21 Eylül '02
Sayı: 37 (77)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin yıkım ve savaş programına karşı sınıfın devrimci programı!
  Seçim çalışması için seferberlik!..
  Seçim ittifakı ve reformist hayaller...
  Çürüyen düzenden kokuşmuş siyaset manzaraları
  İMF'ci-Amerikancı düzen partilerine karşı sosyalizm bayrağı altında birleşik mücadeleye!
  Bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya ile konuştuk...
  Amerikancı düzen partileri oy istiyor, biz hesap soracağız!
  Kamuda toplu görüşme sürecinin gösterdikleri...
  Eğitimde "Toplam Kalite Yönetimi"
  Emperyalist savaşın startı BM kürsüsünden verildi
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!
  3 Kasım seçimleri...
  İsrail zindanlarında siyonizme karşı direniş!
   Köln'de saldırılara ve savaşa karşı 50 bin kişi yürüdü
   Reha Tekstil işçilerinden mektup...
   Liseli Ekim Gençliği'nden...
   Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   ÇHD'li avukatlardan F tipi hücreler hakkında kapsamlı bir dosya...
   Sefaköy İşçi Kültür Evi'nde kitlesel etkinlik
   Yine "kamikaze" kapitalizm üzerine
   Berlin İşçi ve Gençlik Kültür Merkezi açılıyor!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kamuda toplu görüşme sürecinin gösterdikleri...

Hareketin önündeki
reformist barikat aşılmalıdır!

Yaklaşık iki aydır kamu sendikaları ile hükümet arasında süren toplu görüşme süreci sonuçlandı. Buna göre, tüm memur ücretlerinde brüt 100’er milyon lira artış sağlandı. Bu miktarın 75 milyon lirası Ekim, Kasım ve Aralık döneminde, geriye kalan 25 milyon lirası da 2003’te maaşlara yansıyacak. Anlaşmadan sonra açıklama yapan Bülent Ecevit, “Bu çerçevede Bütçe Kanunu’nda hükümetin isterse ödeyebileceği enflasyon farkı yerine tüm memurlarımıza aylık 100’er milyon lira brüt ödeyeceğiz” diyerek, enflasyon farklarının ödenmeyeceğini ve bunun daha iyi olduğunu vurgulamış oldu.

KESK Genel Başkanı Sami Evren ise, kamu çalışanlarının maaşlarında net 57 milyon liralık bir iyileştirme yapıldığını ve en düşük memur maaşının bu zamla 340 milyon liraya yükseldiğini belirtti. Böylece sendikalar yaklaşık %20 civarında bir artışa imza atmış oldular. Sonuçta sendikaların en alt seviyeden dillendirdikleri ücret artışı gerçekleştirilmiş görüntüsü altında devletin dediği oldu.

Görüşme süresince devletin tüm söylemleri “bütçeyi deldirmeyiz, İMF programından taviz veremeyiz” vb. tarzda oldu. Sendikalar ise ekonomik taleplerinde başta yüksek tuttukları çıtayı devletin söylemleri karşısında hızla indirdiler. Devlet güdümlü Kamu-Sen üzerine söyleyecek pek bir şey bulunmuyor. Ne de olsa görüşmeler boyunca “devlet babası”nı kızdıracak bir şey yapmamış, demagojik söylemler ve göstermelik olarak aldığı eylem kararları dışında bir varlık göstermemiştir. Ancak KESK’in talepleri ve tutumu üzerine birkaç söz söylemek gerekiyor. Çünkü KESK kamu emekçilerinin fiili mücadelesi sonucu kurulmuş bir sendikadır.

Hükümetin tamamen seçim yatırımına dönük yaptığı artışı, yapacağı zam ve vergilerle geri alması bir yana, kamuoyuna yansıyan işçi-işveren “uzlaşması” ve görüşmelerin sorunsuz çözülmesi, kamu emekçilerini aldatmaya dönük bir tarzda gerçekleşti. Bu senaryoya KESK de kendi cephesinden katılmış oldu. KESK yönetiminin görüşme boyunca izlediği tutum, görüşmelerin dışında kalmamak, taleplerini makul sınırlarda dile getirmek, talep ettiğini almış görüntüsü vermekti. Çünkü peşi sıra gündeme getirilecek örgütlenme kampanyalarında malzemeye ihtiyaçları var.

