21 Aralık '02
Sayı: 49 (89)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaş için son hazırlıklar
  Kapıda bekletilen Türkiye ve ABD-AB kapışmasının yansımaları
  AB'nin Kopenhag Zirvesi...
  Kopenhag Zirvesi'ne karşı protesto gösterileri...
  Düzen siyasetinde Kıbrıs sancısı
  Mali milat yasası uygulamaya sokulmadı...
  Kamu emekçilerini de işsizlik bekliyor
  Savaş hazırlıkları hızla tamamlanıyor
  Emperyalist savaşa karşı alanlara!
  Ekim Gençliği'nden...
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş
  Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Venezüella'daki gelişmeler üzerine...
  Latin Amerika'da neo-liberal saldırıya karşı kitlelerin büyüyen öfkesi...
  Hüseyingazi İşçi Kültür Evi coşkulu bir şenlikle açıldı
  Tekstilde grev silahı vazgeçilmez seçenek olmalı
  19 Aralık katliamı protestoları...
  Feride Harman'ı şehit verdik...
  Düzendeki çok yönlü çürüme ve devrimci sınıf alternatifi
  19-22 Aralık katliamı ve direnişi
  Irak'ın tercümesi Venezüella
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
19-22 Aralık katliamı ve direnişi...

19-22 Aralık katliamı ve direnişinin üzerinden tam iki yıl geçti. Zindan direnişleri çeşitli biçimlerde ve düzeylerde sürüyor. Devlet, F tipi zindan sistemini sürdürme kararından geri adım atmama eğilimindedir. Zindan direnişlerini kırmak, etkisizleştirmek ve sonuçsuz bırakmak için bugüne kadar katliam, yakıp yıkma, işkence, zorla müdahale gibi şiddet yöntemlerinin yanı sıra içten çözme, tahliye yöntemiyle yozlaştırma ve iç boşaltma taktiklerini geliştirdi. Kabul edilmelidir ki bu yöntemlerinde görece bir başarı kazanmış gibidir.

Devrimci tutsaklar teslim olmayacaklarını, ölümüne direneceklerini, onurları ve kimlikleriyle zindan yaşamlarını sürdürme kararında olduklarını kanıtlamışlardır. Bu anlamda görevlerini yapmışlar ve yapmaya da devam etmektedirler. Bu, sorunun bir boyutudur. Bir de diğer boyutları var ve bunlar şimdiye kadar pek tartışılmadı, yeterince üzerinde durulmadı.

Aslında F tipi zindanlar sorunu, salt “içerdekilerin”, devrimci tutsakların sorunu değildir. Sorun bir devlet politikasıdır, bir sistemi oturtmaya dönük ve genel olarak devleti yeniden biçimlendirme sorununun önemli bir parçasıdır. Başka bir ifadeyle devrimci hareketi bastırma, etkisizleştirme ve gelişme olanaklarını sınırlandırma politikasının etkili bir parçasıdır. F tipi zindanlar, İmralı üzerinden Kürdistan’da egemen kılınmaya çalışılan tasfiye ve denetim altına alma sürecini tüm TC sınırları içinde egemen kılma politikasının bir parçasıdır. Dolayısıyla F tipi zindanlar sorunu bütün toplumun, bütün emekçilerin, bütün devrimci yurtsever ve sosyalist hareketlerin sorunudur. Soruna bu açıdan bakıldığında şu sorular kendini dayatıyor ve kapsamlı bir tartışmayı bekliyor.

Devrimci örgütler, ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesine soyunan hareketler, çevreler ve bireyler F tipi zindanlar karşısında görevlerini yaptılar mı? Ne kadar? Bu soru, aslında genel anlamda kendi devrimci görevlerini yerine getirip getirmemeyle doğrudan bağlantılıdır.

Bir görevin başarılması için öncelikle o görevin ve çözmekle yükümlü bulunduğu sorunun doğru ve bütün boyutlarıyla kavranması gerekir. Peki, sol, gerçekten F tipi zindanlar politikasını tam ve yeterince kavradı mı, bu kavrayışı etinde kemiğinde hissetti mi? Eğer bu gerçekliği kavrayıp etinde kemiğinde hissettiyse gerçekten uzun vadeli ve çeşitli olasılıklara karşı geliştirdiği bir direniş stratejisi var mı? Devletin sayısız taktiği ve uygulamayı içeren bir zindan stratejisi var ve bunun nasıl uygulandığını hepimiz gördük ve yaşadık. Ya sol güçlerin?

