21 Aralık '02
Sayı: 49 (89)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaş için son hazırlıklar
  Kapıda bekletilen Türkiye ve ABD-AB kapışmasının yansımaları
  AB'nin Kopenhag Zirvesi...
  Kopenhag Zirvesi'ne karşı protesto gösterileri...
  Düzen siyasetinde Kıbrıs sancısı
  Mali milat yasası uygulamaya sokulmadı...
  Kamu emekçilerini de işsizlik bekliyor
  Savaş hazırlıkları hızla tamamlanıyor
  Emperyalist savaşa karşı alanlara!
  Ekim Gençliği'nden...
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş
  Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Venezüella'daki gelişmeler üzerine...
  Latin Amerika'da neo-liberal saldırıya karşı kitlelerin büyüyen öfkesi...
  Hüseyingazi İşçi Kültür Evi coşkulu bir şenlikle açıldı
  Tekstilde grev silahı vazgeçilmez seçenek olmalı
  19 Aralık katliamı protestoları...
  Feride Harman'ı şehit verdik...
  Düzendeki çok yönlü çürüme ve devrimci sınıf alternatifi
  19-22 Aralık katliamı ve direnişi
  Irak'ın tercümesi Venezüella
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Tekstil’de grev silahı
vazgeçilmez seçenek olmalı

Önceki yazılarda, tekstil işkolunda 35 bin işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmeleri ile ilgili gelişmeler farklı açılardan incelendi, anlatıldı. Görülen o ki tekstil kapitalistlerinin yaklaşımı grevi zorunlu hale getirdi.

Tekstil kapitalistleri bugüne kadar hiçbir şey önermedi. Aksine olanları da geri almayı önerdi ve bunda ısrar etti. Dahası, mevcut yasal düzenlemeleri kendi lehine bozacak önermelerle iktidarı da doğrudan ilgilendiren bir paket sundu. Tekstil patronları sendikaları ve sendikacıları yok sayan, küçümseyen tutumlar içerisine girdiler.

Tekstil patronlarının bu bakışı sendikaların bugüne kadar izledikleri çizginin de sorgulanmasını zorunlu hale getirdi. Öyle ki, geriye atılacak bir adım ve bu adımın basacağı bir basamak kalmadı. Sendikaların patronların önünde eriyip giden görünümlerinin değiştirelebilmesi için ciddi önlemler alınması gerekiyor. Grev bunun ilk adımı olarak anlaşılmalıdır.

İkinci olarak, işçi-işveren-sendikacı sac ayağına bakmak gerekli. Burada en önemli olan şey AAFLI programlarında belirtildiği ya da tartışıldığı üzere, işçi-işveren ilişkileri kapsamında sendikacılarımızın, özellikle bizim iş kolumuzda, kesinlikle patronların tarafında yer almasıdır. Bundan kaynaklı oluşan karşılıklı güvensizliktir. Yıllardır sendikalı olan işçiler sendikacılara gitmeye ya da sendikacılarla herhangi bir konuda konuşmaya cesaret edememektedirler. Sendikacıların işten attırma ihtimali ya da ihbarcılığı nedeni ile korkunç boyutlarda bir kopuş ve sahiplenmeme tavrı egemen olmaktadır. Sarı sendikacılık çizgisinde koltuk ve maaş esastır. Fakat güven koşullarının bu kadar korkunç bir boyuta ulaşmanın sonucu şimdi bu çizgi de tehlikeye girmiştir.

Üçüncüsü, bugün tekstildeki işkolu barajı yüzde birbuçuk kadardır. Bu çok önemli bir gerçeklik. Ama başka bir şey daha var. Yetkili üç sendikanın üye sayısının toplamı yüzde bir buçukluk baraj rakamlarında bile barajı aşamamaktadır. Bu çok korkunç bir durum. Bugün bir yetki sorgulaması yapılsa ortada sendika da sendikacı da kalmayacak.

Türkiye’de sınıftan yana tavır alan sendikacı mumla aranır oldu. Çünkü sendikacı sendikayı örgütler. Sarı da olsa, mavi de olsa yeşil de. Esas işlerden biri sendikayı örgütlemektir. Bugün ulaşılan ve hızla ilerleyen sendikasızlaştırma süreci, gelebileceği son noktaya kadar geldi. Buradan geriye atılabilecek bir adım bulunmamaktadır.

