7 Eylül '02
Sayı: 35 (75)


  Kızıl Bayrak'tan
  "Stratejik müttefik"e stratejik uşaklık
  Alevi emekçilere kurulan tuzak...
  İttifak arayışları hangi ihtiyacın ürünü?
  CHP operasyonu sürüyor
  Emperyalist saldırganlık ve İsrail siyonizmi
  Devlet İMF programına sadakatte kararlı...
  Her düzeyde eşit ve parasız eğitim hakkı!
  Kayıt parası, katkı payı soygununa son!
  Seyhan Belediyesi'nde biten grevin ardından...
  Fatma Tokay Köse, hayat kurtarma işkencesi altında şehit düştü
  Topyekûn saldırıya karşı sınıf seferberliği!/2
  Tekellerin aşırı kâr hırsı insanlığı felakete sürüklüyor
  Dünyanın en büyük zirvesi fiyaskoyla sona erdi
   Fakirlere "vah vah" toplantısı
   6-7 Eylül olayları...
   1 Eylül eylem ve etkinliklerinden...
   Pendik İşçi Kültür Evi açıldı...
   Sosyal bir devrim için saygılarımızla"
   Barış ve Kürtler...
   Afganistan'da işler sarpa mı sarıyor?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Fakirlere “vah vah” toplantısı

Güngör Uras

2.8 milyar insan günde iki dolardan (3.2 milyon lira) daha az bir parayla geçiniyor. Bunlardan (150 milyonu çocuk) 800 milyonu “aç”. Dünyadaki zenginliğin yüzde 80’i dünya nüfusunun yüzde 15’inin elinde.

Afrika ve Asya’da 1.1 milyar kişi, sağlıklı içme suyundan yoksun. Susuzluk, Hindistan, Çin, Batı Asya, Ortadoğu ve eski Sovyet toprakları ve ABD’nin batısında öncelikli sorunlardan. Dünya nehirlerinin yüzde 50’si kirli.

Her yıl 3 milyon kişi hava kirliliğinden, 5 milyon kişi su kirliliğinden ölüyor.

Tüm dünyada hızlı artan nüfusu beslemek amacıyla yapılan bilinçsiz tarım, toprağı öldürüyor. ABD ve Meksika’nın toplam yüzölçümünden daha büyük bir alan bilinçsiz tarım nedeniyle canlılığını yitirdi.

İnsan, hava, su ve toprağı, bunların kendi kendilerini yenileyebilmeleri için gereken süreden 20 kat daha hızlı tüketiyor.

11 bin tür canlı, (memelilerin ve sürüngenlerin dörtte biri) balıkların yüzde 30’u ve kuşların yüzde 12’si, yakın gelecekte yok olacak. Dünyanın çehresini değiştirecek olan bu yok oluşun nedeni, canlıların doğal ortamlarının daralması.

Yüze yakın ülkeden başkan var

Ormanların yüzde 40’ı, 10-20 yıl içinde kesilecek veya yanacak.

Petrol, gaz ve kömür tüketiminden kaynaklanan gazlar, güneş ışıklarını atmosfere hapsederek dünyanın ısınmasına yol açıyor. İklim değişiyor. Yazlar kış, kışlar yaz oluyor. Yağmurlar, seller ortalığı yıkıyor. Sera etkisi yaratan gazların en önemlilerinden karbondioksitin oranı 1750 yılından bu yana yaklaşık yüzde 30 yükseldi. Artış devam ederse, 2100 yılında atmosferin sıcaklığı 5.8 derece artacak. Antartika üzerindeki ozon deliğinin genişliği 30 milyon kilometrekareye ulaştı.

İşte bu tabloda, “doğanın korunması ve küreselleşmenin yoksul ülkeler aleyhine gelişmesinin önlenmesi konularını tartışmak üzere” Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde “Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Toplantısı” yapılıyor. 4 Eylül tarihine kadar devam edecek toplantıya yüze yakın ülkenin devlet ve hükümet başkanları ile bu ülkelerden 45 bin delege katılıyor.

Bu toplantı on yıl önce Brezilya’nın Rio şehrinde yapılan BM Yeryüzü Zirvesi’nin devamı niteliğinde. Rio zirvesinde sera gazı salınımının azaltılarak küresel ısınmanın durdurulması, çölleşmenin yayılmasının önlenmesi gibi konularda karar alınmıştı. Ama Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan on yılda bu konuda hiçbir gelişme kaydedilmediğini açıkladı. Johannesburg zirvesinde (1) Temiz su, (2) Temiz enerji, (3) Daha iyi sağlık hizmeti, (4) Daha iyi tarım, (5) Biyo-çeşitlilik/canlı türlerinin korunması konularında karar alınması bekleniyor.

Zengin ülkelerin kötü komedisi

Rio zirvesinin hiçbir işe yaramadığını gören eleştirmenler Johannesburg zirvesini de “Rio’da olduğu gibi zengin ülkelerin sahnelediği kötü bir komedi” olarak niteliyor.

Ergin Yıldızoğlu’nun Dünya Bankası’nın yoksulluk alanında uzmanlaşan ekonomisti Branko Milanoviç’ten aktardığı gibi, “Nasıl oluyor da çok sayıda yapısal uyum programı ve IMF düzenlemesinden sonra Afrika’nın kişi başı milli hasılası 20 yılda bir kuruş artmadı? Tersine 24 Afrika ülkesinde kişi başı hasıla 1975 düzeyinin, 12 Afrika ülkesinde 1960 yılındaki rakamın gerisine düştü?”

Türkiye adına bu gibi toplantılara katılanlar, Türkiye’nin, Türk insanının çıkarlarını savunacak yerde, “güçlülerin yanında” yer almayı tercih edegeliyor. Örneğin bu toplantıya hükümet adına katılmak üzere Johannesburg’a gidenlerin neyi savunacaklarını, hangi konularda kimlerin yanında yer alacaklarını duyan, bilen var mı?

“Gücendirmeyelim” çekincesi

Bu, belki de, Türkiye’de tüm siyasi partilerin IMF programlarına bağlılığının, ABD’yi ve Türkiye’ye kredi vermesi beklenen Batılı ülkeleri gücendirmedeki çekingenliklerinin bir sonucu.

Varsın birçok ülke ve birçok insan Birleşmiş Milletleri, Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü ile aynı kefeye koysun. Varsın bu kuruluşları güçlülerin, güçsüzlere karşı kullandıkları silah olarak görsün. Varsın dünya liderleri fakirler için toplanan bu zirvelerde istakozlu-havyarlı mönüler ile ağırlansın... Biz Türkler “kibar insanlarız” (!) Gücendirmemek için Birleşmiş Milletler, IMF ve Dünya Bankası konularında sesimizi çıkartmaktan, eleştiri yapmaktan çekiniriz. Küreselleşmenin kötü yanlarından söz edip, güçlü ülkeler ile aramızın bozulmasını istemeyiz. (Milliyet/2 Eylül 2002)