“Ölümüne ve sonuna kadar direniriz” demek, bir direniş stratejisine sahip olmak mıdır? Bir direniş stratejisinin var olması da tek başına yetmez, bunun çeşitli taktiklerle uygulanması, sonuç alıcı ve güç geliştirici manevraların yapılması, kısacası direnişin iyi ve doğru yönetilmesi ve yürütülmesi de başarıda vazgeçilmezdir. Peki, gerçekten direniş doğru ve sonuç alıcı bir tarzda yönetildi mi? Düşmanın hangi taktiği, hangi yöntemi, hangi manevrası boşa çıkarıldı ve hangi taktik ve yöntemlerle?

Bir daha altını çizerek vurgulayalım, devrimci tutsaklar görevlerini yapmışlar, şimdi de yapmaya devam etmektedirler. Ya “dışarıdakiler”? Yapamadıysalar, yapmadıysalar neden?

Doğru bir strateji, öncelikle doğru bir güç ilişkileri ve güç dengelerinin tahliline dayanır. Peki, genelde sol, direnişin başlarında, yani 20 Ekim 2000 tarihinden önce doğru bir güç ilişkileri ve güç dengeleri tahlili yapabildi mi? Yoksa “erken zafer” yanılsamasını mı yaşadı? En başta da İmralı ihanetiyle birlikte dengelerde yaşanan alt üst oluş, bunun sol ve halk üzerinde kısa, orta ve uzun vadede yaptığı ve yapacağı etkiler ve sonuçları yeterince değerlendirilip hesaba katıldı mı? Başlayan büyük yıkım ve tasfiyenin direnişler üzerine nasıl çökeceği önceden öngörülebildi mi? Temel dinamikler ile geçici, görece destekçiler ve son derece kaypak eğilimler ne kadar kavrandı ve aralarındaki farklılık ve ilişkiler ne kadar doğru kavranabildi?

İmralı sürecinin algılanışı, sonuçları ve etkileriyle kavranışı konusunun altını özellikle çizmek istiyoruz. Bu, aslında genelde kendi devrimci kimliği ile ayakta kalıp kalmamanın da önemli bir ölçütüdür. Direnişi doğru ve sonuç alıcı tarzda yönetmenin de çok önemli bir etkenidir. İmralı teslimiyet, ihanet ve tasfiye sürecini doğru değerlendirmek, bunun güç ilişkileri ve dengeleri üzerinde yarattığı etkileri doğru okumak ve doğru bir çizgi tutturmak için, öncelikle, bağımsız bir duruşa, kendine ait bir konuma sahip olmak gerekiyor. Kabul edilmelidir ki İmralı sürecine kadar PKK ekseninde bir denge oluşmuştu. Sol da farkında olsun veya olmasın bu genel dengenin içinde bir yer tutuyor ve kimi durumlarda kendi gücünün ötesinde bir etkiye sahip olabiliyordu. Fakat İmralı süreciyle birlikte bu denge &cceil;öktü ve sol da genel olarak boşluğa düştü. Bu boşluktan çıkabilmesi ve toparlanabilmesi için bağımsız bir duruşa sahip olması gerekiyordu. Daha da önemlisi boşluğa düştüğünü görebilmesi gerekiyordu. Ancak ne yazık sol ne boşluğa düştüğünü görebildi, ne de bağımsız bir arayış içine girdi, dolayısıyla kendisinin ekseninde olduğu bir denge geliştirmek yerinebelli bir bocalama ve yalpalamadan sonra İmralı çizgisine, İmralı partisi KADEK’e yamandı. Geleceğini burada gördü. Zindan direnişleri ve en son seçimlerde ortaya çıkan tablo bunu kanıtlıyor.

Bu, bir çöküş ve bitiş değilse nedir? Varlığını ve geleceğini teslimiyet ve tasfiyeciliğe yamanmakta bulanların geleceği olabilir mi? Daha da önemlisi kendilerine ait bir yerleri, duruşları ve siyasetleri olabilir mi?