Dördüncüsü, tekstil iş kolunda çalışanların maaş ve sosyal hakları toplamı ancak asgari ücretin brütüne denk düşmektedir. Zaten bugüne kadar imzalanan toplu iş sözleşmeleri başka iş kollarında olduğu gibi ücretleri yükseltmeyi hedeflemedi. Ancak asgari ücreti biraz aşabildi. Ama önemli bir ayrıntıya değinmek gerekiyor. İşkolunda sendikalı ve sendikasız işçiler aynı işyerinde yanyana çalışıyor ve sendikalı işletmenin sendikasız çalışanı asgari ücretin altında ücret alırken, sendikalı işçilerin aldığı sosyal hakları da alamıyorlar. Bu bağlamda sendikalı-sendikasız işçiler birbirilerine; özellikle de sendikalı işçi her zaman işini kaybetme tehdidi altında olduğundan dolayı sendikasız işçiye husumet beslemektedir. Ortaya çıkan manzara sendikaların tek tek işyerlerinde bile iradesinin kalmadığı bir durumu ifade etmektedir. Ama ynı zamanda bu durum ücretleri sürekli eritmektedir. Parasal ölçülerde de geriye atılacak bir adım kalmamıştır.

Bu belirlemelerden sonra çok net olarak söylemek gerekir; hiçbir tarihte olmadığı kadar ciddi bir biçimde gündemimizin temel konusu grevdir. Sendikacı için de, işçi için de başka bir yol yoktur.

TEKSİF üyesi bir işçi/İstanbul



TEKSİF’in aldığı grev kararıyla ilgili olarak bir İnsa işçisiyle konuştuk...

“Sendikacıların ihanetinin bedelini sınıf ödüyor”

- Fabrikanızı kısaca tanıtır mısınız?

İnsa Sabancı Holding’e ait bir fabrika, İstanbul Avcılar’da bulunuyor. Fabrikada 200 kişi kadrolu. Taşeron işçileriyle beraber 350 kişi çalışıyor.

- Sektörde grev kararı alındı. İşçiler olarak TİS sürecine ve alınan grev kararına nasıl bakıyorsunuz?

Grev kararından fabrikadaki pek çok arkadaşın haberi yok. Sendika işyerinde bir açıklama yapmadı. İşyeri temsilcisi grev kararını bugünlerde işyerine asacaklarını söylüyor, ama daha bir şey yok. Zaten işçilerin çoğu görüşmelerde ne olup bittiğini fazla merak etmiyor. İşçiler sözleşmeyi değil işlerini koruyup koruyamayacaklarını düşünüyorlar. Çünkü fabrikada işten atmalar yaşanıyor. Emekliliği gelenler ya da birkaç yıl kalmış olanlar sırayla çıkarılıyorlar. İşveren geçenlerde sendikacıları çağırıp konuşmuş; 30-40 kişilik toplu çıkış yapılacağı söylentisi dolaşıyor. İşçiler sendikanın görüşmeleri göstermelik şekilde yürüttüğünü biliyor, o nedenle bir şey elde edileceğini düşünen yok. İşçileri grev değil, işten atılıp atılmayacakları ilgilendiriyor. Bazları eğer atılırlarsa ne kadar tazminat alabileceklerini hesaplıyorlar.

- İnsa’da greve çıkılacak mı?

Belki. Temsilciler büyük fabrikalarda greve çıkılırsa biz de çıkarız diyorlar. Onun dışında göze çarpan bir hazırlık yok. Bekleyip göreceğiz yani.

- Son olarak bir söyleyeceğiniz var mı?

İşçiler olarak kötü bir durumdayız. Tabii bu duruma birden gelinmedi. Sendika bundan önce işçilere dönük hak gasplarına ve örneğin taşeronlaştırmaya karşı hiçbir şey yapmadı. İşten atılmaları engellemek bahanesiyle hep uzlaşmacı davrandı. İşçiler sendikaya güvenmez oldu. Sendika bugün kendi kazdığı kuyuya düştü diyebilirim. Dün işçi mücadele istediği zamanlarda sendika önlerine dikiliyordu. Bugün ise grev kararı alıyor, ama onu ciddiye alan yok. Tabii ki bu durumdan en fazla zarar gören işçiler, bir bütün olarak işçi sınıfı. Sendikacıların ihanetinin bedelini sınıf ödüyor, biz işçiler ödüyoruz.