21 Eylül '02
Sayı: 37 (77)


  Kızıl Bayrak'tan
  Sermayenin yıkım ve savaş programına karşı sınıfın devrimci programı!
  Seçim çalışması için seferberlik!..
  Seçim ittifakı ve reformist hayaller...
  Çürüyen düzenden kokuşmuş siyaset manzaraları
  İMF'ci-Amerikancı düzen partilerine karşı sosyalizm bayrağı altında birleşik mücadeleye!
  Bağımsız sosyalist milletvekili adayı Mustafa Uğur Akkaya ile konuştuk...
  Amerikancı düzen partileri oy istiyor, biz hesap soracağız!
  Kamuda toplu görüşme sürecinin gösterdikleri...
  Eğitimde "Toplam Kalite Yönetimi"
  Emperyalist savaşın startı BM kürsüsünden verildi
  Çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!
  3 Kasım seçimleri...
  İsrail zindanlarında siyonizme karşı direniş!
   Köln'de saldırılara ve savaşa karşı 50 bin kişi yürüdü
   Reha Tekstil işçilerinden mektup...
   Liseli Ekim Gençliği'nden...
   Adana Öncü İşçi Platformu Girişimi Bülteni'nden...
   ÇHD'li avukatlardan F tipi hücreler hakkında kapsamlı bir dosya...
   Sefaköy İşçi Kültür Evi'nde kitlesel etkinlik
   Yine "kamikaze" kapitalizm üzerine
   Berlin İşçi ve Gençlik Kültür Merkezi açılıyor!
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Yeni dönem, sorunlar ve
umut ordusunun yürüyüşü

Okulların açılmasıyla birlikte eğitimle ilgili sorunlar da yeniden gündeme geldi. Temel sorunlardan biri de yapılan masraflar. Kayıt, kitap, forma vb. derken dökülen tonla para. Bütçeleri dar olan işçi ve emekçiler için doğal olarak bu sorun en önde geliyor. Kafalar öncelikle bu soruna yöneliyor.

Parasız olması ve böylelikle herkesin yararlanması gereken eğitim bizlere pazarlanıyor. Bu yüzden pek çoğumuz güçlükle okuyabilmekteyiz. Hatta bazılarımız yine bu sebeple okula devam edemiyoruz. Eğitime bütçeden ayrılan payın %2.2’lerde dolaştığı, okul başına ortalama 105 milyon ödenek ayrıldığı koşullarda bizlerden alınan paraları da vermek zorundaymışız gibi bir izlenim oluşturuluyor. Bunun karşılığında bizlere verilen bilimsellikten uzak, gerici-faşist disiplin yönetmeliklerine dayanan, kafatasçı bir eğitim oluyor.

Okullarda eğitim diye dayatılan ne?

Okullarda gördüğümüz eğitim giderek bilimsellikten uzaklaşıyor. Yeni dayatmalarla, baskı politikalarıyla, mantık dışı uygulamalarla bizleri robotlaştırmak eğitimin temel amacı haline gelmiş durumda. Düşünce sistemimizi körelten ezberci eğitim sistemi; düzene hizmet edecek, uysal köle rolünü oynayacak insan tipi yetiştirmeye çalışıyor. Coğrafya, tarih gibi bilim dalları bizim eğitim sistemimizde “milli”leşiyor. Bu saçma “kahramanlık” bilgilerini sınıf geçmek için öğreniyoruz. Kafalarımızı gereksiz bilgi yığınıyla dolduruyorlar.

Okullarda dayak ve baskıyla karşılaşıyoruz

Devlete ait bu “eğitim yuvaları” bizlere matematiği, kimyayı vb. dersleri öğretmek bir yana, bir de bizi eğitmek görevini üstlerine almış durumdalar. Bir taraftan bizi “bilgilerle donatıp”, bir taraftan da eğitecekler. Ellerine sopayı alıp başlıyorlar işe. Her ağzımızı açtığımızda karşımıza yönetmelikler çıkıyor. YASAK! YASAK! YASAK! Çorabımızın rengini beğenmeyip kapıdan kovuyorlar. Saçını niye bu kadar uzattın deyip gönderiyorlar. Tek tip kıyafet, tek tip yaşam, tek tip insan... İstedikleri kafalarında çizdikleri boyun eğen köle modeli yaratmak.

