04 Ocak '03
Sayı: 01 (91)


  Kızıl Bayrak'tan
  Geride kalan yılın siyasal tablosu...
  ABD uşakları kirli pazarlıkları tamamlamak üzereler...
  Bu ülke, bu halk satılık değil!
  Emperyalist savaş ve sömürge basını
  ESK yeniden sahnede...
  2002 yılında sınıf hareketi
  2002 yılında kamu emekçileri hareketi
  2002 emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı mücadele yılı oldu...
  Saldırılara karşı topyekûn mücadeleye!
  Irak'ta 'canlı kalkan' olmak
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/2
  >Gençlik hareketinin bir yılı
  Yasa mecliste, öğrenciler eylemde
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş/3
  Takiyyeci Amerikancılar...
  Sendika bürokratlarının savaş karşısındaki tutumu
  Ordu: Sermaye düzeninin bekçisi
  Kültürel yozlaşmaya karşı sosyalist kültürü geliştirelim!
  Almanya'da sınıfa saldırılar...
  Şakirpaşa İşçi Kültür Evi açılıyor!..
  Yarım kalmış işler yılı
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



  ABD uşakları kirli pazarlıkları tamamlamak üzereler...

İşbirlikçi hainler ülkeyi boydan boya emperyalizmin hizmetine açtılar!

Amerikancı AKP hükümeti Genelkurmay’la tam bir uyum içerisinde savaş hazırlıklarını sürdürürken, Başbakan Abdullah Gül aracılığıyla “biz savaş istemiyoruz, barışçı bir çözüm için tüm koşulları zorlayacağız” teranesini tekrarlıyor. “Henüz savaş kararı almadık” diyerek kitlelerin tepkisini yatıştırmaya çalışıyor. Gerek güçlenmekte olan savaş karşıtı tepkiler, gerekse AKP’nin kendi içinde savaş karşıtı bazı “çatlak” seslerin çıkması, hükümeti ihtiyatlı açıklamalar yapmaya zorluyor. Bu yalan kampanyası, bir yandan Türk burjuvazisi adına ülkeyi yönetenlerin içinde bulunduğu çıkmaza işaret ederken, diğer yandan emperyalist savaş karşıtı öfkenin eylemli tepkiye dönüşmesini engellemeyi amaçlıyor.

Pazarlıklar kapsamında Ankara’yı ziyaret eden son ABD heyetinin başında Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman ve Hazine Bakan Yardımcısı John Taylor bulunuyordu. Savaşta Türkiye’nin göreceği maddi zararı hesaplamak için Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Hazine Müsteşarı Faruk Öztrak, Merkez Bankası ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ile uzun süren görüşmeler yapıldı. Ardından Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal ile pazarlıklar devam etti. Görüşmeler sonrasında basına herhangi bir açıklama yapılmadı. Ancak devlet içinde etkin ilişki ağına sahip olan sermaye kalemşörleri, yapılan pazarlıklarda anlaşmaya yaklaşıldığını “müjdelediler”. Yazdıklarına göre, savaş kundakçılarının verdiği rakam ile Ankara’daki uşaklarının talep ettiği arasında fazla bir fark kalmamış.

İddialara göre ABD fiyatı 20 milyar dolara çıkarmış. Zaten işbirlikçi uşakların da 28 milyar dolar istediği daha önce aynı kalemşörler tarafından yazılıp çizilmişti. Yine de bazı sorunlar varmış; ABD söz konusu rakamı kredi olarak vermek isterken, “dini bütün” hükümet ve “laik” generaller bu parayı borçların silinmesi karşılığında ya da nakit olarak tahsil etmek istiyorlarmış. Bu haberlerle, Türk hükümetinin ne kadar başarılı olduğu ve geçmişten çıkardığı derslerin ışığında çok sıkı bir pazarlık yaptığı anlatılmak isteniyor.

Bu paranın verilip verilmeyeceği bir yana, verilse bile bunun emekçileri ilgilendirmeyeceği çok açık. Söz konusu pazarlıkların doğrudan sermaye adına (Türkiye’nin savaşa girmesi gerektiğini açıkça savunan Rahmi Koç gibileri) yapılıyor. Ayrıca hiçbir onurlu emekçi, mazlum bir halkın yıkımı üzerinden elde edilecek bir kazanca ortak olmayı düşünemez. Bu yönüyle emekçiler bu tür pazarlıklardan ancak tiksinebilirler.

