7 Eylül '02
Sayı: 35 (75)


  Kızıl Bayrak'tan
  "Stratejik müttefik"e stratejik uşaklık
  Alevi emekçilere kurulan tuzak...
  İttifak arayışları hangi ihtiyacın ürünü?
  CHP operasyonu sürüyor
  Emperyalist saldırganlık ve İsrail siyonizmi
  Devlet İMF programına sadakatte kararlı...
  Her düzeyde eşit ve parasız eğitim hakkı!
  Kayıt parası, katkı payı soygununa son!
  Seyhan Belediyesi'nde biten grevin ardından...
  Fatma Tokay Köse, hayat kurtarma işkencesi altında şehit düştü
  Topyekûn saldırıya karşı sınıf seferberliği!/2
  Tekellerin aşırı kâr hırsı insanlığı felakete sürüklüyor
  Dünyanın en büyük zirvesi fiyaskoyla sona erdi
   Fakirlere "vah vah" toplantısı
   6-7 Eylül olayları...
   1 Eylül eylem ve etkinliklerinden...
   Pendik İşçi Kültür Evi açıldı...
   Sosyal bir devrim için saygılarımızla"
   Barış ve Kürtler...
   Afganistan'da işler sarpa mı sarıyor?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kasap Şaron aradığı ortamı 11 Eylül’le buldu...

Emperyalist saldırganlık ve İsrail siyonizmi

Siyonist hareket kuruluşundan beri sömürgeci emperyalist güçlere dayanarak gelişmiştir. Osmanlı’dan İngiltere’ye, Almanya’dan Amerika’ya kadar birçok emperyalist gücün çıkarlarına yanıt vererek onlardan yararlanma çabası içinde olmuştur. Öyle ki, Yahudiler’e soykırım uygulayan Nazi faşizmiyle bile işbirliği yapmaktan çekinmemiştir. Ortadoğu’da kendilerine bağlı bir ileri karakola ihtiyaç duydukları oranda, emperyalistlerin de siyonistler ile çıkarları çakışmıştır.

Bu temelde kurulan İsrail devleti emperyalistlerin beklentilerine fazlasıyla karşılık vermiştir ve vermeye devam etmektedir. Bu kanlı misyona karşılık siyonistlere sadece ABD emperyalizmi tarafından 100 milyar doları aşkın geri ödemesiz kaynak akıtılmış, kitle imha silahları dahil olmak üzere en modern silahlarla donatılmıştır. Dahası emperyalistlerden aldığı silah teknolojisi sayesinde İsrail, silah ihraç eden ülkeler arasına girmiştir. Filistin’e karşı işgal ve katliamların hız kazandığı günlerde Türk Genelkurmayı tank modernizasyonu ihalesini bir İsrail firmasına vermiştir.

Kasap Şaron’un aradığı ortam 11 Eylül sonrasında oluştu

İsrail tarihi boyunca bütün siyonist yönetimler, Filistin halkına karşı katliam, yıkım ve sürgüne dayalı uygulamaları hayata geçirmişlerdir. Resmi politikaların yetersiz kaldığı yerde faşist cinayet şebekeleri devreye sokulmuştur. İsrail’de devletin üst yönetim kademelerine yükselenlerin hemen hepsi kanlı katliamcılar arasından seçilmiştir.

Bunların en başta geleni kuşkusuz ki Ariel Şaron’dur. Bu katil gençlik yıllarından itibaren paramiliter örgütlerde yer alarak sayısız katliama bizzat katılmış, bu icraatları sayesinde sürekli yükselerek başbakanlığa kadar gelmiştir. “Oslo Antlaşması” gibi Filistin halkına birkaç kırıntı dışında bir şey vermeyen bir anlaşmaya bile tahammül edemeyecek kadar azgın bir siyonist olan Şaron, ikinci intifadanın da tetikleyicisi olmuştur.

