30 Kasım '02
Sayı: 47 (87)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermaye iktidarının açmazları ve yeni hükümet
  AB kapısında hayaller ve gerçekler
  Silah denetçileri ve emperyalist savaş hazırlığı
  "Ak" partisinin kara icraatları
  Amerikan emperyalizmi için "gül" gibi bir başbakan
  BM'nin Dünya Çocuklar Günü aldatmacası...
  Metal'de birbirini izleyen ihanetler
  Sendika bürokratlarının ihaneti metal işçilerinin birleşik örgütlü mücadelesiyle aşılacak!
  Prag Zirvesi'ne ABD damgasını vurdu...
  NATO'nun militarist saldırgan misyonu yeni duruma ve ihtiyaçlara uyarlanıyor
  NATO'nun yeni stratejisi...
  Prag Zirvesi üzerine Haluk Gerger ile konuştuk...
  Gençlik YÖK'ü ve savaşı soruşturdu!
  Gençliğin savaş ve YÖK karşıtı eylemlerinden...
  Dünyadan...
  ABD emperyalizminin yeni konsepti...
  Mücadele alanlarından...
  BİR-KAR II. Kongresi başarıyla gerçekleşti
  Perinçek'in İP'iyle ne kuyuya inilir, ne baraj geçilir
  Partimizin 24. kuruluş yıldönümü kutlu olsun!..
  Bir hukuk cinayetine karşı duyarlılık çağrısı
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Amerikan emperyalizmi için
“gül” gibi bir başbakan!

Başbakan olarak atanan Abdullah Gül’ün siyasi yaşamı Refah Partisi’nde başladı. Refah Partisi’nin kapatılması sonrası Fazilet Partisi içinde yer aldı. Milli Görüş çizgisinin emperyalizm ve sermaye devletiyle en uyumlu siyasi kişiliği olarak öne çıktı. Necmettin Erbakan’ın Abdullah Gül’ü partide öne çıkarmasında, onun bu sistemle uyumlu kişiliği etkili oldu.

ABD emperyalizminin güvendiği lider

Erbakan liderliğindeki RP ve FP’nin ABD emperyalizmiyle yürüttüğü görüşme trafiğinin yöneticiliğini Abdullah Gül üstlendi. Erbakan ABD emperyalizmine güven verilmeden hükümet olunamayacağını iyi biliyordu. ABD’ye değişim mesajının verilip ikna edilmesi de sistemle tam uyumlu isimlerin ortaya koyacağı kapasiteyle doğrudan bağlantılıydı. Bu nedenle ABD emperyalizmi ile her temasta A. Gül öne çıkarıldı.

Refah-Yol hükümeti sürecinde Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi Marc Grossman’dı. Grossman’a “Refah-Yol hükümetiyle uyumlu olarak çalışabiliriz” sözlerini söyleten de Abdullah Gül’ün başını çektiği Refah Partisi içindeki bir ekipti. Öyle ki, Amerika’nın Musevi lobisinin Likud’cu kanadı bile, Gül’ü diğer islamcılardan farklı ve olumlu bir noktaya oturtuyordu.

Amerika’ya göre Abdullah Gül’ün en önemli özelliği sistemin savunucusu barışık bir lider olması, yaşamının hiçbir döneminde radikal islami etkide kalmamasıydı. ABD emperyalizmine göre Gül, ağzından çıkanı hep kontrol etmeyi başaran, diyalog ve uzlaşmanın bayraktarlığını yapan, “akıllı” ve “yetenekli” bir liderdi.

Abdullah Gül, ABD emperyalizminin ve sermaye devletinin duyduğu sıkıntıları hemen farketip bundan gerekli sonuçları çıkarmada başarılıydı. Refah Partisi’nin kapatılması sonrası Fazilet Partisi kuruldu. Siyasi yasaklı Erbakan bayrağı Recai Kutan’a devretti. Zira Kutan güvenilir bir emanetçiydi. Erbakan’a tam bağlı bir yönetimin Fazilet Partisi’ne egemen olması sermaye devletini rahatsız etti. Bu rahatsızlığı Abdullah Gül’ün başını çektiği ekip de farketti ve yapılan ilk kongrede Recai Kutan’ın karşısına aday olarak Abdullah Gül’ü çıkardı.

ABD, halkı etkilemedeki başarısı ile öne çıkan Recep Tayyip Erdoğan’ı da çok önceden keşfetmişti. Belediye Başkanlığı’nın başından itibaren, ABD İstanbul Konsolosluğu Erdoğan’la iletişime bu nedenle büyük önem vermişti.

Erdoğan karizması, halkla iletişimdeki başarısı ile, Gül ise sistemle tam uyumlu politik kimliği nedeniyle ABD emperyalizminin güvenini kazandı.

Irak’a yönelik kirli savaşta Türkiye’nin oynayacağı rol ABD için çok önemli. Bu müdahalede ABD’ye vereceği destek AKP’nin ne denli ehlileştiğini ispatlamak için önemli bir şanstı. Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi seçim öncesinde ABD ziyareti sırasında Irak’a müdahaleye yeşil ışık yaktılar. Genelkurmay Başkanı da Irak’a müdahale sonucu ortaya çıkabilecek Kürt devleti vb. oluşumların Türkiye açısında yaratacağı olumsuz etkileri belirtmekle birlikte, bu kaygıları giderildiği ölçüde destek vermekten kaçınmayacaklarını belirtti.