Daha çok kâr uğruna hiçbir vahşetten kaçınmayan emperyalist haydutlar, on milyarlarca dolar krediyi hiçbir uşağına kara kaşı kara gözü için dağıtmaz. Para ve kredi karşılığında tüm isteklerinin karşılanmasını bekler. Üstelik yerine getirilmesini istedikleri talepler yıllarca, hatta belirsiz bir zamana kadar geçerli olacak içerikte. İşgalci Amerikan askerleri en az 5 yıl süreyle bu toprakları çiğneyecekler, ülkeyi silah deposu/çöplüğü haline getirecekler ve sadece Irak halkına karşı değil, tüm bölge halklarına karşı bir saldırı üssü olarak kullanacaklar, vb...

Basına yansıdığı kadarıyla, ABD’li savaş kundakçıları Irak’a saldırı üssü olarak Silopi-Şırnak hattını belirlemişler. Bu üsde 80 bin civarında ABD askerinin barınması planlanıyor. 40 bini saldırıya doğrudan katılırken, geriye kalanlar bölgede konuşlanacak. Ankara’daki uşaklar bu rakamı düşürmeye ya da geçişlerin gruplar halinde yapılmasını sağlamaya çalışıyorlar. Böylece anti-emperyalist tepkinin hafifleyeceğini hesaplıyorlar. Tabii generallerin başka sıkıntıları da var. En basit ekonomik-demokratik hak arama mücadelesini bile “milli güvenlik” kapsamında ele alan ve azgınca saldıran bu zihniyet, Amerikan emperyalizminin en modern silahlarla donatılmış 80 bin askerinin birden ülke topraklarını üs haline getirmesini izah etmekte –sermaye medyasının desteğine rağmen- zorlanacaktır. İster toplu olarak gelsinler, ister gruplar halinde, özünde değişen hçbir şey yok. 50 yıldır emperyalizmin bekçi köpekliğini yapanlar şimdi de tüm ülkeyi komşu bir halkın yıkım ve katliamı için bir üs haline çevirecek savaş hazırlığına onay vermeye hazırlanıyorlar.

ABD işgal kuvvetlerinin kısa süreliğine gelmeyeceği açık. Savaş çetesinin dillendirdiği süre şimdilik 5 yıl. Ancak ABD emperyalizminin son yıllarda askeri olarak üslendiği/işgal ettiği hiçbir ülkeden bir direnişle karşılaşmadan çekilmediği hesaba katıldığında, asıl niyetin bu bölgede kalıcı bir askeri güç konumlandırmak olduğu daha iyi anlaşılır. Ortadoğu gibi “istikrarsız” bir bölgede işgalcilerin nelerle karşılaşacağı önden kestirilemeyeceğine göre, ülkemizde üstlenen Amerikalı haydutların yeni dayatmalar gündeme getirmeleri zor olmayacaktır. 6 aylık bir süre için kurulduğu iddia edilen “Çekiç Güç”ün süresinin 11 yıldır her 6 ayda bir yeniden uzatıldığı unutulmamalıdır.

Emperyalist savaş kundakçılarının bir de özel talepleri var. Bu, ABD askerlerinin işleyecekleri suçlardan dolayı Türkiye’de yargılanmamaları. Zira işgalci ABD askerlerinin bulundukları her ülkede cinayetten tecavüze kadar pek çok suç çetelesine sahip oldukları biliniyor. Böylece bu çapulcular üslendikleri bölgelerdeki halkların başına bu yönüyle de bela olacaklar.

Bu işgalci kuvvetin her türlü lojistik ihtiyaçlarının karşılanması, silah, cephane ve yedek parça sevkiyatı için neredeyse bütün ülke sathı ABD’lilerin kullanım alanına açılacak. Kısacası Bush’un savaş çetesi ülkeyi babalarının çiftliği gibi kullanmayı hedefliyor. Havaalanları ve üslerinin yanı sıra limanlar ve demiryolları da Amerikan emperyalizminin emrine amade olacak.

Bu arada savaşa fiilen katılmak için Türkiye’den ne düzeyde asker talep edildiği bir sır gibi saklanıyor. Washington’daki efendiler, “sızma birlikleri” adı altında, bölgeyi yakından bilen Kürt, Türk bazı asker, peşmerge ve korucuları kılavuz olarak kullanmak istediklerini açıkladılar. Kuzey Irak’ta bulunan TSK mensubu askerlerin kesin sayısı ise şimdilik açıklanmıyor. Onbinlerle ifade edilen bu rakamın savaşın başlamasıyla katlanacağı açık.