Görüşmeler henüz sürerken, önemli fakat kısa bir bilgi satır arasında basına yansımıştı. Habere göre sözleşmeli memur sistemine geçilmeden toplu görüşme sistemine geçilmesi bürokratlar tarafından eleştiriye konu olmuş, Keçeciler ise bu eleştirilere “Haklısınız! Ancak biz bu düzenlemeyi çıkartırken seçim olup olmayacağı belli değildi” şeklinde yanıt vermişti.

6 Eylül tarihli Hürriyet’teki köşesinde Ercan Kumcu ise konuyla ilgili şunları yazdı: “İMF’nin zorlamasıyla kamu sektöründeki istihdam fazlası azaltılmaya çalışılmaktadır. İstihdamdaki azaltmanın büyük bir bölümü bu yılın sonbaharında yapılacakken, erken seçim kararının alınmış olması hükümeti bu kararın uygulanmasında zor duruma düşürmektedir. Büyük bir olasılıkla, IMF’ye bu konuda verilen sözün yerine getirilmesi seçimlerden sonraya bırakılacaktır.”

Kamu emekçilerinin “iş güvencesi”ni tehdit eden kapsamlı bir saldırı hazırlığı gündemde iken, KESK yönetiminin görüşme sürecini ekonomik taleplerle sınırlaması ciddi bir bakış sorunu ve eksikliktir. Eğitim ve sağlık sektörü de dahil olmak üzere iş güvencesini ortadan kaldıran, örgütlülüğü dağıtan ve kamu hizmetlerini özelleştiren yasa ve yönetmelikler parça parça hayata geçirilmektedir. Halihazırda hastane ve okullarda çalışan personelin yarıya yakını ya sözleşmeli ya da taşeron personelden oluşmaktadır. KESK yönetimi sözleşmeli personelin kadroya alınması noktasında bir talep dillendirmedi. Zaten KESK yönetiminin özelleştirmelere karşı planlı, sürekli ve hak alıcı bir eylem ve mücadele programı, sözleşmeli/taşeron personeli örgütlemeye dönük bir bakışı ve faaliyeti de bulunmuyor. Ne saldrının süreci ne de sonuçları üzerinden mücadele etmek, hak kazanmak gibi bir bakışa ve niyete sahip de değiller.

İkincisi, hükümet temsilcileri her lafın başında İMF’yi ve İMF programlarının delinemezliğini öne sürerken emperyalist kuruluşlarla yapılan anlaşmaların iptalini ve kölece ilişkilere son verilmesini istememek, ücret artışıyla sınırlı görüşmelerin dahi yüzeysel kavrandığının bir işaretidir.

Üçüncüsü kamu emekçilerini köleleştiren, devletin kapı kulu askeri yapan 657 ve uzantısı yasa ve yönetmeliklerin toptan iptaline ve reddine yönelik bir talep ileri sürmek yerine “657 sayılı devlet memurları kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı” taslağında 12 maddeden oluşan doğum, ölüm vb. izinlerle sicil amirine yalakalığı sağlayan düzenlemelere onay verilmiştir. Bu düzenlemeler de “sosyal hak” kazanımı olarak kamuoyuna ve emekçilere sunulmuştur. “Grev ve toplusözleşme” hakkı ve bu hakların önünde engel olarak sunulan 4688 sayılı sahte yasa gündeme dahi getirilmemiştir.

Ülkeyi, işçi ve emekçileri doğrudan ilgilendiren ABD saldırganlığı ve emperyalist savaş gündemi tüm yakıcılığıyla ortada dururken, emekçilerin emperyalist savaşa, ABD emperyalizmine ve Türkiye’nin bu savaşta aktif rol almasına karşı olduğu dile getirilmemiştir. Emperyalist savaşta emperyalizmin taşeronluğuna soyunan hükümet uyarılmamış, aksi halde üretimden ve hizmetten gelen gücün kullanılacağı dillendirilmemiştir.

Görüşme süresince 2 milyon kamu emekçisini ilgilendiren acil ve güncel ekonomik, sosyal ve demokratik talepler dile getirilmediği gibi “devletle görüşüyoruz, muhatap alınıyoruz” mantığıyla hareket edilmiş, kamu emekçilerinin gerçek talepleri görmezden gelinmiştir. KESK yönetimi bu bakış ve kavrayışlarıyla kamu emekçilerinin gerçek taleplerini karartan ve hareketin önünü tıkayan bir işlev görmüştür.

