30 Kasım '02
Sayı: 47 (87)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermaye iktidarının açmazları ve yeni hükümet
  AB kapısında hayaller ve gerçekler
  Silah denetçileri ve emperyalist savaş hazırlığı
  "Ak" partisinin kara icraatları
  Amerikan emperyalizmi için "gül" gibi bir başbakan
  BM'nin Dünya Çocuklar Günü aldatmacası...
  Metal'de birbirini izleyen ihanetler
  Sendika bürokratlarının ihaneti metal işçilerinin birleşik örgütlü mücadelesiyle aşılacak!
  Prag Zirvesi'ne ABD damgasını vurdu...
  NATO'nun militarist saldırgan misyonu yeni duruma ve ihtiyaçlara uyarlanıyor
  NATO'nun yeni stratejisi...
  Prag Zirvesi üzerine Haluk Gerger ile konuştuk...
  Gençlik YÖK'ü ve savaşı soruşturdu!
  Gençliğin savaş ve YÖK karşıtı eylemlerinden...
  Dünyadan...
  ABD emperyalizminin yeni konsepti...
  Mücadele alanlarından...
  BİR-KAR II. Kongresi başarıyla gerçekleşti
  Perinçek'in İP'iyle ne kuyuya inilir, ne baraj geçilir
  Partimizin 24. kuruluş yıldönümü kutlu olsun!..
  Bir hukuk cinayetine karşı duyarlılık çağrısı
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Emperyalist savaşa karşı sınıf savaşı!

Merhaba dostlar,

Bugün olası bir Irak saldırısı ülkemizi maddi ve manevi olarak karşılanması imkansız kayıplarla karşı karşıya bırakacak. Ortadoğu’yu ele geçirme çabasında olan emperyalist haydutlar her türlü oyun ve yalanla saldırı hazırlıklarını sürdürüyorlar. Saldırıya meşru zemin hazırlamak çabasındalar. Önce 11 Eylül saldırısını bahane ederek Afganistan’ı yerle bir ettiler, binlerce sivil insanı katlettiler. Bugün ise Irak’ı kan gölüne çevirecek savaşın içine ülkemizi de çekmek istiyorlar. ABD Afganistan’a saldırırken 11 Eylül saldırısını bahane olarak gösterdi tüm dünyaya. Irak’a da “Bunlar kimyasal silah yapıyorlar, bu silahlar tüm dünyayı tehdit ediyor” bahanesiyle saldıracaklar.

Açıktır ki, ABD’nin asıl amacı kimyasal silah değildir. Onun hedefi Ortadoğu’daki petrol kaynaklarını ele geçirmek, bölgeye hakim olmaktır. Bunu başarırsa emperyalist emellerini gerçekleştirecek, gücüne güç katmış olacak. Ortadoğu’yu egemenlikleri altına almak istiyorlar. Bu kirli savaştan hiçbir çıkarı olmayan biz işçi ve emekçilerden de kardeş halkların kanını dökmemizi istiyorlar.

Peki bizim halimiz ne olacak? Savaş çıkınca çalıştığımız fabrikalar kapanacak, işsiz kalacağız. Zaten asgari olan ücretlerimiz iyice budanacak, temel ihtiyaç maddelerine zamlar bindirilecek, vergiler arttırılacak. Kısaca savaşın faturasını bize ödetecekler. Kırıntı haklarımızı gaspedecekler, grev hakkımızı yasaklayacaklar, işten atmalar doğal karşılanacak. Tüm bunlara neden olarak bizim hiçbir çıkarımızın olmadığı emperyalist savaş gösterilecek. İşçi ve emekçiler için yaşamak haram olacak, ülkeyi F tipine çevirecekler. Savaşa karşı çıkanları toplumdan yalıtmak için F tipine kapatacaklar. Cezaevindeki devrimci tutsakları daha acımasızca katledecekler.

Cellatların sevincini kursağında bırakmak görevi bizlere düşüyor. Savaşa karşı duyarlı olmak, insanları duyarlı olmaya çağırmak, bunun için tüm enerjimizi harcamak zorundayız. Herkesin gündemine bu kirli savaş konusunu taşıyalım. Savaş yıkım, açlık, yoksulluk demektir; kan, kin, nefret demektir. Savaşa karşı çıkmak tüm işçi, emekçi ve ezilen halkların görevidir. Bunu anlatabilme görevi devrimcileri bekliyor. Her yerde sözlü propagandamızı yapmalıyız. Çevremizdeki duyarlı insanları harekete geçirmeliyiz.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Bir tekstil işçisi/İzmir



Birlikte direnelim birlikte kazanalım!

Hayat şartları inişi ve çıkışı olan zorlu ve çetin yollara benziyor. Birçok şeyi yapmak zorundayız. Bakmakla yükümlü olduğumuz insanlar, geçindirmekte zorlandığımız evimiz vb. sorunlarımız var.

Bir tekstil fabrikasında çalışıyorum ve sigortasızım. Gözünü para hırsı bürümüş, çok sinsi bir patronum var. Emekçiye iyi görünmek için alttan girip üstten çıkıyor. Tanımayanlar için neredeyse peygamber! Oysa diğer patronlardan farksız, hep kendi çıkarını düşünen ikiyüzlünün biri. İşine geldiği zaman ailesi oluyoruz, gelmediği zamansa kapıya konuluyoruz. Şu sıralar bize hep söylediği bir söz var; “arkadaşlar, biz bir itfaiyeciyiz, nerede yangın var oraya koşacağız.” Hem de hiçbir fikrimiz sorulmadan. Geçen gün yeni açtığı taşeron firmaya gönderildik birkaç kişi. Hem de bize ödemediği sigorta primlerinin parasıyla açtığı bir yere ve hiç anlamadığımız ve yapmaya da zorunlu olmadığımız bir iş için. Daha sonra başka bir yerdeki taşeron firmasınagönderiliyoruz, yine fikrimiz sorulmadan. Oradan oraya, oradan oraya derken modern köleliği yaşıyoruz adeta. Siz bizim kölemizsiniz, sizi istediğimiz gibi kullanırız, demeye getiriyorlar.

