21 Eylül '02
Sayı: 37 (77)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin yıkım ve savaş programına karşı sınıfın devrimci programı!
  Seçim çalışması için seferberlik!..
  Seçim ittifakı ve reformist hayaller...
  Çürüyen düzenden kokuşmuş siyaset manzaraları
  İMF'ci-Amerikancı düzen partilerine karşı sosyalizm bayrağı altında birleşik mücadeleye!
  Bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya ile konuştuk...
  Amerikancı düzen partileri oy istiyor, biz hesap soracağız!
  Kamuda toplu görüşme sürecinin gösterdikleri...
  Eğitimde "Toplam Kalite Yönetimi"
  Emperyalist savaşın startı BM kürsüsünden verildi
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!
  3 Kasım seçimleri...
  İsrail zindanlarında siyonizme karşı direniş!
   Köln'de saldırılara ve savaşa karşı 50 bin kişi yürüdü
   Reha Tekstil işçilerinden mektup...
   Liseli Ekim Gençliği'nden...
   Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   ÇHD'li avukatlardan F tipi hücreler hakkında kapsamlı bir dosya...
   Sefaköy İşçi Kültür Evi'nde kitlesel etkinlik
   Yine "kamikaze" kapitalizm üzerine
   Berlin İşçi ve Gençlik Kültür Merkezi açılıyor!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ne seçim, ne meclis, ne Amerikancı-İMF’ci-TÜSİAD’çı düzen partileri!..

Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!

Onlar İMF-TÜSİAD yıkım programlarına devam etmek, emperyalist savaşa alet olmak, kardeş halkların kanını dökmek için bizden oy istiyorlar!

On milyonlarca işçi ve emekçiyi sefalete, açlığa, işşizliğe mahkum edenler bizden oy istiyorlar!

Halkı diri diri deprem enkazlarının altına gömenler, deprem yardımlarını sermayenin kasasına aktarıp halkı per perişan edenler bizden oy istiyorlar!

Ülkeyi İMF direktifleriyle yönetip büyük bir çöküşe sürükleyenler, ülke kaynaklarını emperyalistlere peşkeş çekenler, bu ülkeyi Amerika’nın çiftliğine dönüştürenler bizden oy istiyorlar!

“Zarar ediyor” deyip KİT’leri haraç mezat satılığa çıkaranlar, bu yolla yüzbinlerce işçiyi işinden edenler bizden oy istiyorlar!

İşçi sınıfını sınırsızca sömürmek, kölece çalışmaya mahkum etmek için “esnek üretim”i yasallaştırmaya çalışanlar bizden oy istiyorlar!

Emperyalistler karşısında diz çöküp emekçiler ve kardeş halklar karşısında cellat kesilenler bizden oy istiyorlar!

Üç kuruş karşılığında gençlerimizin kanını emperyalizme pazarlayanlar, ABD uşaklığı yolunda kardeş halkların katledilmesine alet olmaya hazırlananlar bizden oy istiyorlar!

Üniversite kapılarını milyonlarca gencin yüzüne kapatanlar, sağlığı, eğitimi paralı hale getirenler oy istiyorlar!

Demokratik hak ve özgürlüklerimize azgınca saldıranlar, insanca yaşam mücadelemizi coplarla, işkencelerle, tutuklamalarla bastırmaya çalışanlar oy istiyorlar!

Ülkeyi hapishaneye, hapishaneleri kan gölüne çevirenler, son üç yılda 120’ye yakın devrimci tutsağı alçakça katledenler bizden oy istiyorlar!

Susurlukçuları, hortumcuları, resmi ve sivil çeteleri el birliğiyle aklayanlar bizden oy istiyorlar!

Bu topraklarda yüzyıllardır kardeşçe birarada yaşayan halkların varlığını inkar edenler, baskı altında tutanlar bizden oy istiyorlar! Kürt halkının dilini kullanmasını, kültürüne sahip çıkmasını bile çok görenler, bizden oy istiyorlar!
Rant kapmak için parti kuranlar, para için o partiden bu partiye geçenler, yolsuzluk dosyalarını elbirliği ile aklayanlar bizden oy istiyorlar!