Eylül 2000’de başlayan ikinci intifadaya karşı işgalci İsrail ordusu azgın bir saldırı başlattı. Barak’tan sonra Şaron’un başbakanlığa gelmesi ve ardından gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının sağladığı ortamda ise, İsrail saldırıları had safhaya ulaştı. Bu yılın başından itibaren fiili işgal ve toplu katliamlar günlük uygulamalar haline geldi. Savaş kurallarını hiçe sayan İsrail, modern silahlarla donatılmış ordusu ile Filistin’i adeta bir ölüm tarlasına çevirdi. Her Filistinli hedef haline geldi. Filistinli işçilerin işlerine gitmesi engellendi. Su kuyuları dozerlerle tahrip edildi. Sulama şebekeleri yıkılarak sulama engellendi. Bağlar, zeytin ağaçları söküldü, hasat zamanı gelmiş ekinler vb. sistemli bir şekilde yokedildi.

Filistin ekonomisi siyonist işgalin ardından yok olma noktasına geldi. İşsizlik, yoksulluk, yetersiz beslenme, hastalık ve ölüm oranlarında büyük artışlar yaşandı. Son olarak İsrail Yüksek Mahkemesi aldığı bir kararla, direnişçi Filistinliler’in yakınlarını Batı Şeria’dan Gazze Şeridi’ne sürgün etti. Kentler tampon bölgelerle birbirlerinden ayrıldı. İsrail askerleri öldürdükleri Filistinliler’in paralarını, ziynet eşyalarını, elektrik-elektronik aletlerini yağmalıyorlar. Öyle ki, Birleşmiş Milletler gibi bir paravan örgüt bile yaşananları “felaket” olarak nitelemek zorunda kaldı. Siyonistler’in amacı, bu vahşi uygulamalarla Filistin halkını topraklarından sürmektir.

Filistin halkına yaşatılan bu yıkım dünyanın birçok yerinde protestolarla karşılandı, yüzbinlerce insan tarafından nefretle kınandı. Ancak İsrail’e karşı hiçbir yaptırım uygulanmadı. Tam tersi bir tutum alan emperyalist güçler, Filistin direnişine “terör” damgası vurarak direnişi mahkum etmek için yoğun çaba sarfettiler. Onlara göre Şaron “terörle mücadele ediyor”. Birleşmiş Milletler kararlarına uymadı diye ülkeleri işgal eden emperyalistler, BM’nin hiçbir kararına uymayan İsrail’i kınamak bir yana, onu terörün kurbanı olarak göstermeye başladılar.

Bush ile Şaron’un “terörizmle savaş”ları

11 Eylül’den sonra Amerikan emperyalizmi başlattığı dizginsiz saldırı politikasını “teröre karşı savaş” argümanına dayandırdı. İnsanlık tarihinin tanık olduğu bu en büyük terörist güç teröre karşı savaşın “baş kahramanı” oldu.

Bu toz duman ortamından faydalanan Beyrut kasabı Şaron, Filistin’i işgal etmek, yakıp yıkmak ve Filistin halkını yeni bir katliamdan geçirmek için harekete geçti. Zira artık baş haydut Bush “teröre karşı” savaşı başlatmıştı. El Kaide ile Filistin direniş hareketini aynı kefeye koyan Şaron’a ilk destek ABD yönetimi ve Bush’tan geldi. ABD’nin tam desteğini alan siyonistler, Arap ülkelerinin de sessiz kalması sayesinde Filistin’de işledikleri suçlarını olağan bir uygulama haline getirdiler. Özellikle Mart ayında yükselen siyonizm karşıtı tepkilerin de geri çekilmesi İsrail’i oldukça rahatlatmış bulunuyor.