Kendimize yabancılaştırılıyoruz!

Bir yığın gereksiz konuyla dolu müfredat sayesinde bütün okul hayatımız kitap sayfalarını ezberlemekle geçiyor. Kafamızı kaldırıp çevremizde olup bitenleri görmemiz engelleniyor. Böylece düzen, eğitim sisteminde amaçladıklarını bir bir gerçekleştiriyor. Biz ders çalışırken birbiri ardına işçi ve emekçileri daha da yoksullaştıran, bizlerin eğitim hakkını elinden alan yasalar meclisten geçiyor. “Babana bile güvenmeyeceksin!” diye başlıyorlar söze. Gitgide bencilleştirip toplumsal düşünmekten uzaklaştırarak hedeflerine ulaşmayı planlıyorlar. Bizi birbirimizle yarıştırırken onlar bizim adımıza pazarlıklar yapıp imzalar atıyorlar.

Eğitimde fırsat eşitsizliği derinleşiyor

Eğitimin paralı hale getirilmesi ile yoksul emekçi çocukları artık okula devam edemiyorlar. Anayasanın 42. maddesine göre eğitim toplumda herkes tarafından yararlanılabilen ve parasız olması gereken bir hizmet. ÖSS gibi geri bir sınav sistemiyle öğrenciler yarıştırılıyor. Üniversite okuma hakkı binlerce öğrencinin elinden alınıyor. Üniversitelerden sonra liselerin de haraca bağlanması söz konusu. Bizlerden her sene bağış diye alınan paraların miktarı artacak ve yasallaşacak. Şu anda bu uygulamayı gündeme getirmeyen düzen, yakın zamanda bunu yeniden dillendirmeye başlayacaktır. Zira seçim dönemleri kurdun koyun postuna büründüğü dönemlerdir.

Bu dönemin atlatılmasıyla birlikte liselerin haraçlandırılması yasasıyla karşımıza çıkmaları bizi şaşırtmayacak.

Eğitimde fırsat eşitsizliği her geçen gün derinleşiyor, emekçi çocukları okuyamaz duruma getiriliyor. Okullarda köreltilen bizim yaşamımız, çalınan bizim haklarımız ve beyni uyuşturulan bizleriz. Kendi taleplerimiz için, kendi örgütlerimizde mücadele edeceğiz. Yaşamımızın köleleştirilmemesi, etrafımızda örülen duvarları yıkmak için mücadele edeceğiz. Hemen şimdi!

Umudu ve kavgayı büyütmek için ALGP saflarına

Lise öğrencilerinin mücadele edebilecekleri en yakın adres onların kendi örgütleridir. Bizler bu bilinçle, geçmişte birçok lisede kararlılığıyla kendini kanıtlamış, liseli öğrencilerin öz örgütlülüğü olarak taleplerini alanlarda şiarlaştırmış Ankara Liseli Gençlik Platformu’nun umut ve kavga bayrağını yeniden dalgalandırmaya hazırlanıyoruz. Sorunlarının farkında olan, bunlara karşı mücadeleyi görev kabul eden tüm liseli dostlarımızı ve okurlarımızı kendi örgütlülüklerini inşa sürecine katılmaya, örülecek mücadeleye bir tuğla koymaya çağırıyoruz!

Bu çağrıya sessiz kalma, geleceğine sahip çık!

(Liseli Ekim Gençliği’nin Eylül sayısından alınmıştır...)



Bu yasa meclisten geçmeyecek!