Bir ustamız vardı, yalaka olmadığı, işçilerin hakkını savunduğu için işten çıkarıldı. İşten çıkarılmasına gösterilen sebep, günlük üretimin az olduğu ve bu nedenle zarara uğranıldığı. Bir insanı harcamak bu kadar kolaydı patron için. Başka bir usta geldi onun yerine. İşçiyi ezen, aşağılayan, iftira eden aşağılık biriydi. Ayrıca işten anlamıyordu. Bir de ilk geldiği günden itibaren bayan arkadaşlara bulunduğu tacizler yok muydu, insanı çileden çıkarıyordu.

Bir gün işlerde yine kendisinden kaynaklanan aksaklıklar oldu. Yemek paydosuna çıkarken; “Yemeğinizi yiyorsunuz, hemen iş başı yapıyorsunuz. Zaten işleri bitiremediniz” gibi aşağılayıcı sözler söyledi. Ustanın lafını dinlemedik ve patron geldi. Bu işi yapacaksanız adam gibi yapın, yapmayacaksanız bırakın gidin, diye tehditler savurdu. Zaten ustanın beceriksizliğinden ve tacizlerinden bıkan bizlere bu sözler tuz biber olmuştu. Birçoğumuz makineyi kapattık ve aşağıya indik. Diğer bölümlerdeki arkadaşlar ne olup bittiğini anlamamışlardı bile. Beş on dakika sonra patron yanımıza geldi. Ona ustanın işten anlamadığını, bayan arkadaşlarımıza yaptığı tacizleri söylediğimizde, geri adım atmak zorunda olduğunu gördük. Usta işten çıkarıldı.

Diğer arkadaşlarımıza bu davranışımız örnek oldu. Birlikte hareket ettiğimiz zaman kazananın biz olacağımızı bilmeliyiz. Üreten eller olmadığı sürece hiçbir patron güçlü olamaz. Birlikte ve doğru kararlar aldığımız takdirde hiç kimse bizden güçlü olamaz.

Bir direniştir halay!
Korkmadan, yılmadan devam eden.
Yıldıralım bizi sömürenleri,
Yıldırmaya çalışalım
Bıkmadan usanmadan.
Haydi! Birlikte koşalım halaya
Ellerimizi birbirinden ayırmadan.

Bir tekstil işçisi/İzmir



“Biz artık televizyon okur,
kitap seyreder olduk!”

Bir söz okumuştum bir yerde; “Biz artık televizyon okur, kitap seyreder olduk” diye yazıyordu. Ne güzel de yazmış bu yazıyı yazan.

Bir gün işyerinde arkadaşlarımla konuşmaya çalışıyordum; biz işçiler ne kadar kötü koşullarda çalıştırılıyor, her türlü haksızlığa uğruyor ve sömürülüyoruz, ekmeğimiz elimizden alınıyor vb... Ben bunları anlatmaya çalışırken karşımdaki arkadaş duymuyordu bile. Magazin haberlerinden, haftanın şık kişilerinden ve rüküşünden söz etmeye başladı.

Biraz düşünüldüğünde insanlara hak vermemek elde değil. 10-12 saat çalışan bir işçiyi düşünelim. Eve gidince yapacağı ilk iş yemeğini yiyip, televizyonun karşısına geçip, yorgunluğunu atmak için uzanmak. Bunu iyi bilen medya önlem alıyor ve yüklenmeye başlıyor. Haberler bile 5-10 saniyelik alt yazılarla verilmeye başlanıyor. Haber verilirken alt yazı olarak magazin haberleri geçer, dikkati dağıtmak için; ‘Falanca kişi filanca kişinin elini tutmak istedi.’

Ben de bir gün burjuvazinin bu büyük dünyasına kapıldım. Televole mi, Telegole mi bir magazin programını izledim. Spiker tam bir ukala; ‘Sayın seyirciler, şimdi göstereceğimiz görüntülerle sizi Bodrum’a götüreceğiz. Bu görüntüleri izleyin Bodrum’a gitmiş gelmiş, güneşlenmiş, tatilinizi yapmış olacaksınız.’ Bu kısaca şu demek oluyor: Bodrum sizin değil bu izleyeceğiniz insanların hakkıdır.

Reklamlar da aynı. Bir sabun reklamı çekiliyor. Sabun reklamı mı, erotik şov mu belli değil. Kadın vücudu teşhir ediliyor. Dondurma reklamı derseniz aynı. Diziler ise, adı üzerinde pembe diziler. İnsanlar Brezilya’daki insanların nasıl sömürüldüğünü bilmezler. Ama mankenlerin kaç günde bir sevgili değiştirdiğini, giydiği eteğin yırtmaç boyunu, resim yaparken hangi kepekli ekmeği yediğini öğrenirler...

İnsanlara izlemek istedikleri sunulmuyor. Medya insanların izlemesini istediği şeyleri sunuyor. Medyanın kime hizmet ettiği apaçık ortada değil mi?

SY Kızıl Bayrak okuru/izmir