21 Aralık '02
Sayı: 49 (89)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaş için son hazırlıklar
  Kapıda bekletilen Türkiye ve ABD-AB kapışmasının yansımaları
  AB'nin Kopenhag Zirvesi...
  Kopenhag Zirvesi'ne karşı protesto gösterileri...
  Düzen siyasetinde Kıbrıs sancısı
  Mali milat yasası uygulamaya sokulmadı...
  Kamu emekçilerini de işsizlik bekliyor
  Savaş hazırlıkları hızla tamamlanıyor
  Emperyalist savaşa karşı alanlara!
  Ekim Gençliği'nden...
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş
  Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Venezüella'daki gelişmeler üzerine...
  Latin Amerika'da neo-liberal saldırıya karşı kitlelerin büyüyen öfkesi...
  Hüseyingazi İşçi Kültür Evi coşkulu bir şenlikle açıldı
  Tekstilde grev silahı vazgeçilmez seçenek olmalı
  19 Aralık katliamı protestoları...
  Feride Harman'ı şehit verdik...
  Düzendeki çok yönlü çürüme ve devrimci sınıf alternatifi
  19-22 Aralık katliamı ve direnişi
  Irak'ın tercümesi Venezüella
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Mali milat yasası uygulamaya sokulmadı...

AKP “nereden buldun?” sorusunu
sermayeye sormayacak!

AKP’nin hükümet olma sürecinin üzerinden henüz çok fazla zaman geçmedi. Ancak ekonomide, dış politikada ABD emperyalizminin Irak’a yönelik müdahalesi çerçevesinde üstlenmeyi düşündüğü uğursuz misyonla AKP, daha şimdiden işçi ve emekçi düşmanlığı temelinde politikalarını şekillendiriyor. AKP’nin vermeye çalıştığı görüntü ile gerçek konumunu ortaya koyan tutumu arasındaki zıtlık her geçen gün daha net olarak ortaya çıkıyor.

Sosyal yıkım programlarına harfiyen riayet etme sözünü İMF memurlarına teftiş sırasında veren AKP, emme basma tulumba misali işçi sınıfı ve emekçilerden alıp, uluslararası sermayenin kasalarını doldurmaya devam edecek. Dış politikasını ise doğal olarak Pentagon’un istemleri doğrultusunda şekillendirecek. Pentagon’un bugünlerdeki en önemli talebi AKP’nin Türkiye’yi Amerikan’ın savaş arabasına bağlamasıdır. AKP’nin bu isteme uygun davranacağından ise kimsenin kuşkusu yok.

“Mali milat”, diğer adıyla “nereden buldun yasası” 1999 yılında DSP-MHP-ANAP’dan oluşan sermaye hükümeti tarafından çıkarılmıştı. Ancak bir türlü uygulamaya sokulmamıştı. Hükümetin tozlu raflarına terkedilmişti. Üç yıl önce çıkarılan ama uygulanmayan “mali milat” yasasının tümden kaldırılması görevini de hizmetinde olduğu sermayenin çıkarları doğrultusunda AKP üstlendi.

“Mali milat”ı ortadan kaldıran yasa,
kayıt dışılığı teşvik yasasıdır

Mali milat yasası çıkarıldığı günlerde kayıt dışı ekonominin bu yolla denetim altına alınacağı şaşaalı açıklamalarla dile getirilmişti. Kara para aklanmasının önüne geçmenin yolunun mali milat yasasından geçtiği ifade ediliyordu. Kara para aklanmasının önüne geçilecekti ekonomi böylelikle yapısal sorunlarını aşma yoluna girecekti, güya...

Gündeme getirilen yasal düzenleme sadece nereden “buldun yasası”nın tasfiyesinden ibaret değil. Yasal düzenlemede sermayeyi rahatlatacak bir uygulama da vergi affı. Böylelikle vergi ödemedeki payı devede kulak olan sermayenin vergi yükü iyiden iyiye hafifletilecek

Mali milatın ortadan kaldırılmasının yanı sıra, sermayenin vergide zaten düşük olan payının iyice düşürülmesini kapsayan böylesi bir uygulamanın yaratacağı ağır ekonomik faturanın ödenmesi ise her zaman olduğu gibi işçi sınıfı ve emekçilere düşecek. Bu durumun işçi sınıfı ve emekçilerin sefaletin kör kuyusundaki yaşamını daha da zorlaştırması, AKP’yi zerre kadar ilgilendirmiyor. Zira o varlık nedeni sermayeye hizmet olan partilerdenidir.

Tüketim malları üzerindeki vergi oranı şu anda yüzde 66 olarak görülüyor. Bu yasa ile ortaya çıkacak olan faturanın işçi sınıfı ve emekçilerin sırtına yüklenmesi durumunda tüketim vergi oranlarının yüzde yüzü aşacağı, yatırıma ayrılan ve zaten son derece küçük olan payın daha da küçüleceği, işçi ve emekçilerin maaşlarındaki erimenin hızlanacağı ortadadır. Zira söz konusu olan 450 trilyon liralık bir kayıptır.

AKP seçim bildirgesinde haberleşmedeki vergi yükünün çok fazla olduğunu, bu yükün aşağıya çekileceğini köylünün en büyük derdi olan akaryakıt fiyatlarının vergi indirimi yoluyla düşürüleceğini, harç ve damga vergilerinin kalkacağını vaatetmişti. Ne var ki AKP, attığı ilk adımlarla, sermaye hükümeti olmanın sorumluluğuna uygun davrandığını ispatlamıştır. Tüm sermaye partileri gibi emek düşmanı politikaların uygulanmasından geri durmayacağını göstermiştir.