KESK klasik basın açıklaması yapma, bordro yakma vb. gibi birbirini tekrar eden pasif eylem biçimlerini hayata geçirirken, kontra Kamu-Sen, hayata geçirmesinden bağımsız olarak, “2 saatlik iş bırakma” eylemini dile getirmiş, mücadeleci sendika rolüne soyunmuştur. KESK yönetimi görüşme sürecinde de Kamu-Sen’i kamuoyu ve emekçiler nezdinde meşrulaştırmış, onun önünü açmıştır.

1 Aralık benzeri iş bırakma eylemlerinden son yapılan basın açıklaması ve bordro yakma eylemlerine kadar, yapılan hemen tüm eylem ve açıklamalarda kamu emekçileri mücadelesinin meşruluğu ILO sözleşmesi üzerinden gerekçelendirilmiş ve talepler yine bu sözleşmeye göre dillendirilmiştir. Oysa bugüne kadar kamu emekçileri hareketi meşruluğunu fiili gücünden almış ve mücadeleyi bu fiili zemin üzerinden yükseltmiştir. Fiili-meşru mücadelenin kendisi, sömürünün gayrı-meşru olduğu gerçeğine dayanır. Geniş kamu emekçileri kitlesini hak almaya, dolayısıyla bu gayrı-meşru sömürü ilişkilerini geriletmeye seferber eden bütün eylemler meşrudur. Kurulu düzenin hiçbir yasası emekçilerin hak alma mücadelesinden daha meşru değildir. Uluslararası sözleşmeler ve “yasal” çerçeveler de souçta fiili-meşru mücadelenin ortaya çıkardığı kazanımlardır.

KESK yönetiminin sürekli dile getirdiği “KESK bu yasaya sığmaz” söyleminin artık bir gerçekliği ve inandırıcılığı olmadığı görüşme süreciyle de açığa çıkmıştır. Mücadelede kararlı, ilerici ve devrimci kamu emekçileri bu gerçekliği görmeli ve yönetimdeki pasifist anlayışlara karşı mücadele etmelidirler. Kamu emekçileri hareketinin önünü açmak ve hareketi ileri çekmek için mücadele önünde engel teşkil eden yönetimdeki reformist-uzlaşmacı anlayışların tasfiyesi günün acil ihtiyaçlarından birisidir. Bu görev ve sorumluluk mücadeleye emek vermiş öncü kamu emekçilerinin omuzlarındadır.

Sosyalist Kamu Emekçileri



KESK yönetimi eylemlerin ve
taleplerin içini boşaltıyor!

13 Eylül günü Saraçhane Parkı’nda, sosyal talepler çerçevesinde kreş ve çocuk yardımlarının dikkate alınması ve arttırılması için KESK’li üyelerin katıldığı bir basın açıklaması düzenlendi.

Açıklamaya 70 civarında kamu emekçisinin çocuklarıyla birlikte katılması, medyanın açıklamayı dramatize etmesine yaradı. Talepler, salt kreş talebi olarak yansıdı. Toplu görüşme sürecinde yapılan eylemliliklerin bu tip eylemlerle yumuşak bir zemine çekilmesi ve taleplerin içinin boşaltılması, eylemlere sürekli katılan kitleyi yorgunluğa ve isteksizliğe sürüklediği bu basın açıklamasıyla çok daha belirginleşti.

Cansız geçen basın açıklamasının ardından KESK, 16 Eylül Pazartesi günü Aksaray Metro önünde bir eylem daha gerçekleştirdi. 300’ü aşkın emekçinin katıldığı eylem öncekine göre daha canlı geçti. İnsanca yaşayabilecek ücret, savaş ve İMF karşıtı sloganların atıldığı eylemde emekçiler basın açıklamasının ardından bordro yakarak toplu görüşmede devletin önerdiği maaş zammını protesto ettiler. Aynı gün Mersin’de yapılan eyleme polisin saldırması, diğer illerdeki sürgün ve yıldırma politikaları da protesto edildi.