İşçiler, emekçiler, emekçi köylüler, işşizler, gençler, kadınlar!..

Onlar, oy değil canımızı, kanımızı, alınterimizi istiyorlar!

Onlar, sömürü, zulüm ve talan düzeni sürsün istiyorlar!

Onlar, elimizde avucumuzda kalan kırıntılara da el koymak, geleceğimizi daha da karartmak istiyorlar!

Düzen partilerine verilen her oy, İMF-TÜSİAD’ın sömürü ve yıkım, emperyalistlerin savaş programına verilmiş destek demektir.

Düzen partilerine verilen her oy, evladını haksız bir savaşta yitirmek, emperyalist savaş suçuna ortak olmak demektir.

Düzen partilerine verilen her oy, emperyalist bağımlılığın artması, kardeş halkların katledilmesi demektir.

Bu nedenledir ki;

Sömürü düzenine, düzen partilerine verilecek oyumuz yok! Sorulacak hesabımız var!

İşbirlikçi ve asalak sermaye sınıfının seçim oyununu bozalım!

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu’nu destekleyelim!

Yıllardır sergilenen bir kirli
oyundur bu

Tekelci sermayenin büyük bir destekle işbaşına getirdiği bir hükümet daha arkasında sefaletimizden oluşan bir enkaz bırakarak dağıldı. Emperyalizme kölece bağımlı işbirlikçi sermaye sınıfı, hayatımızı cehenneme çeviren saldırılarına at değiştirerek devam etmek için seçimleri bir fırsat olarak kullanmak istiyor. Sermayenin, emperyalist soyguncuların yıkım programını icra etmek isteyen bütün düzen partileri hummalı bir yarış içindeler. Emperyalist haydutların hazırlandığı bölge halklarına dönük savaşa, işbirlikçi sermayenin emekçileri hedef alan yıkım programına en küçük bir itirazları olmayan bu partiler, şimdi kendilerini çözümün adresi olarak göstermeye çalışıyorlar. Oylarımızla onları bir kez daha başa getirirsek bütün sorunlarımızı çözeceklermiş!

Yıllardır sergilenen bir kirli oyundur bu. Kimin yöneteceğine güya halkın karar verdiği bu orta oyununa “demokrasi” diyorlar. Sınıf egemenliğini garanti altına alan işbirlikçi sermaye sınıfı, iktidarını meşru göstermek, kendisine hizmet edecek yeni uşaklar tutmak için adına “millet meclisi” denilen göstermelik bir vitrin düzenliyor. Bizden istenen, işbaşına geldiğinde kime hizmet edeceği belli olan bu uşaklarından birini seçmektir. Yani kendi elimizle kendimize bir cellat seçmek, sermaye sınıfı hesabına sömürü ve soygunu yönetecek icra memuru belirlemektir.

Kurulduğundan beri bu meclis onların meclisi, demokrasi ve özgürlük yalnızca onlar içindir. Çok partili seçim sistemine geçileli 56 yıl oluyor. 56 yılda tam 57 hükümet iş başına geldi. Sağıyla, sözde soluyla, faşist milliyetçisi, islamcısı ve liberaliyle bu düzenin tüm partileri sırayla hükümet kurdular. 79 yıldır iktidarda onlar var. Bu kadar süre içinde hangi sorunumuzu çözdüler? Emeğiyle geçinenler sefaletten mi kurtuldu? Hak ve özgürlüklerimiz mi tanındı? Çalışma ve yaşam koşularımız mı düzeldi? Bu ülke emperyalizmin pençesinden mi kurtuldu? İktisadi krizlerler, yolsuzluklar, çürüme ve yozlaşma mı bitti? Hangisi halka verdiği sözü tuttu? Bu düzen, emeğiyle yaşayanlara köle gibi çalışıp sefalet içinde yaşamaktan başka ne verdi, ne verebilir?

İşbirlikçi sermaye sınıfı Türkiye’yi
iflasa sürükledi

Onlar bizden oy isterken, yaşadığımız sefalet derinleşerek sürüyor. Sorunlarımız çoğalarak büyüyor. İşçi ve emekçilerle beraber ülke hızla çöküşe doğru sürükleniyor, haksız bir savaşın içine çekiliyor. Amerikancı sermaye iktidarının yarattığı tablo ortadadır. Sefaletimizin vardığı boyutlar ortadadır. İşte seçimler bu yıkımı sürdürmek için yapılıyor.