Devrimci tutsaklar, 19-22 Aralık katliamı karşısında ölümüne direndiler, gerçekten de destan yarattılar. 28 şehit ve onlarca yaralı pahasına bunu gerçekleştirdiler. Bu direnişte Sultan SARI ve Fahri SARI adlı arkadaşlarımız devrimci çizgimizi en iyi şekilde temsil ederek ölümsüzleştiler. Sultan, Fahri ve diğer onlarca devrim şehidi devrim, özgürlük, bağımsızlık ve sosyalizm davasında ısrarı, sonuna kadar yürümeyi anlatmaktadırlar. Özellikle bu yenilgi, gericilik ve tasfiye sürecinde devrimci ilkeler ve kimlikte ölümüne ısrar, bu büyük direnişlerimizin öğrettiği ve her koşul altında mutlaka yerine getirilmesi gereken en temel derstir. Bu dönemde en önemli nokta budur. Dönemin görevi de budur! Devrimci çizgide ve devrimci ilkede ödünsüz bir direniş, işte Sultanlar’ın, Fahriler’in ve yüzü aşan son zindan direnş şehitlerimizin işaret ettiği temel görev budur!

Devlet, tarihinin en büyük ve vahşi zindan katliamını gerçekleştirdi, gerçek yüzünü, kimliğini ve niteliklerini gösterdi. Bu katliamı unutmamak gerekir. Bu katliamı ve dolayısıyla gerçek devleti unutanlar devrimci siyaset yürütemezler, ancak içi boş reformlarla kendini avuturlar.

F tipi zindanlar politikası hala bütün şiddetiyle sürdürülüyor. Buna karşı direnişler de... Ama daha çok sınırlandırılmış, etkisi azaltılmış, genel kamuoyu tepkisizleştirilmiş olarak. Kuşkusuz F tiplerine karşı direnmek esastır. Ancak bu direniş uzun vadeli bir stratejiye, kendi içinde esnek yöntemlere sahip mücadele taktiklerine sahip olmak durumundadır. Dikkat edilirse özel savaş rejiminin F tiplerini oturtmak, direnişleri kırmak, içten yozlaştırmak için sayısız yöntem deniyor, sayısız manevra çeviriyor.

Devrimci güçlerin de öncelikle süreci daha soğukkanlı değerlendirmeleri, direniş süreciyle ilgili siyasal bir muhasebe yapmaları gerekmiyor mu? Bunun zamanı değil mi? Elbette kırıp dökmeden, devrimci değerlere özenle sahip çıkarak bu yapılmalı. Direnişlerde yeni açılımlar yapmak ve kendini aşmak için bu kaçınılmazdır. Devrimci değerlere sahip çıkmanın, şehitlerin anılarını yaşatmanın ve amaçlarını gerçekleştirmenin yolu da buradan geçer. Yoksa sonuçsuz kendini tekrardan değil...

Devrimci tutsaklar kanlı 19-22 Aralık günlerinde devrimci görevlerini yaptılar. Sonrasında da görevlerini yapmaya çalıştılar, her zaman devrimciliğin onurunu yüksekte tutmayı başardılar. Kuşkusuz bunun yanı sıra düşenler, yarı yolda kalanlar, direnişi devrimci ruhundan uzaklaştıranlar, daha da kötüsü direnişi kötü kullananlar, bireysel emellerine alet edenler, daha açık ifade ile salt tahliye olmak için ölüm orucuyla oynayanlar da oldu! Bunlar elbette bu direniş sürecine büyük zarar verdiler. Bu gibiler direnişin tüccarlığını yaptı. Bunların içinde bizim adımızı, sorumluluk ve temsil yetkisini kullananlar da oldu. Biz, bir devrimci yetki ve sorumluluğu bireysel emelleri için kullananları, direnişin hedefini yozlaştıranları en hafif deyimle “direniş sürecinin yüz karaları” olarak değerlendiriyoruz. Bir direniş sürecinde yarı yolda düşmek, kmi zaaflara yenilmek mümkündür, bunu insani bir durum olarak değerlendiriyoruz. Ama direnişe esnaf mantığı ile yaklaşıp tahliye olmak amacıyla direniş silahını kullananları ise zavallı sahtekarlar olarak değerlendirmek gerekir.

Kısacası bu süreç ayrıştırıcı, netleştirici bir rol oynadı, diri, yaşayan yanlarla ölen, çürüyen yanları kesin bir biçimde ayrıştırdı ve netleştirdi...

19-22 Aralık katliamını lanetle anmak ve 19-22 Aralık zindan devrimci direnişçiliğinin güncel temsilini yapmak çok önemli. Bu, devrimci yurtseverliğin kaçınılmaz bir gereğidir. Ama bunun için bu iki yıllık sürecin ayrıntılı bir değerlendirmesini yapmak ve temel derslerini bilince çıkarmak gerekir.

Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Kahrolsun sömürgecilik, faşizm ve emperyalizm!
F tipi zindanlar yıkılsın, her türlü tecride son!
Yaşasın zindan direnişleri!

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları