar...
  Sendika bürokratlarının savaş karşısındaki tutumu
  Ordu: Sermaye düzeninin bekçisi
  Kültürel yozlaşmaya karşı sosyalist kültürü geliştirelim!
  Almanya'da sınıfa saldırılar...
  Şakirpaşa İşçi Kültür Evi açılıyor!..
  Yarım kalmış işler yılı
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ordu: Sermaye düzeninin bekçisi

Ülkeyi yönetmede söz sahibi olan en önemli kurum ordudur. Bu ordu yıllardır sermaye iktidarının ayakta kalabilmesinde asıl dayanaktır. Ordu sadece siyasal alanda etkin değildir, ekonomik alanda da önemli bir birikim sağlamıştır. Sermaye iktidarının her alandaki çıkarları aynı zamanda generallerin, ordunun yönetici kastının çıkarıyla çalışmaktadır. Burjuva siyasetindeki çürüme ve kirlenmenin aynısı ordu içinde de vardır. Bir farkla; kitleler nezdinde ordunun itibarının sarsılmaması için zaman zaman ortaya çıkarılan ihale yolsuzluklarından kontr-gerillanın kirli işlerine kadar birçok haberin üstü hemen örtülmüştür. Ordunun modernizasyonu için emperyalist silah tekelleriyle yapılan ihalelerde generallerin aldıkları komisyonlar, ceplerine giren trilyonlar yıllardır hasıraltı edilmiştir.

Bütçeden ordu için her yıl ayrılan pay gittikçe büyümektedir. Kuruma alınan bir mermi çekirdeğinden savaş uçaklarına, katiller sürüsünün eğitimine kadar harcamaların tümü işçi ve emekçilerin ödedikleri vergilerle karşılanmaktadır. Keza askeri birimlerdeki genel hizmetlerin bir çoğunun taşeronlaştırılması ile bundan fayda sağlayan yine Amerikancı generallerdir.

Düzen bekçileri emekli olduktan sonra da efendileri tarafından ödüllendirilmektedir. Bunlar çoklukla holding ya da bankaların yönetim kurullarına getirilmekte, böylelikle bir taraftan sermayenin akıl hocalığını sürdürürken diğer taraftan da hizmetlerinin karşılığını fazlasıyla almaktadırlar. Ayrıca sermaye partilerinden milletvekili seçilerek meclise girebilmektedirler.

Yüksek rütbeli subayların ve emeklilerinin ortak olduğu OYAK’ın (Ordu Yardımlaşma Kurumu) bugün 180 üyesi mevcuttur. Bu şirket sermayesiyle Türkiye’nin en büyük holdingleri arasında yerini almaktadır. OYAK bünyesinde toplam 25 şirket vardır. Bunlar otomotiv, hizmet, gıda ve kimya sektörlerinde 12 bin 500 personel çalıştırmaktadır.

Kasım ve Şubat krizlerinde birçok şirket ve banka batmış, fakat OYAK tersine daha çok büyüyerek kârını ve sermayesini arttırmıştır. OYAK’ın kârı 2000 yılında 287 trilyonken, 2001’de 600 trilyona ulaşmıştır. Özelleştirmelerden en büyük payı koparanlardan biri de OYAK’tır. Sümerbank OYAK’a devredilmiştir. OYAK-Bank en büyük sermayeli bankalar arasında yerini almaktadır.

Özel Harp Dairesi, JİTEM vb. kontr-gerilla örgütlenmeleri yargısız infazların, cezaevi katliamlarının, faili meçhul cinayetlerin sorumlusudur. Bu ordu, bütün birimleriyle sadece Türk burjuvazisinin değil, aynı zamanda ABD emperyalizminin de emrindedir. Amerika’nın emperyalist çıkarları için attığı her adımda ordu da yerini almaktadır. Bu görevi ABD ve NATO’nun sadık bir uşağı olarak yapmaktadır. Bölgesel savaşlarda, savaşa gönderilen birçok gencimiz ölmüş ya da sakat kalmıştır. Kore, Somali, Bosna, Kosova ve Afganistan’dan sonra şimdi de ABD emperyalizminin Irak halkına karşı girişeceği saldırıya hazırlanılmaktadır.

Sermaye ordusunda çoğunluğu oluşturan erlerdir. Ordu içinde baskı ve şiddete maruz kalanlar yine onlardır. Gençlerimiz 20 yaşına geldiğinde “vatani görev” adı altında askere alınmakta, 18 ay boyunca üretimden ve sosyal yaşamdan kopartılmaktadır. Bu süre içinde emir-komuta zinciri altında üstelerine itaat etmeye zorlanmaktadır. Burada asıl olan hiç de “vatani görevin” yerine getirilmesi değildir. Bir taraftan silah eğitimi verilirken diğer taraftan ideolojik eğitimle beyinler yıkanmaktadır. Askere gidip de dayak, küfür ve hakarete maruz kalmayan genç yoktur. Baskı ve şiddet politikası kişiliksizleştirmeye ve itaat ettirmeye dönüktür.