Ekonomik büyüme 2. Dünya Savaşı yıllarının bile daha gerisinde. Son üç yılda ortalama yüzde 3 küçülme yaşandı. Son 5 yılda ortalama büyüme oranı yüzde 0.58. Kişi başına düşen borç miktarı (3 bin dolar), kişi başına düşen yıllık ulusal geliri (2300 dolar) çok geride bırakıyor.

İç ve dış borçların toplamı (215 milyar dolar), yıllık ulusal geliri (148 milyar dolar) çoktan aşıyor. Bu borç tablosu iflasın resmidir. Doğrudan ve doylaylı vergi soygunuyla bizden alınanlar borç faizi olarak yerli ve yabancı sermayeye aktarılıyor. Bunun sonu gelmiyor ve gelecek gibi de görünmüyor. Son üç yılda rantiyeci asalaklara borç faizi adı altında 101.5 milyar dolar ödeme yapıldı. Bu Türkiye’nin, Türkiye’li emekçinin kanının emilmesidir.

Ülkede servet ile sefalet uçurum gittikçe büyüyor. Nüfusun yüzde 1’i (yaklaşık 670 bin kişi) Milli Gelir’in yüzde 51’ine el koyarken, nüfusun yüzde 99’u (67 milyon kişi) yüzde 49’u ile yaşamaya çalışıyor. 67 milyonun 6.7 milyonu, yani her on kişiden biri, sıfır gelirle yaşıyor. Enflasyona ezdirmeyeceğiz dedikleri işçilerin ve memurların ücret ve maaşları, son yıllarda biribirini izleyen “sıfır sözleşme”lerle yarı yarıya düşürüldü.

Çalışan her 100 kişiden 52’si herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna üye değil. Resmi rakamlara göre işşizlik oranı yüzde 16. Gerçek rakamlar ise bunu çok çok aşıyor. Sadece son iki kriz sonrasında işten atılan işçi sayısı 2 milyona yaklaşıyor. Büyük şehirlerde yaşayan her beş gencimizden ikisi işşiz. Eğitim, sağlık gibi temel haklar gaspedildi. “Paran yoksa okuma, paran yoksa öl” diyor sermaye iktidarı biz işçilere ve emekçilere.

İMF politiklarıyla ülke tarımı ve emekçi köylülük çökertildi. Köylüyü üretemez hale getirmek için devlet desteği kaldırıldı. 2001’de bir avuç rantiyeciye 40.5 katrilyon faiz geliri ödenirken, 7 milyon 200 bin çiftçiye yalnızca 938 trilyon ayrıldı. Ülke sanayisinin bel kemiği olan KİT’ler ya kapatıldı ya da üç-beş yerli ve yabancı sermayedara peşkeş çekildi.

Fakat tüm bunlara rağmen aynı sermaye iktidarı, batan özel şirketleri kurtarmak için seferber oldu. Eğitimden, sağlıktan, tarımdan, altyapı hizmetlerinden, ücretlerden kıstıkça kıstılar. Bizden kıstıklarıyla borç faizi ödediler, batan banka ve şirketleri kurtardılar. Biz yoksullaştıkça sermaye palazlandı. Biz ürettikçe onların kasaları doldu.

Yıkıma, soyguna, faşist terör ve katliamlara
dayalı bir hükümet dönemi

Yelkenlerini şovenizm rüzgarıyla şişirip işbaşına gelen üç partili 57. Hükümet, üç buçuk yıl boyunca sayısız saldırılarla hayatımızı cehenneme çevirdi. İMF’nin emirleriyle milyonlarca emekçiye kefen biçti. Ölüsüyle dirisiyle binlerce emekçiyi mezara gömdü!

Yetersiz ve sağlıksız altyapı sonucu 40 bin yurttaşımızın canına mal olan depremde devletiyle, hükümetiyle, ordusuyla, bilimum kurumlarıyla bu düzen kılını dahi kıpırdatmadı. Ölü sayısını bile gizledi. Gelen yardımları depremzedelere değil, sermayedarların kasasına aktardı. Her birinin MHP’de, ANAP’ta ya da mecliste adamı olan ve asıl can kayıplarının sorumluluğunu taşıyan büyük inşaat şirket sahiplerinin bir teki bile yargılanmadı.

