21 Eylül '02
Sayı: 37 (77)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin yıkım ve savaş programına karşı sınıfın devrimci programı!
  Seçim çalışması için seferberlik!..
  Seçim ittifakı ve reformist hayaller...
  Çürüyen düzenden kokuşmuş siyaset manzaraları
  İMF'ci-Amerikancı düzen partilerine karşı sosyalizm bayrağı altında birleşik mücadeleye!
  Bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya ile konuştuk...
  Amerikancı düzen partileri oy istiyor, biz hesap soracağız!
  Kamuda toplu görüşme sürecinin gösterdikleri...
  Eğitimde "Toplam Kalite Yönetimi"
  Emperyalist savaşın startı BM kürsüsünden verildi
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!
  3 Kasım seçimleri...
  İsrail zindanlarında siyonizme karşı direniş!
   Köln'de saldırılara ve savaşa karşı 50 bin kişi yürüdü
   Reha Tekstil işçilerinden mektup...
   Liseli Ekim Gençliği'nden...
   Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   ÇHD'li avukatlardan F tipi hücreler hakkında kapsamlı bir dosya...
   Sefaköy İşçi Kültür Evi'nde kitlesel etkinlik
   Yine "kamikaze" kapitalizm üzerine
   Berlin İşçi ve Gençlik Kültür Merkezi açılıyor!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kızıl Bayrak kapakları üzerine eleştiriler...

Kızıl Bayrak gazetesinin kapaklarının görsel açıdan birkaç nedenden dolayı iyi olmadığını düşünüyorum. Bir gazetenin kapağı o gazetenin ilgi görmesinde temel noktalardan birisidir. Sizi hiç tanımayan ancak devrimci siyasal hareketlere ilgi duyan bir okur, öncelikle görselliği üzerinden gazeteyi alacaktır. Ve ben şundan eminim ki, gazeteyi bir defa eline aldıktan sonra onun ilgisini süreklileştirecek olan kapsam ve ideolojik tokluk gazetede halihazırda vardır.

Gazetenin kapakları yoğunlaşmış bir çalışmanın ürünü değilmiş gibi durmaktadır. Elbette bunun çeşitli yoğunluklardan kaynaklı olarak anlaşılır bir yanı olabilir. Ancak kapağın bir gazetenın temel önemde bir parçası olduğu düşünülürse, kapak üzerinde daha fazla yoğunlaşmaya ihtiyaç var demektir. Bunu en rahat şekilde kapak dizaynında görebilmekteyiz. Bize getirilen gazeteler arasındaki farkı kapağın görselliğinden doğru anlamak neredeyse olanaksızlaşmaktadır. Özellikle savaş, iş yasası vb. gündemlerin ard arda 2-3 hafta kapağa birkaç küçük şiar farkı ile çıktığını düşünürsek, bu sorun daha da önemli bir hal almaktadır. Bu ise okurun gazeteye olan ilgisini azaltmaktadır...

Diğer bir farklılaşması gereken nokta ise, o haftanın temel siyasal gelişmelerini ortaya koyan kapak şiarıdır. Özellikle son dönemlerde kapak bir bildirge veya kapak yazısının kısa bir özeti gibi kullanılabilmektedir. Bu ise kapaktan hareketle Kızıl Bayrak bu haftaki gündeme dair şunu, şunu... demiş dememizi güçleştirmektedir. Bu arada kapakta ortaya konulan şiarların kitleler içinde gerçek şiarlara dönüşme şansı da kaybolmaktadır. Mesela bir önceki kapakta ortaya konulan tüm o uzunca metnin yerine, zaten içeride orta sayfa ve daha bir dizi yazıda ne anlama geldiğini ifade ettiğimiz “Bağımsız devrimci sınıf platformu”nu desteklemeye çağıran bir şiar bence tek başına çok daha anlamlı olacaktır. Emperyalist savaşa alet olmamak ve İMF/TÜSİAD programlarına karşı çıkmak için bu platformun desteklenmesi gerektiği ise zaten içeride yeterince incelenmişti. Bu nedenle (şundan dolayı şunu yapalım şeklinde) uzun uzun pasajlar halinde değil de, daha özlü bir şekilde, bunun ifadesi şiarlarla bu anlatılabilirdi.

Umarım bu eleştiriler bir şekilde dikkate alınır. Kapaklar üzerinde biraz daha yoğunlaşmak, kapak şiarlarını da bu yoğunlaşmanın bir ürünü olarak anlatmak istediğimizi daha özlü bir şekilde verdiğimiz şiarlara çevirmek, bizi bir okura gazete götürürken şu tarzda bir diyalogla karşı karşıya kalmaktan kurtaracaktır:

- “Ben bu sayıyı daha birkaç gün önce almıştım.”

- “Hayır, bu yeni çıktı, geçen haftaki farklıydı...”