Şube toplantılarında bu tip eylemliliklerin artık çok etkili olmadığı, daha hak alıcı eylemliliklerin yapılması gerektiği tartışılırken, bu son eyleme nispeten daha fazla katılımın sağlanması, hala görüşmelerden olumlu sonuç alınabileceği beklentisinden kaynaklanmıştır.

Aynı gün, Türk Eğitim-Sen’li üyeler 2 saat iş bırakma ve öğle saatinde de bordro yakma eylemi yaparak, hakları için ne kadar “direngen ve kararlı” olduklarını kamuoyuna gösterdiler. İlerici kamu emekçilerinin yıllardır sürdürdükleri mücadelede, onları hep yalnız bırakan, onların kazanımlarından hep faydalanan ama hiçbir zaman bedel ödemeyen zihniyet, şimdi göstermelik eylemlerle bilinçleri bulandırmaya ve bunun üzerinden kendine prim sağlamaya çalışıyor. Bu sebeple kamu emekçilerinin sendikal mücadelede onlarca yıldır ödediği bedelleri ve kazanımları sahiplenmeleri gerekiyor.

15 Ağustos’ta başlayan toplu görüşme 18 Eylül’de sonuçlandı. Sonuçta toplu görüşmenin başında hükümetin önerdiği rakamlara imza atılmış oldu. KESK’in talep ettiği 300 milyon ile Kamu-Sen’in talep ettiği 250 milyon hiçbir şekilde dikkate alınmadan karar aşamasına gelindi. Toplu görüşmelerden medet umanlar, ortaya çıkan tablodan önemli dersler çıkarmalıdır. Dün toplu görüşmelerin büyük bir kazanım olduğu yanılsaması yaratanlar, şimdi de brüt 100 milyonu bir başarı olarak göstereceklerdir.

Öncü kamu emekçileri bu aldatmacaya kanmadan direnişçi ve hak alıcı eylem biçimlerini hayata geçirmek için taban çalışması yapmalıdırlar. Aksi halde fiili-meşru mücadele sonucu kazanılan tüm mevziler teker teker elimizden geri alınacaktır. Kamu-Sen’le girilen yetki yarışının, yasalcı noktaya çekilen sendikal anlayışın, uzlaşmacı tutumların sonucundan çıksa çıksa en çok böyle bir “toplu görüşme” çıkardı, ki öyle de oldu. Tabandan doğru bir çalışma yapılmalı, kamu emekçilerinin gerçek talepleri belirlenmeli ve süreci kazanacak hak alıcı eylem biçimleri adım adım örülmelidir.

Bir eğitim emekçisi/İstanbul



KESK’ten bordro yakma eylemleri...

İstanbul:

Yaklaşık bir buçuk aydır süren toplugörüşme sürecinde kamu emekçileri lehine bir sonuç alınamadı. KESK’e bağlı kamu emekçileri hükümeti uyarmak ve taleplerini dile getirmek için ülke çapında bordro yakma eylemi gerçekleştirdiler.

İstanbul’da da 16 Eylül’de Aksaray Metro önünde eylemlerini gerçekleştirdiler. Eylem saat 18:00’de alkış ve sloganlarla başladı. Ardından KESK dönem sözcüsü Mustafa Avcı basın metnini okudu. Açıklamada; hükümetin işçiye, emekçiye, köylüye yoksulluğu dayattığını, buna karşı alanlara çıkıp hakkını arayanlara ise baskı ve terörle karşılık verdiğini söyleyerek, seçimlerde hükümet partilerine ve bu programı destekleyen partilere oy vermeyeceklerini belirtti. Ardından kamu emekçilerinin taleplerini okuyarak, taleplerin yerine getirilmediği koşullarda üretimden gelen güçlerini kullanacaklarını dile getirdi.

Basın metninin okunması sırasında ve sonrasında bordrolar yakıldı. Eylemde “Yaşasın grev, yaşasın toplusözleşme!”, “Kahrolsun İMF bağımsız Türkiye!”, “Baskılar bizi yıldıramaz!”, “Yalanlar onların, alanlar bizim!”, “Rantiyeye değil emekçiye bütçe!” sloganları atıldı. (SY Kızıl Bayrak/İstanbul)

İzmir:

Kamu emekçileri, ücretlerinin ve sosyal haklarının iyileştirilmesine yönelik taleplerini dile getirmek ve hükümeti uyarmak amacıyla 16 Eylül günü bordrolarını yaktılar.