Sermayenin çıkarı için üç yılda 400 kadar yasayı onayladı Amerikancı hükümet. Depremi fırsat bilerek Mezarda Emeklilik Yasası’nı bir gecede çıkardı.Tahkim Yasaları’yla emperyalistlere sınırsız sömürü özgürlüğünün yolunu açtı. En son, patronlara canı istediğinde işçileri işten atma hakkı tanıyan İş Güvencesi Yasa’sını çıkardı. Bunu büyük bir gelişme olarak sundu. Şimdi, İş Yasa Tasarısı’yla kölelik koşullarında bir çalışma düzeni hazırlama peşinde.

Devlet desteğini peyderpey kaldırararak üretici köylüyü üretemez hale getirdi. Topraklarımız boş dururken, buğdayı, şekeri dışardan ithal etme yoluna gitti. Küçük üretici köylüyü tüccarın, tefecinin kucağına iterken halkın ucuza beslenme olanaklarını ortadan kaldırdı.

Zindanlarda oluk oluk devrimci kanı akıttı bu azılı sermaye hükümeti. Ulucanlar’la başlayan, Burdur, Bergama’yla süren katliamlar 19 Aralık 2000’de tüm zindanlarda doruğa ulaştı. F Tipi Cezaevleri’nin insanlık dışı uygulamaları bu katliamların bir parçası ve devamı olarak halen devam ediyor. 98 devrimci tutsağın uğruna canını verdiği direniş hala sürüyor. Ve insanlıktan nasibini almamış sosyal demokrat Adalet Bakanı, yüzlerce ölüme rağmen “vicdanım rahat” diyebiliyor.

Bu hükümet, en büyük KİT’leri ya kapattı ya da özelleştirme adı altında üç beş tekele peşkeş çekti. On binlerce işçiyi işinden, aşından etti. Sıfır sözleşmelerle tüm çalışanları açlık ve yoksulluk sınırının altına itti.

İşçiye memura sıfır sözleşme dayatan bu aynı hükümet, yalnızca hortumlanan bankaların kurtarılması için bütçeden, yani cebimizden tam 50 milyar dolar çaldı. Kamu bankalarını bir bir satışa çıkarırken 40 binden fazla banka çalışanını kapı dışı etti. İç borçlanma adı altında tekelci sermayenin kasasına sürekli para aktardı. Batan özel şirketleri kurtarmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Büyük bir iki yüzlülükle “temizlik operasyonları” adı altında hortumcular, vurguncular, dolandırıcılar aklanarak dışarıya çıkarıldı. Onların iç ettiği paraları ise bizden çıkardılar. “Temiz devlet”, “temiz siyaset” iddiasıyla hükümete gelenler, devleti sermayeye rant aktaran bir hortuma dönüştürdüler.

Bunların dışında peşpeşe yaşanan iki krizin bütün faturasını işçi ve emekçilerin üzerine yıktı. İMF memuru Derviş’in yurtdışından transfer edilmesinin ardından uygulanan “istikrarlı ekonomi” programı çalışanların aç, milyonların işşiz olduğu bir ülke yarattı. Bir tarafta çöplerden beslenen, aldığı ücretle açlık sınırında yaşamaya mahkum edilen, en temel ihtiyaçlarını karşılamaktan alıkonulan milyonlar. Diğer tarafta kriz ortamında bile kârına kâr katan bir avuç tekelci sömürücü.

Tüm düzen partileri İMF’cidir,
özelleştirmecidir, Amerikan uşağıdır!

Bu dönemin sözde muhalefet partileri DYP’si, SP’si, CHP’si, AKP’si ve diğerleri de bu yıkım tablosunun suç ortaklarıdır. Hiçbir konuda en küçük bir itirazları olmadı. Hepsi de İMF’nin yıkım programına, hükümetin kanlı icraatlarına sahip çıktı. Hepsi de işçi ve emekçilere saldırılara onay ve destek verdi. Saldırı yasalarının altına imza attı.