Ordunun işçi ve emekçilerin yaşamındaki önemi

İşçi ve emekçiler yıllardır düzen partilerinden şikayet etmiş, bu şikayetlerini siyasi partilere yöneltmiş, ama her seferinde aralarından birileri ehveni-şer olarak seçilmiştir. Sermaye iktidarının beyni orduya, askeri faşist yönetimlere genellikle tepkisiz kalınmıştır. 12 Eylül 1980’de ABD ve işbirlikçi Türk burjuvazisinin talepleri doğrultusunda darbeyi yapan ordudur. Gelişen işçi hareketini kırarak, devrimci ve öncüleri katlederek, sermaye iktidarını sağlama almak için yapılmıştır bu darbe.

Yıllardır yapılan kamuoyu yoklamaları bir gerçekliği ortaya koymaktadır. Emekçiler meclise, medyaya, yargıya güven duymamaktadırlar. Fakat tüm kirli işlerine rağmen, baskı ve terör aygıtı orduya diğer kurumlara nazaran daha fazla güvenmektedirler.

Oysa sermaye iktidarının bekçisi ordu hergün karşımıza çıkarak ülke gündemini yönlendirmektedir. Partiler üstü olarak görülen ordu, Susurluk çetesinin baş katillerinden Korkut Eken’i ve diğer tetikçileri bağrına basmış, mahkemelerde ceza almamalarını sağlamıştır.

Şeriata karşı söylemleriyle laik kesimlerin desteğini sağlayan ordu ile 12 Eylül darbesiyle emekçi kesimleri mücadeleden koparmanın başlıca aracı olarak dini örgütlenmeleri palazlandıran da aynı ordudur. Gelişen ve denetimden çıkan dinsel gericiliği dizginlemek için 28 Şubat gündeme gelmiş, 28 Şubat’ın peşinden sürüklenen bir takım aydınlar ve Alevi kesim ordunun destekçisi olmuştur. Ordu kendi politikalarını her dönem toplumsal hareketlenme ve rejimin ihtiyaçları üzerinden oluşturmaktadır.

Sermaye ordusunda tüm işleyiş katı bir disipline tabidir. Orduda emir komuta zincirinde her zaman denetim hakimdir. Seçme ve seçilme hakkı yoktur. Askerlik süresince kendi üstüne öfke duymayan asker yoktur. Çünkü er ve erbaşlara, hatta astlara dışlayıcı, aşağılayıcı muamele yapılır. Her yıl toplanan Yüksek Askeri Şura’da muhalif subay ve astsubaylar tasfiye edilir.

Emperyalist yeni bir saldırganlığın eşiğine gelmiş bulunuyoruz. ABD’nin Irak saldırısında Türkiye’ye biçilen rolü yerine getirmek için tüm hazırlıklar yapılmıştır. Onbinlerce asker sınıra sevk edilmiştir. ABD’nin çıkarları için yürütülecek bu savaşta insan kaybının yanı sıra maddi kayıplar da oldukça ağır olacaktır. Irak halkının katledilmesine ortak olunacaktır.

Bunlar ne uğruna yapılmaktadır? Uşaklığın karşılığı olarak önlerine atılacak bir parça kemik uğruna. İşçi ve emekçi çocuklarının kanını pazarlayan sermaye ve ordusuna karşı mücadele tüm ezilenlerin görevidir.

A. Engin



Ülkenin satışında gelinen aşama

Eli kanlı ABD emperyalizmi ile onun bölgedeki taşeronu Türkiye arasındaki pazarlıklar iyice gün yüzüne çıktı. Türkiye’nin savaşa gireceği kesinleşti. Uzun zaman önce başlayan ABD’li üst düzey askeri ve siyasi yöneticilerin Türkiye ziyaretleri ile Genelkurmay başkanından hükümet yöneticilerine dek bazı üst düzey uşakların ABD ziyaretleri sırasında yapılan pazarlıklar artık son halini almış durumda.

