7 Eylül '02
Sayı: 35 (75)


  Kızıl Bayrak'tan
  "Stratejik müttefik"e stratejik uşaklık
  Alevi emekçilere kurulan tuzak...
  İttifak arayışları hangi ihtiyacın ürünü?
  CHP operasyonu sürüyor
  Emperyalist saldırganlık ve İsrail siyonizmi
  Devlet İMF programına sadakatte kararlı...
  Her düzeyde eşit ve parasız eğitim hakkı!
  Kayıt parası, katkı payı soygununa son!
  Seyhan Belediyesi'nde biten grevin ardından...
  Fatma Tokay Köse, hayat kurtarma işkencesi altında şehit düştü
  Topyekûn saldırıya karşı sınıf seferberliği!/2
  Tekellerin aşırı kâr hırsı insanlığı felakete sürüklüyor
  Dünyanın en büyük zirvesi fiyaskoyla sona erdi
   Fakirlere "vah vah" toplantısı
   6-7 Eylül olayları...
   1 Eylül eylem ve etkinliklerinden...
   Pendik İşçi Kültür Evi açıldı...
   Sosyal bir devrim için saygılarımızla"
   Barış ve Kürtler...
   Afganistan'da işler sarpa mı sarıyor?
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Seyhan Belediyesi’nde biten grevin ardından...

Seyhan Belediyesi’nde sonuçlanan grevi sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için, 7 aydır süren TİS görüşmelerini masaya yatırmak gerekiyor. Görüşmeler boyunca belediye başkanının sendikayı muhatap almayan bir tutumu vardı. Sendika en baştan itibaren bu tutumu teşhir ederek kamuoyu yaratabilirdi. Ancak bunu yapmadı. Bu işvereni cesaretlendirdi. İşveren TİS sürecini uzatarak işçiler üzerinde basınç oluşturmaya çalıştı. İşçi fazlalığı olduğu, sendikanın taleplerini karşılayamayacağı gibi açıklamalarla kamuoyunu yanıltmayı sürdürdü.

Sergilenen pasiflik, uyuşmazlık tutanağının geciktirilmesi, greve çıkış süresinin sonuna kadar kullanılması, sendikanın uzlaşma zemini yaratmaya çalıştığının göstergesiydi. Sendika başından kararlı ve net bir tutum sergileyemedi. Buna rağmen işçiler cephesinden kararlı bir duruş kendini hissettiriyordu. Sendika bunun basıncı ile greve çıktı. Grevin başlangıcında işçilerin kararlılığı ve coşkusu doruktaydı. Sendikanın grev organizasyonunu sadece sendika yöneticileri ile yürütmesi, bunun içine işçilerin sokulmaması, grev yerine bir türlü çadır kurulamaması, çay organizasyonunun ikinci gün kaldırılması, çay-şeker gibi basit ihtiyaçları karşılamak için dahi bir çaba harcanmaması, bunun göstermelik bir grev olduğunu gösteriyordu.

İşveren kamuoyunu yalan yanlış bilgilerle yanıltırken, sendika kamuoyunu bilgilendirecek doğru dürüst hiçbir şey yapmadı. Sendikanın işverenle üçüncü günün gecesinde yaptığı anlaşma sonucu %32’lik bir artışı kabul ettiği yerel basında çıkınca, işçilere açıklama yapmak zorunda kaldılar. İşverenin verdiği rakama sıcak baktıklarını açıkladılar. Bu açıklamayla birlikte grevin nasıl sonuçlanacağı belirlenmiş oldu. Bu artışa temizlik işçilerinin tepkisi çok fazla idi. Sendikanın taleplerden taviz vermemesi gerektiğini her fırsatta dile getiriyorlardı. Ama sendika uzlaşmacı tutumundan vazgeçmeyerek grevi %35 artışla bitirdi.

Sendikanın bu kadar rahat hareket etmesinin en önemli nedeni, işçilerin sözleşmenin başından beri inisiyatifi sendika yöneticilerine bırakmaları oldu. Özellikle temizlik işçileri birleşik bir görüntü sergilemelerine rağmen, örgütlü bir tarzda hareket etmeyi başaramadılar. Bunun için en başta işçilerden oluşan TİS komitesi hayata geçirilmeliydi. Yine greve çıkılmadan önce grev komitesi oluşturularak inisiyatifi işçiler ellerine almalıydılar. Kararlı bir şekilde başlayan ancak istenmeyen bir şekilde sonuçlanan grevden tüm bu açılardan gereken dersler çıkartılmalıdır.



Grev sonrasında temizlik işçilerine dağıtılan bildiri:

Gücümüz birliğimizde ve örgütlülüğümüzdedir!
İşyeri örgütlülüklerimizi yaratalım!