Şimdi bu aynı partiler, ANAP’ı, MHP’si ve DSP’si; bu partilerden kopan YTP’si; sözde muhalefet gerçekte iktidarın gizli ortağı olan CHP’si, DYP’si, SP’si, AKP’si ve burjuvazinin kirli siyaset pazarında küçük dükkanlar açan diğerleri “biz farklıyız”, “bizim programımız farklı”, “alternatif biziz” diyorlar. Emekçilere yıkım programı etrafında kenetlenip son damlasına kadar alınterimizi çalmak dışında bir şey mi öneriyorlar? Nedir birbirlerinden farkları, nedir alternatifleri? Uygulandığı 6 ülkeyi iflasa sürükleyen, işçi ve emekçilere kefen biçen İMF programlarına mı hayır diyorlar? ABD emperyalizminin jandarmalığını yapmayacağız, kardeş halkların katledilmesine karşı çıkacağız mı diyorlar? Emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı halkların bir arada, barış içinde ve kardeşçe yaşaasını mı savunuyorlar? Tekelci sermayenin karşısında halkın, emekçilerin çıkarlarını savuncağız mı diyorlar? Hak ve özgürlüklerin savunucusu olacağız mı diyorlar? Ne diyorlar gerçekten?

Hep bir ağızdan “işbirlikçi sermaye ve emperyalist efendiler karşısında boynumuz kıldan ince” diyorlar. “Emperyalizmin kucağına oturmazsak, onların emirlerini uygulamazsak batarız, biteriz” diyorlar. “İMF programını harfiyen uygulayacağız, efendimiz ABD’nin çıkarları için savaşacağız” diyorlar. Hepsi bunu söylüyor, bunları yapmak için yarışıyorlar.

Artık deniz bitti. Artık “biz bu programı halkı incitmeden yapacağız”, İMF programını ince ayar yaparak uygulayacağız”, “Avrupa standartlarında bir refah getireceğiz” vb. yalanlarına kimseyi inandıramazlar. “Biz bağımsızlıkçı, ulusal bir çizgi izledik-izleyeceğiz” diyenler yalan söylüyorlar. “Temiz özelleştirme yapacağız”, “herkese insanca yaşam koşulları sağlayacağız” diyenler yalan söylüyorlar. Bu vaatlerin hiçbiri İMF-TÜSİAD yıkım programı reddedilmeden, emperyalistlere cepheden tutum alınmadan yapılamaz. Sosyal yıkım programları bunların eliyle uygulandı, krizler bunların döneminde derinleşti. Emperyalizm, milliyetçilik yarışına giren bu partilerin hükümetinde hiç olmadığı kadar hakimiyet kurdu. Şimdi hepsi yarıda kalan İMF programlarını sürdürerek yıkımı derinleştirecek, ABD’nin çıkarlarıiçin kirli ve haksız savaşlara daha fazla alet olacaklardır. Onlar bunu yapmak için seçimlere katılıyorlar.

Yozlaşmış burjuva partileri
çürümüş düzenin aynasıdır!

Emperyalizmle işbirliği içindeki bir avuç asalak sömürücü sermaye sınıfı, bu düzenin gerçek efendisidir ve iktidarı tekelinde tutmaktadır. Bu ülkeyi politikacı sıfatıyla ortalıkta dolaşan figüranlar, şu ya da bu maskeyle seçimden seçime halk karşısına çıkan dalkavuk ve soytarı takımı değil, fakat sömürücü sınıf adına gerçek yönetici güç olan ordu eksenli “derin devlet” çetesi yönetmektedir. Yönetime yön veren halkın iradesi, istek ve ihtiyaçları değil, fakat yerli ve yabacı tekellerin istek, ihtiyaç ve çıkarlarıdır. Emirler oradan alınmakta, parlamentonun çalışma gündemi ve temposu oradan belirlenmektedir. “Ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” söylemi boş bir klişeden, koca bir yalandan, kaba bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Yakın tarih bunu tüm açıklı&curen;ı ile gözler önüne sermektedir.