Abdullah Gül’ün, Tayyip Erdoğan’ın dengeli ve gerçekçi tutumunda da büyük bir katkısı var. Dengeleyici tutumuyla sistemin emniyet süpabı olma becerisini tüm gelişmelerde sergiliyor. Ayrıca önemli bir seçmen kitlesinin sandığa gitmeyerek, sandığa giden seçmenin ise kendisini açlığa ve sefalete mahkum eden iktidarı ve muhalefetiyle sermaye partilerini sandığa gömerek tepkisini ortaya koyduğu, sistem partilerine güvensizliğini somut olarak gösterdiği bu dönemde, AKP’nin işçi ve emekçilerin tepkisini düzen kanallarına akıtmada göstereceği beceri sermaye açısından büyük önem taşıyor.

AKP de sandığa gömülecektir

AKP belli bir dönem işçi ve emekçilerin belli bir kesimi açısından olumlu bir yere oturtulmasının avantajını kullanacaktır. Ancak bunu uzun süreli devam ettirmesi mümkün değildir. Zira AKP’nin ekonomi politikalarına İMF ve TÜSİAD damgasını vuracaktır. İşçi sınıfı ve emekçilerin açlık ve sefaleti pahasına ekonomik-sosyal yıkım programı devam ettirilecektir. ABD’nin savaş politikasına, binlerce işçi-emekçi çocuğunun kanının dökülmesi pahasına kayıtsız şartsız “evet” denilecektir. Emperyalist savaş politikasının, İMF-TÜSİAD programının uygulayıcısı olacak olan AKP’nin emek düşmanı yüzü kaçınılmaz olarak onu da hızla sandığa gömülme sürecine götürecektir.

Komünistlerin dünyada ve Türkiye’de devrimin güncel olduğu yönlü saptamasının ne denli doğru olduğunu son gelişmeler bir kez daha somutluyor. Tarihin tekerleği işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci iktidarı olan sosyalizme doğru dönmeye devam ediyor. İşçi sınıfı ve emekçilerin her geçen gün artan öfke ve tepkisi düzen partileriyle değil de işçi sınıfının komünist partisiyle buluştuğu gün kurtuluş yolu aydınlanacaktır. Açlık, sömürü, baskı ve işkence üzerine kurulu sermaye iktidarı kurumlarıyla birlikte yıkılacaktır.



İzmir’den kısa kısa...

İzmir Savaş Karşıtı Girişimi’nin eylemi

23 Kasım günü İzmir Savaş Karşıtı Girişim’i tarafından geleneksel olarak yapılan Cumartesi eylemlerinin dördüncüsü gerçekleşti. Yaklaşık 100 kişini katıldığı eylem saat 14:30’da Konak Sümerbank önünde yapıldı. “ABD askeri olmayacağız!”, “Susma haykır savaşa hayır!”, “Kahrolsun ABD emperyalizmi!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!” vb. sloganlar atıldı.

Ölüm Orucu direnişinin yıldönümde ortak eylem

20 Ekim 2000’de cezaevlerinde başlayan SAG’ın 20 Kasım’da Ölüm Orucu’na dönüşmesinin ardından geçen iki yıl içinde 99 tutsağın şehit düşmesiyle ilgili olarak TAYAD, Kızıl Bayrak ve Devrimci Demokrasi tarafından ortak bir basın açıklaması yapıldı.

23 Kasım günü Savaş Karşıtı Girişim’in yaptığı basın açıklamasının ardından Konak Sümerbank önünde yapılan eyleme yaklaşık 60 kişi katıldı. Eylemde “Cezaevlerinde tecridi kaldırın ölümleri durdurun!” pankartı ile tecrit ve izolasyona karşı birçok döviz açıldı. Saygı duruşuyla başlayan eylemde “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “İçerde dışarda hücreleri parçala!”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!”, “Tecridi kaldırın ölümleri durdurun!” vb. sloganlar atıldı.

25 Kasım Girişimcileri’nden eylem

İzmir’deki çeşitli kadın örgütleri tarafından oluşturulan 25 Kasım Girişimcileri kadına yönelik şiddeti protesto etmek amacıyla 25 Kasım günü Konak Sümerbank önünde basın açıklaması yaptı. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı eylemde “Savaşa, şiddete, tacize, tecavüze karşı kadınlar el ele özgür günlere!” pankartı açıldı. “Yaşasın kadınların özgürlüğü!”, “Susma haykır savaşa hayır!”, “Kahrolsun ABD emperyalizmi!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Tecrit, ölümdür istemiyoruz!”, “İçerde, dışarda hücreleri parçala!” sloganları atıldı.

21 Kasım’da İHD önünde eylem

18 Kasım 2002’de Bayrampaşa Hastanesi’nde şehit düşen İmdat Bulut’la birlikte F tipi saldırısında şehit düşenlerin sayısının 99’a ulaşması üzerine İHD İzmir Şubesi tarafından İHD önünde 21 Kasım günü basın açıklaması yapıldı. Eylem “Hücre ölümdür, istemiyoruz!”, “Tecridi kaldırın ölümleri durdurun!”, “İçerde, dışarda hücreleri parçala!”, “F tipi yaşam istemiyoruz!” sloganları atılarak bitirildi.

SY Kızıl Bayrak/İzmir