04 Ocak '03
Sayı: 01 (91)


  Kızıl Bayrak'tan
  Geride kalan yılın siyasal tablosu...
  ABD uşakları kirli pazarlıkları tamamlamak üzereler...
  Bu ülke, bu halk satılık değil!
  Emperyalist savaş ve sömürge basını
  ESK yeniden sahnede...
  2002 yılında sınıf hareketi
  2002 yılında kamu emekçileri hareketi
  2002 emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı mücadele yılı oldu...
  Saldırılara karşı topyekûn mücadeleye!
  Irak'ta 'canlı kalkan' olmak
  Ciddiyetsizliğin son perdesi/2
  Gençlik hareketinin bir yılı
  Yasa mecliste, öğrenciler eylemde
  Emperyalist savaş karşıtı eylem ve etkinlikler...
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş/3
  Takiyyeci Amerikancılar...
  Sendika bürokratlarının savaş karşısındaki tutumu
  Ordu: Sermaye düzeninin bekçisi
  Kültürel yozlaşmaya karşı sosyalist kültürü geliştirelim!
  Almanya'da sınıfa saldırılar...
  Şakirpaşa İşçi Kültür Evi açılıyor!..
  Yarım kalmış işler yılı
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Takiyyeci Amerikancılar
uşaklıklarının gereklerini yerine getiriyorlar

Seçim döneminde ‘AKP ve lideri Erdoğan gerçekte şeriatçıdır, laik ve demokrat gözüküp kimliklerini gizlemektedir’ diyenler bir yanıyla haklıdırlar. Evet, Erdoğan ve AKP’sinin gerçek kimliğini gizlediği doğrudur. Ancak gerçek kimlikleri şeriatçılık değil Amerikancılıktır. İşçi ve emekçilerden gizlenen gerçek budur. ‘91 yılında belediye başkanı olduğu dönemde Körfez Savaşı’na karşı Beyoğlu’na çıkıp bildiri dağıtan Erdoğan, bugün “ben tüccar kökenliyim, iyi pazarlık yaparım” diyerek, ülkenin topraklarını, limanlarını, havaalanlarını ve cepheye sürülecek emekçi çocuklarının kanını ABD’ye pazarlamaktadır.

TBMM Dışişleri Komisyonu’nda Irak brifingi veren Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ın; “Eğer biz bu savaşa katılmazsak daha çok Amerikan askeri ölecek. Ve Amerikalılar ömür billah eğer Türkiye katılsaydı bu kadar şehit vermezdik, Türkler nasıl müttefik diyecekler. Bu da ABD ile yol ayrımı demektir” yönlü açıklamaları bile ABD’ye uşaklığın geldiği yeri göstermeye yetmektedir. Bu sözleri sarf eden Türkiye’nin Dışişleri Bakanı’dır. Ve onun için, ABD’nin Irak petrollerine el koymak ve Ortadoğu’da hakimiyet kurmak için giriştiği bu kirli savaşta mazlum Irak halkının ve bizim gençlerimizin ölecek olmasının hiçbir önemi yoktur. Yakış için önemli olan Amerikan askerlerinin ölecek olması ve Amerikalılar’ın Türkiye’ye küsmesidir.

Türkiye’nin başbakanı olarak önümüzdeki günlerde bölge ülkelerine ziyarette bulunacak olan Abdullah Gül, Ürdün, Mısır, Suriye gibi İslam ülkelerinde, barış şansını arttırmak ve savaşı destekleyen tek Müslüman ülke olmamak adına temaslarda bulunmaya hazırlanıyor. Bir yanda ülkesini ABD’nin askeri karargahına çevirmişken, gençlerimizi ABD’nin “lejyoner ordusu”nun erleri haline getirmişken, yapacağı ziyaretleri “barış şansını arttırma” olarak sunmak, yalanın, ikiyüzlülüğün ve aldatmanın en çirkef örneğidir. Bu ziyaret de göstermektedir ki, sermaye devletinin ABD’ye verdiği destek yalnızca ülkenin ve askerlerin kullanılmasıyla sınırla değildir. Gül, ABD’nin bir eyaletinin valisi gibi bölgedeki diğer Müslüman ülkelerden savaşta ABD’nin yanında yer almaları için detek istemektedir. Böylece iç ve dış kamuoyu önünde “bakın tek destek veren biz değiliz, diğer Müslüman ülkeler de ABD’yi destekliyor” diyerek, kendi uşaklıklarını örtecek kılıflar aramaktadır.

Sermaye devleti ve medyası savaşa katılmaktan başka bir yol bulunmadığını propaganda etmekte, bunu da ABD’nin Irak’a saldırmasının engellenemez olduğuna bağlamaktadır. İşbirlikçi Tür devletinin ve AB emperyalistlerinin gücünün ABD’yi engellemeye yetmeyeceği doğrudur. Ancak savaş kaçınılmaz değildir. Bugün Türkiye halklarının yüzde 85’i savaşa karşıdır. Dünyadaki diğer ülkelerde de durum farklı değildir. Bu karşıtlık örgütlü bir güç haline geldiği zaman emperyalist savaşın ve terörün önüne geçilebilir. Emperyalist savaşların yıkım ve felaketinden kurtulmanın başka bir yolu da yoktur.



