21 Aralık '02
Sayı: 49 (89)


  Kızıl Bayrak'tan
  Emperyalist savaş için son hazırlıklar
  Kapıda bekletilen Türkiye ve ABD-AB kapışmasının yansımaları
  AB'nin Kopenhag Zirvesi...
  Kopenhag Zirvesi'ne karşı protesto gösterileri...
  Düzen siyasetinde Kıbrıs sancısı
  Mali milat yasası uygulamaya sokulmadı...
  Kamu emekçilerini de işsizlik bekliyor
  Savaş hazırlıkları hızla tamamlanıyor
  Emperyalist savaşa karşı alanlara!
  Ekim Gençliği'nden...
  Filistin: İşgal, sürgün, katliam ve direniş
  Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
  Venezüella'daki gelişmeler üzerine...
  Latin Amerika'da neo-liberal saldırıya karşı kitlelerin büyüyen öfkesi...
  Hüseyingazi İşçi Kültür Evi coşkulu bir şenlikle açıldı
  Tekstilde grev silahı vazgeçilmez seçenek olmalı
  19 Aralık katliamı protestoları...
  Feride Harman'ı şehit verdik...
  Düzendeki çok yönlü çürüme ve devrimci sınıf alternatifi
  19-22 Aralık katliamı ve direnişi
  Irak'ın tercümesi Venezüella
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kopenhag Zirvesi’ne karşı protesto gösterileri...

“Tekellerin Avrupa’sına hayır!”

Ev sahipliğini Danimarka’nın yaptığı AB’nin yeni dönem toplantısı 13-15 Aralık tarihleri arasında Kopenhag’da gerçekleştirildi. Zirve gündemine aldığı Avrupa’nın doğuya genişlemesi, somut olarak kimlerin AB’ne alınacağına ilişkin tartışma ve sorunlardan arındırıldığında, esasta işçi ve emekçilere dönük bir saldırı zirvesiydi. Zirvenin gerçek gündemini, bir kez daha işçi ve emekçilerin sosyal haklarının gaspı, demokratik hak ve özgürlüklerinin tırpanlanması, polis devleti uygulamalarının yoğunlaştırılması ve ABD’nin Irak’a yönelik olarak hazırlandığı savaşa karşı tutumun belirlenmesi vb. sorunlar oluşturdu.

Her zaman yaptıkları gibi medyayı da etkin bir biçimde kullanarak, planladıkları ve büyük bir acımasızlıkla uyguladıkları sosyal yıkım ve savaş politikalarına karşı olanları yine “terörist” ilan ettiler. Zirve karşıtlarının olası eylemlerini terörize etmek için yine her türlü kirli yola başvurdular.

Haftalar öncesinden başlayarak, ciddi önlemler alınmazsa eğer Kopenhag’ın Cenova’ya, Göteburg’a benzetileceğini propaganda ettiler. Bununla polisiye önlemlere yasal dayanak oluşturmak, polisin eylemcilere dönük saldırılarını haklı göstermek ve bütün bunların sonucu olarak bu eylemlere katılımı ve desteği en alt sınırlara çekmek istiyorlardı. Zirveye dönük protesto eyleminin enternasyonal niteliğini zayıflatmak amacıyla da polisiye önlemler yoğunlaştırıldı, sınırlar sıkı bir biçimde denetlendi, giriş-çıkışlara adeta yasak getirildi.

AB’nin kendilerine dönük bir saldırı odağı olduğunu her geçen gün biraz daha iyi anlayan ve bu saldırıları günlük yaşamlarında giderek daha çok hisseden çeşitli ülkelerden ve uluslardan işçiler, emekçiler ve gençler de protesto eylemleri için kendi cephelerinden yoğun hazırlıklara giriştiler. Tartışmaların sonucunda ayrı ayrı ve ortaklaşa gerçekleştirilecek bir dizi eylem kararlaştırıldı. Bu çerçevede ilişkiler kuruldu, organizasyonlar gerçekleştirildi.

Tüm bu hazırlıkların sonucunda Kopenhag 12-15 Aralık tarihleri arasında, “Tekellerin Avrupa’sına hayır!” diyenlerden özünde liberalize edilmiş, kabul edilebilir bir Avrupa diyenlere kadar çok çeşitli eğilimleri temsil eden grupların ayrı ayrı ve ortaklaşa eylemlerine sahne oldu.

13 Aralık’ta ilk protesto gösterisi

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Kopenhag’a gelen protestocular ilk büyük buluşmayı 13 Aralık akşamı “Irkçılığa, faşizme ve savaşa karşı eylem”le gerçekleştirdiler. Dondurucu soğuğa rağmen onbinin üzerinde protestocu biraraya geldi. Ellerinde havayı ısıtan ve eylem alanını aydınlatan meşaleleri ile ırkçılığı lanetlediler. Avrupa’da giderek yükselen faşizm tehlikesine dikkat çektiler ve savaşa karşı mücadele çağrısı yaptılar. Burada dikkate değer olan ve bir kez daha görülen Avrupa’da savaşa, somut olarak da ABD emperyalizmine karşı yaygın bir duyarlılığın varlığıydı. ABD ve Bush aleyhtarı şiarların çokluğu bunun somut bir ifadesiydi. Taşınan tüm pankartlarda ve dövizlerde göze çarpan bir başka nokta ise ırkçı-şoven ve faşizan bir Avrupa karşıtlığıydı.