Amerikancı/İMF’ci düzen partilerine verilen her oy, perde arkasından ülkeyi yöneten sermayenin çeteleşmiş iktidarını pekiştirecektir. Amerikancı/İMF’ci düzen partilerine verilen her oy, bize sömürü, işsizlik, sefalet, baskı ve zulüm olarak dönecektir. Amerikancı/İMF’ci düzen partilerine giden her oy, birer kurşun, birer bomba olarak kardeş halkların katledilmesinde kullanılacaktır. Amerikancı/İMF’ci düzen partilerine verilecek her oy, İMF-TÜSİAD yıkım programına verilmiş destek anlamına gelecektir.

Çünkü, kim seçilirse seçilsin, bir avuç asalak işbirlikçinin ve emperyalist tekellerin programı uygulanıyor, onların çıkarları savunuluyor. Onların programında ise iki şey yazıyor; emeğiyle geçinenlere yıkım, halklara savaş! Muhalefetiyle, hükümetiyle bütün düzen partileri işbirlikçi sermayenin, emperyalist haydutların borusunu öttürmek için oy istiyorlar. Programlarıyla, yöneticileriyle daha baştan bunu taahhüt ediyor, icraatlarıyla da döne döne bunu kanıtlıyorlar. ABD’ye gidip efendilerinin elini-eteğini öpüyor, her daim patronlara bağlılıklarını bildiriyorlar. Daha seçilmeden, İMF-TÜSİAD’ın programına sadık kalacaklarını ilan ediyorlar. Sonra da bunu gizlemek için, “halkçıyız”, “sosyal adaletçiyiz”, “milliyetçiyiz”, “ümmetçiyiz”, “halkın hizmetideyiz”, “ülkenin çıkarlarını savunuyoruz” gibi maskeler kullanıyorlar; dinsel duyguların istismarıyla, solculuk oyunlarıyla, şoven milliyetçi nutuklarla bizleri oyalıyorlar.

Amerikancı/İMF’ci düzen partilerinin
programları tekleşmiştir

Varlığını yalnızca baskı, zorbalık, yalan ve hileyle sürdüren bu düzen çürümüştür. Bu düzenin ekonomisi mafyalaşmış, tümüyle emperyalistlerin, İMF’nin denetimine geçmiştir. Bu düzenin ekonomisi, işçi ve emekçilerin alınterini “istikrar programları” adı altında yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekme ekonomisidir. Burjuva siyasetçileri bu sömürü ve talanın dolaysız aracısı, hizmetçisidir. Bunun için burjuva siyaseti, hizmetinde olduğu asalak sermaye sınıfı gibi, çürümüş, yozlaşmış, bir avuç soytarının rant kapısına dönüşmüştür. Bu düzende seçilme hakkı, temel demokratik hak ve özgürlükler, yalnızca cebinde milyarları olan bu asalak takımına tanınmıştır. İşte onların bizlere çözüm olarak sundukları sözde demokrasi; birbirinden kirli, hepsi patron uşağı, İM’ci, Amerikancı bu adaylardan birinin başa geçerek, yağma ve sömürü düzenini sürdürmesidir.

Dönüp bakın! Adaylar arasında kaç işçi ve emekçi var? Kaç işçi-emekçi temsilcisi meclise girebilmiştir? Kaç tanesi yıkım programına karşı çıkmıştır? Hepsi aynı soydandır; tüccardır, bürokrattır, kapitalisttir, sendika ağasıdır, tefecidir, aşiret reisi-toprak ağasıdır, rantiyecidir, meslekten sermaye hizmetçisidir. Bütün düzen partilerinin yönetici kadrosu, efendilerine hizmet etmenin yanı sıra bu işi aynı zamanda kesesini doldurmak için yapmaktadır. Sırf rant kapmak için peşpeşe parti kurmakta, pazardan kelepir mal alır gibi parti satın almakta, büyük paralar karşılığında parti değiştirmektedirler. Kokuşmuş burjuva politikacı çetesi meclise girmek için binbir ayak oyunu sahnelemekte, türlü türlü taklalar atmaktadır.