AKP “şeffaf ihale” yasasını da gündemden çıkarıyor

Tüm sermaye hükümetleri ihalelerdeki usulsüzlükler nedeniyle sıkıntı yaşıyorlardı. İhale yolsuzlukları işçi sınıfı ve emekçilerin de dilindeydi. Bir şekliyle ihale yolsuzluklarının üzerine gidileceği yolunda işçi ve emekçilere yanıltıcı bir mesaj vermek gerekiyordu. Bu nedenledir ki Ecevit hükümeti “şeffaf ihale” yasasını gündeme getirdi. Meclis yasayı onayladı. Bundan böyle ihaleler büyük bir şeffaflık içinde gündeme getirilecek, yolsuzlukların önüne geçilecekti.

Birçok yasada olduğu gibi bu yasa da kağıt üzerinde kaldı. Ancak uygulamaya sokulmasa da yasayı tamamen gündemden çıkarmaya önceki sermaye hükümeti cesaret edemedi. AKP, hükümet olur olmaz, sermaye açısından şekli de olsa rahatsızlığa yol açmış olan yasayı rafa kaldırıverdi.

AKP dokunulmazlığa da dokunmayacak

AKP’nin seçim bildirgesinde önemle üzerinde durulan konulardan biri de milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı dışındaki hiçbir dokunulmazlık zırhını kabul etmeyeceğiydi. Milletvekilliğinin yargılanmanın önünde engele dönüştürülmesinin doğru olmadığı, bu yöndeki hükümlerin hükümet olunması durumunda ortadan kaldırılacağına da AKP seçim bildirgesinde yer verilmişti. Her kim suç işlemiş ise derhal mahkeme önüne çıkarılacaktı.

Seçim bildirgesinde söylenen bu sözler hükümet olduktan sonra unutuldu. Jet hızıyla cezaevine nakledilen “jet Fadıl” operasyonuyla nasılsa gözler boyanmıştı. Hamamın namusu kurtulmuştu. Sömürü ve hırsızlığın birlikte algılandığı sermaye düzeni ve partileri bir günah keçisi aracılıyla temize çıkmıştı!

Hırsızlığa, talana, yolsuzluğa karşı savaş tüm bunların üreticisi olan sermaye düzeninin bekçisi, sermaye partilerinin elbette işi olamazdı. Zira bu partilerin milletvekili olanların tablosu bile bu durumu ispatlamaya yeter de artar bile. AKP‘den milletvekili olanların otuz altısı, CHP’den milletvekili olanların yirmi dördü hakkında yolsuzluğa karıştıkları iddiasıyla açılmış davalar bulunuyor. Bu hırsızlar takımı dokunulmazlık zırhı nedeni ile yargılanamayacak. Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki yolsuzluklar nedeniyle açılmış olan davaların sayısı ise onaltıdır.

Tesadüfe bakın ki Recep Tayip Erdoğan’a belediye başkanlığı döneminde eşlik eden bürokratların tümü şimdi milletvekili olarak meclis sıralarında oturuyor. Şefleri onları yalnız bırakmadı. Milletvekili zırhıyla donattı. Kendi konumu yolsuzluklar nedeni ile tartışmalı olan, dolandırıcı rüşvetçi takımını meclise taşıyan Erdoğan’ın adaleti de ancak böyle olabilirdi.

İşkencenin insan onuru ve haysiyetiyle uyuşmadığını, işkencecilerin yargılanmasının önündeki engellerin kaldırılacağı vb. sözlerle AKP’cilere savaş açmıştı. İşkencenin kökünü kazıyacaktı. Kişi dokunulmazlığı, insan hak ve özgürlüklerini savunma yolunda mangalda kül bırakmayan AKP’nin milletvekili sıralarında işkenceci yönüyle öne çıkan iki kişi oturuyor. Onlar da dokunulmazlık zırhına bürünerek yargılanmadan kurtulacaklar.

Saldırıları boşa çıkarmak için
harekete geçme zamanıdır

Sermayenin çıkarlarının bekçiliği konusunda kararlılık gösterisinde bulunan AKP hükümetinin saldırılarını boşa çıkarmanın yolu işçi sınıfı ve emekçilerin örgütlü politik mücadelesinden geçiyor. Sermayeyi bu denli pervasız kılan örgütlülüğünden aldığı güçtür. İşçi sınıfı ve emekçilerin sermayenin saldırılarını boşa çıkarması ise örgütlü mücadeleyi yükseltmekten geçiyor.

Yaşamın her alanında belirleyici olan güç, örgütlü güçtür. Örgütlü olan yönetir ve yönlendirir. Milyonlarca işçi ve emekçinin ekmeğine kan doğranması anlamına gelen saldırılar bu kadar kolay hayat bulabiliyorsa, bunda en büyük pay işçi sınıfı ve emekçilerin aralarındaki birliği ve dayanışmayı yeterince sağlayamamalarıdır. Hak ve özgürlükleri için omuz omuza mücadele edilmesi gerektiğine henüz ikna olmamış olmalarıdır. İşçi sınıfı ve emekçilerin örgütsüzlüğü sermayenin saldırı politikalarının yaşam bulmasının en temel etkenidir. AKP hükümetinin saldırı programlarının boşa çıkarılması emeğin devrimci politik mücadelesinin örgütlenmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Saldırıları boşa çıkarmak için harekete geçme zamanıdır.