Yoğun savaş trafiğinin yaşandığı, peşpeşe zirvelerin toplandığı Ankara’da, ABD tarafından dayatılan bu isteklerin kitlelerin tepkisi ile karşılaşmadan nasıl karşılanacağı tartışılıyor. Genelkurmay, dışişleri bürokratları ve hükümetin başındakiler tam bir mutabakat içinde “devlet politikası”nı hayata geçirmek için hazır durumdalar. Belirleyici kararlar Genelkurmay’ın tasarrufuna bırakılmış durumda. Son MGK toplantısında, bundan sonra ABD ile görüşmelerin doğrudan Genelkurmay tarafından yürütülmesi kararlaştırıldı.

“Savaş istemiyoruz” açıklamalarına karşın sıra meclisin ikna edilmesi noktasına gelmiştir. Göstermelik de olsa meclis kararı gerektiği için milletvekillerinin onayı zorunlu. Bunun için düşünülen formül gizli oturum. Savaşa “muhalif” olan milletvekilleri savaş lehine parmak kaldırmak için ne tür yöntemlerle ikna edilecek? Kamuoyu bu sorunun cevabını bilemeyecek, zira bu iş kapalı kapılar ardında halledilecek. Ama parmakların savaş lehine kalkacağı, meclisin yasal bir kılıftan öte bir yaptırım gücüne sahip olmadığı açıktır.

Savaş hazırlığı kapsamında atılan son adım Başbakan Abdullah Gül’ün düzen medyasının “duayenleri” ile yaptığı kahvaltılı toplantı oldu. Toplantının ertesi günü (31 Aralık ‘02) çıkan gazetelerin manşetlerinden de anlaşılacağı gibi, sermaye basını kamuoyunun savaşa hazırlanması için seferber edilecek. Amerikan yönetiminin savaş lehine propaganda yapmaları için gazete, radyo ve TV gibi iletişim araçlarının köşe başını tutanlara rüşvet dağıtacağı açıklanmış, bu fon için on milyonlarca dolar tahsis edilmişti. Türk basınındaki kalemşörlere bu rüşvetten ne kadar pay düşeceğini bilemeyiz, ama emperyalist savaşa destek vermek için seferber olacakları yeterince açık. “Ünlü” köşe yazarlarının çoğu savaşı gerekçelendirmek için kolları sıvadılar bile.

Amerikan emperyalizminin utanç verici dayatmalarını sineye çekmek zorunda kalan, Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması korkusunu üzerinden atamayan, Musul-Kerkük petrollerinin Kuzey Iraklı Kürtler’in denetimine geçebileceği ihtimaline bile tahammül edemeyen egemenler, sonuçta savaşa katılmaktan yana. Sermaye devletinin asker-bürokrat kesimi savaşa katılmak için BM’nin Irak’a savaş ilan etmesini talep ediyorlar. Güya, BM bu yönde bir karar alırsa Türk devleti savaşa destek vermek zorunda kalacak. Savaş karşıtı kitleleri ikna edebilmek için buna ihtiyaç duyuyorlar.

Sıradaki Ankara ziyaretçisi ABD Genelkurmay Başkanı Myers. Görüldüğü kadarıyla savaş pazarlığı en üst düzeyde devam edecek. MGK’nın görüşmelerde yetkili kıldığı Genelkurmay Başkanlığı ile haydut başı Bush’un Genelkurmay Başkanı savaşla ilgili son detayları başbaşa görüşecekler. Tabii her zamanki gibi kapalı kapılar ardında. Bu arada TSK’nin Amerika ve İsrail orduları ile birlikte şu sıralar yaptıkları ortak tatbikat gözönüne alındığında, savaş hazırlığının vardığı boyut daha iyi anlaşılır.

Görüldüğü gibi emperyalizme uşaklık, yayılmacı emeller ve Kürt halkına düşmanlık temelinde emperyalist savaşa dönük hazırlıklar tüm hızıyla sürüyor. Ankara’daki ABD uşakları ülkemizi hızla, komşu Irak halkıyla başlayacak ve tüm Ortadoğu halklarını hedef alacak bir yıkım savaşının içine sürüklüyorlar. Eğer bu hain işbirlikçilere dur denilemezse, bu kirli savaşta aktif rol oynayacaklarından şüphe edilmemelidir. Zira Kore’den Afganistan’a kadar geçen 50 yıllık süreçte defalarca emperyalizme uşaklıklarını, halkları hedef alan saldırılara fiilen katılarak ispat etmişlerdir.

Irak’ı hedef alan bu savaşta emperyalizme uşaklığın yeniden ispatı, işçi sınıfı ve emekçilere öncekilerle kıyaslanamaz bir faturaya malolacaktır. Dolayısıyla tüm güç ve olanaklar bu haksız ve kirli emperyalist savaşa karşı mücadele için seferber edilmelidir.