Bir SY Kızıl Bayrak okuru



“Üçüncü dünya” ülkeleri üzerine etkinlik

Okuduğum lisede iki gün boyunca, “üçüncü dünya” olarak anılan bağımlı ülkeler üzerine çeşitli etkinlikler yaptık. Bu etkinlikleri planlamak için sınıftaki öğrenciler gruplara ayrıldı. Etkinlikler şunlardı:

1- Bir üçüncü dünya ülkesi ürününün üretimi ve ticarileşmesi üzerine oyun.

2- Değişik kültürlerin buluşması üzerine bir oyun.

3- İlticacıların karşılanışı ve sürgünlük üzerine bir oyun.

4- Bir insanın yabancı bir ülkede hissettikleri.

5- Üçüncü dünya ülkelerindeki çocukların günlük yaşamı.

6- Katılanların başka bir kültürü şarkıları, dili vb. ile tanımaları.

Ben 5. etkinlikte yer aldım. Grup olarak Filipinler’in başkentinde yaşayan sokak çocukları ve küçük yaşta çalışan çocuklar üzerine bir kaset izledik. Ardından bu çocukların kurtulma şansları olup olmadığını tartıştık. Çünkü bazı kurumlar bu çocuklara eğitim yardımı yapıyordu.

Tartışmadan sonra sokak çocuklarının yaptığı işler üzerine araştırma yapmak için gruplar oluşturduk. Bunlar: Sağlığa zararlı ve tehlikeli işler; genç yaşta fuhuş yapmak; genç yaşta asker olmak; ailesinin borçlarını ödemek için çalışan çocuklar; illegal iş yapan çocuklar (mafya); bir ailenin kölesi olmak (ev işlerini yapmak).

Ben ilk grupta yer aldım. İnternetten yaptığımız araştırma ve değişik belgelerden edindiğimiz bilgileri diğer gruplara anlattık. Yaptığım araştırmada, çocukları boyları küçük olduğu için maden ocaklarında, ayrıca tarlalarda, halı ve kiremit fabrikalarında çalıştırdıklarını öğrendim. Bütün gruplar araştırmalarının sonuçlarını sundular.

Daha sonra bu çocuklara ilişkin neler yapılabileceği üzerine tartıştık. Tartışmada çıkan öneriler; bu ülkelerde devletin veya patronların çalışanlara sigorta yapmaları gerektirdiği, bizlerin de bu çocuklar tarafından üretilen eşyaları almamamız şeklindeydi.

Bu çocukların yoksulluğu, sefaleti ve eğitimsizliği sistemden kaynaklanıyor. Çünkü bu ülkelerin gelirleri eğitim veya sağlık vb. sektörlere değil, dış borçlara ve silahlanmaya aktarılıyor. İMF’den borç alan bağımlı ülkeler, bu borçları ödeyebilmek için zam yapıyor, vergileri yükseltiyorlar. Devlet daha borçlarını ödemeden faizlerini ödemeye başlıyor ve sürekli borç almak zorunda kalıyor. Böylece İMF’ye bağımlılık katmerleşiyor, sefalet derinleşiyor.

Kahrolsun sömürgecilik!
Yaşasın sosyalizm!
Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!

Cemile/İsviçre



Patronlara köle olmamak için örgütlenelim!

Türkiye’de işçilerin yaşadığı sorunlar her geçen gün artarak devam ediyor. İşçiler sustukları müddetçe ezilmeye devam edecekler. Türkiye’nin her bölgesinden insanların mesken tuttuğu İstanbul, Türkiye’nin en büyük şehirlerinden biri. Her yaşta ve her işte çalışan milyonlarca insan var. Bu kadar işçinin çok az bir ücretle çalışmasının sebebi işçilerin birbirini desteklememesidir.

İşçi bir arkadaş işe başvurur. Ücret konusu gelince patronlar asgari ücretin altında bir miktar söylerler. İşçi ücrete az deyince patron “işine gelirse, nasıl olsa iş arayan çok” der ve kestirip atar. İşsizlik olduğu için de düşük ücretle çalışmak zorunda kalırız.

İşçi arkadaşlara sesleniyorum. Her zaman birbirimizi destekleyelim. Kendimizi, birbirimizi patronlara ezdirmeyelim, onlara köle olmayalım. Örgütlenip birbirimize kenetlenelim. Hep ezilip, küçük düşürülen bizleriz. Bizler okuyup bilinçlenerek üzerimize düşeni yaparsak, sorunlarımızı çözebiliriz. Sorunlarımızı görmemezlikten gelmeye devam edersek, ezilip küçük düşürülmeye de devam ederiz.

Genç bir tekstil işçisi



Parti iktidara!

Şafak;
türkülerle doğar,
halaylarla
marşlarla.

Umut;
gün gelir,
balyozlaşır.
nasırlı ellerde

Şafak;
umutla doğar.

Ey! Şafağın sahipleri
saplanın şimdi
karabasan gibi
karanlığın bağrına.

Beklenen bir gündür;
dağların ardından,
günü doğuracak ateştir.

çak kibriti
yak geceyi
PARTİ İKTİDARA !

S. Fidan