Ne dediklerine değil, ne yaptıklarına bakın! Hepsi Amerikancı, hepsi İMF’ci, hepsi özelleştirmeci, hepsi işbirlikçi burjuvazinin ve emperyalistlerin hizmetinde, hepsi emeğin düşmanı, hepsi patron uşağıdır. Onların programları, İMF’nin, TÜSİAD’ın sömürü programıdır. Bunun için bütün düzen partilerinin programları tekleşmiştir. Bütün düzen partileri sermayenin tek bir partisi olarak hareket etmektedir. “Seçim”, “demokrasi”, “parlamenter hür rejim” maskeleri altında oynanan bütün bu oyunlar, çürüyen sömürü düzeninin devamını sağlamak içindir.

Perde arkasında ülkeyi yöneten efendileri gizlemek için yapılan seçimler, çözüm değildir. Emperyalizmin, İMF’nin, işbirlikçi sermayenin idari aygıtı olan, onlar daha çok kazansınlar diye 3 yılda 400 yasa çıkaran burjuva meclis çözüm kapısı değildir. Meclis, “halkın”, “milletin” değil, bir avuç yerli ve yabancı sermayenin hizmetindedir.

Bu düzende hak ve hukuk da, özgürlük ve demokrasi de bir avuç asalak sömürücü içindir. Bu düzende herşey onların servetine servet katıp sefahat içinde yaşamasına göre düzenlenmiştir. Bu sömürü düzeninde bize tanınan biricik özgürlük, köle gibi çalışıp sefalet içinde yaşamaktır. Her an sudan sebeplerle işten atılmaktır. Sellerde boğulup, enkaz altlarında, iş kazalarında can vermektir. Açlıktan, hastalıktan kırılmaktır. Gelecek konusunda giderek artan bir güvensizlik içinde olmaktıdır. Alınterimizi çalarak ve kanımızı emerek varlığını sürdüren sömürü düzeninde, biz emekçilerin insanca ve güven içinde yaşam hakkı ve olanağı yoktur.

Alternatifsiz değiliz!
Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!

Tüm düzen partileri denendi. Hepsi yıkımımız üzerinden saltanat sürmekten başka bir şey yapmadı. Kim kazanırsa kazansın, kaybeden işçi ve emekçiler oldu. Hangisi hükümet olursa olsun patronlar kazandı. Onların birbirinden kirli, yalancı, patron uşağı temsilcilerine mecbur değiliz. Onların bize reva gördüğü sefalete, insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarına daha fazla katlanmak zorunda değiliz. Onların sömürü ve zulüm üzerine kurdukları iktidara mahkum değiliz.

Çünkü bizim de alternatifimiz var. Alternatifimiz; sömürücü asalakların, soyguncuların, hortumcuların, çetelerin düzenine karşı sömürüsüz, sınıfsız ve özgür bir dünya için kavgaya atılmaktır. Bizi özgürlüklerimize ve insanca bir yaşama kavuşturacak tek yol toplumsal bir devrimdir. İnsanca yaşamak için bu çürümüş sömürü düzenini yıkıp, işçi ve emekçilerin gerçek anlamda söz, karar ve iktidar sahibi olduğu bir düzeni kurmak dışında bir seçeneğimiz yoktur. Sorunlarımızın çözümü devrimde, kurtuluşumuz sosyalizmdedir.

Bu amaçla, işçi ve emekçilerin bağımsız devrimci sosyalist adayları; “Düzen partilerine oy verme, hesap sor!”; “Bizi sömürü ve sefalete mahkum edenlerden, ülkeyi emperyalizme peşkeş çekenlerden, savaş borazanlığı yapanlardan hesap sor!”, “Çözüm ne seçimde ne mecliste, çözüm işçi ve emekçilerin devrimci sınıf mücadelesinde!” şiarlarıyla seçimlere katılıyorlar. Onlar bireysel çıkarları için değil, çözüm yolunu göstermek için seçimlere katılıyorlar. Sınıfın bağımsız devrimci adayları sınıfın devrimci programını savunuyor, sınıfın, emekçilerin ve tüm ezilenlerin taleplerini haykırıyorlar. Oylarımızla değil, bağımsız devrimci sınıf örgütlülüğümüz ve militan mücadelemizle bizi bu düzeni değiştirmeye ça&curen;ırıyorlar.

(Devam edecek...)