Böylesi bir ortamda Şaron gibi bir katil çıkıp “teröre karşı mücadele” konusunda uluslararası bir anlaşma yapılmasını önerebiliyor. Tabii bu önerinin ilk muhatapları ABD ve Türkiye. Zaten Ortadoğu halklarına karşı üçlü şer mihveri oluşturan bu devletler, başka ülkeleri de bu anlaşmaya katılmaya çağırıyorlar. Böylece İsrail’in Filistin’de işlemeye devam ettiği vahşi katliamlar meşrulaştırılıyor, siyonistler ise “teröre karşı mücadele”nin savunucuları oluyor.

El Kaide “bulunmaz nimet”

Bilindiği üzere El Kaide bir CİA beslemesidir. Başındaki Bin Ladin de dahil olmak üzere Ortaçağ zihniyetli bu gericiler, ABD tarafından silahlandırılıp eğitildiler ve ona hizmet ettiler. Son yıllarda El Kaide, Amerikan emperyalizmi tarafından dünyanın en tehlikeli örgütü olarak lanse edilmeye başlanmıştı. 12 Eylül’den sonra ise, bir ülkeye saldırmak için o ülkenin El Kaide militanlarını barındırdığını iddia etmek yeterli bir neden sayılıyor. Sık sık Amerikan basını ya da resmi sözcüleri tarafından açıklamalar yapılıyor ve bazı ülkelerde (İran, Irak, vb) El Kaide militanlarının barındığı iddia ediliyor. Bu açıklamalar Amerikan yönetimine uşaklık yapmayan ülkeleri sindirmeyi ve onlara olası bir saldırı için zemin hazırlamayı amaçlıyor.

ABD’nin başını çektiği emperyalist savaş ve saldırganlık politikasına en hararetli destek siyonistlerden geliyor. Siyonistler bir an önce Irak’a saldırılması gerektiğini tekrarlayıp duruyorlar. Zira Filistin dışında saldırmak istedikleri ülkeler (Suriye, Lübnan vb.) var ve savaş sayesinde bu olanağa kavuşacaklar.

Siyonist basın son günlerde ABD basını gibi yalan haberler üretmeye başladı. Lübnan ve Suriye’de El Kaide militanlarının barındığı iddia ediliyor. Oysa Suriye yönetiminin bu tür dinci örgütlere sert tutum aldığı biliniyor. İsrail’in bu iddiaları kirli amaçlarına ışık tutarken, ABD’ye saldırının ilk hedeflerinden birinin Suriye olması gerektiği mesajı veriliyor.

11 Eylül sonrası süreç siyonistlerin istediği ortamı sağladı. Azgın ve pervasız saldırılarını tırmandırıyorlar. Son günlerde Lübnan ve Suriye’ye de tehditler savurmaya başladılar. Amerikan emperyalizmi de gittikçe yalnızlaştığı, saldırgan politikasına destek bulmakta güçlük çektiği için, siyonist desteğe daha fazla önem veriyor.

ABD emperyalizminin ve siyonizmin çıkarları Ortadoğu’yu bir yangın yerine çevirmek noktasında buluşmaktadır. Bu gerici faşist saldırganlığın Ortadoğu’daki en büyük destekçisi ise işbirlikçi Türk burjuvazisidir. Savaş hazırlığı çerçevesinde Amerika’ya uzun bir ziyaret gerçekleştiren ve Amerika’da bakan gibi karşılanan büyükelçi Uğur Ziyal, ABD dönüşü ayağının tozuyla İsrail’e gitmiştir.

Bölge halklarını hedefleyen bu gerici ittifak bütün hazırlıklarını savaşa göre yapmaktadır. Böylesi bir savaşın nasıl bir yıkım yaratacağı yeterince açıktır. Hedefi, Amerikan emperyalizminin bölgede tam hegemonyasını tesis etmek, İsrail siyonizmini rahatlatmak, bu arada Türk burjuvazisine de yağmadan kırıntı vermek olan bu savaşa karşı, her türlü güç ve imkanları seferber ederek mücadele etmeliyiz. Aksi durumda tüm bölge halkları ağır bedeller ödemekle karşı karşıya kalacaklardır.