Kardeşler,

Büyük bir coşkuyla, davul-zurna eşliğinde çekilen halaylarla, birlik-beraberliğimizi, kararlılığımızı dile getiren gür sloganlarımızla başlayan grevimiz 5. günün sonunda arzu edilmeyen bir şekilde sona erdi.

Türkiye’deki yaşam standartları gözönüne alındığında bu sonuçtan memnun olmak mümkün değil elbette. Sorarsak sendikacısı da memnun değil, işçisi de. Grevin bu şekilde sonuçlanmasında sendika yönetiminin payı büyük. Ancak topu salt onlara atıp, bu sonucun faturasını da sadece onlara kesmek, bu deneyimden gerekli dersleri çıkartamamak anlamına gelecektir.

Arkadaşlar,

Grevin bu şekilde sonuçlanmasında kendi sorumluluğumuzu da görmek zorundayız. Bizlerin de iyi niyetlerine, kararlılığımıza, birlik-beraberliğimize rağmen bir takım eksikliklerimiz var. En büyük eksikliğimiz ise inisiyatifi tamamen sendikacıların eline bırakmaktı.

Sözleşme süresince de, grev boyunca da bu böyle oldu. Bugün Türkiye’deki sendikal anlayış, ücret sendikacılığı anlayışının da çok çok gerisine düşmüş durumdadır. Artık, sendikalarımız, bizler için insanca yaşamaya yetecek bir ücreti bile talep edemeyecek, alamayacak duruma gelmişlerdir. Tabii ki bunu görmek, sendikaları kaldırıp çöpe atmak anlamına gelmiyor. Sendikaları vareden biz işçileriz ve onları tekrar işlevli hale getirecek olan, onları kendi sınıf çıkarlarımız doğrultusunda seferber edebilecek olan da yine bizleriz. İşyerlerimizde taban örgütlülükleri yaratarak, tabanın iradesini sendikalara yansıtarak bunu başarabiliriz.

İmzalanan sözleşmenin ardından, geçtiğimiz sözleşme döneminde olduğu gibi yine sürgünlerin, işten çıkartmaların geleceğini beklemek gerekir. Bu, işyeri örgütlülüğümüzü bir an önce yaratmanın acil bir ihtiyaç olduğunun da göstergesidir. Bunun için bir an önce harekete geçmek gerekecektir. Bu konuda özellikle de biz öncü işçilere büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.

İşçilerin birliği, sermayeyi yenecek!

Adana Öncü İşçi Platformu Gişimi



Anlaşma sonrası Seyhan Belediye işçileri ile konuştuk...

“Türkiye işçi sınıfı adına da
kötü bir örnek oldu!”

- Yapılan sözleşmeyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

1. işçi: Bu konuda fazla söze lüzum yok. Satıldık, tek kelimeyle. İlk günkü coşkuyu düşünüyorum ve yazık diyorum. Grevimiz böyle sonuçlanmamalıydı. Biz belediye işçileri olarak İMF programını delmeyi hedeflemiştik başlangıçta. Bunu başarabilecek kararlılıktaydık da. Bunu başarabilseydik, tüm Türkiye işçi sınıfı için bir kazanım, bir örnek teşkil edecekti. Sözleşmenin bu şekilde sonuçlanması sadece Seyhan işçisi için değil, Türkiye işçi sınıfı adına da kötü bir örnek oldu. Bu kötü örneği gösterip, onları da razı edecekler sefalet ücretlerine.

2. işçi: Yapılan sözleşmeden memnun değiliz. Çünkü greve kararlılıkla, canlı bir şekilde başladık. Grevin ikinci gününde sendika yöneticileri işverenle biraraya geldiler. İlk 6 ay %14, ikinci 6 ay %18 toplam %32 zam artışı olmak üzere, %10’luk sosyal hakları da maaşa ekleyerek %42’lik artış önerisini görüştüler ve işverenle anlaştılar. Bu kurula getirildi. 40 kişiden oluşan kurul buna şiddetle karşı çıktı. Toplusözleşmeyi ikiye bölerek değil, ücret artışı yıllık olarak %46’dan aşağı olmamak üzere bir yüzde belirlendi. Sosyal hakların da buna eklenmesi kararı alındı. Ama her ne hikmetse grevin 5. gününde %16, %19+sosyal haklarda anlaşıldı. Grevin de +3 puan için yapıldığı ortaya çıktı. Sözleşme işçilerin büyük çoğunluğu tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. Sendikacıların yandaşları dışında kimse onaylamdı sözleşmeyi.

Grev süresince sendikanın tutarsız tavırları sürdü. Çadır kurulmadı, işçiyi canlı tutacak şekilde davul getirilmedi. İşçilere işverenin önerdiği rakama sıcak baktıklarını söylemeleri, DKÖ’lere yeterince gidilmemesi de grevi olumsuz etkileyen sebeplerden.