ABD’nin Türkiye’yi lojistik üs olarak kullanmakla yetinmeyip Türk ordusunun bilfiil savaşa katılmasını istediği uzun zamandır dillendiriliyordu. Meclisi ve ordusuyla tam bir Amerikancı çizgide olanların Amerikan emperyalizminin ihtiyaçları doğrultusunda hareket etmeleri bir zorunluluk. Savaşa yönelik hazırlıklar ve yapılan anlaşmalar bunun ifadesi oldu. ABD’nin istediği üs ve limanlar kullanıma açılarak kölece bağımlılığın gerekleri yerine getiriliyor. Akdeniz’in en stratejik limanları Amerikan savaş makinesinin hizmetine sunulacak. ABD Türk devletine, bu limanların kullanıma elverişli hale getirilmesi için genişletilmesi ve geliştirilmeleri talimatini verdi. İki limanda da büyük tonajlı Amerikan gemilerine uygun hale getirilecek değişiklikler yapılıyor. Bu limanların bazı bölümleri sivil kullanıma kapatılırken, bazı bölümlerinde de genişletme çalışmları başladı. Bugünlerde limanları denetlemek için ABD’li bir heyetin gelmesi bekleniyor. Amerikan gemilerinin ağır zırhlı araçları bu limanlar yoluyla Kuzey Irak’a sokmayı planladığı belirtiliyor. Hazırlanan limanlardan askeri üslere silah ve mühimmat taşınması için de gerekli hazırlıklar sürdürülüyor. Bu amaçla Mersin-Bağdat demiryolu gözden geçiriliyor. Gerekli durumlarda üslere ve Kuzey Iraka bu yolla malzeme taşınacak.

Limanların yanı sıra hava üslerinin de açılması kesinleşmiş durumda. ABD zaten yıllardır İncirlik Üssü’nü dilediği gibi kullanıyor. Bu üsten Irak halkı günü birlik bombalanıyor, masum insanlar katlediliyor. Artık buna Diyarbakır Hava Üssü, Malatya Erhaç Hava Üssü, Muş ve Batman havaalanları da eklenecek. Ayrıca Malatya, Konya, Merzifon, Balıkesir ve Çorlu’daki üsler de gerekli durumlar için hazırlanacak. Bu üsler için 300 milyon dolarlık yatırım yapılması planlanıyor. ABD’den gelen uzmanlar denetiminde hava üslerinin saldırı için genişletilmelerine, gerekli ekipman ve uzmanla donatılmasına başlandı. Bu bölgelerde Amerikan askerlerinin barınması için gerekli hazırlıklar da yapılıyor.

Daha önemlisi, ülke topraklarına 80 bin Amerikan askerinin yerleşmesi planlanıyor. Bu, Irak’tan önce Türkiye’nin Amerikan emperyalizmi tarafından fiilen işgal edilmesi anlamına geliyor.

Yapılan hazırlıklar ve büyük bir arsızlıkla yürütülen para pazarlığı tüm gerçekleri gözler önüne seriyor. Bir yandan savaşın ülkeye zararı ve bu nedenle istenmediği yalanları, diğer yandan gizlenmeye bile gerek duyulmayan kirli pazarlıklar... Yapılan hesaplar sonunda savaşın Türkiye’ye ilk faturasının 28 milyar dolar olduğu açıklandı. Yapılan tüm demagojilere karşın bu bedel ödendiğinde savaşa girilebileceği dile getirildi. Yani asıl mesele hiç de kardeş bir halkın kırımı, gençlerin ölmeye ve öldürmeye gönderilmeleri ve bu yıkımın bedelini işçi ve emekçilerin ödemesi değil. Önemli olan bir avuç asalağın uğrayacağı zararın telafi edilip önlerine yağlı bir kemik atılması.

Nitekim pazarlıklar en sıradan insanın bile tepkisini çekmiş durumda. Pazarlık “kan pazarlığı” olarak lanetleniyor. Ama onursuz uşak takımı için bunun hiçbir önemi yok. ABD de bunun rahatlığıyla pazarlığını sürdürüyor. Gelinen aşamada sorunun birkaç milyar dolarlık bir farka indiği yazılıp-çiziliyor. Son pürüzleri halletmek için Amerikalı yetkililer bugünlerde tekrar gelecekler.

Türkiye bir yandan savaşa aktif olarak katılarak daha önceki uşaklığını da aşmaya hazırlanırken, diğer yandan Arap devletlerini de kendisi gibi uşakça davranmaya davet ediyor. Şu günlerde başbakanın Arap ülkelerini kapsayan ziyareti bu amaçla yapılacak.

Ülkeyi ABD emperyalizmine satan bu hainler halkların katili olarak tarihin sayfalarında yerlerini alacak ve lanetleneceklerdir. Bu savaşa karşı koymadıklarında, işçi ve emekçileri bekleyen ise yıkım, kan ve gözyaşı olacaktır. Gençlerimizi Amerikan ve İngiliz petrol tekelleri için ölüme göndermekle kalmayacağız, ilk Körfez Savaşı’nda olduğu gibi savaşın faturasını da biz ödeyeceğiz. Bunu reddetmek ve emperyalist savaşa karşı çıkmak dışında bir seçeneğimiz yok. Ya petrol tekelleri için ölümlere gönderilmeyi kabul edeceğiz, ya da Amerikan askeri olmayı reddederek kendi sınıf savaşımızı yükselteceğiz.