Özellikle gençlerden oluşan göstericiler öfke dolu sloganlarıyla Kopenhag sokaklarını çınlattılar. Her zirvede yaşandığı gibi zenginlerin oturduğu ve alışveriş yaptığı bölgeleri, özellikle de zirvenin gerçekleştirildiği bölgeyi binlerce polis abluka altına almıştı. Mc Donaldslar’ın camları her zamanki gibi boydan boya tahtalarla kapatılmıştı. Binlerce protestocu uzun bir güzergahı izleyerek bitiş noktasına ulaştı. Burada oluşturulan platformda yapılan konuşmalar ve ertesi gün yapılacak eylem duyurularının ardından yürüyüş sona erdi.

14 Aralık eylemine 30 bin kişi katıldı

Kopenhag’da gerçekleştirilen en büyük eylem 14 Aralık’taki “Enternasyonal yürüyüş” oldu. Bu eyleme 30 bine yakın kişi katıldı. Asya, Afrika, Latin Amerika ve Avrupa’dan tanınmış simaların da katıldığı eylem merkezi bir alanda yapılan mitingle başladı. Çok çeşitli gruplara ait rengarenk pankart ve dövizlerin taşındığı, yoğun denecek şekilde kızıl bayrakların dalgalandırıldığı mitingte çeşitli konuşmalar yapıldı. Konuşmaların ortak temasını sermayenin iktisadi, sosyal ve siyasal saldırılarına ve savaşa karşı enternasyonal mücadele oluşturuyordu.

Değişik kollardan yürüyüşe geçen eylemciler uzun bir güzergahı izleyerek, artan bir canlılık ve coşkuyla ve öfkeli sloganlarla dağılma noktasına geldiler ve bir başka eylemde buluşmak dileğiyle dağıldılar.

Protestocuların büyük bölümünü gençlik oluşturuyor

Tüm eylemlere damgasını vuran kitle gençlikti. Denilebilir ki gençlik üç-dört gün boyunca Kopenhag sokaklarını işgal eden protestocu kitlenin yüzde 90’ını oluşturuyordu. Kapitalizmin kendilerine hiçbir gelecek vaadetmediğinin bilinciyle az-çok donanmış, dolayısıyla az-çok politik böylesi bir genç kitlenin varlığı emperyalist-kapitalist sisteme karşı uluslararası ölçekte gelişen bu tür eylemlerin en kayda değer kazanımıdır ve gelecek açısından umut vericidir.

Gençliğin bu ve benzeri eylemlere katılımının her geçen gün biraz daha yüksek oranlı hale gelmesinin bir nedeni de sermayenin eğitime dönük özelleştirme saldırısıdır kuşkusuz. Geri ve yoksul ülkelerde olduğu gibi eğitimin paralı hale getirilerek okul kapılarının işçi ve emekçi çocuklarına kapatılması, günümüzde Avrupa’da da artık yaşamın bir parçası haline gelmiştir.

Gençlik bu saldırıya onbinler halinde bu tür eylemlere katılarak ve hatta giderek organize ederek cevap vermektedir. “Eğitim meta değildir!” şiarı altında özelleştirme saldırısına karşı mücadeleyi Avrupa çapında yaygınlaştırıp organize etmektedirler.

Filistin direnişiyle dayanışma etkinlikleri

Siyonist İsrail’in geçmişte ve günümüzde başvurduğu vahşete dünyanın ezilen ve sömürülen mazlum halklarının duyarlılığı bilinmektedir. Bunun bir ifadesi olarak Filistin halkının bu katlimalara ve vahşete karşı direnişi dünya halklarınca sempati ile karşılanmakta ve aktif desteğini almaktadır. Filistin halkının haklı ve meşru direnişi Danimarka’da ve Kopenhag Zirvesi esnasında farklı bir boyut kazandı. Sorun siyonist İsrail’e ait herşeyin boykot edilmesine kadar genişledi. Filistin halkının temsilcilerinin Danimarka’da kurdukları ve geliştirdikleri özel diplomatik ve siyasi ilişkilerin bunda büyük payı var. Bu sayededir ki Kopenhag’da 12 Aralık’ta Filistin halkı ile dayanışma eylemi gerçekleştirildi. Kopenhag sokaklarında İsrail mallarını boykot çağrısı yapan afişler ve forum ve toplantıların yapıldığı salonlarda açılan standlar bu kampanyanın diğer gösergeleriydi.

Eylemlerde BİR-KAR da temsil edildi

Kopenhag Zirvesi’ne dönük eylemlere iki gün boyunca üzerinde Almanca olarak “Tekellerin Avrupa’sına hayır!” şiarının yazılı olduğu pankartımızla BİR-KAR olarak biz de katıldık. Eylemlerde “Tekellerin Avrupa’sına hayır!” başlıklı ingilizce bildirilerimizi dağıttık.

Bir-Kar olarak ilk kez örgütlü bir biçimde bu tür anlamlı protestolarda yer almış olmamızı bir kazanım olarak görüyoruz. İşçilerin birliğine, halkların kardeşliğine en çok ihtiyaç duyulan bir dönemden geçiyoruz. Bunun gerektirdiği bir pratiğin içersinde olmak BİR-KAR olarak temel hedefimiz olacaktır.

BİR-KAR çalışanları