Saat 17:30’da Konak Sümerbank önünde yapılan eyleme yaklaşık 500 kamu emekçisi katıldı. Burada yapılan basın açıklamasını KESK dönem sözcüsü Musa Sever okudu. Sever, kamu emekçilerinin taleplerinin yalnızca ücret sorunları ve artışıyla ilgili olmadığını, aynı zamanda sosyal hakları da kapsadığını ifade ederek, “taleplerimiz kabul edilmezse eylemlerimizi yükselterek daha geniş kitlelere yayacağız. Bütçenin hazırlandığı dönem olan sonbahar aylarını eylem aylarına çevireceğiz. 2 milyon kamu emekçisinin üretimden gelen gücünü kullanmaktan çekinmeyeceğiz” dedi. Eylemde, “Sadaka değil, toplu sözleşme!”, “Direne direne kazanacağız!”, “İMF’ye değil emekçiye bütçe!”, “Sefalet ücretine hayır!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!”, /İşçi-memur el ele genel greve!” sloganları atıldı. (SY Kızıl Bayrak/İzmir)

Ankara:

Saat 12:30’da bazı sendikalar Zafer Çarşısı önünde, bazı sendikalar da Eğitim-Sen 1 No’lu Şube önünde toplanarak Güven Park’a yürümeyi planlamışlardı. Ancak Ankara Valiliği’nin izin vermemesi üzerine yürüyüş gerçekleşemedi.

Kamu emekçileri bulundukları yerlerde maaş bordrolarını yakarak protestolarını gerçekleştirdiler. Bu arada Zafer Çarşısı önünde bulunan emekçiler barikatları aşarak Eğitim-Sen binası önündeki emekçilerle buluştular. 500’ü aşkın emekçi Ziya Gökalp Caddesi’ni trafiğe kapattı. Burada basın açıklaması metni okundu, talepler dile getirildi. Eylem boyunca sık sık şu sloganlar atıldı: “Direne direne kazanacağız!”, “İMF’ye teslim olmayacağız!”, “Sadaka değil toplusözleşme!”, “Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanıllır!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!” (SY Kızıl Bayrak/Ankara)

Adana:

Saat 12:30’da Uğur Mumcu Meydanı’nda toplanmaya başlayan kamu emekçileri davul zurna eşliğinde halay çektiler, slogan attılar. Basın açıklamasını okuyan Tarım Orkam-Sen Şube Başkanı devletin tutumunu eleştirdi. KESK’in mücadele geleneğini ve tutumunu ortaya koyarak, devletin aldığı karardan taviz vermediği takdirde kendilerinin de eylemliliklerinden taviz vermeyeceklerini dile getirdi. Eylemde şu sloganlar atıldı: “Hükümet zammını al başına çal!”, “Toplusözleşme hakkımız, grev silahımız!”, “Sadaka değil toplusözleşme!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!” Halayların çekilmesinin ardından eylem sona erdi. Merkezi eylemin tersine, işyerlerinde gerçekleştirilen eylemler daha kitlesel ve coşkulu geçti. (SY Kızıl Bayrak/Adana)

Kırşehir:

Basın açıklaması ve bordro yakma eylemine 100 civarında kamu emekçisi katıldı. Eylemde “Direne direne kazanacağız!”, “İMF defol bu memleket bizim!”, “Yaşasın sendikal mücadelemiz!”, “Zafer direnen emekçinin olacak!” sloganları atıldı.

Basın açıklamasını okuyan Eğitim-Sen Şube Başkanı Ömer Kutlu; hükümetin kaynak yokluğunu ileri sürmekten vazgeçmesi gerektiğini; İMF’den alınan paraların hortumlanan bankaları, batan şirketleri kurtarmaya gittiğini, taleplerinin ekonomik taleplerle sınırlı olmadığını, çalışanların yönetime katılması ve sendikal faaliyet nedeniyle yapılan baskıların kaldırılmasının temel talepler arasında yer aldığını, talepleri kabul edilmediği koşullarda eylemlerin genişleyerek süreceğini söyledi.

Basın açıklamasının ardından Mersin’de kamu emekçilerine yönelik saldırı kınandı. Bordroların yakılmasının ardından eylem bitirildi. (SY Kızıl Bayrak/Kırşehir)