Üniversiteleri sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırmak, emekçi çocuklarının sınırlı eğitim olanağını gaspetmek ve yüksek öğrenimi tümüyle bilim dışı, ticari bir meta haline getirmek için geçen yıl hazırlanan YÖK yasa tasarısı mecliste bekliyor. Har(a)çların şu anki miktarının 4 katına, yaklaşık 850 dolara çıkmasını, kredi ve bursların kısılmasını, öğretim elemanlarının sermayedarlar için ücret karşılığı çalışmasını, üniversite öğrencilerinin her türlü akademik-demokratik talebinin bastırılmasını getirecek olan yasa tasarısına karşı geçtiğimiz yıl öğrenci gençliğin ileri unsurları güçlü eylemler örgütlediler. Bu yasanın geçmesine izin vermeyeceklerini gösterdiler.

Yasa tasarısının arkasına gizledikleri yalanlar

Peki bu yasa nasıl gündeme geldi? Borç faizlerine ve silahlanmaya ayrılan devlet bütçesinde eğitimin payı yıldan yıla azaltıldı. ‘93’te %4.8 olan oran, 2001’de %2.2’ye çekildi. Üstelik bu paranın aslan payı, yaklaşık 5/6’sı özel üniversitelere verildi. Bu durumdan rahatsız olduklarını dile getiren devlet üniversitelerinin rektörleri bir süre havanda su dövmelerinin ardından kendi çözüm önerilerini sundular; öğrenciler gördükleri eğitimin karşılığını ödemeliydiler.

Böylece üniversite eğitiminin tümüyle paralı olması yolunda ciddi bir adım atılması planlandı. Zaten hazırlanan yasanın içeriği de bunun itirafıdır. Üniversitenin gelirlerinden “işletme hesabı” olarak bahsedilmesi de üniversitelerin ticari şirketler, öğrencilerin müşteri olarak görüldüğünün resmidir. Bir de YÖK Başkanı ve kimi rektörlerin yaptığı arsızca açıklamalar var. Güya bu sistemle zenginden alıp fakire vereceklermiş, üniversiteler bu yasayla çağdaşlaşacakmış... Yasa tasarısı metninin kabaca okunması bile bu söylenenlerin gerçeği yansıtmayan sözler olduğunu gösteriyor. Yasayı gerekçelendirmek için kamuoyuna sundukları ideolojik argümanlar ise temsil ettikleri burjuva sınıfın bakışaçısına göre şekilleniyor. Diyorlar ki, bir öğrenci aldığı eğitimin karşılı&curen;ında ileride bunun faydasını görecekse bu faydanın maliyetini de karşılamalıdır. Sermaye, herşeyi çıkar hesaplarına dayandırıyor, alış-veriş, ticaret yasalarını topluma dayatıyor. Oysa eğitim toplumsal bir etkinliktir ve asıl amaç toplumsal fayda olmalıdır. Eğitim, en temel insan haklarından biridir.

Saldırıya karşı birleşik mücadele için ALGP saflarına!

Geçtiğimiz yıl üniversitelerde bu saldırıya karşı güçlü bir mücadele bayrağı yükseltildi. Kurulan platformlarda biraraya gelen öğrencilerin mücadelesi amfilere, kampüslere sığmayarak alanlara taştı. 18 Mayıs’ta polis terörüne rağmen Kızılay’ı özgürleştiren üniversite öğrencileri “Bu yasa meclisten geçmeyecek!” şiarını haykırarak bu yasanın savunucularına üç-beş kişi olmadıklarını gösterdiler. Kızılay’daki bu büyük eylemde biz liseliler de üniversiteli gençliğin yanında yer aldık, ortak sorunumuzun karşısına çıktık. Çalınmaya çalışılan bizim geleceğimizdi, geleceğimize sahip çıktık. Bu yıl da aynı kavga alanlarında yerimizi alalım, geleceğimizi gaspetmeye çalışanları durduralım!

YÖK Başkanı Kemal Gürüz “istedikleri kadar bağırsınlar paralı eğitime geçilecek!” demişti; istemedikleri kadar bağıralım ve her düzeyde eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim hakkını kazanalım! Birleşik-örgütlü gençlik mücadelesinde yerimizi almak için ALGP saflarına!

(Liseli Ekim Gençliği’nin Eylül sayısından alınmıştır...)