Savaş ve faiz bütçesi hazır!

2003 yılı geçici bütçesi onaylandı. Üç aylık geçici bütçe (31 Mart’a kadar) AKP hükümetinin icraatlarına ışık tutuyor.

İlkin, faizlere 16.712 katrilyon ayrılıyor. Bu rakam konsolide bütçenin yarısına denk geliyor. Yani üç aylık toplam harcamaların yarısı faizlere ayrılıyor. AKP faiz-borç ödeme hükümeti olarak işe başlıyor. Sandığa gömülen partilerin kaldığı yerden ve sapma göstermeden yola devam ediyor. Bu üç aylık dönemde herhangi bir yatırım yapılmayacak. Devam eden yatırımlara 744 trilyon kaynak ayrılıyor.

İkincisi ve AKP hükümetini diğer hükümetlerden ayıracak konu savaş. Savaş kararı geçici bütçede. Savaş sonucunda yaşanacak mülteci akını durumunda Bakanlar Kurulu’na yetki verildi. Bu durumda yapılacak harcamalar yasalardan istisna tutulacak, ilgili kuruluşların yapacakları harcamalar kolaylaştırılacak. Böylece savaş hazırlığı bütçede de resmen yer alıyor. Bu hazırlıklar “savaş istemiyoruz, savaş kararı almadık” söylemleri eşliğinde yapılıyor.

Faizciyi besleyen AKP reel sektörü de destekliyor. Üretiminde LPG kullanan seramik patronlarına geçici bütçeden kaynak ayrılıyor. Gerekçe olarak, LPG’ye oranla daha ucuz olan doğalgazı kullanamayan üreticilerin haksız rekabetle karşılaştığı (özellikle Ege bölgesindeki seramik patronları için), doğalgazın Ege Bölgesi’nde bulunmayışının sorumlusunun devlet olduğu belirtiliyor. 31 Mart’a kadar 15 trilyonluk kaynak Egeli seramikçilere aktarılacak.

Son seçimlerde %7 oranını geçen 5 partiye 17.5 trilyon yardım yapılması da geçici bütçede karara bağlandı. 31 Mart’a kadar bu partilere 5.25 trilyon hazine yardımı yapılacak.

Deprem giderlerini karşılama ödeneği aylık 1 trilyon, tarım sektörüne toplam aylık 1 trilyon ayrılmış.

Bütçe gelirlerinin vergilerden oluştuğu düşünülürse, bütçenin, vergi adı altında toplanan gelirlerin sermaye gruplarına aktarılmasını sağlayan yasal düzenlemeden ibaret olduğu daha iyi anlaşılıyor.




Emperyalist savaş kimin yararına?

“Savaşa girmezsek şu kadar zararımız olur ve bölgenin yeniden düzenlenmesinde söz sahibi olmayız, ancak savaşa ABD’nin yanında girersek oluşacak zararı telafi ederiz hatta kazançlı çıkar ve bölgede Kürt devletinin kurulmasına izin vermediğimiz gibi Türkmenler’in haklarını da koruruz.”

Bunlar, “ulusal çıkarlar”, “ülkenin çıkarları” vb. söylemlerle yürütülen kirli propagandanın dayanağı yapılıyor, ülke ABD’nin savaş arabasına koşuluyor. “Ulusal çıkarlar”, “ülkenin çıkarları” adı altında ise, bir avuç sermayedarın ve savaş rantçısının çıkarları savunuluyor.

İşçi ve emekçilerin masum Irak halklarının katledilmesinden ne gibi bir çıkarı olabilir? Savaşa katılmak emekçiler için sadece çocuklarının cepheye sürülmesi anlamına gelmiyor. Savaşa katılmak demek; savaş zamları, savaş vergileri, toplu işten çıkarmalar, ücretlerin düşürülmesi, sosyal hakların gaspıyla artan yoksulluk ile grev ve gösterilerin yasaklanması, örgütlülüklerin dağıtılması vb. uygulamalarla daha da artan bir devlet terörü ve baskısı demektir.

Daha bugünden kuru gıda toptancısı Mehmet Reis, fiyatların dolar bazında yüzde 20 arttığı, savaş ortamı sürerse, zamların bir ay gibi kısa bir sürede tüketiciye yansıyacağı açıklamasını yapıyor. Yeni yıla doğalgaza zamla giriyor olmamız bu sürecin başladığını gösteriyor.

Zaten yapılan pazarlıklarda zarara uğrayacaklar arasında işçi ve emekçilerin adı dahi anılmıyor. Söz konusu olan turizm, ihracat gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren büyük patronların zararlarıdır. Savaştan en büyük zararı işçi ve emekçiler görecekken, sermayedarlar ve savaş rantçıları şimdiden savaş ortamını fırsat bilip büyük vurgunlar vurmaya hazırlanmaktadırlar.